Samanyolu

YönetmenOrhan Aksoy
Yıl1967
TürDuygusal

“Yeryüzünde sevildiğini bilmeyen [romanda (sf. 69) ‘anlamayan’] hiçbir kadın yoktur.”

Franck Pourcel’in “Je L’aime” albümündeki (1967) ‘Little Man’li (1967) (Sonny Bono) sahnede askerden ‘O’nun yanında olmak, aynı havayı teneffüs edebilmekten başka bir şey düşünmeden’ dönen Nejat’a “Hemen gitmem lazım. Arkadaşlar bekliyor. Nasıl olsa artık hep evdesin. Akşama bol bol görüşürüz” diyebilmişti. ‘Sevdiklerine cefa çektirmekten hoşlanmak’ O’nun en büyük özelliği. Fakat hiç kimse, ‘birisi’ kadar cefasını çekmedi (sf. 120).

Zülâl; “Niye öyle bakıyorsun gözlerime.”

Nejat; “Orda yıldızları seyrediyorum. Gökyüzünün bütün ışıkları içlerinde parlıyor.”

Zülâl; “Samanyolu’nu da görüyor musun?”

Nejat; “Evet, saadet ülkesine doğru uzanıyor. Biz de oraya gidelim mi Zülâl?”

Zülâl; “…Ben saadeti gösterişte sanıyordum. Meğer bütün saadetim küçümsediğim bir varlığın altın kalbindeymiş. Sen, beni yalnız benim için sevdin. Ben bunun kıymetini çok geç anladım.”

Yazarından daha ünlü romanın (Samanyolu-1940/41-Kerime Nadir) (13. basım-1977-İnkılâp ve Aka Kitabevleri) ikinci Yeşilçam çevrimi.

“Üzülme sen meleğim, gün olur kavuşuruz//Ecel ayırsa bile mahşerde buluşuruz.” Karaköy Meydanı. Şekip Ayhan Özışık’ın Nihavent şarkısını (1967) Metin Bükey Orkestrasından enstrümantal olarak dinlerken Nejat’ın sözleri; “ Artık askerlik bitti. Eve, annemin ölümünden sonra bana ikinci bir anne olan teyzemin yanına dönüyorum. Çocukluğumdan beri acı tatlı bir sürü hatıralarla dolu günler geçirdiğim [‘Aşka Tövbe’de (1968) Mübinlerin olan ve romanda Büyükdere’deki] o Yalı’da kavuşmak için sabırsızlandığım biri var; Teyzemin kızı Zülâl.”

“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Portrait Of My Mother’ (Manos Hadjidakis). Teyzesiyle kucaklaştığı ve ‘bütün gün güneş altında yapılan talimleri’ anlattığı sahne bu melodi ile.

Annesi yıllar önce (kitapta O’nu doğururken) ölmüş. Yeniden evlenen babası pek ilgilenmediği için teyzesinde kalmış. Zülâl’e olan düşkünlüğü çocuk yaşlarında başlıyor. ‘Yaşıyla beraber artan bir muhabbet, bir bağlılık’. Fransız okulundaki tahsili sırasında ‘edebi eserlere merak sarmış’. Beşinci yılda öğrenimini yarım bırakmasının nedeni de bu zaten (romanda ‘tifo’). Şiir yazıyor ve ut çalıyor.

‘Yıllardır gizli bir aşkla sevdiği’ Zülâl de onu seviyor ama bu (şimdilik) ‘daha ziyade hayatta muvaffak olamamış bir akraba çocuğuna karşı beslenen acımaya benzer bir duygu’.

Paul Mauriat’nın ‘World Top Hits’ (1967) albümündeki “Noir C’est Noir (Black is Black)” (1966) (Tony Hayes / Steve Waday / Michelle Grainger) melodisini dinledikleri sahnede Şükran “Nedense, Nejat’a daima insafsız davranırsın” diyordu.

Zülâl, annesi (filmde adı yok) Nedret Güvenç ve emektar Dadısı Güzin Özel (romandaki adı, Arapça siyah/siyahî anlamındaki Esved Kalfa) ile beraber. İki sene piyano dersi aldığını ve acemice de olsa ‘bazı etüdler’ çalabildiğini romandan öğreniyoruz. Koleji bitirmiş.

Diplomasını, delikanlının terhis olduğu günün ertesinde (romanda askerliği sürerken) alıyor.

