Ya Ben Ya O
‘Carmen Süiti’ No. I / Andante Moderato (1845) (Georges Bizet). Birinci perde prelüdü ilk dakikası. Nuray ve Samim, Bergama Harabeleri’ni geziyorlar. ‘Milyoner müteahhit’ Rıza Bey, Fikret’in gammazlamasıyla onları ‘yakalamış’.
Rıza; “Bana bak çeyiz hırsızı, ben adamı ayağımın altına alırsam Allah yarattı demem.”
Nuray; “Baba, babacığım.”
Rıza; “Hâlâ ‘baba’ diyor. Sus rezil. (Samim’e) Kızı kandırıp ‘Rıza Bey’in paralarını cebe atmak’ ha? Ben köpek beslemiyorum anladın mı?”
Samim; “Senin ağzından çıkanı kulağın işitmiyor galiba. Cebinde 3 kuruşun var diye.”
Rıza; “Bir de konuşuyor (delikanlıya bir tokat atar).”
Samim; “Yemin ederim bu tokadı çok acı ödeyeceksin. Yemin ederim, yemin ederim.”
61’in Haziran’ı. ‘Dünden bugüne kesintisiz sürüp gelen Anadolu. Anlatmakla bitmeyen ve bitmeyecek sayısız efsane.’ Kızlı erkekli 8 genç İstanbul’dan Bergama Harabeleri’ne gelmiş. Hepsi de ‘zengin ve tanınmış ailelerin çocukları’. Gördükleriyle ‘feza asrından yüzyıllar öncesine uzanan tarihi bir baş dönmesi’ yaşıyorlar.
Mitoloji ve ‘Grekoloji’ üzerine bilmişlik taslayan Fikret. “Binlerce sene evvel ilk güzellik seçimi burda yapıldı yahu. Üç güzel kadın varmış. Bir çoban bulmuşlar.” Daha gerçekçi olmak için orada uyuklayan abalı birine seslenir; “Ey, çoban. Sana ilahi bir vazife verildi. Dünyanın en güzelini seçeceksin.”
‘Çoban’ üzerindeki abayı atınca baltayı taşa vurduğunu anlar; “Hayda, arpa ektim darı çıktı.” Alay ettiği kimse, Samim, ilkçağ ilahlarını kıskandıracak kadar gösterişli.
Daha başlangıçta Nuray’la aralarında bir bağ oluşur. Başarılı bir yüksek mimar-mühendis. Üstelik Antik Çağ konusunda çok bilgili. Evi sahile yakın bir kulübe. İstanbul’da ‘dünyanın parasını kazanmak yerine’ oradaki sakin yaşamı seçmiş. Paraya kıymet vermiyor. ‘Birçok kapıyı açarken birçoklarını da kapadığını düşünüyor’. Oysa genç kızın babası ‘hayatı bir mücadele, silahını da para olarak kabul eder’miş. İki ayrı kudret, iki ayrı kutup gibiler.
Bu arada Fikret kıskançlık içinde. Terslenip duruyor. Kahramanımızın akıntı için uyarmasına karşın sırf inat olsun diye Nuray’ı Tuzla’nın orda denize girmeye zorlar. ‘Dört Mevsim’ (1723) (Antonio Vivaldi); 2 Numaralı Sol minör, Op. 8 RV 315 Konçerto ‘Yaz’ III. Presto’nun olduğu heyecanlı sahnede genç kızı boğulmaktan yine Samim kurtarıyor. [Bu sırada filmin bir sürprizi var. “Siz bir kahramansınız. (Fikret için) Alçak, korkudan yapıştığı kayayı bırakamıyor… Kız ölüyordu az kalsın” diyen genci Sadri Alışık seslendirmiş.]
Birbirlerini çok sevmişler ama şimdilik dünyaları ayrı. İstanbul mu Ayvalık mı ortak bir karar vermeleri zor. Zaten fazla kafa yormalarına gerek kalmaz. Fikret’in haber ilettiği Rıza Kozoğlu kızını almaya gelmiş. Samim’e attığı tokat ona pahalıya mal olacaktır.
