Sinema Filmi Türkiye 1962 ▶ Tam film

Üç Tekerlekli Bisiklet

Yıl1962
Süre86 dk
TürDram

‘El Cid’ (1961) ‘soundtrack’ındaki ‘Farewell’ (Miklós Rózsa).

Gaz lambası, biraz çorba ve bir parça ekmek.

Ali; “Çamaşırcılık mı yaparsın?”

Hacer; “Evet.”

Ali; “Aksilik! Benim de 5-6 liradan fazla yok üstümde. 4 bin lira hesabım vardı Helvacı’da. (Düşmanları bunu daha ‘teferruatlı’ biliyor. Sarı Sami-Hakkı Haktan “4120 lirası var Helvacı’da” diyecektir). Cumartesi alacaktık. O da kaldı.”

Hacer; “Nasıl oldu bu iş?”

Ali; “Oldu işte. Niye ele vermedin beni?”

Hacer; “Kanlısı gelip sığınsa bizde kötülük etmezler insana.”

Ali; “Nerelisiniz?”

Hacer; “Diyarbakır’dan oluruz. Teslim olsan daha iyi değil mi? Bak, böyle! Ne yapacaksın peki?”

Ali; “Bilmem, düşüneceğim.”

Hacer; “Bir bakalım yaraya.”

Ali; “İyidir! Kaç yıldır buradasınız?”

Hacer; “Dört! Hasan iki yaşındaydı.”

Ali; “Babası?”

Hacer; “Çalışmaya gitti İzmir’e. Memleketimiz var da orda bir fabrikada.”

Ali; “Kaç yıl oldu?”

Hacer; “Üç yılı geçiyor.”

Orhan Kemal’in ismini önce ‘Yabancı’ olarak düşündüğü ve 1970’de yayınlanacak ‘Kaçak’ın (8. basım-1995) (Tekin Yayınevi) 1962’deki Yeşilçam uyarlaması. Senaryoyu ‘Hüsamettin Gönenli’ adıyla Vedat Türkali yazmış.

‘Elmer Gantry’deki (1960) ‘Main Title’ (André Previn) ve ‘El Cid’deki (1961) “The Cid’s Death” (Miklós Rózsa). Jenerikte bu melodiler var.

Tozlu topraklı Taşlıtarla. Gündüzleri tavuk, geceleri köpek sesleri yankılanıyor. ‘Çinko duvarlı’, derme çatma evler. Çoğu tek katlı. Her taraf çocuk dolu. Sırayla Bülent’in bisikletine biniyorlar. Arada bir dolaşan ‘34 AA 722’ plakalı polis cipi ve 1-2 minibüs dışında bir taşıt yok. O hafta sonu Dr. Nuri Arslan’ın ‘himayelerinde’ sünnet düğünü varmış. Büyük sürprizler, piyango, ses sanatkârları. “Yatak, karyola, çocukların her şeyi tamam. Pazar’a bir düğün olacak, görmeyin” diyor hekimimiz.

Hacer, 5 yaşlarındaki oğlu Hasan’la burada yaşıyor. Ayağında takunyalar. Geçimi çamaşırcılıktan. Her yan leğen, ip, mandal dolu. Bir köşede ‘kirleri kabartmakta kullandığı’ kül. Su, bahçedeki kuyudan. ‘Yarı dul’ sayılır (sf. 105). Gurbete çalışmaya giden kocasından bir mektup dışında haber alamamış. Her gece okuyor ana oğul. Artık ezberlemişler; “Evvela mahsus selam ederim. Döndü Nine’nin gözlerinden öperim.

Soranların hepsine de selamlar. Senin de…” Bir an duralayınca oğlu getirir gerisi; “Gözlerinden öperim.” Satırlarda, ayrıca ‘çok göreceği geldiği, inşallah Hasan’ı ikinci yılını doldurmadan burada olacağı’ yazılı. Sonrasında ne bir haber, ne bir şey. Mahallenin fettan kızı Gülsen “Sen nasıl bekliyorsun Reşat Abi’yi dört senedir” demişti manalı manalı.

Büyüdükçe Hasan da babasıyla ilgili ‘kılı kırk yarmaya başlamış’. Sorar durur. “Ben uyurken gelse babam uyandırır mısın?” Bir de “Bana ne zaman ‘pisiklet’ alacaksın” diye başının etini yiyor anasının.

