Siyah Gelinlik
Paul Mauriat’nın ‘Last Summer Day’ albümündeki (1972) “I Don’t Know How To Love Him” (1970/71) (Andrew Lloyd Weber / Tim Rice).
Şömine aydınlığında dans ediyorlar.
Hakan; “Beyaz bir laleye benziyorsun. Neden seni daha önce görmedim hiç?”
Pınar; “Babam ‘insan görmek istediği yere bakar’ derdi.”
Hakan; “Daha önce karşıma çıksan muhakkak seni görmek ister, sana bakardım.” Eskiden aynı pansiyonda kaldıklarını unutmuş!
‘Letter From An Unknown Woman’ın (1948) Yeşilçam uyarlaması.
Jenerikte Esin Engin’in söylediği ‘Bana Ellerini Ver’ (1972).
Çapkın Bahriyeli Hakan Ünsal ile milyoner kızı Selma Sayan evlenecekler. Genç kız, babası Feridun Çölgeçen’i ikna etmek için ‘intihara bile kalkışmış’. Güç bela razı olan iş adamının bir şartı var. Nikâhtan sonra ‘kaptanlığı bıraktığını ilan edecek’. Fabrikasında genel müdür olacak. Delikanlı “Ben mi bırakacağım kaptanlığı? İmkânsız bu. Ben mesleğimi bırakamam. Denizlerden vazgeçemem” diye kesin konuşmasına karşın hemen sonraki sahnede Mendelssohn’un ‘Düğün Marşı’ ile merdivenden iniyorlardı!
İmzalar atılırken polisin getirdiği bir çocuk törenin iptal edilmesine neden olur. “Baba, babacığım.” Hakan, boynuna atılan ufaklığı tanımıyor. Feridun Çölgeçen, zaten hoşnut değildi, durumdan yararlanarak kızını uzaklaştırıyor; “Söylemiştim sana ‘bu herifin her limanda 5 karısı vardır’ diye.” Kahramanımıza da hakaretleri yenir yutulur şeyler değil; “Seni liman zamparası seni. Alçak, kepaze, utanmaz herif.” Üstelik bir de tokat! Anlaşıldığı kadarıyla bu evlilik gerçekleşse bile yürümeyecekmiş!
Çocuk Esirgeme Kurumu, Kasımpaşa Yatılı Yuvası’ndayız. Hakan, çocuğu kaçtığı yere getirmiş, demediğini bırakmıyor. “Hoşlandığım güzel bir kadın, genel müdürlükler, sonsuz bir servet, hepsi bunun yüzünden uçup gitti.” (Oysa daha iki sahne önce bunlar için mesleğini bırakmayacağını söylüyordu!).
Müdürün anlattığına göre bebekken bakımevinin önüne bırakılmış. Üzerinde de ‘Babasının adı Hakan Ünsal’ yazılı bir kâğıt. Şaşırtıcı ama yavrucağın adı da ‘Hakan’!
Kısa bir duraklamanın ardından çocuğa ‘denizi, bembeyaz gemileri, martı çığlıklarını’ sevip sevmediğini soruyor kahramanımız. Bayılırmış! Gerekli işlemleri yaptırıp yanına alır.
Küçük arkadaşına denizci elbisesi almış. Akşam yemeği yiyorlar. O gün, filmde sıkça karşılaşacağımız şekilde, Hakan’ın doğum günü. Her yıl olduğu gibi ‘meçhul âşıktan beyaz lale gelmiş’. Bu defa bir de mektup var.
“Beni hiç tanımayan sevgilime. Bütün gücümü toplayıp sana... İlk ve son defa olarak yazıyorum. Hastalığım iyiye dönerse bu mektubu göndermeyeceğim sana. Ama mektubum eline geçerse bil ki artık son uykuma dalmışım.”
Adı Pınar. Babasını bir deniz kazasında kaybedince Margarit’in pansiyonuna sığınmışlar. Filmdeki adını öğrenemeyeceğimiz anne Gülistan Güzey’in 30 model Singer dikiş makinesi ile diktiklerini bir mağazaya götürmek, yemek ve çamaşır. Tüm yaşamı bu. “Bir gün gelecek, çalışamayacağım. O zaman…” diye yakınan annesine “Hele bir okulum bitsin o zaman ben bakarım sana. Kimseye muhtaç olmayız” demişti. Demek okuyor da. Ancak sonra bu konunun ne olduğu belli değil.
