Silaha Yeminliydim

Yıl1965
TürDram, Macera

“Anadolu’nun bir türlü tedavi edilmeyen çıbanı bu… Kan davası!”

Film başlarken bir Kerkük türküsü. “Güler oynarım yanar ağlarım//Güler oynarım oy oy bahtı karayım//Evin önünde kabrimi kazın//O yârin adın(ı) taşına yazın.”

Adana’da bir kasaba… Ortaokul öğrencisi Hasan o gün yine okula gidememiş. Tarlada, anne ve babasına yardım etmek zorunda.

Sınıf arkadaşı Zeynep’le birbirlerini seviyorlar. Mahpushanede, Sami’ye “Bir yaşlı teyzesi vardı, sonra O da…” diyecektir delikanlı. Genç kız, öğretmen, Hasan ise subay olmak istiyor.

Tarlada olduğu gün yaşayacakları, okul yaşamını tümüyle bitirecektir.

Yemek için çalışmaya ara verdiklerinde, annesi, ekmeği evde unutmuş. “Hadi bir koşu al da gel. Bacına da bak, dediğim işleri yapmış mı?” diyor. Eve yaklaşırken kız kardeşinin çığlıklarını duyarız!

“Breakfast At Tiffany’s”deki (1961) (Henry Mancini) ‘The Big Heist’. Sonrası korkulu bir düş. Komşuları Ali ve Kadir’in babası, küçük kıza saldırmış. Hasan, duvardaki tüfeği kapıp… İki kurşun!

Ağır Ceza’da “Yaşının küçüklüğü nazarı itibara alınarak 4 yıl müddetle ıslahhaneye konmasına, 4 yılın hitamında 8 yıl hapsine” karar verilir.

Yıllar sonra, Zeynep aynı kasabada ilkokul öğretmenliği yapıyor.

Mektuplarında Hasan’a sevgisi var hep. “Seni göreceğim geldi. Çıkınca çalışacaksın, yeni bir hayata başlayacaksın.”

Delikanlının özgür olmasına yalnızca üç ay kala olanlar olur.

Özellikle Kadir, babalarının öcünü alamamış olmaktan rahatsız. Karısının ve “mektep medrese görmüş” kardeşinin konuşmaları yeterli olmaz. Duraksaması nedeniyle “Öz kardeşim olduğundan şüphe edesim geliyor” diye baskı yaptığı Ali’yle Hasan’ın annesini, babasını ve kız kardeşini öldürürler!

Biri suçu üzerine alır da öteki serbest kalırsa kurtulma çareleri ararmış. Kadir suçu üstlenip sonraki günlerde bir yolunu bulup kaçıyor.

Hapishane, Hasan’a da dar gelmeye başlamış. Savcılık emri ile trenle Sivas’a gönderilecekti. Dayısı Yakup, olanları Zeynep’e tek sözcükle anlatıyor; “Kaçmış!” Sonraki bir gün kasabaya varışını da öyle; “Geldi!”

Kelepçelerini kestiği sahnede unutulmaz ‘Dragnet’ (1951) (Miklós Rózsa / Walter Schumann) melodisi var.

Ali, yaptıklarına bin pişman. Söyledikleri durumun özeti gibi; “Ne iş be! Biz O’nu arıyoruz, O bizi. Jandarma hepimizi! Bakalım bu işin sonu ne olacak?”

Ne olacağı belli! Genç öğretmen, Hasan’ı durdurmaya çalışır ama başaramaz.

‘The Rite Of The Spring (Le Sacre Du Printemps)’deki (1913) (Igor Stravinsky) “Glorification Of The Chosen One (Glorification De L’elue)”. Ali’nin yaralanması, Kadir’in ölümüyle sonuçlanan çatışmadan sonra, sevdiğini kim bilir kaç yıl daha bekleyecektir! “Neredeyse jandarmalar gelir. İyi mi oldu? Bu dünyada yaşamak varken dövüşmek niye?”

Birbirlerine sarılmışken fonda Ahmet Sezgin’in sesi.

“Ölüm ardıma düşüp de yorulma//Var git ölüm bir gün yine gel//Akıbet alırsın koymazsın bizi//Var git ölüm bir gün yine gel.”

(Yazan: Murat Çelenligil)

Kadro

Oyuncular

14 kişi
Yapım

Künye

SenaryoYücel Uçanoğlu
Görüntü YönetmeniKenan Davutoğlu
YapımcıHasan Kazankaya
Sinemaseverler

Yorumlar

1 yorum
incecumali24 Mayıs 2007

Kan davası güden bir insanın " Bende onlardan birilerini öldüreyimde isterse kaç sene yatarsam yatayım. Hiç değilse kanlılarını öldürdü diye benden övgüyle bahsederle" diyor. Kendinden övgüyle bahsedilmesi için yıllarca hapishanede yatmayı yeğleyen bir insan.Sanırım ülkemizde bu gibi cehalet hala mevcut....

Yorum yaz

Benzer

Yılmaz Güney'in diğer filmleri

Filmografi →