Hacer ne yapsın. “Sahipsizlik, ah sahipsizlik! (sf.32)” Ev için Yakup Kantarcı’ya 560 lira borçlu. Onun bunun çamaşırıyla ödenecek şey mi bu. Ama adamda insaf yok. “Ne yap yap, ver benim 500 kâğıdımı. Yoksa eve haciz koyduracağım ha” diye neredeyse ‘gözünü oyacak’ genç kadının.

Mahalle kahvesinde ise bir telaş bir telaş. (İhsan Bayraktar da orada). Herkes “Almanya’ya gitmek” derdinde. Bir sene kaldın mı bir araba alıyormuşsun. Sonra sen sağ ben selamet. Maraşlı dönüşte 40 bine satmış. Şaban Ağa bile ‘kâğıtlarını yaptırıyor’. İlerlemiş yaşı nedeniyle ‘gitsem mi gitmesem mi’ diye ikircikliydi. ‘Topal’ Selim “Gidersen ne olur biliyor musun Şaban Ağa? Nüfusumuz bir kişi eksilir”; Hamdi de “Aman gitme Şabancığım” diye takılıyorlar.

‘Music To Be Murdered By’ (Jeff Alexander) (Featuring Alfred Hitchcock). Bir gece, mahalle kimbilir kaçıncı uykuda. Biri hariç pencereler karanlık. Sarı ışık sızan ev Hacer’in. Leğenin başında, ertesi güne yetiştireceği çamaşırlarla boğuşuyor. Birden kapı açılır. Eli tabancalı, bir ‘yabancı’, bir ‘kaçak’ kocaman bir kuş gibi oracığa devrilir. Yaralı, üstü başı kan içinde. Yorgun, bitik, halsiz.

“Peşimde namussuz herifler. Kusura bakma korkuttum seni. Benden kötülük gelmez sana. Dünya ahret kardeşim ol” diyor genç kadına. ‘Yüz insanın aynasıdır’. Zaten Hacer de “Bu adamdan hiçbir zarar gelmez bana” diye düşünmüştü. Kocası gittiğinden beri eve giren ilk erkek. Kanı mı kaynadı nedir polise haber veremez bir türlü. Merdivenle çatı arasına çıkarıp yarasını sarar.

Adı Ali’ymiş. Sütçü Ali. Bir mandırası var. Daha doğrusu ‘vardı’. Geçinip giderken ‘Emin-Arif Kollektif Şirketi’ arazisine göz koymuş. ‘Milyon yatıyormuş orada’. Sonrası tatsız. Mahkemelik olmaya ve mandırasını yakmaya dek varmış. Bizimki de Emin Bey’i öldürmüş o kızgınlıkla. Karısını çocuğunu da vuracaktı. Son anda vazgeçer. ‘Kaplan Meşeliği’nin oralarda kaybettirir izini. Filmin burasında küçük bir hata var. Kaçarken, açılan ateşle sol tarafından yaralanmıştı. Hacer’in evine geldiğinde yara sağındaydı. ‘İçerde kurşun kalmaması’ işin tesellisi.

Kan izlerinden mahalleye geldiği anlaşılmış. Komiser Asım Nipton, Selim’e Ali’yi soruyor. Meğer Emin Bey’le ‘bir geçmişi varmış’ Topal’ın. Sonradan unutulup gitse de dövdürüp sakat bırakmış.

Şirket kamyonunun gelmesi çok sürmez. Ali’nin oralarda bir yerde olduğu anlaşılınca Arif Bey adamlarını (Hamdi’ye göre ‘köpeklerini’) göndermiş. Şaban “Kim döktü bu gübreleri buraya” diyor. Apti-Mehmet Ali Akpınar, Kırba-Haydar Karaer, Niyazi Vanlı. 80-100 hanelik mahallede bütün yollar kesik. Kahramanımızın kaçması imkânsız. Birinin yataklık ettiği anlaşılmış. Helvacı Selahi İçsel’den alacağı olduğunu da öğrenmişler. Sarı Sami-Hakkı Haktan orada ‘nöbette’. Apti, biraz para verip “Kırarım öbür ayağını da Topal. Bu dünyadan pisi pisine gitmek istemiyorsan gözünü dört aç” diye tehdit ediyor Selim’i.