Filmdeki pek çok kişi gibi ‘dalgaların sesini, kıyıya çekilmiş motorların arasında dolaşmayı, denizin kokusunu’ seviyor. ‘Bir de sevgilisi olsa’ mutluluğu tam olacak.
Bir gece, Osman Han ve arkadaşlarının sataşmasından Hakan’ın yardımı ile kurtulur. Delikanlı “Tertemiz bir çiçeğe benziyorsun. Beyaz bir laleye. Dikkat et, bir daha bu saatlere kadar sokakta kalma” demişti. İçinden bir ses haykırıyor; “İşte O! İşte beklediğim erkek.”
Büyük bir rastlantı ile ‘Hayalindeki Adam’ aynı pansiyona kiracı olarak geliyor. ‘Talih artık genç kıza da güldü’ diye düşünüyorduk ama Hakan, O’nu anımsamadığı gibi daha o gece ‘eve kadın getiriyor’! Üstelik aynı “Tertemiz bir çiçeğe benziyorsun. Beyaz bir laleye” iltifatları ile. Pınar’ın gözünde bir damla yaş.
O günlerde Margarit “Sizin bir erkeğe ihtiyacınız var. Sizi bu pansiyon köşelerinden kurtaracak bir erkeğe” diye nabız yokluyordu. Ankaralı hacıağa Tahir Efendi, Gülistan Güzey’e talipmiş. Genç kız “Babamın yerini kimse alamaz” diye yırtınsa da annesi razı gibi.
Olaylar çabuk gelişir. Evlilik, trenle Ankara’ya gidiş hatta Pınar’a, başka bir hacıağanın, İhsan Yüce’nin görücüye gelişi. İtiraz edince üvey babası tarafından tokatlanıp evden kovulur.
‘Kararını vermiş olarak’ Hakan’a, Margarit’in pansiyonuna döner. “Evlenecektik. Rıhtımda yolunu bekleyen karın olacaktım. Sana, senden güzel çocuklar doğuracaktım.”
Ümitleri boşa çıkar. Sevdiği oradan gideli çok olmuş. Delikanlının boş olan odası yeni evi. Annesinin diktiklerini götürdüğü mağazada iş bulur. Günler böyle geçiyor.
6 ay sonra ‘Ölüme Köprü’nün (1972) oynadığı sinemada Hakan ile karşılaşır. Delikanlı, yine, ‘Beyaz Lale’yi hatırlamıyor. Beraber olurlar. ‘Rüya gibi, hayal gibi geçen o gecenin ardından’ yeni bir sefere gider. ‘Bir ay içinde döneceğini’ söylemişti. Ancak ‘aylar birbirini kovaladığı halde’ değil kendisi bir mektubu bile gelmez.
“Ben gene, bütün genç kızlığımda olduğu gibi seni bekleyerek yaşıyordum. Senin kutsal emanetini taşıyordum karnımda.”
Doktor Orhan Elmas “Kandaki şeker öylesine fazla ki çocuğu doğurursan birkaç yıl ancak yaşarsın” diye uyarmıştı. Fakat Pınar kararlı. Sezaryenle amacına ulaşır.
“Artık güçlüydüm. Çünkü yanımda aslan gibi bir erkek, bir Hakan vardı. Evet, beni hiç tanımayan sevgilim. Hastanedeyken işini kaybetmiş bir annenin gidebileceği tek yere talebelerin, otomobil kaynakçılarının ve bir zamanlar senin kaldığın yere, Margarit’in pansiyonuna dönüyordum.”
Burada en büyük yardımcısı Selçuk. “Dostluk akardı gözlerinden. Kaynakçıydı. Alt katta oturuyor, her fırsatta bana yardım için çırpınıyordu.” İşsiz ve hasta kahramanımıza kol kanat gerer. Ancak Doktor Ali Demir’in dediğine göre ‘zafiyet geçiren bebeğin temiz hava ve iyi gıdaya ihtiyacı varmış’.
Nice zaman sonra Hakan geri gelir. ‘Beyaz Lale’sini aramaz bile. Unutmuş! Pınar, Selçuk’un önerisi ile kararını veriyor.