“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) ‘Concerto’ (Manos Hadjidakis) ve ardından ‘Charade’ (1963) (Henry Mancini). O güzel ahşap iskelede ‘birkaç gün dinlenmek isteyen’ Nejat’a “Dinlen tabii ama bu aylarca sürmesin” derken ne kadar kırıcıydı. Devamı da var; “Yani hep böyle boş ve avare mi yaşayacaksın? Bir baltaya sap olmaya niyetin yok mu senin?” Yüze çarpılan ‘hiçlik’. İlginçtir, ‘okumamış’ Nejat sonradan romanları kapışılan bir yazar olacak ama Zülâl’i bir işte çalışırken göremeyeceğiz.

Genç kızın gözü yükseklerde. Didar’a ‘âşık olacağı erkekte sosyal durum, servet, şahsiyet gibi şeyler aradığını’ söylemişti. Zaten Nejat gibi ‘tahsili yarım kalmış, hayatta yolunu bulamamış bir insan aşktan ne bekleyebilir ki’.

Delikanlı iş bulma sıkıntısı içindeki olduğu günlerde bir okul arkadaşı ile karşılaşır; Namık. Çapkınlığı daha baştan belli.

Caravelli’nin ‘Merci Cherie’ albümündeki (1966) ‘Merci Cherie’ (1966) (Udo Jürgens). Kimbilir kaçıncı sevgilisini öperek evine bırakıyor.

‘Arabesque’deki (1966) ‘The Zoo Chase’ (Henry Mancini). Genç kızı ‘sepetledikten’ sonra hızla giderken az daha Nejat’a çarpacaktı. Yıllar sonra karşılaşmaları böyle. Dört yıl süren mühendislik eğitimini Amerika’da tamamlamış. Oradan getirdiği beyaz, üstü açık, ‘06 HN 713’ plakalı arabası muhteşem. Sekiz aydır Ankara’da (romanda ‘İzmir’) çalışıyormuş. Kahramanımız sıkıntısı gözünden kaçmaz. “İşler pek yolunda değil galiba. Bir derdin varsa bana anlatabilirsin” diyor.

‘A Grande Orquestra de Paul Mauriat’ albümündeki (1967) ‘Celine’ (1966) (Mort Shuman / Vline Buggy & Hugues Aufray) melodisiyle mest olduğumuz küçük çayevinde (kitapta ‘muhallebici’) bir iş bulacağına söz verir.

“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Mr. Noll’ (Manos Hadjidakis). Bu günlerde Nejat, babasından (romanda ise üvey annesi Nedime’den) bir telgraf alıyor. Hasta ve O’nu son bir kez görmek istiyormuş. ‘Ölmek üzere olanların’ iletileri hep bu notalarla geliyor galiba. Menderes Köprüsü’nde (1968) İrfan Usta da kardeşi Cemal’in veda telgrafını bu ezgi ile almıştı.

Beşiktaş. [‘Lekeli Melek’te (1969) Selmaların olan] evde gördüğümüz üvey kız kardeşi Nebahat ile sonradan tekrar karşılaşacağız.

‘Saba Makamında Tambur Taksimi’. Babasının, içimizi parçalayan son sözleri. ‘Büyük bir pişmanlığın ıstırabı ile geçen son saniyeler’. İhmali ve ‘küçük bir miras bile bırakamadığı’ için af diliyor oğlundan.

Cenaze sonrası Yalı’ya döndüğünde Namık’ın aradığını öğrenir. Zülal’in “Çok efendi, çok sempatik bir genç” sözleri yüreğine oturuyor. O sırada arkadaşı, kırmızı güller ve ‘Merci Cherie’ (1966) (Udo Jürgens) melodisi ile gelir. Nejat’a eniştesinin fabrikasında iş (romanda santral memurluğu) bulmuş. Ama bakışlarını ‘teyzekızından’ alamıyor.

Fausto Papetti’nin ‘I Remember N.1’ albümündeki (1962/67) ‘Perfidia’ (1939) (Alberto Dominguez). İşe alınmasını ‘Red Label’ viski ile kutladıkları gazinoda, Zülâl’le evlenmek istediğini söyler. Yaptığı iyiliğin ‘bedeli’ de, Nejat bu konuda yardımcı olacak. Arkadaşının allak bullak olmuş hali gözünden kaçmaz. “Yoksa? Eğer böyle bir şey varsa sakın saklama.” Kahramanımız “Seni temin ederim ki yok. Biz O’nunla kardeş gibi bir arada büyüdük” falan diyerek durumu idare eder. Filmin bu kırılma noktasında “Evet, seviyorum” diyebilseydi keşke.