Hacer o zamana dek yabancı erkek konusunda çok dikkatliydi. “Yavruma ‘kahpe analı’ dedirtmem” diyordu. Kendi çok çektiği için eve ‘üvey baba’ sokmamaya da kararlı. Ancak günler geçtikçe Ali’yle birbirlerini benimsemişler.

‘Le Meurtier’deki (1963) ‘Prologue’ (René Cloérec). Hasan’da bir şeyler sezmiş. Anası, sünnet kıyafeti için dışardayken merdivenle çatı arasına çıkar. Genç bir adam var orada. “Sen babam mısın? Geldin demek. İyi ettin.” Bir yanağını bırakıp diğerini öpüyor Ali’nin. Sevinçten sünnet olmaya bile razı olur. Eve geldiğinde ‘üç tekerlekli bisiklet’ ve iki oyuncak tabanca bekliyordu kendisini. Onca tehlikeyi umursamadan İstanbul’a inen Ali almış bunları. Kahveci arkadaşı Abdullah Ferah’tan aldığı 100 lira ile.

Yakup alacaklı olmanın verdiği yüzsüzlükle sırnaşmaya devam ediyor. Bir gece saldırır da. Parayı bu şekilde ‘tahsil etmek’ istedi herhalde. Hacer, Ali’nin tabancasını çekince hemen savuşur oradan.

‘Elmer Gantry’deki (1960) ‘Prologue’ (André Previn). Karşılık olarak, gece karanlığında bir güzel sopa yer Ali’den. Yüzündeki şiş ve morlukları “Kasımpaşalı Nuri’nin 5 adamı yolumu kesti” diye anlatacaktır kahvede.

Aile birbirine alışmış. Bisikletin ‘üç tekerleği’ gibi uyum sağlamışlar. “Bırakmazsın bizi değil mi? Bırakmazsın değil mi” diye gözyaşı döküyor Hacer. Kaçmaya karar verirler. Ama bunun için Helvacı’daki para gerekli.

Hiç beklenmedik bir zamanda eve bir polis baskını olur. Ama bu Ali’yi aramak işin değil. Yakup tabanca için şikâyetçi olmuş. Genç kadın, Hasan’ın oyuncak tabancasını gösterir Asım Nipton’a. Durumu böyle idare ediyor. Bu sahnelerde Selim her şeyi anlamış gibiydi. Ama nedense aileye hep destek.

‘El Cid’deki (1961) ‘13 Knights’ (Miklós Rózsa). Helvacı’dan parasını almaya giden kahramanımız karşısına çıkan Niyazi Vanlı ile dövüşmek zorunda kalır. Selahi İçsel ne verdiyse kaparak uzaklaşır. “Eksik ziyade benim.” Dönüşte ‘bahçelerin kıyısına’ kadar Sarı peşindeydi. Sonra izini kaybettirmiş. Artık çember iyice daralmakta.

Tam bu günlerde biri gelir mahalleye. Bir elinde iple bağlı bavul, diğerinde bohça minibüsten iniyordu. Hacer’in hayırsız kocası Reşat dönmek için bula bula böyle bir zamanı bulmuş.

‘El Cid’ (1961) albümündeki ‘Battle of Valencia’ (5.59’dan itibaren) (Miklós Rozsa). Karısı ile göz göze gelmesi bu melodi ile. Ancak kapı yüzüne kapanmış. Eve alınmıyor. Döndü Nine yardımcı olmaya çalışır: “Üstüne varmaya gelmez oğlum. Fenalaşır biçare. Bizinki rahmetli, seferberlikten döndüğü zaman ben de aynı böyle oldumdu. Üç gün sokmadımdı odama. Geçer oğlum! Ee, kolay mı 4 yıllık ayrılık bu. Az çekmedi taze.”

Gerçekten de ‘az çekmemiş taze’. Ama durum başka. “Benim kocam sensin” dediği Ali de var şimdi.

Reşat’ın gelişi, polis, Naci Bey’in adamları. Artık çember iyice daralmış. Teslim olmaktan başka çare kalmaz delikanlı için. Ama Apti ve arkadaşlarını iyice patakladıktan sonra. Elleri kelepçeli giderken birkaç adım arkasında Hacer ve Hasan, onların da gerisinde ayağını sürüyerek Selim geliyordu.

