Sis
Ülkenin çalkantılı bir dönem yaşadığı, kardeşin kardeşi vurduğu günlerde hükim eskisi Avukat Ali Fırat (Rutkay Aziz), beklenmedik bir olayın içine sürüklenir. Oğlu Murat öldürülmüştür. Bu siyasal kargaşa ortamında onu öldüren karşıt görüşe sahip kardeşi midir? Olaylar bu kuşkular içinde sürüp gider. (Agah Özgüç'ün 100 Filmde Türk Sineması kitabından)
Kadro
21 kişiOyuncular
Rutkay AzizAli Fırat
Aslı Altanİdil
Sevtap ParmanSuzan
Menderes SamancılarKapıcı Seyit Efendi
Kenan Pars
Fikret KuşkanMurat
Ülkü TamerSavcı
Aytaç YörükaslanBalık Getiren Adam
Elia KazanKahvede tavla oynayan Yaşlı Adam
Erdal ÖzyağcılarMuhtar
Arslan Kacar
Eray Özbal
Kıvılcım Noyan
Oğuz FırıldakAraç Sahibi Genç
Serdar Sayhan
Remzi Biçer
Savaş Ay
Mehmet Tekin
Ferment Yönen
Ali Tanındı
Uğur PolatAli Fırat'ın oğlu Yapım
Künye
Sinemaseverler
11 yorumYorumlar
Benzer
Filmografi →








Başarılı bir film, Rutkay Aziz, Uğur Polat ve Kenan Pars çok başarılı. Filmin tek olumsuz yanı fazla karanlık olması ve ağır temposu. Sinematografi çok başarılı. Ayrıca Fikret Kuşkan'da başlarda 1 dakikalığına gözüküyor. 7/10
Hikaye güzeldir, filme dökümde sıkıntılar var tabii. Aziz Amca "1987'de Zülfü için sinemaya girdim, yapışmaz diye dua ettim.Yapışmadı ama televizyondan bir daha kurtulamadım" demişti.
<p>Başarısız bir Yaşar Kemal uyarlaması olan Yer Demir Gök Bakır'dan sonra ikinci kez yönetmenlik koltuğuna oturan Zülfü Livaneli'nin,çekildiği dönem itibarı ile ses getiren,yurtiçi ve yurtdışı festivallerde ödüller kazanan,sonra da unutulan ve uzun yıllardır gündeme gelmeyen,Tv kanallarında gösterilmeyen bir siyasal film denemesidir.</p><p>Filmde,12 Eylül öncesi çalkantılı ve kardeşin kardeşi vurduğu karanlık dönem konu edilmiştir.1960'lı yıllarda yargıçlık yapan, 70'lerde istifa edip avukatlık yapan Ali Fırat'ın siyasi nedenlerle oğlu öldürülmüştür,işin en trajik yanı şudur ki;bu cinayetin katil zanlısı diğer oğludur.Ali Fırat,öldürülen oğlunun acısını içine gömerek diğer oğlunu koruma ve aklama çabasına girişir.</p><p>Sis filminin de nirengi noktasını,Sen Türkülerini Söyle adlı filme dair yorumumda belirttiğim üzere,ülkeyi darbenin eşiğine getiren sürece yönelik analitik bir bakış açısı değil;darbenin olumsuz etkilerinin bireyler üzerinde yarattığı çözülme ve tahribatın vurgulanması oluşturmuştur.</p><p>Filmde,biçimsel olarak dikkati çeken ilk husus;o endişe ve karmaşa dolu yılların kaotik atmosferini seyirciye hissettirebilecek nitelikte renklendirme,ışıklandırma ve filtre kullanımı anlayışıdır.Ağır aksak ve dingin bir tempoda ilerleyen filmde ,oldukça karanlık ve huzursuz edici bir dünya resmedilmiştir..Şüphesiz ki bu atmosferin yaratılmasındaki başarı,Alman görüntü yönetmeni Jurgen Jurgens'e aittir.</p><p>Aşırı bir biçimcilik kaygısı,filmin ilk planından son planına değin yoğun şekilde hissedilmektedir.Yönetmen Zülfü Livaneli,her planda "bu bir sanat filmidir.Her görüntüye binbir türlü anlamlar,imgeler yüklemeye çalıştım" diye adeta seyircinin kafasına kafasına vurmaktadır ki,bir noktadan sonra film akmamaya ve sıkmaya başlar.</p><p>Hele elinde mendili iki de bir aksırıp tıksıran,şişinmeden kasılmaktan nerdeyse patlayacak şekilde ortalıkta dolanarak rolünü bile unutan bir Rutkay Aziz faktörü var ki,bir süre sonra o da sinir bozmaya başlar.</p><p>Başta filmin unutulmuş,bir kenara atılmış bir film olduğunu belirtmiştim.Bu açıklamalar doğrultusunda sanırım bu durumun sebebi de kendiilğinden ortaya çıkıyor.</p><p>Zülfü Livaneli,hepimizin bildiği gibi,çok yönlü ve başarılı bir düşün adamıdır.Besteci,yorumcu,gazeteci-yazar ve yönetmen etiketinin yanısıra politik kişiliği ile de Türk entelijansiyasının sayılı isimlerindendir.Ancak,sinema yönetmenliğinde diğer alanlardaki başarısını tekrarlayamadığını düşünüyorum.Nitekim,Şahmaran ve Veda filmlerinin de sınırlı başarısı göz önüne alındığında,Livaneli'nin başarılı bir sinema adamı olmadığı aşikardır.Kaldı ki,kendisi bildiğim kadarı ile İsveç'te kaldığı yıllarda sinema eğitimi de almıştır.Fakat,bir koltuğa iki karpuz sığmaz atasözünü doğrularcasına Livaneli,sinemada kesin bir başarı sağlayabilmiş değildir.