Solino
Hikaye 1960’larda başlıyor...
İtalya\'nın Solino kasabasında yaşayan Amato ailesi Almanya’ya taşınma kararı alır. Artık kendi küçük sahil kasabalarında iş bulmak çok zorlaşmıştır çünkü... Ayrıca Almanya\'ya taşınmış olan akrabaları, oradaki hayat ve çalışma şartlarının ne kadar iyi olduğunu söyleyip durmaktadır. Baba Romano Amato, Almanya’da bir iş bulup, ailesine daha iyi bir hayat yaşatabileceğini düşünür.
Küçük kasabalarında her gün ötekinin aynı, olanaklar kısıtlı, yaşam sakin ve sürprizsizdir. Ancak, oğulları Gigi ve Giancarlo ile Almanya\'ya vardıklarında, Amato ailesi hayal ettikleri manzarayla karşılaşmaz. Evleri küçük ve bakımsız, Romano’nun bulduğu iş çekilmezdir. Üstüne üstlük dilini bilmedikleri bu yabancı ülkede kendilerini dışlanmış hissederler. Yemeye alıştıkları sebzeleri bile bulamazlar Alman manavlarında.
Çaresizlik içinde kıvranırken, bir çıkış yolu bulurlar: bir pizzacı açacaklardır. Böylece, hem kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlayacak bir restoranları olacak, hem de en iyi bildikleri işi yapacaklardır. \"Solino\" adını koydukları bu pizzacı, yaşadıkları Ruhr bölgesindeki ilk İtalyan lokantasıdır. Lezzetli yemekleri, bol porsiyonları, kareli masa örtüleriyle sıcak atmosferi sayesinde restoran kısa sürede popüler olur.
Küçük Gigi ile Giancarlo da yeni hayatlarına, karakterleri doğrultusunda adapte olurlar. Belli ki, daha duygusal ve canayakın olan Gigi’nin yaşamını sinema tutkusu şekillendirecek, biraz çıkarcı ve yalan söylemeye eğilimli olan Giancarlo’nun hayatını da kardeşiyle her konuda yarışma tutkusu yönlendirecektir. Kardeşler arasındaki rekabet, aynı kıza aşık olduklarında, daha önce olmadığı kadar acımasız bir boyut alır.
Birer yetişkin olduklarında babalarıyla aralarında sürekli bir sürtüşme yaşarlar. Romano, oğullarının aile işini devam ettirmesini beklemekte, Gigi ise sinema tutkusunun peşinden giderek filmler yapmak istemektedir. Restoranın tutulması ile işini büyüten Romano’nun değerlerini birer birer yitirmesi, aile bağlarının yavaş yavaş çözülmesine yol açacaktır.














abi çok siyah kardeş ise çok beyaz ara renkler yok gibi ama yinede güzel
önünden arkasından solundan sağından her yönüyle güzel bir film.zaman geçişleri mükemmel olmuş.
aile bağları, kardeş ilişkileri ve belki de rekabeti üzerine iyi bir film. almanya da yaşayan bir italyan ailesinin güçlü aile bağları, oğularının aynı kıza aşık olmasıyla yavaş yavaş belki de bahanesini bularak çüzülmeye başlar bu film olayları fazla dramatize etmeden yer yer komedi unsurlarıyla harika sürükleyici bir halde anlatıyor. fatih akın yine aile üzerine anlatacak cok şeyi oldugunu kanıtlıyor.
solinoyu başta fatih akının tüm filmlerini izlemiş olmak için açmıştım.ama şimdi iyi ki izlemişim diyorum.çünkü film süresince o kadar keyifliydim ki.film boyunca aile kavramını ,aşkı,kardeşlik kavramını,ihaneti,özlemi,yalnızlığı düşündüm.çok samimi bir film.
Ben filmi dün gece izledim ve tek kelime ile bayıldım...Bu kadar sıradan ve aynı zamanda sıradışı olabilir. Sıradanlığı filmdeki insanların kendi halleri, hiç abartı yok hiçbir konuda makyaj, kıyafet, adap hepsi o kadar doğal. Sıradışı çünkü çok az filmde rastlanabilecek şekilde olaylar birbiri ile tam olarak bağlantılı olması gerektiği gibi, gerçek hayattada başka olamazdı zaten. O abinin kafasına hiçbir zaman taş düşüpte harika, iyi kalpli biri olamazdı öylede olamadı. Ufak sürprizler tam yerinde kullanılmış. Küçük kardeşin çoçukları olmuş meğerse aradan yıllar geçmiş, telefonu kapatıp bahçeye geçmesi ile anlıyorsunuz 2 saniye içinde. Ne diyelim Fatih Akına başarılar dileyelim.
Fatih Akın bu filmden sonra Wüste Film şirketinden ayrıldı. Çünkü başta italyanca olarak çekilen film montajda Almanca dublajlı olarak Almanya da vizyona girdi. Onun dışında senaryo ve Fatih Akın ın performansı zayıf. Bence Fatih Akın bu film yerine Kebab Connectionu yönetmeliydi...