‘Vukuat Var’ ve ‘Hanımın Çiftliği’nin devamı olan ‘Kaçak’ biraz farklı. Gavurdağları’nın kıyısında yarı kasaba, yarı köy bir kocaman yerleşim merkezi. Hacer oğlu Hüseyin’le burada yaşıyor. Babası ‘O daha şu kadarcıkken ölmüş’. Anası bir müddet ‘el kapılarında çalışıp, otellerin kirli yatak yorgan çarşaflarını, bekâr çamaşırları yıkadıktan sonra pek tanımadığı iri yarı biriyle evlenir.

Geçim belasının ağır yüküne dayanmak zor. Kendisi de ‘rahmetli’ olunca 10 yaşındaki kızı ‘üvey babanın eline kalıyor’. Yine insaflı adammış ‘yan gözle bakmak için’ birkaç yıl bekler. Hacer, ‘on beşine bastığı yıl bir gece uyandığında yorgan altındaki bacaklarının okşuyordu ‘babası’. Güç bela kaçıp fabrikalarda mevsim işçiliği yapan bir delikanlıyla evlenir.

Hüseyin doğduktan sonra (adını öğrenemeyeceğimiz) kocası “Doğu’da bir yerde anasından kalma malı almak için gider”. Tam yedi yıl olmuş. Gidiş o gidiş. Reşat hiç olmazsa ‘bir’ mektup yazmıştı. Dert dert üstüne Haşim Ağa’nın yeğeni Topal Duran da askıntı olur durur. Bir gece yaralı Habip sığınır genç kadının evine. Muzaffer Bey’i ‘haklamış’ ve Hanımın Çiftliği’ni kundaklamış. Ali’den farklı olarak evli ve çocuğu var.

Ama Hacer’i sevmiş. Bu arada genç kadın ormanlık bir yerde Topal Duran’ın saldırısına uğrar. Adamı bıçakla yaralayıp kendini kurtarır. Romandan farklı olarak Habib, Hüseyin’e bisikleti alamaz. O anlı şanlı sünnet de yok. Ayrıca çalılığın orda buluşup beraberce kaçacaklardı üçü.

‘West Side Story’deki (1961) ‘Prologue’ (Leonard Bernstein).

Ali; “Yalnız bir adamdım. Babam ölünce dededen kalma bir mandıra bıraktı. Bu Emin Bey bir şirket kurdu Arif Bey’le. Bir inşaat şirketi. Çok üstüme düştüler. ‘Vermem’ dedim. Mahkemelik olduk. Kaybettiler. Tehdide başladılar bu sefer. Yok bahasına almak istiyorlar. ‘Mandıranı yakarım’ dedi Arif Bey. Balık suratlı bir adamdı. Islak gözlü. Sonra bir gece alevler arasında uyandım. Mandıra yanıyordu. Fırladım evden.

Doğru evine koştum herifin. Öldürmek bile çok ufak göründü bana. Asıl vurulacak Arif Bey’di belki de. KEŞKE DAHA ÖNCE TANISAYDIM SENİ. ÖLDÜRMEZDİM BELKİ DE.” (Cümlelerin gelişinden ‘Arif Bey’i öldürmüş’ gibi bir anlam çıkıyor).

Kitaptaki Hacer de “Bana sorarsan insanı öldürmek kolay, yaşatmak zor. Marifet yaşatmakta” demişti.

(Yazan: Murat Çelenligil)

Video

Filmi izle

Üç Tekerlekli Bisiklet - Türk Filmi
Kadro

Oyuncular

22 kişi
Yapım

Künye

YönetmenLütfi Ö. Akad, Memduh Ün
SenaryoVedat Türkali
Görüntü YönetmeniMustafa Yılmaz, Çetin Gürtop
YapımcıNusret İkbal
MüzikOrhan Kemal
Sinemaseverler

Yorumlar

20 yorum
mehmetbuyukgezici7 Aralık 2017

Çok begendigim Türk filmlerinin başında gelir.iki değerli yönetmen,Lütfi Ö.Akat ,Memduh Ün. iki değerli Görüntü yönetmenleri ustaların ustası Mustafa Yılmaz ve Çetin Gürtop tarafından çekilmiştir. Benim de hem ustam hem de birlikte bir çok projede çalıştığım değerli insan Mustafa Yılmaz ağabeyi Ayrıcada değerli insan ustaların ustası Çetin Gürtop Ağabeyi ve bu sayfadaki hayatta olmayan tüm sanatçıları rahmet ve saygıyla anar, hayatta olanlara da sağlıklı uzun ömürler dilerim..!

