Gloria
Eski bir silahlı soyguncu ve şov kızı, birdenbire anne babası mafya tarafından öldürülen bir çocuğu korumak zorunda kalır. Mafya çocuğu da öldürmek ister ama önce Gloria’yı (1980’de bu rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar® Ödülü’ne aday gösterilen Gena Rowlands) aşmaları gerekecektir. Film yapımcılığındaki benzersiz yaklaşımıyla tanınan yönetmen John Cassavetes, etkileyici ve gerilim yüklü bir hikâye sunuyor.
Bir muhasebecinin (Buck Henry) elinde, birçok mafya babasını uzun süre hapse attırabilecek bir hesap defteri vardır. Ancak öldürülmeden önce, defteri ve oğlunu komşusu Gloria’ya emanet etmeyi başarır. Gloria isteksizce çocuğu alıp kaçar, bir yandan da bazen silah zoruyla mafyayı uzak tutmaya çalışır. Sonunda kaçmaktan bıkar ve onlarla yüzleşmeye karar verir!















<p>Biçim ve içerik olarak bağımsız bir film olan "Gloria" nın çekimleri genel olarak gösterişsiz ve pahalı olmayan, sokaklar, mezarlık gibi mekanlarda gerçekleştirilmiştir. Filmin başında bir 'helicam' sahnesi varsa da bu zaten kopuk bir tanıtım sahnesidir. Kopuk derken, 12 Eylül takvim yaprağı gibi istenilen yere yapıştırılabilir. Başrolünü John Cassavetes'in eşi "Gena Rowlands"ın oynadığı daha doğrusu 'show' yaptığı "Gloria"da cesurca oyuncu seçimi dikkat çekmektedir. Büyüğü on üç, küçüğü dokuz yaşında iki çocuk annesi olan, gözleri bozulmuş, saçları dökülmüş ve kendinden yirmi dört yaş büyük bir adamla evli olan yirmi altı yaşında bir genç kadın "Julie Carmen" ile, elinde bavulu, yüksek ökçeli ayakkabılarıyla sokak sokak hiç yorulmadan koşan, gözünü kırpmadan ortalıkta adam öldüren, insanları rehin alan, eli silahlı elli yaşında bir kadın daha. Ama bunlar mantık hatası olmaktan ileri gitmiyor, Cassavetes'in güçlü senaryosu ve yönetimine kapılarak filmi baştan sona heyecanla izleyebiliyor, kameranın peşinde koşabiliyorsunuz. Üstelik hayatının ilk ve tek rolünü (Phil Dawn) oynamasına karşın "John Adames" da, tahminime göre Cassavetes'lerin adım adım direktiflerine uyarak iyi iş başarmış. Bu arada Bill Conti'ni müziği, Tony Ortega'nı saksafonu ve Tommy Tedesco'nun gitarı bir harikaydı. Dilek Pakalın