Sayılı Dakikalar
‘El Cid’deki (1961) ‘The Twins’ (Miklós Rózsa).
“Hep para için değil mi bunlar? İnsanlar para için küçülüyor. İnsanlar para için birbirlerini öldürecek kadar ileri gidebiliyorlar. Parasız olmak da zor, paralı olmak da.”
‘Le Meurtier’deki (1963) ‘Prologue’ (René Cloérec). Jenerikte bu melodi var.
Film ‘Kiss Me Deadly’ (1955) ve ‘Aramıza Kan Girdi’ (1962) gibi başlıyor.
“Çok Tehlikeli Bir Deli Kız Tansev Sinir Kliniği’nden Dün Gece Kaçtı.” 28 Ocak 1965, Perşembe günkü Tercüman Gazetesi’nin başlığı böyle.
‘Music To Be Murdered By’ (Jeff Alexander) (Featuring Alfred hitchcock). Hemşire Müşerref’i bayıltmış ve elbiselerini alarak kaçmış. Kumarbaz Avukat Şadan Özben’in Başhekim Kazım’a söylediklerinden işin biraz daha karmaşık olduğu anlaşılıyor; “Kız bir polisin eline düşerse... İkimiz için de iyi olmaz.”
Zeynep, beş yıl önceki ‘kuşku uyandıran’ bir kazada ölen milyoner Recai Yükman’ın torunu. Nişanlısı, ‘madrabaz’ Şadan, O’nu ‘hacir altına aldırıp akıl hastanesine kapattırmış’. Üstelik de (bir nişanlının bunu kanuni olarak nasıl başardığını anlamasak da) vasisi olmuş. Şimdi her gece kumar masalarında nişanlısının parasından 100 binler kaybediyor. ‘Deli Kız’ı bulup getirene, ödül olarak 50 bin lira verecekmiş.
Genç kız ilerde “Daha önce evlenme teklifini kabul etmemiştim. Kazadan sonra geçirdiğim krizleri bahane edip beni bir sinir kliniğine yatırdı. Önceleri önem vermemiştim. ‘5-10 gün sonra çıkarım’ diyordum. 5 gün, 5 yıl oldu. Gerçekte hastaneye değil, hapishaneye atılmıştım” diyecektir.
Kaçarken babacan kamyon şoförü Koç Mehmet ile karşılaşırız. ‘Hemşiranım’ı İstanbul’a götürüyor. ‘34 AK 720’ plakalı DeSoto kamyonu ile Mersin’den geliyormuş. 19 saattir gözünü kırpmadan. ‘Kartaltepe Kervansaray Mocamp’taki BP Benzin İstasyonu’nda yolculuğuna biraz ara verir. Gazetede, ‘Deli Kız’ın hemşire kıyafetiyle kaçtığını’ okuyunca uykusuzluk falan kalmıyor. Benzinci ‘Be Pe’ Sami ile polise telefon edeceklerken durumu anlayan Zeynep yine, bu kez kamyonla kaçıyor. Belki yıllarca bir odada kapalı kaldığı için birkaç yanlış hamleden sonra yoldan çıkar. Bayılmış.
Aynı saatlerde ‘eski gazeteci, yeni otelci’ Tarık da yoldaydı. [Kullandığı ‘34 AH 310’ plakalı Commer minibüsü ‘Kadın İntikamı’ndan (1968) anımsıyoruz. Ayrıca plakası ‘Kader Böyle İstedi’ filminde (1968), Ahmet’in dolmuşundaydı]. Gaziantep’ten gelen abisi Rıfat’ı bir zamanlar evleri olan otele götürüyor. (Çekimler Orhan Günşiray’ın kayınvalidesi Hafize Hanım’ın Yeşilköy’deki köşkünde yapılmış).
Rıfat’ın sevgilisi Belma ve genç kadının kızı Mine de beraber. Kaza yapan Zeynep’i kurtarırlar. Bu sırada Rıfat, çok güvenilir biri olmadığını belli ediyor; “İşin mi yok sabah sabah... İşgüzarlık bu senin yaptığın. Başımıza bela mı arıyorsun? Kim uğraşacak O’nunla. Yol kenarına bırakalım. Biri görür, alır.” Sonradan kardeşi, doktor getirmeye gidemesin diye minibüs’ün ‘tevzi makarasını’ bile çıkaracaktır gizlice.