TubaArtan16 Ağustos 2017

konusu mükemmeldi ama film biraz durağandı.

mansurx16 Aralık 2016

Filme yönetmen olarak lütfi akad başlamış ama ayhan ışık firma ile belli süre için anlaşmış o süre geçince başka filmlerde yer aldığından sete gelmemiş film tatil olmuş yeniden çekimi gündeme gelince lütfi akad başka filme başlamış izni ve rızası ile memduh ün filmi tamamlamış.

şahin_şahin907 Eylül 2014

Sütçü Ali mandırasını ateşe veren Arif'i öldürmüş,kaçarak Hacer'in evine sığınmış .Hacer' de kocası İzmir' e çalışmaya(Reşat) gitmiş evde yalnız oğlu Hasan ile yaşayan bir kadındır.İlk başlarda Ali'yi eğreti bir süreyle saklamayı düşünen Hacer hislerine yenik düşerek,Ali ile duygusal bir yakınlaşma yaşamıştır.Oğlu Hasan ise Ali'yi babası zannederek çok sevmiştir.Zira Ali' de Hasan'ı çok sevmiştir.Mamafih Ali'nin peşinde Apti ve adamları, polis ve ansızın gelen Reşat.Müthiş bir film daha Sezer Sezin iyi oynamış gerçekten bu filmde Saadettin Erbil ve Senih Orkan'ıda çok beğendim.Kral zaten müstesna.

Kleberson20 Ekim 2013

tacsiz kralin bu filmi cok güzeldir bu filmde sigara ictigi sahne cok hosuma gider,siyah beyaz filmleri sevmesemde ayhan isikin siyah beyazli filmlerini severim izlemeyenler mutlaka filmi izlemeli

HYONEY30 Mayıs 2013

Sinemada aynı dönemde parladıkları için Sezer Sezin ve Ayhan Işık'ın uyumu, senaryo ile birleşince daha da katlanıyor. Yan rollerdeki isimlerde işin ustaları olunca ortaya net, kuvvetli ve güncelliğini kaybetmeyen bir yapım çıkmış.

kariz_ma_353 Mart 2011

Bir kenar mahallesinde çamaşırcılık yaparak geçinen. "Hacer" Sezer Sezin ile işlemediği bir olayı üzerine yapışan "Ali" Ayhan Işık'ın dramı. Bir gece yarısı yaralı halde "Hacer" Sezer Sezin'in evine gelen. "Ali" Ayhan Işık kaçak olduğundan tavan arasında kalır. Polis ve diğer kanlıları peşindedir. Hacerin küçükoğlu "Ali" Ayhan Işıkı babası beller. Filmin sonlarında hacerin izmirde çalışan kocası "Reşat" Reha Yurdakul geri döner. Bir takım kapışmalardan sonra ali polise teslim olur. Ayrıca bu filmde "Yakup" Sadettin Erbil hacerin ev sahibi rolündedir. Sapıklığı ve lafları fazladan sallamasıyla ayrı bir tat vermiş. Birkaç defa senaryosu. Filmlerde uyarlanan filmin ilk siyah beyaz versiyonu. Aynı senaryo ile çekilen ilk film sanırım.

yalnızlar_rıhtımı25 Şubat 2009

sezer sezin çok güzel ve de başarılı bir oyuncu özellikle bu filmde ayhan ışığın tesadüf eseri girdiği evde tanışırlar ve sonra güzel bir aşk doğar izlenmesi gerken kaliteli bir yapım.

korayaslan17 Aralık 2008

Cok güzel ödüllü bir ask filmi tipik türk ask filmi degil farkli bir yani var.

kamil zafer27 Ekim 2008

<p><em>   Ali katil olmuştur,kaçaktır,üstelikte yaralıdır.Kocası 4 yıldır İzmir'de olan Hacer'in evine sığınır çaresiz.Hacer ona güvenir,tedavi eder,yardımcı olur;Oğluda Ali'yi babası zanneder.Hacer ise yıllardır açlık çeken erkeksizlik duygusunu Ali'de bastırır.Artık evin babası Ali olmuştur.Rolünüde kusursuz oynar lakin polis ve maktulun adamları peşindedir.</em></p><p><em>  Evet kısaca konusu böyle.Zamanını aşmış arşivlik,mükemmel bir yapıt.İzleyenini alıp bir yerlere götürürken derin derinde düşündüren bu filmi denk gelirse kaçırmayın.27.10.08      <strong>Zafer ALGAN</strong></em></p>

performer11 Ekim 2008

yıllar sonra birçok yeşilçam filmine konu olacak bir senaryo. izlenebilir.