‘Andalucia’ (1916) (Ernesto Lecuona) melodisi olan Gazino. On ay geçmiş. Rıza Bey’le Fikret’in babası Armatör Nuri Bey ‘çocukların nişanını konuşuyorlar’. Her ikisinin de işleri pek yolunda değil. Hele Kozoğlu aylar var ki bir iş alamamış. ‘Ufuk’ diye bir şirket ona ihale kaptırmıyor. O gece Samim çıkagelir. Nuray’ı Fikret’in yanından ‘La Cumparsita’ (1917) (Gerardo Matos Rodrigues) ile dansa kaldırıyor.
Samim; “Ayvalık’ta küçük bir ev. Seven ve bekleyen bir adam. Sana haber yolladı.”
Nuray; “Ne diyor?”
Samim; “ ‘Kötü bir adam olmak üzereyim’ diyor. ‘Nasıl olsa karım olacak, beni düşmeye bırakmasın’ diyor.”
Genç kız iki arada bir derede. Rıza Bey, rakip şirketin Samim’e ait olduğunu öğrenir. “Bu müesseseyi para kazanmak için değil seni batırmak için kurdum. Evvele sıfıra indireceğim seni. Sonra iflas ettireceğim.”
Kükürt Fabrikaları blok inşaatı için neredeyse birbirlerinin gırtlağına sarılmışken Rıza Bey büyük bir hata yapar; Tekliften önce toprakaltı incelemesi yaptırmamış. Yer bataklık olduğundan ‘7–8 milyon içerde’. Ama paçayı kurtarması için bir yol var.
Samim; “Bu işi alırım üzerinden. Yapacağın mukaveleyi bana devredersin. Karşılığında Nuray’ı bana vereceksin.”
Nuray; “Samim, satın mı alıyorsun beni? Beni sevdiğini sanıyordum. Nasıl hakaret edebiliyorsun böyle?”
[Aylar sonra benzer şeyi söyleyen Rıza şu yanıtı alacaktır; “Hayır, ben onu satın almadım… Ben ona babasının, sadece para düşünen muhitinin ne kadar iğrenç olduğunu anlatabilmek için ‘seni satın aldım’.]
Nikâh masası ve genç kızın gözünde bir damla yaş. Sonrasında, kırılan kalbi tekrar kazanmanın şirket devirmekten daha zor olduğunu öğreniyoruz.
Delikanlı çözümü içkide bulur. Sorunları alkolde boğabilirmiş gibi. Hatasını anlamış ama karısı ulaşılmaz bir dağ.
‘Amado Mio’ (1946) (Allan Roberts / Doris Fisher) melodisinin olduğu aynı Gazino. Samim yine sarhoş, yine sarhoş. Durumdan yararlanan Fikret, Nuray’ı dansa kaldırıyor; ‘La Cumparsita’lı gecenin intikamı. Yakınlaşmak istiyor. “Güvenebileceğin bir dost olarak kabul et beni.” Ne yapıp edip onu elde edecek.
‘La Muette De Portici, S.16 (Opera); Overture’ (1828) (Daniel-François Auber). Genç kızın yardım isteğine içkili Samim’i Tekfur Sarayı’nda ölesiye döverek yanıt verir.
‘Romeo ve Juliet Uvertürü’; III. Moderato assai (1880) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) olan sahnede kahramanımızı surlardan atacakken çevrede oynayan çocuklar nedeniyle vazgeçmek zorunda kalıyor.
Tamburi Büyük Osman Bey’in ‘Hüzzam Peşrevi’ ve Kosti’nin meyhanesi. Filmin en güzel bölümlerinden. Samim küfelik olmuş yalnızca bizim anlayabileceğimiz bir şeyler söylüyor; “Ama ben öyle düşünmedim. O anlamadı, anlamadı. Zannetti ki ben kötü adam oldum.”