“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Portrait Of My Mother’ (Manos Hadjidakis). Namık’ın ‘hislerini açıkladığı evlenme mektubu’ bu melodi ile.

Fausto Papetti’nin ‘I Remember N.3’ uzunçalarındaki (1966) “Let’s Face the Music and Dance” (1936) (Irving Berlin). Günler sonra nişan. Konuklar gelirken, Didar sofrada bir eksik olup olmadığına bakıyor. Nejat ‘manen’ ölmekte. Kaçmak imkânı olsa bir an tereddüt etmezdi (sf. 58). Yaver Süha Bey ‘gençlerin ilerdeki müstakbel hayatlarında birbirlerini bugünkü heyecanla sevmelerini gönülden dilediği’ bir konuşma yapar.

Juanito’nun söylediği (1967) ‘Arkadaşımın Aşkısın (La Femme de Mon Ami)’ (1962) (Enrico Macias / Fecri Ebcioğlu). Nişanlıların dansı sürerken Nejat’ın tek isteği ‘ortadan büsbütün silinmek yok olmak’. “Tanrım! Niçin bir saadet bazen bir bahtsızlığın sebebi oluyordu. Ve niçin sevinenlerin neşesini herkes paylaşırken ıstırabımın kimse farkına varmıyordu?”

O gece Zülâl’e aşkını itiraf eder. Birkaç gün sonra bakmaya kıyamadığı genç kızı önce 40 yıl geçse de güzelliğinden kaybetmeyecek bir şekilde öpüyor. Ardından (romanda bir, filmde-bir ters bir düz- iki) tokat atar. Kırgınlıklar, barışmalar.

Yeni evliler İzmir’e giderken Nejat’ın dudaklarında, üzüntüsünü gizlemeye çalışan ‘iğreti ve şaşkın bir gülümseyiş’.

“Yeni bir aşk arıyorum//Haberin olsun//Beni bu hale koyan//Allahtan bulsun” (Suat Sayın / Ülkü Aker). Artık O’nu tamamen kaybetti. Mevsimler ve seneler durmadan geçiyor, birbirini kovalıyor. “Tanrının insanlara verdiği tahammül gücü meğer ne kadar sonsuz.” Hayatın ‘Zülâl’den ibaret olmadığına kendini inandırmaya başlamış (sf. 115 ve 139).”

6 yıl süren koskoca ayrılık. Zülâl’in bir çocuğu olmuş; Erol. Nejat ise ünlü bir yazar. Romanları adeta kapışılıyor. Namık, işlerinden çok bitmeyen çapkınlıklarıyla meşgul. Ailesini İstanbul’a getirtir.

“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Virgin in my Neighbourhoud’ (Manos Hadjidakis). Erol, bahçede anneannesiyle oyunlar oynuyor. Bu güzel bölüm ancak 2-3 saniye.

Çok bilinen ‘gardıropta saklanma sahnesi’. Namık, telefonla ‘dün giydiği gri elbisenin cebindeki iki mektubu yok etmesini’ ister Nejat’tan. Karısının eline geçmemeliymiş.

Zarftaki adres çarpıcı bir şeyi ortaya çıkarır. Metreslerinden biri Nejat’ın üveyi Nebahat’mış. Bunu öğrenince kardeşinin payına iki, Namık’a bir tokat (ama Nejat buna yumruk diyor) düşer.

‘Dönsen De Artık Sevemem Seni’ (Mehmet Bürün). Sonrasında Zülâl’le yakınlaşıyorlar. Güneş batarken deniz kıyısında gezinti.

“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) ‘Countess Esterhazy’ (Manos Hadjidakis). ‘Geciken saadetlerine kavuşmaya karar vermişken’ bir olay delikanlının ‘aklını başına getirir’. Küçük Erol yağmurlu bir gece ‘anne ve babasından hiç ayrılamamak için’ dua ediyordu. “Bir yuva ne kadar ahenksiz olursa olsun onu dağıtmaya ne senin ne de benim hakkımız var” yazılı bir mektup bırakır. Tek çare ‘aradan çekilmesi, bir daha dönmemek üzere gitmesiymiş’.

‘Major Dundee’deki (1965) ‘The Escape-Lt. Graham-Artillery’ (Daniele Amfitheatrof). Arkasından koşan Zülâl bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında bayılır. Zatürree olmuş. Hasta yatağında sevgilisinin ismini sayıklıyor hep.