zuhtuural3 Mart 2008

hacer ile alinin destansı aşk hikayesi ama bilinenlerden değil öğrenmekmi istiyorsunuz buyrun seyredin

f_ebru_b3 Şubat 2008

muhteşem bir filmdi.

kaptanjardel3 Şubat 2008

İşte Kral'ın ilk önce izlenmesi gereken filmi.Müthiş bir senaryo,mükemmel bir oyunculuk ve süper bir sinema şöleni.Bu filmi izlemeyen ben Ayhan Işık hayranıyım demesin.

korayaslan10 Ocak 2008

Tipik Türk ask filmlerine benzemeyen farkli ve zamaninin kaliteli bir filmiydi ayrica ödülde almistir bu film.

dinamik2719 Kasım 2007

çok güzel bir film ayhan ışık çok yakışıklıydı bu filmde

serhatönal29 Eylül 2007

o dönemde çekilmiş olan en güzel filmlerden.Gerçekten farklı bir havası vardı

oguzka200119 Ağustos 2007

bu filmde babamın küçüklük halini gördüm.film çekildiğinde oralarda yaşıyormuş.gerçekten sırf bu özelliğiyle bile benim için çok özel filmlerden.

Murat Çelenligil16 Şubat 2007

Hacer, yıllar sonra İzmir&#8217;den gelen Reşat&#8217;ı eve almayınca komşusu Döndü Nine&#8217;nin söyledikleri ; &#8220;Üstüne varmaya gelmez oğlum. Fenalaşır kız sonra. Bizimki, rahmetli, seferberlikten döndüğü zaman ben de aynen böyle oldumdu. Üç gün sokmadım odama. Geçer oğlum. Eee, kolay mı, 4 yıllık ayrılık bu. Az çekmedi taze.&#8221; Gülsen de filmin başında Hacer&#8217;e &#8220;Sen nasıl bekliyorsun Reşat Abi&#8217;yi 4 senedir&#8221; demişti. Orhan Kemal&#8217;in, &#8216;Vukuat Var&#8217; (1958) ve &#8216;Hanımın Çiftliği&#8217; (1961) romanlarının devamı olarak yazdığı &#8216;Kaçak&#8217;ta ise Hacer&#8217;in kocası (adını öğrenemiyoruz) geri gelmiyor. İzmir&#8217;e değil &#8220;Doğu&#8217;da bir yere, annesinden kalan maldaki hissesini almaya&#8221; gidiyor. Filmde, Reşat&#8217;ın, bir dolmuş mesafesindeki İstanbul&#8217;a değil de İzmir&#8217;e gitmesi çok inandırıcı olmamış. Ali ve Hasan&#8217;ın adları romanda Habib ve Hüseyin olarak geçiyor. Habib, Ali&#8217;den farklı olarak topraksız bir köylü. İlk basımı 1970&#8217;te yapılan romanın, filme kaynaklık edebilmesine zihnimiz takılıyor. Filmin başında, ana oğlun, Reşat&#8217;tan gelen tek mektubu kimbilir kaçıncı kez okudukları sahne çok güzeldi ; &#8220;Evvela mahsus selam ederim. Döndü Nine&#8217;nin ellerinden öperim. Soranların hepsine de selamlar. Senin de.. (Hacer bir an duralayınca, Hasan ezberden tamamlar) &#8216;gözlerinden öperim&#8217;. Sizleri çok göreceğim geldi. İnşallah, Hasanım ikinci yılını doldurmadan orada olurum.&#8221; Sezer Sezin (gerçek adı Mesrure Sezer) ve Hacer.. Keşke herkesin, (belki eski püskü ama) böylesine sevgi dolu bir evi, Hacer&#8217;i veya Ali&#8217;si olsa. Hayri Esen, Ali&#8217;yi ; Senih Orkan, Selim&#8217;i ; Alev Koral, Gülsen&#8217;i ; Sadettin Erbil, Yakup&#8217;u ve Kuklayı ; Osman Alyanak, Şaban&#8217;ı seslendirmiş. (Değişmez Garson Orhan Çoban gibi) Yeşilçam filmlerinin değişmez komşusu Talya Salta, şunları söylüyor &#8220;Şirketçi Emin Bey&#8217;i vurmuşlar dün gece. Adamla burun buruna gelmiş. Sütçü Ali diye biri.. Karısını, çocuğunu da öldürüyormuş, yetişmişler.