‘Saba Makamında Ney Taksimi’ ve Sultanahmet Camisi. “Allahım, günahlarımı affet demiyorum. Çünkü günahım yok… Ama şimdi günah işleyeceğim. Yavrumu O’nun kapısına götüreceğim. Kendi kaderime bile ağlayacak gücüm yok.” Fakat bırakamaz.
Margarit ve Selçuk’un isteği ile bebeği bakımevine vermek zorunda kalıyor.
‘Dört yıl, dört uzun yıl’ sonra. Selçuk ile İzmir’e gitmeden, oğluna babasının resmini ve adresini verir.
Son hediyesi olan ‘lale ve mektubu’ Selçuk, Hakan’ın kapısına bırakıyor. Gerçi çileli kahramanımızın yazdıklarını ölümünden sonra vermesi gerekiyordu ama Onları birleştirmek ister. İki Hakan’ı İzmir’e götürür.
Pınar sevdiklerine kavuşmuş. Tek sorun kalbindeki küçük delik. Ameliyat sonrası sağlığı iyiye gidiyordu. Hakan için artık ‘sefer yok, gemi yok, deniz yok’. Sadece Pınar varmış. Ve oğlu.
Nedense İstanbul’a, beraber değil de, yalnız gidip ‘nikâh için hazırlık yapmak’ ister. 10 gün sonra gelen gemide oğlu, Selçuk ve Pınar var. Ancak sevdiği kadın ‘duvaklı bir tabutun içindeydi’.
Birden bire bir kuş gibi çırpınırken ‘iç kanama’ geçirmiş. “Senin yanına gelmek için ağlıyordu. Getirdim işte” diyor Selçuk.
‘State Of Siege’deki (1972) ‘Paola, 11099’ (Mikis Theodorakis).
Pınar; “Acaba bir gün oğlumu görebilecek miyim?”
Selçuk; “Tabii, yataktan kalkar kalkmaz.”
Pınar; “Yataktan kalkamayacağım ki. Bak, dalda tek yaprak kaldı. Benim de ömrümde tek gün. O yaprak düşünce…”
Selçuk; “O yaprak düşmeyecek Pınar. Yaşaman için ne gerekirse yaparım. İcap ederse babamla bile barışırım. Aileme küsüp gurbete çıkmıştım. Ama senin için dönerim. Babamın elini öpüp af dilerim. Seni oraya götürürüm İzmir’e. Deniz, güneş. Bir kuş sütün eksik olur. İster misin?”
Pınar; “Bir gün kaldı Selçuk. Bir günlük bir hayatı kurtarmak için boşuna uğraşıyorsun. Şu son yaprak sabaha düşecek.”
Selçuk; “Düşmeyecek Pınar ve sen yaşayacaksın.”
Yaprağı dala bağladığı için bu kadar kesin konuşuyor!
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
Hülya KoçyiğitPınar Sayan
Murat SoydanHakan Ünsal
Süleyman TuranSelçuk
Fatih DeveciHakan
Gülistan GüzeyPınar'ın Annesi
Mürüvvet SimMargarit
Renan FosforoğluTahir
Selma SonatSelma Sayan
Feridun ÇölgeçenSelma'nın Babası
Mürüvvet İşseverDavetli
İhsan Yüce
Kubilay HakanUşak
Muzaffer YenenDoktor
Orhan ElmasDoktor
Ali DemirDoktor
İlknur TaçbaşPınar'ın arkadaşı
Osman HanTacizci
Hikmet GülHakan'ın Nikah Şahidi
Tevfik ŞenTacizci
Nermin DenizciDavetli
Merih Deniz
Afife Okan
Abdurrahman PalayMurat Soydan Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümHülya Koçyiğit Seslendirmesi
Toron KaracaoğluSüleyman Turan Seslendirmesi
Alev KoralGülistan Güzey Seslendirmesi
Gülen KıpçakSelma Sonat Seslendirmesi
Nilgün KasapbaşoğluFatih Deveci Seslendirmesi
Zafer ÖnenFeridun Çölgeçen ve R.Fosforoğlu Seslendirmesi
Ünal GürelHaluk Orçun Seslendirmesi Künye
Yorumlar
Hülya Koçyiğit'in diğer filmleri
2010Nisvan - Tarihe Adını Yazdıran KadınlarDram, Belgesel★ 9,1
2009Altın KızlarKomedi, Sitkom★ 7,8
2008İzzet Günay BelgeseliBelgesel, Biyografi★ 9,2
2007Anneler GünüDram★ 7,7
2007Hicran SokağıDram, Duygusal★ 8,0
2007Aşk Eski Bir YalanKomedi, Duygusal★ 7,9
2006Kabuslar Evi: Bir Kış MasalıGerilim, Gizem★ 8,5
2005Asla UnutmaDram★ 6,9
harika bir film en son çocukken izlemiştim tekrar karşılaştım...margarit' ten anımsadım :) çok çok başarılı.....bana ellerini ver şarkısı ile kombine olmuş..