İki milyonluk bir kaçakçılıkta hakkının yendiğini düşünüp patronunu ihbar etmiş. Bebo da Suriye’ye kaçmış. ‘Kargalar’ı, yani kiralık katilleri bizimkinin peşinde. Paragöz biri ama can derdine düşünce ‘ihbar ikramiyesini’ bile alamadan Tarık’ın yanına gelmiş. Bir an önce ‘20-30 bin lira bulup, hududu geçecek’. Her an öldürüleceği korkusu içindeydi. Cinleri hep başında. Öfkeden burnundan soluyor. Ancak bu durum, orada kaldıkları 1-2 gün içinde Belma ile sevişmesine Zeynep’e bir kez ‘göz banyosu’ yapmasına ve sonradan saldırmasına engel olmuyor. Üstelik kanyak içmediği bir saniyesi bile yok.
Tarık ise abisinden çok farklı, tertemiz bir insan. ‘Sabık gazeteci, istikbalin otel kralı’. Gazeteden arkadaşı İlhan böyle diyor. Rıfat’a göreyse ‘acemi zampara’. Tek arzusu çocukluğunun geçtiği evi bir otel yapmak. Anne ve babasının hatırasını yaşatmak. Ama abinin öyle ‘duygusallıkla’ geçirecek vakti yok. Burası satılırsa parasını alıp hemen savuşacak.
Tarık’ın gazeteden arkadaşı İlhan da ‘Deli Kız’ haberiyle ilgili. 5 yıldır işin peşini bırakmamış. Zeynep’in durumunda Başhekim Kazım ve Avukat Şadan’ın parmağı olduğunu düşünüyor. ‘Milyonlar tutan serveti için hastaneye kapatıldığı’ fikrinde. Avukat’ı zorlayarak gazetede ‘nişanlısını sağ salim bulana 50 bin lira vereceğine dair’ bir ilan yayınlattırır.
Gazetecinin özel yaşamında çapkınlığı dilere destan. O kadar çok sayıda bayanın canını yakmış ki ahrette yatacak yeri yokmuş. “Yatacak yeri ne yapsın, yatacak kadın olsun da.” Arkadaşları böyle diyor. Nişanlanır, hiç evlenmezmiş. ‘Prensip meselesi’. Her gün ‘yengemiz değişirken’ bu kez iş ‘ciddi. Son sevgilisi ‘Karabiber’ dünya güzeli bir genç kız.
Tabanca şeklinde bir çakmağı var İlhan’ın. Son sahnelere doğru Şadan’ı korkutmakta kullanacaktır bunu.
‘Si Minör Manfred Senfonisi, Op. 58: IV. Allegro con fouco’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Kız arkadaşını Tarık’la tanıştırmak ve ‘bonfile, patates, karışık salata siyah şarap’ ziyafeti çekmek için otele geldiklerinde soğuk karşılanır. (Çünkü içeri alsa Rıfat vuracaktı). Ters yüz olup oradan ayrılırken “Merak etme bütün arkadaşlarım bunun gibi değildir” diye espri yapıyor sevgilisine. Dönüş yolunda düşünceliydi; “Bu işte bir bit yeniği var.” Karabiber de cin gibi; “İster misin, şu deli kız içerde olsun.”
O çetrefilli ortamda, kayadan çıkan çiçek gibi Zeynep ile Tarık âşık olurlar. “Hayatımda bir boşluk varmış. Bunu seni görünce anladım. Benden bir parça gibisin” diyor delikanlı.
Bir gece ‘uğursuz iki herif’ Tarık’ın evini sorarlar ‘Be Pe’ Sami’den. Rıfat’ın ‘Kargalar’ dediği iki kiralık katil bunlar. Siyah şapka, siyah elbise, siyah palto. Ama kaşkollar beyaz.
Önce Belma’yı ve sonra 16 kurşunla Rıfat’ı öldürürler.
Dokuz kurşun da Tarık’a sıkmışlardı ama kahramanımız ufak bir yara ile kaçıyor. Yanında Zeynep ve Mine ile.
Bir köylü kadını, Sabahat Işık yarası için yardımcı olur. Kocası yıllarca çarpışmış Toroslar’da. “Az kurşun yarası iyi etmedim. Bütün şifalı otları bilirim ben” diyordu. ‘Ana yola çıkınca solda üçüncü yolun girişinde’ bir doktor varmış. Zeynep, O’nu getirmeye gider. Kamyon kullanarak acemiliğini giderdi herhalde. Minibüs şoförlüğü gayet iyi. Bu kez kaza yapmaz. Ancak ‘Kargalar’ın peşinde olduğunu bilmiyor.