&#8221; Topal Selim, açık hava kahvesinde tavla oynarken yaptığı şakalar ve mahallede olup biteni hemen anlayan cin gibi gözleriyle filmin en önemli kişilerinden biri. Şirketin adamlarından Abdi, Ali&#8217;nin bulunmasına yardım etmesi için önce para verir sonra da &#8220;Kırarım öbür ayağını da&#8221; ve &#8220;Bu dünyadan pisi pisine gitmek istemiyorsan gözünü dört aç&#8221; diye uyarır. Bir başka sahnede, Döndü Nine &#8220;Bizim Gülsen dünden beri yok Selim. Nerde acaba?&#8221; diye ona soruyor. (Gülsen, büyük olasılıkla, filmde göremediğimiz Celal&#8217;le kaçmıştır.) Selim, tüm zorluklara karşın, &#8216;Ümit Sokağı&#8217;ndaki (1966) Ali Seyhan&#8217;ın canlandırdığı Topal gibi, Ali&#8217;ye yardım ediyor. Ali, Hacer&#8217;e &#8220;Aksilik, benim de 5-6 liradan fazla para yok üstümde. 4000 lira hesabım vardı Helvacı&#8217;da. Cumartesi alacaktık. O da kaldı&#8221; demişti. Ancak, Hasan&#8217;ın bisikletine para bulmak için şehre inmeyi göze alıyor. Kasım ayında yapılan çekimlerde İstanbul, Kahveci ve Helvacı çok güzeldi. Reşat kahvede dalgın bir şekilde otururken, mahallede birisinin Ali&#8217;ye yataklık ettiği konuşuluyor. Şaban &#8220;Döndü Nine&#8217;nin koynunda yatmasın&#8221; diye şaka yapar. Yakup&#8217;un Hacer&#8217;i anıştıran sözleriyle herkes buz kesiliyor ; &#8220;Döndü Nine&#8217;ye gelinceye kadar koynuna alacak çok var Ali&#8217;yi.&#8221; Filmin, akılda kalıcı o kadar çok sahne ve kişisi var ki ; &#8216;Yumurta dövüştüren&#8217; çocuklar ; Sünnet düğünündeki kuklalar ; Şirketin elemanları, Abdi, Sarı ve Kırba (Haydar Karaer) mahalle kahvesinin önünde kamyondan yola atlayınca &#8220;Kim döktü bu gübreleri buraya&#8221; diyen Şaban ; Almanya&#8217;ya işçi gitmek için kahvede yapılan konuşmalar ; &#8220;Alacağımızdan vazgeçtik, selam bile vermiyor Hacer Hanım&#8221; diyen Yakup ; Zamanın, Makarios karikatürlü gazeteleri ; Hasan rolündeki Kenan Eker ; Filmin sonunda, Reşat&#8217;ın yüzüne şöyle bir baktıktan sonra, polisin götürdüğü Ali&#8217;nin peşinden giden Hacer (ve Hasan) ; Onların arkasında da sopadan bastonuyla Selim. Ayhan Işık, Tahir&#8217;i canlandırdığı &#8216;Kanlı Firar&#8217;da (1960), yine yaralı olarak evine sığındığı Türkan&#8217;a &#8220;Gelir misin benle&#8221; demişti. Hacer&#8217;e de &#8220;Benle gelir misin&#8221; diyor. Keşke, kendisini &#8216;Ayhan Işık&#8217; yapan böyle filmleri daha çok çevirseydi.

Tu0001420 Eylül 2005

Cinayet suçuyla aranan kaçak bir gençle üç yıldır kocasından haber alamayan çamaşırcı Hacer ve küçük oğlunun öuküsü.

Yorum yaz

Benzer

Sezer Sezin'in diğer filmleri

Filmografi →