senaryosu dışında herşeyi ile güzel bir film.
Bu filmde Selçuk (Süleyman Turan) çok güzel bir roldeydi.Sırf böyle değerli bir arkadaşım olsun düşüncesi adına bu film izlenir.Son sahne çok acı ve hüzünlüydü.Yine Selçuk götürdü o son sahneyi.Mutlu bitmesini çok arzu ettim ama,ahh o Vural Pekel yok mu? Mahvetti bizi o son sahnede.Emeği geçenlere çok teşekkür ederim........Silvester.
Aşk; sadece mutluluk demek değildir, acı çekmektir, fedakarlık göstermektir, sevdiğin için ondan vazgeçmektir der bu film bizlere. Selçuk'un; Pınar için yaptığı fedakarlık, Pınar'ın Hakan'a olan sonsuz ve karşılıksız gerçek aşkı, Hakan'ın gerçek aşk ve sevgi'den, sorumluluk ve fedakarlıktan uzak hayatı. Ve bu film bize öğretir ki; insan gördüğü ve hissettikleri ile yaşar, inandıkları ile var olur. Tıpkı şu dialog gibi: Pınar; “Babam insan görmek istediği yere bakar derdi.”
duygusal bir film... olan yine süleymana oldu sevdi ama yine fedakarlik yapti...sevenleri kavusturdu... hayati boyunca böyle oldu adam ne zor be.... filmde calan müziklerin cok etkisi var duygusalligin..murat soydan dogru secimmiydi onu düsündüm hep..
Senaryo Stefan Zweing'in " Meçhul Bir Kadının Mektubu" kitabından alınmış ve film yapılmış..
Pınar; "Hayatta insan yalnız bir defa sever" diyor . Ömrünün son günlerini daldaki son yaprağa adamış biçare bir kadının hikayesi.. Aşk insanlara özgü şiirsel bir hastalıktır ve seven kalpleri süsleyen değer biçilmez bir taştır. Yaşamanın insafsız kuralları ile evrenin şaşmaz çarkları arasında ezilen bir kadının dramı..Sevginin insan ruhunu ısıtan tek kutsal sıcaklık olduğunu kabul etmiş iki insanın büyük ızdırabı. Aşk için yaşayanların, aşkın özlemini duyanların bekledikleri film: SİYAH GELİNLİK. Türk sinemasının eşsiz yıldızı Hülya Koçyiğt bu eserdeki Pınar rolünü üstün bir başarı ile temsil etti. Sanat hayatının doruğuna bu film ile erişti. Murat Soydan, canlandırdığı hakan rolü ile hiç bir oyuncunun elde edemeyeceği zafere ulaştı, zirveleri aştı. Süleyman Turan sanat gücünü Selçuk rolü ile dile getirdi. Büyük filmlerin ünlü imzası rejisör Orhan Elmas bu ölümsüz eserinde seven bir kadının iç dünyasını bir hançer keskinliği ile dile getirdi
macera yaşamaktan bıkıp, gerçek mutluluğu kendisini seven bir kadında bulan çapkın bir denizcinin öyküsü...
Pek begenmedim senaryoyu. Duygusallık yönünden bana hitap ediyor. Öyküyü de begendim ama senaryolastırılmakta cok yetersiz kaldıgını düşünüyorum. Ayrıca ağır ve yer yer sıkan bir film.