</p><p>Yeri gelmişken yukarıda sözünü ettiğim "sanat filmi" kavramı hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.Bence,sanat filmi diye bir kavram yoktur.Sinema,kendine özgü kuralları ve formatları olan bir sanat dalıdır.Bu kurallar ve formatlar dahilinde üretilen her film,bir sanat eseridir.Yani,Naki Yurter'in "Ah Mualla Oh Ne Ala" filmi de bir sanat eseridir;Andrei Tarkovsky ustanın "Solaris" filmi de bir sanat eseridir.İlk örnek verdiğim film kötü bir sanat eseridir;ikinci örnek film iyi bir sanat eseridir.</p><p>Sanat filmi olarak tanımlanan filmler ,popüler ve alışılmış anlatı kalıplarını ve klasik senaryo anlayışını reddeden filmlerdir.Komedi,macera,romantik-komedi vb.gibi belirli bir türün,kendine özgü basmakalıp durum ve tiplemelerine bu filmlerde rastlanmaz.Felsefi derinliğe önem verilir;imgelere,metaforlara sıklıkla başvurulur.Daha elit ve donanımlı izleyici tarafından tüketilirler,ticari gösterim şansı pek bulamazlar,ondan dolaydır ki daha çok festivallerde izleyici ile buluşabilirler.Zaten,sanat filmi tanımının bir benzeri de festival filmidir.</p><p>Klasik izleyiciye göre,filmde sürekli bir hareketlilik olmalıdır.Olay başlamalı,gelişmeli,çeşitli açılımlarla ilerlemeli ve mutlaka iyi veya kötü son bulmalıdır.Sıradanlığa yer yoktur.Gündelik hayata dair önemsiz detaylar filmde yer almamalıdır.Sanat filmleri ise,aksine bazen bir oyuncunun dakikalarca statik bir biçimde televizyon izlemesini tek planda verir.(Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminde olduğu gibi)</p><p>Sanat filmi-ticari film çelişkisi,bir anlamda "Sanat sanat içindir","sanat toplum içindir" ikileminin sinemasal düzlemdeki tezahüdürür.</p><p>Sinema sanatı var oldukça bu ikilem sürekli yaşanmaya devam edecektir.</p><p> </p>
<!-- @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } --> <p style="margin-bottom: 0cm"><font size="2" style="font-size: 9pt">Ülkemizde büyük acilarin yasandigi ve insanlarimizin, düsüncelerinin bedelini canlariyla ödedikleri bir dönemi anlatmaya calisan bir film.</font></p> <p style="margin-bottom: 0cm"><font size="2" style="font-size: 9pt">Filmin yönetmenligini ve senaristligini yapan Zülfü Livaneli bu film de yüzeysel kalmistir. Z.Livaneli'nin senaryosu, ne kadar trajik temele dayali bireysel, ailesel olsa da, gercekleri tam ortaya koyma cesaretinden yoksundur. Filmin ikinci yarisindan sonra düsen temposu, seyretme zorlugu yaratiyor. Seyredilmesi gereken bir film.</font></p> <p style="margin-bottom: 0cm"><br /> </p> <!-- @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } -->
zülfü livanelinin yaptığı çok güzel bir filmdir fakat zülfü livaneli artık sinemayımı bıraktı yoksa sinema zülfü livanelimi bıraktı bu sorunun cevabı bekleniyor.Bu film sinemanın şiirselliğini öndev tutuyor.
Dönemin güzel bir filmi idi.
rutkay aziz ve uğur polat ne söylenebilir ki...
Zülfü Livaneli'nin eserinden uyarlanan ve yine onun yönettiği Türk sinemasının gelmiş geçmiş en başarılı politik filmlerinden. Rutkay Aziz başta olmak üzere (Özellikle Aslı Altan) tüm oyuncular çok iyi. 80 öncesi sağ-sol kavgasına ciddi ve etkili bir bakış.
bu film harika bir kurgu ve içgüdüyle insanı filme sarıyor zülfü livaeli çok iyi yönetmiş rutkay aziz çok iyi oynamış izlemenizi öneririm
filmi 17 yaşında birinin gözüyle değerlendirecek olursam oldukça ağır ama şimdiki koşullarla değerlendirecek olursam çok başarılı...
bence başarılı bi filmdi.sırf uğur polat için bileizlenebilir.ayrıca fikret kuşkanın de ilk filmi.ama çok çok azboygösteriyor filmde.filmin içeriğine uygun olarak insanların bi yerlerden gözetleniyolarmış izlenimi yaratan görüntü yönetmeni ayrıca kutlanmalı ve dikkatimiçeken bi nokta ki karşıt görüşler içindeolan kardeşlerin görüşleri sağ yada sol hiçbir şekilde söylenmiyor.bence izlenmeli...