Fatin Kasabalı, dâhiliye mütehassısıymış. Doktordan çok ‘Vahşi Batı’daki ödül avcılarına benziyordu. ‘Deli Kız’ı tanımış, hemen Şadan’a telefonla bilgi verir. 50 bini de hatırlatarak. Adresi konusunda biraz daha bilgileniyoruz. ‘Krizantem Sokak’taymış. Ama binliklerin ‘mor rengini’ göremez. ‘Kargalar’ kendisini öldürüp Zeynep’i Kireçburnu’ndaki Mesire Otel’e kaçırırlar. Ödülü duymuş kapmak istiyorlar. Bu açgözlülükleri pahalıya mal olacaktır kendilerine.
Sonrası kavga dövüş. Parayı eksik getiren Şadan’ı 9 kurşunla (elleri daha azına gitmiyor) öldürürler. Ama Tarık ve İlhan’dan iyi bir dayak yiyip polise teslim edilirler.
Özellikle Tarık’ın durumu ilginç. Daha 1-2 saat önce omzundan yaralanmıştı. Ama şimdi ‘Kargalar’a 12 yumruk atabilecek halde. Sabahat Işık “Dipdiri yapacağım O’nu” demişti. Ama bu kadarını beklemiyorduk.
‘Düğün Marşı’ (1842) (Felix Mendelssohn) ve ‘Gone With The Wind’deki (1939) “Tara’s Theme” (Max Steiner). Film biterken yeni açılmış ‘Çamlık Otel Restoran’ ve beraberliklerinin başında 4 kişi var: Karabiber-İlhan ile Zeynep-Tarık. Mine de Onlarla.
Belma’nın sözlerinde ülkemizin sıkıntılarını da bulabilir miyiz?
“Ben 23 yaşındayım, biliyor musunuz? Siz 5 yıl tımarhanede kalmışsınız. Ben 23 yıl cehennemde yaşadım. 100 yıl ihtiyarladım 23 yılda. Utanıyorum sizden ama söylemem lazım. 12 yaş, 23 yaş. Ben ne bilirdim dünyada başka şeyler de olduğunu. Başka şey görmedim ki. Eyüp’te doğdum. Gecekondu mahallesinde.
Mine’nin babası bir Amerikalı Çavuş. [Ülkemizde Amerikan Üssü olmadığı(!) için tarihi ve doğal güzelliklerimizi görüp şöhreti dünyayı tutan kebabımızı yemeye geldi herhalde. O arada Belma’yı hamile bırakmış]. Evlenecektik. Dolar kaçakçılığından içeri attılar. Karnımda 6 aylık çocuk. Kocakarı ilacı para etmedi. Her şey insanın elinde değil kardeşim. Barda çalışıyordum, Adana’da. Konsomasyonculuk ne demek bilir misiniz?