<p>yeryüzündeki yaşadığımız aşk depremlerine pınar beyaz perdeden ,yeşilçamın tertemiz dünyasından sesleniyor kırık kalplere. kendilerine ait bir evleri dahi olmayp bir pansiyonda yaşayan ane ve kız.. bu pansiyonda yüreğini alev gibi yakacak bir beyaz atlı prens çıkacaktır pınar ın aşkla, sevgiyle dolu kalbine. aşk acısı çekmişler için pınar bir yoldaş. nasıl da seviyor.. yaralı kuş. film 1993 te nilgün bubikoğlu,mahmut hekimoğlu başrolde olmak üzere tekrar çevirilmiştir. </p><p>siyah gelinlik emsallerinden çok farklı bir dokuya sahiptir aslında. film çok elit,şık,şaşaalı olmadanda kaliteliler arasında yerimi alabicek bir güce sahiptir.böyle aşk acısı çeken insanlar vardır hala. kalpler tümden kirlenemez, toplumlar bütünüyle özünü yitiremez. kalpler hep aşkı yaşatacak ezelden ebediyete. </p>
Bu film'e konsept tema.. Müzisyen Esin ENGİN'İN romantik aşk şarkıları ile bezenmiş olması, hayalperest genç bir kız Pınar'ın mütemadiyen hayal kurarak yaşamın'a imgesel iz düşüm vari'de bir yaşantıya döndürerek idame ettirmesi... Çok çapkın denizci de bir kaptan "Murat SOYDAN, Hakan'a karşı duyduğu bu büyük aşk'ı, ikilemli bir aşk çıkmazı gibi betimlenmekte. Pınar bir geceleyin, terzilik mesleği yapan annesinin diktiği dikişleri teslim etmekten dönerken yolda bir takım serserilerce taciz edilmek üzereyken, tesadüfen Hakan'ın yardımı ile kurtulur. Bu da bir nevi Pınar'ın özlem duyduğu Hakan'a kavuşması da demek.. Gelgör ki Hakan ona da bir aylığına İtalya nın Milano kentine gemi kaptanı olarak gideceğim der birde maddi sıkıntı çekerek yaşayan annesi yeni bir evlilik'te yaparak birlikte oturmalarını ister. Böylece Pınar'ın hayatı bir başka boyuta doğru yol almışta olur. Hülya KOÇYİĞİT Her zaman ki gibi oyunda dominat.. Murat SOYDAN O' bildiğimiz oyuncu portföyünde Süleyman TURAN Her daim değişmez bi' lokomatif, Mürüvvet SİM de Madam Margaret olarak yine yeri dolmayan ustalar için de yer almakta.. Ben de Kariz_ma_35 arkadaşa yine katılırım Murat SOYDAN'IN yerine: Tanju GÜRSU İzzet GÜNAY Kartal TİBET Ayhan IŞIK Tarık AKAN, Hatta oyuncu olarak hiç haz almadığım Ediz HUN bile daha iyi bir tercih olurdu.. Tabi ki buda yapımcısı veya yönetmeni Orhan ELMAS'IN tasarrufu. Ben bu filme bi kez daha izlermiyim(?)... Hülya KOÇYİĞİT oyunculuğu ile varsa her zaman da O'nu izlemekten şeref duyarım!..
<p> "Sinirlenmiyim öyle mi ? Hoşlandığım bir kadın,genel müdürlükler,sonsuz bir servet,hepsi bunun (Çocuk) yüzünden uçtu gitti" deyip 1 dak.sonrası bu dediğine tayfalık teklif ederek yuva müdürüne de çıkış için gerekli işlemleri yaptıran kaptan-ı derya Hakan paşa ballı bir zevceyi kaybetmiştir ama zahmet çekmeden beleşe de bir evlat sahibi olmuştur !</p><p> Oysa işin temelinde bir taciz olayı yatmakta sonrasında ise denizci üniformasının dışında bir giyeceği olmayan kaptan paşanın,tayfanın mustakbel annesinin kaldığı pansiyona yerleşmesi de bu temele okkalı bir harç attıracaktır.İşte bu sürede de büyük bir özveri de bulunup güçlü gayret ve telkinleriyle kendini paşaya sırıksıklam ölçü de aşık ettirmiştir.Bu platonik aşk dikişçi annenin erkek özlemi sebebiyle Ankara'da bir süre kesintiye uğramasına rağmen hızını kaybetmemiş İstanbul'a dönüşte Denizcilik Yollarına bir tayfa kazandırarak meyvesini de vermiştir.Hemen belirtelim ki paşada pansiyonlardan gündüz fenerlerinin hizmet verdiği malikânelere terfi etmiştir.Gel gelelim ana hasta,tayfa yetim,mart kedilerinin işine son veren paşa baba da balozlar da daldan dala gezinmektedir.Çare,tayfayı paşa babaya yollayıp hayata küsmektir lakin Heidi Selçuk duruma el koyar,hepsini birleştirir ancak yakalandığı o menhus hastalık bu mutluluğa mani olacaktır,olurda.</p><p> İşte ana hatlarıyla olayın boyutu böyle.Kârımız kaptan paşanın bugünler de ki yasaklardan haberi olup cigarasını Tüpraş'ın bacası gibi devamlı tüttürmemesi.Akıllı olmakta dersimiz. 17.9.11 Zafer ALGAN</p>
güzel bir yeşilcan klasigi
<p>Asıl ben teşekkür ederim. Sağolun.</p>
elinize yüreğinize sağlık...katkınız için teşekkürler.