Rıza Bey’le birçok takışmanın ardından Nuray’ı sırtına vurarak o güzel Willys jipe atıyor. Ver elini Bergama. Parasını, her şeyini kayınpederine ve çalışanlara bırakmış. “Senelerce evvel buradan İstanbul’a giderken o eski araba, bu eski elbiseler, biraz para ve sönmez bir kinim vardı. Şimdi küçük evimize dönüyoruz Nuray. Artık kinim ve param yok. Oraya aşkımızı götürüyoruz sadece... Atalarımızdan kalan bir mirasa sahibiz gene; Bilgi ve Saygı. Biz çocuklarımıza bu ikisini bırakacağız sevgilim.”
‘Les Pécheurs de Perles’ Operası 1. Perde ‘Je Crois Endendre Encope’ (1863) (Georges Bizet). Gençler İstanbul’a dönecek.
Samim; “Sen partilerine, balolarına ben de kulübeme. Belki bir gün eski bir duvar yahut bir harabe gördüğün zaman beni hatırlarsın.”
Nuray; “İstanbul’a inmiyor musun hiç?”
Samim; “Ben şehirlerden nefret ederim Nuray.”
Nuray; “Niye, niye ama? Gelsen, kazansan. Hem sen istersen…”
Samim; “İstemem Nuray. Bankalara kitlenen milyonlardan nefret ederim. Para, hırsı; Hırs, kötülüğü doğurur. Gene benim eski adamlarımdan biri diyor ki (Eksik olmasın sizlerden zenginlik ey, Efesliler. Kötü olduğunuzu belli etmek için).” Herakleitos’un sözlerini biraz yumuşatmış. Aslı şöyle; “Hiç eksik olmasın zenginliğiniz ey, Efesliler. Olmasın ki alçaklığınız belli olsun.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
Ayhan IşıkSamim
Pervin ParNuray
Avni DilligilRıza (Nuray'ın Babası)
Yavuz CenerFikret
Hayri EsenNuri
Sevim ÇağatayNuray'ın Annesi)
Rıza TüzünCemalettin
İsmail Varol
Birsen Bengü
Yılmaz Bengü
Hayri EsenAyhan Işık Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümPervin Par Seslendirmesi
Toron KaracaoğluYavuz Cener Seslendirmesi
Sadettin ErbilHayri Esen Seslendirmesi
Sadri AlışıkSeslendirme 





Elinde Ayhan Iṣık gibi maden olduktan sonra her türlü senaryolu filmi çekebilirsin. Sırf iṣ yapsın diye salon filimleri çekmek mecburiyetinde kalmıyorsun. Pervin Par'da iyi iṣ çıkarmıṣ, tabi Avni Dilligil'e diyecek söz yok o zaten iṣin ustalarından.
Aydın Arakon'un dönemin en az 20 yıl ilerisinde olduğunu gösteren bir başka filmi. 61 yılında sinemamız salon komedileriyle mahalle filmleri arasında gidip gelirken böylesine bambaşka bir film yapmak cesaret işi. O tarihlerde bu kadar dış çekimin olduğu bir film hatırlamıyorum.
Film, 07 Şubat 2017 tarihinde You Tube'da yayınlanmaya başlamış. Ayhan Işık sevenlerine bildirmiş olayım.Kendisine Avni Dilligil ile Pervin Par eşlik ediyor. Yönetmen Aydın Arakon ve Acar Film seyretmek için yeterde artar bile. 10/8
Çok içten ve başarılı bir film
Hiç beğenmedim bu filmi çok sıkıcı
Samimi ve zevkli bir film
para hırsının insanın temiz duygularını nasıl kirlettiğini ders çıkarırcasına anlatan film.Filmin sonunda ise para ve aşırı ikbal hırsının sevgi,saygı,aşk gibi temiz hislerin önüne geçemeyeceğini çok güzel anlatmış.Ayhan Işık yine müthiş.Pervin Par'ın da oyunculuk gücü çok yüksek.