Düşündükçe midem kalkıyor. Bu Rıfat, deli manyak. Çok para harcıyordu. Kadınlar hep böyle midir, bilmem. Yoksa ben mi aptalım. Kapıldım işte. Ama bıktım, gidiyorum. Bütün bunları söylemem kızım için. O da aynı çileyi çeksin istemiyorum. Siz iyi insansınız. O’nu yanınıza alın. Ufak tefek iş de gelir elinden. Yük olmaz size. Benim gibi olsun istemiyorum.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
Belgin DorukZeynep
Aysel TanjuBelma
Talat GözbakRıfat
Reha YurdakulGazeteci İlhan
Devlet DevrimKara Biber
Feridun ÇölgeçenDoktor Kazım
Süha DoğanAv. Şadan Özben
Devrim ParscanSESLENDİRME
Danyal TopatanBenzinci Sami
Eşref VuralŞoför Koç Mehmet
Hasan CeylanKiralık Katil
Nilgün KasapbaşoğluMine
Faik CoşkunDoktor Fatin Kasabalı
Sabahat Işık
Nilgün ÖzhanKüçük Yıldız
Nilgün KasapbaşoğluKüçük Yıldız
Ayhan Işık
Jeyan Mahfi TözümBelgin Doruk Seslendirmesi
Hayri EsenAyhan Işık Seslendirmesi
Hüseyin Zan
Kemal ErgüvençEşref Vural Seslendirmesi
Muhip ArcımanReha Yurdakul Seslendirmesi
Nedret GüvençAysel Tanju Seslendirmesi
Rıza TüzünSüha Doğan Seslendirmesi
Sadettin ErbilTalat Gözbak Seslendirmesi
Timuçin CaymazDanyal Topatan Seslendirmesi
Zafer ÖnenDanyal Topatan Seslendirmesi Künye
Yorumlar
Belgin Doruk'in diğer filmleri
1988Bir yudum insan-Ayhan IşıkBelgesel★ 7,8
1972Gecekondu RüzgarıDram★ 8,0
1970Pamuk Prenses Ve 7 CücelerDuygusal, Aile, Fantastik★ 8,6
1970Gönül MeyhanesiDuygusal★ 8,3
1970Küçük Hanımın ŞoförüKomedi, Duygusal★ 8,9
1969Ayşecik Yuvanın BekçileriDram, Komedi, Aile★ 9,0
1969Şahane İntikamKomedi, Duygusal★ 8,6
1968Atlı Karınca DönüyorDuygusal★ 8,2
Ayhan Iṣık ve Belgin Doruk ikilisinden muhteṣem bir filim. Diğer oyuncularda harika. Her daim seyredilecek filimler arasında.
Film konusu ile çok başarılı oyuncu ekibini çok beğendim
Fİlmin konusunu anlatan Murat ÇELENLİGİL abime sonsuz teşekkürlerimi sunuyor.Yazılzarını okumaktan büyük haz alıyorum. Yüreğine sağlık emeğine sağlık güzel insan Murat ÇELENLİGİL
muhteşem harika süper macera dolu bir film izlerken büyük zevk aldım yerinizde durmanız çok zor türk sinemasının sayılı fimlerinden birtanesi muhteşem ikili beraberler iyi seyirler..........
hem akisyon hem gerilim dolu süper bir film
film çok etkileyici aksiyon hiç bitmiyor
filmde elbette gerilim havasi var... görüntüsü okadar iyi degil, bi yerden sonra film tat vermiyor...onun disinda filmin hikayesini begendim
<p><em> Dar bir kadroyla çekilmiş.Konusu güzel ve akıcı.T.Gözbak döktürmüş.Düştüğü 1-2 ofsayt hariç adam gibi bir film.Ayrıca kadınlarımızın erkekler karşısında ki zayıflığını,aciz kalışlarını,itilmişliklerini,cefakar hallerinde bile gösterdikleri vefakar tutumlarını da sergilemesi,beynimde inceden inceye irdelediğim diğer bir yönü oldu.</em></p><p><em> Tarık'ın karga dediği kiralık katillerce vurulup şiddeti suratının aldığı şekille sabit yaralanmasına rağmen hiç pot vermeden gürbüz çocuk edasıyla filmin sonunu getirmesi,düştüğünü belirttiğim ofsaytlardan biriydi.Kargaların ise okudukları gazeteden aldıkları ilhamla kendilerine ekstradan iş çıkartıp ödül avcılığına soyunmaları da filme çeşni katıp az buçuk sürükledi.Dr.Fatin'in ödül işine sokulması ise ne mesleğe ne de filme yakıştı. 21.2.09 Zafer ALGAN </em></p>
Bu sabat Trt'de izlediğim bir film.İkili nin olması izlemem için yeterliydi,Klinikteki çığrışmalar komiğime gitmedi değil, Filmde rol alan Küçük Kız ise Nilgün Kasapbaşoğlu ismini jenerikte görmeden gözlerinden tanıdım.
sayılı dakikalar atıf yılmaz'ın sayılı kötü filmlerinden. yapımcı böyle bir film çekmek isterse yönetmen ne yapsın. en son trt1 televizyonu yayınladı.
zengin mirası yüzünden bir akıl hastesine kapatılan belgin bir fırsatını bularak kaçarak,ayhanın ıssız evine sığınır.bu arada ayhanın karanlık işlere bulaşan kardeşi talatta sevgilisi ayselle birlikte aynı eve gelmiştir.artık tam bir can pazarı yaşanmakta,ayhanda belginin deli olmadığını anlamış,aralarında bir aşk başlamıştır...güzel bir macera filmi...