Duygusallığın ön planda bulunan filmlerden. Genç bir kaptan'la pansiyonda kalan bir kızın. Gizli aşkların yaşandığı bir film. "Hakan" Murat Soydan her limanda bir sevgilisi misali genç bir kaptandır. "Pınar" Pansiyon odasında annesiyle yaşayan. Hayallerle yaşayan bir kızdır. Hakan pınar'ın yaşadığı pansiyona kiracı olarak yerleşir. Pınar'ın annesi "Gülistan Güzey" ankara'dan biriyle evlenince. Bir müddet orda yaşar. Fakat üvey babası onu sevmediği "İhsan Yüce" ile evlendirmek isteyince. Evden ayrılır ve yine istanbul'a gelir. Sevdiği hakanı arar fakat bulamaz. Daha sonradan tesadüfen bulur. Ve aralarında ilişkiden sonra. Çocuk olur bir nevi tek gecelik ilişkidir. İşsizlik bir yandan kira ve diğer ihtiyaçlarla boğuşur pınar. Tabiki zor günlerinde sadık arkadaşı "Selçuk" Süleyman Turan yardımcı olur. Uzun bir yolculuktan sonra geri döner murat. Ve onun kapısının önüne koyar bebeği. Filmin sonunda her ikisi yine kavuşur. Fakat pınar hastalığından dolayı vefat etmiştir. Film güzel etkileyici. Özellikle hülya koçyiğit'in etkili oyunculuğu. Filmi alıp götürmüş nerdeyse. Hülya hanımın melekler kadar iyi ve duygusal sevecen bir kişilik rolünde süperdi. Sadece filmin jönü murat soydan pek uyum sağlayamamış. Kişilik olarak sevdiğim ve oyunculuğunu bir türlü alışamadığım. Murat Soydan pek etkili değildi filmde. Onun yerine şahsen ayhan ışık,izzet günay,kartal tibet ve tarık akan. Bu saydıklarım jönlerden biri olsaydı daha farklı olabilirdi bu film. Siteden bir arkadaşımın tavsiyesi ile göz attığım bir film. Filmin etkileyici tarafları var. Her zaman izlenebilir duygusal yönü ağır basan filmlerden.
Bu film benim en büyük favori filmim.Yeşilçamda bir ilk.Sinematografisiyle fark yaratıyor. Oyunculuklar,kamera açısı ve görsel zenginlik,müzikler,olağanüstü aşk,herşey bir numara olmuş.H. KOÇYİĞİT bu filmi favorileri arasına almasını diliyorum...Hülya Hanım maliyetini üstlenip hd işlemine koyarsa sevenleri için büyük bir jest olacAKTIR.
ağır olmakla beraber hülya nın en tutkulu filmlerinden biri. hakan ın her doğum gününde ona beyaz lale gönderiyor. esin engin in seslendirdiği pervane şarkısı ise gerçekten çok güzel. bir de pınar iş arkadaşıyla sinema izlemeye gidiyor. o sinemanın adı da orhan günşiray ve fikret hakanın beraber oynadığı ölüme köprü. ilginç noktalardan biri de bu. kısaca yazmak gerekirse benim sevdiğim bir film. sonu kötü bitse bile izlerseniz beğenirsiniz.
<p>hikayesi bilindik bir konu. senaryo bence iyi değil. onun dışında tüm ekip elinden geleni yapmış. filme genel olarak kötü demeye dilim varmaz.</p>
Çok etkileyici bir film müzikler olağanüstü