Taş
The Stone
Çocukken geçirdiği bir kaza sonucu bazı zihinsel yetilerini kaybetmiş olan Selim, onu kaldığı devlet yurduna götürmek isteyen Memur adında birinden kaçarken bir evin kapısının önünde yorgunluktan bayılır. Emete, kapıda yatan kişinin, yıllar önce kaybolan oğlu Hasan olduğunu düşünür. Bundan öyle emindir ki, kocasıyla kızını da buna inandırır.
Selim’in ansızın kapılarında belirmesi, evin içindeki buzları çözmüş, aileyi yeniden hayatın içine çekmiştir. Selim, uyandığında kendisini Selim olarak tanıtır, ama Emete, oğlunun sırtındaki yarayı ve konuşma bozukluğunu sebep göstererek, bu kişinin Hasan olduğunda ısrar eder. Selim köyden ayrılmak ister fakat Memur hâlâ onun peşindedir, üstelik köylüleri ona karşı kışkırtmaya çalışmaktadır.
Selim, Memur’dan kaçarken yaralı olarak Sesik köyündeki bir eve sığınır. Bu evde yaşayan ailenin oğulları 20 yıldır kayıptır. Evlerine gelen bu yabancıyı Emete (50) yıllar önce ölen oğlu Hasan olarak sahiplenir. Kocası Ekber (55) ve kızı Suna ona inanmakla inanmamak arasında gidip gelirler.
Selim iyileşip uyandığında hayatını kurtaran bu insanları tanımadığı ortaya çıkar, kendi geçmişini hatırlamıyor olması işleri zorlaştırır. Suna onun bir yabancı olduğunu anlar. Zeliha ise oğlunun yüzündeki yarayı ve konuşma bozukluğunu sebep göstererek, bu kişinin Hasan olduğunda ısrar eder. Oğlunun kaybolduğu günkü kaza söylentilerini hatırlatır. Gelen adamın gözleri ve elleri Hasan’ınkilerin aynısıdır...



















İlk yorumu siz yazın.