Onların sevgisini anlayan Namık, Nejat’ı tabancayla yaralar. Sonra, filmde kendi şakağına bir kurşun sıkarak, romanda ise yürek durması sonucu ölür.

Dışarıda berrak bir eylül gecesi; “Hakiki sevginin ne olduğunu, karşılık beklemeyen tertemiz bir aşkla sevilmenin büyüklüğünü artık anlayabiliyorum Nejat. Bir zamanlar aşkına değer vermemiş, sana acı çektirmiştim. Ama inan ki bunun cezasını ağır ödedim.”

96 dakikalık filmde ancak 10 dakika (o da Berkant’ın sesi olmadan) dinlediğimiz ‘Samanyolu’ (Metin Bükey / Teoman Alpay).

Zülâl; “Nejat, sen yıldızların isimlerini bilir misin?”

Nejat; “Evet, biraz.”

Zülâl; “Şu sayısız yıldızlardan meydana gelmiş beyaz enli şeridin adı ne?”

Nejat; “Samanyolu.”

Zülâl; “Nereye gider bu Samanyolu?”

Nejat; “Öyle bir ülkeye ki orada yalnız saadet vardır.”

(Yazan: Murat Çelenligil)

Kadro

Oyuncular

29 kişi
Yapım

Künye

YönetmenOrhan Aksoy
SenaryoOrhan Aksoy, Ahmet Üstel
Görüntü Yönetmeniİlhan Arakon
YapımcıHürrem Erman
MüzikKerime Nadir
ŞarkıMetin Bükey
Sinemaseverler

Yorumlar

20 yorum
performer10 Ekim 2019

abdurrahman palay ile hayri esen'in mikrofonu paylaştığı filmlerden...

TubaArtan20 Ağustos 2017

Ben de yeri çok ayrı olan bir film..

Sinecan0612 Mayıs 2017

Ediz Hun'un en iyi oynadığı filmlerden biri olmasının yanında dupduru bir anlatım ve uyumlu müziklerle bir melodram başyapıtı

tastekne124 Kasım 2016

Bu senaryoyu/romanı, Nejat'ın yazdığını düşünelim. Fakir Gencin Romanı filminin senaryosunu da Turgut'un. Bu filmlerin ilk yarısının gerçek, ikinci yarısının da üst sınıf tarafından aşağılanan karakterlerin ruhlarını onaran hayaller olduğu ortaya çıkar. Bu senaryolar, askerlik anılarına benzer. Bu anılar, hep askerde kötü duruma düşüp hakarete uğrayan insanların, günü geldiğinde üstlerine verdikleri dersleri anlatır. Acılar gerçek, intikamlar ise "muhayyile"nin ürünleridirler. Askerlik anılarının yıllarca anlatılmasının nedeni, bu "ruhsal onarım" işleminin bir türlü sonuçlanmamasıdır. Aynı şekilde, Fakir Gencin Romanı'nda, Zengin ve havai Filiz'in fakir ve gururlu Turgut'u aşağılaması, dersleri için kullanıp bırakması gerçek, Turgut'un çok başarılı ve zengin olup artık düşkün durumda olan Filiz'den intikam alması ise yazarın onarıcı hayal gücünün ürünüdür. Aynı motivasyonla, Nejat da ünlü bir tomancı yapılarak, bir zamanlar kendisini aşağılayan, fakat şimdi Filiz gibi "düşkün" bir durumda Zülal'in karşısına, güçlü bir şekilde çıkarılır.

Kleberson18 Haziran 2015

basarili film izlenmeli

Nagme11 Haziran 2014

Filmdeki en güzel besteden nedense bahsedilmemiş. Aşağıdaki çizgili yerde bir sahne olacak, müthiş bir müzik çalar orada. Bilen varsa söyleyiversin. Sahne şu: http://www.zapkolik.com/video/samanyolu-3-kisim-hulya-kocyigitediz-hun-302834 (05:39'da). Hatta şurada da çalıyor o beste: http://www.zapkolik.com/video/samanyolu-6-kisim-hulya-kocyigitediz-hun-302835 (00:58'de). "Zülâl’le evlenmek istediğini söyler. Yaptığı iyiliğin ‘bedeli’ de, Nejat bu konuda yardımcı olacak. Arkadaşının allak bullak olmuş hali gözünden kaçmaz. “Yoksa? Eğer böyle bir şey varsa sakın saklama.” Kahramanımız “Seni temin ederim ki yok. Biz O’nunla kardeş gibi bir arada büyüdük” falan diyerek durumu idare eder. Filmin bu kırılma noktasında “Evet, seviyorum” diyebilseydi keşke. ------------------------------------------------------------------------------------ “Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Portrait Of My Mother’ (Manos Hadjidakis). Namık’ın ‘hislerini açıkladığı evlenme mektubu’ bu melodi ile."