sinemamızın sayılı filmlerinden birisi
sanırım filmin yönetmeni aydın arakon o dönemin nuri bilge ceylan'ıymış. farklı bir anlatım şekli ile zaman zaman tiyatral bir havası olan bir film. ayrıca tiyatro adamı avni dilligil kesinlikle iyi rollerde oynaması gerekiyormuş ben ona kötü adam rollerini yakıştıramıyorum.
ders verici muhteşem bir film
ayhan ışık ile pervin par çok yakışmışlar uyumları çok iyi film çok etkileyici insanı kendisine çekmeyi başarıyor klasik konuların dışında sunuş aşk bağlılık hırs güzel anlatılmış sıkılmadan izleyeceğiniz bir film ayhan ışık filmleri arasında ayrı tarafta durabilecek bir film
beni çok etkileyen bir film sinemamızda yeri ayrı olması gereken bir film
ben bu film çok beğendim türk sinemasının klasik filmlerinden çok ayrı farklı bir tadı var zengin fakir olayınıda bile insanı güzel yerden vuran bir tadı var şiddetle tavsiye ederim şaşırdığım nokta neden çok fazla konuşulmadığı gerçekten ayhan ışık ve pervin par oyunculuklarının zirvesini yaşamışlar uyumları çok iyi iki oyuncu beraber izlerken beğendiğim eşli sanatçılardan beraber daha fazla filmleri olmalarını isterdim iyi seyirler........
yine aydin arakonun uzun soluklu filmlerinden biri... pervin : bir daha bana karim deme, satin altin sen beni, malim ben malinim.. der ayhana... evli olup ama ayhana soguk davranir pervin... cünkü ayhan pervinin babasina, sirketi batmamasi icin yüklü para verir... neyseki mutlu sonla biter film
"Tanrıyı yardıma çağırdığı zaman, insan kendisi de işe sarılmalıdır." Tıp ve sağlık tanrısı Asklepios böyle dermiş. Samim de öyle yapıyor. 'Bir tokat'ın intikamı için işe girişiyor. <p> Dış çekimler, Haziran'ın son iki haftasında, Yalova, Bergama ve Efes'te yapılmış.<br> Fikret ilk güzellik seçimi ile ilgili bilgi verirken işin içine bir çoban katar. Anlattıklarını Samim düzeltiyor. "Bu bir efsanedir. Kıskançlık ilahesi Eris'in, üzerinde 'en güzele' yazılı bir elmayı ilahların bir ziyafetinde ortaya atmasıyla başlar." Aslında onun anlattıkları da eksik. Fesatlık tanrıçası Eris, Olympus'daki bir düğüne davet edilmeyince üzerinde 'en güzel olana' yazılı altın bir elmayı (Zeus'un karısı) Hera, (akıl tanrıçası) Athena ve (sevgi tanrıçası) Afrodit'in bulunduğu ziyafet sofrasına atmış. <br>Seçimi 'tanrıların tanrısı Zeus'un yapması gerekirken, O 'karısının gazabından çekinince' bu görev Paris'e veriliyor. Gelişen olaylar Truva Savaşı'na kadar gider.<br> İstanbullu 8 genç mitolojik bir Ege gezisine çıkıyorlar. Dalton kardeşlerden Joe ve Avarel'i çok iyi bilip Jack ve William'ı karıştırmamız gibi Nuray ve Fikret dışındakilerin kim olduğunu bilemiyoruz. Başlarda Ata Kan isimli sanatçı için Zafer deniyor. Üçüncü delikanlının, Leyla, Gülçin ve Melahat'ın kim olduğunu anlayamıyoruz.