performer16 Şubat 2014

izleyeni yormayan, yavaş yavaş su gibi akan bir film.

benimsinema24 Aralık 2013

filmin konusuna deginecek degilim, zaten cogu tarafindan bilinyordur ve sagolsun arkadaslar burda dile getirlmis... film sagdan sola bastan asaga her yönden harika... görüntüsü senaryosu kadrosu kamerasi yani herseyiyle muhtesem... o yüzden bende tesekkürü bir borc bilirim...

Elvis0714 Mart 2013

Filmin atmosferi çok güzel izlemekten hiç bıkmayacağım filmlerden bir tanesi Ediz Hun muhteşem oyunculuk ortaya koymuş filmi izlerken insan çoğu zaman kendini Nejat ın yerine koyuyor rolün psikolojisini iyi yansıtmış

asude21226 Şubat 2013

Kendisine büyük hayranlık duyduğum sayın Ediz HUN yine çok güzel bir oyun sergilemiş....

nostique1 Ocak 2013

ediz hun'un oyunculuğunun öne çıktığı bir film, kendisi takdire şayan bir performans sergilemiş.

t_rex31 Temmuz 2012

<p> zülal in, nejat ı en başta görememesi, bunun nedenin zülal in beraber olacağı erkeğin, kariyer ve mevki sahibi olmasının tercih sebebi olması kurgu içinde çok inandırıcı. sonradan bu sıfatlara sahip olan nejat ın zülal tarafından ilgiye mazhar olması, zülal in aslında burada çok acımasız ve hissiz oluğunu ortaya çıkarıyor.tabi o saate kadar. samimi bir aşkta kural yoktur. zincirler kırılmak için hazır ola geçmişlerdir. siyah gelinlik te de pınar aşkı tattıktan sonra allah a yakarırken :&quot;biliyorum hiç bir günahım yok..&quot; diyecektir. aşk kutsal ilan edilmektedir.</p><p>&nbsp;</p>

jayson24 Ekim 2011

izlenilmesi gereken bir film .Özellikle ediz hunun oyunculuğu çok başarılı

t_rex31 Mayıs 2011

gerçek renkliler 70 den sonra çekilmedi örnek kadın severse. ateşli çingene,kınalı yapıncak...ediz hun adeta rolünü yaşamış burada

kartal tibet tutkunu28 Mart 2011

Yeşilçamda bir Hülya KOÇYİĞİT &amp; Ediz HUN klasik çiftinin filmi diyebileceğim.. Duygusal melodram tarzda da olan. Bence de en iyi filmlerden birisi sayılması gerekli diye düşünürüm. Ben, şahsen bugüne değin Ediz HUN'UN bu denli arzulu oynadığına hep görmeyi istemiştim... Bende, nedense onu hep Filiz AKIN ile izlemeyi tercih ederim... Oyununu beğenmediğim bir aktör olmasına karşın, bu filmde ki, olan oyununu beğendim. Birde adeta bu filmde daha sonradan renklendirilmiş olabilir, çünkü gerçek renkli filmler 1970'ten itibaren çekilmeye başlanmıştı.

delikadir3918 Aralık 2010

Kuşkusuz ki Hülya Koçyiğit &amp; Ediz Hun'un en iyi filmi...

MuratHan214 Aralık 2010

güzel bir film ama kötü bir senaryo daha iyi olabilirdi

torkiş5 Ağustos 2010

Muhteşem ve engel tanımaz bir aşk hikayesi.Ediz Hun ve Hülya koçyiğit çok iyi oynamışlar.Tabi Önder someride unutmamak gerek.Baştan sona sürükleyici ve bir sonraki sahnenin ne olacağını merakla beklediğimiz nadir filmlerden.Filmde Ediz hun'un Hayri esen ve Hülya Koçyiğitide Jeyan mahfi tonüz seslendirmiş.

MGUNAY25 Haziran 2010

türk sinemasının ilk renkli filmi Halıcı Kız filmidir yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul ve başrolünü Agah Hün oynamıştır.

Sadece Ünsal Emre17 Haziran 2010

yanılmıyorsam yeşilçamın ilk renkli film olacak.

Yorum yaz

Benzer

Hülya Koçyiğit'in diğer filmleri

Filmografi →