<br> Fikret, çobanlarla alay eder gibi davranınca Samim "Bilgi ve saygı, gençliğin ilersini; Bilgili ve saygılı gençlik de vatanın ilersini hazırlar delikanlı. Çobanlarıyla alay etmek istediğiniz bu toprak, dünyaya ışık saçan bir medeniyetin merkeziydi" diyor. <br>İncecik endamı ve upuzun boynu ile Nuray. Yürüyüşü, duruşu tam bir hanımefendi. Orhan Kuyucaklı "Pervin Par bulunduğu yerin insanıdır. Yani evde ev hanımı (kadını), perdede artist. Bulunduğu yere onun kadar yakışan pek az insan vardır" diyor. "Aşk nedir" sorusuna verdiği yanıt; "Aşkı tarif etmek zor. Buna 'zor' demek de doğru değil. Aşk, tarif edildiğinde manasını kaybeden bir histir."<br> Samim hakkında pek bir şey öğrenemiyoruz. Başarılı bir yüksek mimar-mühendisin (İTÜ'nün o yıllardaki uygulaması) insanlardan uzak yaşamasının nedeni belli değil. Sonradan, Rıza Kozoğlu ile didişecek kadar varsıllaşmasının da. Para, atom kadar tehlikeliymiş. "Saadetin kapısı parayla açılmaz. Onun anahtarı insanın içindedir. Milyon versen alabilir misin bir Akdeniz akşamını." Nuray boğulmaktan kurtulunca ona bir Çin atasözünü anımsatır; "Bir insan başka birinin hayatını kurtarırsa artık ondan ölünceye kadar sorumludur." Aslı şöyle; "Kim bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur."<br> Avni Dilligil, önceleri esip gürleyen ama iflas edince süt dökmüş kediye dönen Rıza rolünde çok başarılı. Samim'e yedi kez 'serseri'; Üç kez 'it'; İkişer kez 'defol', 'ezerim' ve 'gebertirim'; Birer kez de 'çeyiz hırsızı', 'densiz', 'süprüntü damat', 'kopuk damat' ve 'döküntü' diyor. Ama haczi kaldırınca gözyaşları içinde onun elini öper. Bu sırada Nuray'ın (adı söylenmeyen) annesi "Oğlum, eşyaları getirsinler? Hiç, hiç bilmiyordum onları bu kadar sevdiğimi, hiç bilmiyordum. Söyle eşyalarımı getirsinler" demişti. 'Andalucia' (1916) (Lecuona) ve 'La Cumparsita'yı (1917) (Rodriguez) dinlediğimiz gazino sahnesinde filmin bir sürprizi var. Yusuf Çağatay, ihale için haber getiren Muammer rolünde.<br> 'La Muette De Portici, S.16 (Opera); Overture' (1828) (Daniel-François Auber) 3 sahnede kullanılmış.<br> Gazino'da 'Şiş Kebap' ile dans eden sanatçıyı izliyoruz. 'Hüzzam Peşrevi'ni (Tamburi Büyük Osman Bey) dinlediğimiz meyhanede takım elbiseli Samim'i gören gariban müşteri "Hilton sandı burasını galiba" diyor. Rıza Tüzün şirket görevlisi olarak çok başarılı.<br> Nuray ve Fikret'in sonuçlanmayan nişan törenlerinde aksesuar sorumlusu İsmail Varol da konuklar arasındaydı.<br> Samim'i Hayri Esen; Nuray'ı Jeyan Mahfi Ayral; Rıza'yı Avni Dilligil; Fikret'i Toron Karacaoğlu; Nuri'yi Sadettin Erbil; Cemalettin'i Rıza Tüzün seslendirmiş. Yavuz Cener'in soyadı jenerikte 'Gencer' olmuş. <p> Samim, 'para'nın neden olduğu kötülükler için yüzlerce sene evvelinden Zeus'un sözlerini tekrarlıyor; "Hayret, nasıl da tanrıdan biliyor insanlar şimdi. Ve ondan geldiğini söylüyorlar kötülüklerin. Budalalıklarını anlamıyorlar bir türlü. O budalalık ki kısmetten çok acı veriyor kendilerine."