Ölmeyen Aşk

YönetmenMetin Erksan
Yıl1966
Süre85 dk
TürDram, Duygusal

‘Uğultulu Tepeler’deki (1847) Catherine ve ‘Ölmeyen Aşk’taki (1966) Yıldız’ın birbirini tamamlayan konuşmaları.

Catherine; “O’nu (Heathcliff), güzel olduğu için değil, benden de fazla ben olduğu için seviyorum. İkimizin ruhları, her ne ise, aynı şeyden oluşmuş. Ben Heathcliff’im! [Gustave Flaubert de, “Madame Bovary (1856) benim” diyecektir]. Dünyadaki her şey yok olup bir tek O kalsaydı, ben yine var olmaya devam ederdim. Bir tek O’nun yokluğu, beni tüm evrene yabancılaştırırdı.”

Yıldız; “En büyük aşklar bile, bazen, çok küçük engelleri aşamıyor. Tükenmez sevgilerin önünde bile geçilmez uçurumlar var.”

‘Wuthering Heights’ın (1847-Emily Bronte) (1967-Altın Kalem Klasik Romanlar) (Çeviren Azize Belgin) çarpıcı Yeşilçam uyarlamalarından biri.

‘Dihasmos’daki (1966) ‘Erotiko’ (Giannis Marcopoulos). Jenerikte iç sızlatan bir melodi ve o gün toprağa verilen Muharrem Solmaz’ın ağaçlar içindeki köşkü. Evin içkici oğlu, kız kardeşi Yıldız ve evlatlık olarak alınmış Ali.

Yadigâr Bacı’nın bir zamanlar 20 kişilik sofralar hazırladığı eve şimdi üç kişi fazla. Ethem, babasının ölümünü fırsat bilerek, Ali’ye yıllardır biriktirdiği kinini kusuyor; “Senin artık bu masada yerin yok. Babamın sağlığında bu çanakları çok yaladın. Bu sofra benim artık. Yıllarca seni karşımda görmekten bıktım. Babam çok yüz verdi sana. Sen de, kendini gerçekten bizim kardeşimiz sandın.

Ama ben bir an bile senin yanaşma Hamza’nın oğlu olduğunu unutmadım. Sen, efendi sınıfından değilsin. Senin ait olduğun yığına ayak takımı derler. Çık git buradan, kendi kulübene, babanın senelerce atlarımızın pisliğini temizlediği ahıra git. Bizim sınırsız topraklarımız içindeki, yanaşma babandan sana kalmış, o bir avuç toprak, her Allah’ın günü sana kendi kişiliğini hatırlatacaktır.”

Bey kızı Yıldız ve ‘yanaşma çocuğu’ Ali, birbirlerini çok seviyorlar. Beraberlikleri önündeki en büyük engel de yine sevgilerinin büyüklüğü oluyor. Ayrıca ‘inat ve gururları’ da.

Delikanlı ‘kulübesine’ dönmüş. Denize taş attığı sahnede şunları söylüyor; “Yerimi gösterdi bana. Gözümdeki bir perdeyi çekti kaldırdı.” Genç kızın da oraya gelmesini ister. ‘Köşkle kulübe arasında’ bir seçim yapması için zorladığı Yıldız duraksayınca öfkesine kin karışıyor. Bir kızgınlıkla söylenen “Ne diye bu kulübeye geleyim? Ne diye burada yaşayalım” sözleri her şeyin sonu olur.

Zedelenen gururu Ali’ye şunları söyletiyor; “Doğru! Sen kulübeye gelmezsin. Düşünemedim bunu. Orada koskocaman ev dururken ne diye burada yaşayasın. Burası benim yerim. Büyük evde de sen oturursun. Nasıl anlayamadım bu değişmez kanunu.” Köşkün kâhyası Yusuf Dayı “Sen sevdiğin kızı iyi tanımamışsın. O da, en aşağı senin kadar inatçı. Elimde büyüdünüz. Ben sizi tanımaz mıyım? Resim gibi birbirinize benzersiniz.

Bu inatlaşmanın sonu fena olacak” demişti.

Ufacık bir hatanın ardından yıllarca ayrı kalıp bambaşka yerlere sürüklenecekler.

Solmazların köşklerine yakın bir yerde, Onlar kadar varsıl, (Yıldız ve Ali’ye tutkun) Lütfü Ersoy ile kız kardeşi Mine yaşıyor. Sevgileri fırtınalı değil, aksine sakin, çok sakin bir deniz. İçinde kin yok, aşırı gurur yok, acelecilik yok. “Ben beklemesini bilirim.”

‘Güzel elbiseli, mis kokulu’ Lütfü’nün Yıldız’la evlenmek istemesi Ali’yi çılgına çevirir. Ethem’in aşağılaması ve sevdiği kızın ‘kulübeye gelmemesi’ ile zaten incinmişken bir de bu! Genç kıza, Lütfü ile evlenmesi için bağırıp çağırır.

Yusuf Dayı’nın (“İkinize de yazık olacak. Nerdeyse nikâh masasına oturacaklar. Yapma gözüm, yapma yiğidim. Kır inadını, git getir şu kızı buraya”) ve Yadigâr Bacı’nın (“Gelmez Yıldızcığım, benim bildiğim Ali gelmez. Bekleme O’nu, sen git. Vazgeç şu yenilmez inadından. Sonra kıyamete kadar yanarız”) yalvarmaları bir işe yaramaz.

Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ albümündeki (1962) ‘Un Premier Amour’ (1962) (Claude Henri Vic / Roland Valande) melodisini dinlediğimiz sahnede Yıldız, nikâh memurunun sorusunu “Evet” diye yanıtlar. Damat yerinde Lütfü. Sonrasında, çılgın gibi bağırarak uzaklaşan Ali’yi görürüz.

‘Major Dundee’deki (1965) (Daniele Amfitheatrof) ‘Escape’ ve ‘I Gitonia Ton Angelon’ uzunçalarındaki (1963) (Mikis Theodorakis) ‘Hesaposervikos’. “Tekrar geleceğim, tekrar geleceğim, tekrar geleceğim.” Ta İstanbullara kaçmış.

7 (romanda ‘3’) yıl sonra “Kürekle harcasan tükenmez” bir servetin sahibi olarak geri dönüyor. Ersoy ve Solmaz ailelerine yapmadığını bırakmaz. Sırf Yıldız’ı üzmek için Mine ile evlenir. “Seni Seviyorum.” Bunları, Yıldız’a, hiç olmazsa ölümünden sonra olsun bir kerecik söyleyebilseydi.

Filmin sonuna doğru, ikinci taş atma sahnesindeki çocukça gülümsemesi ne kadar güzel.

Yıldız; “Küçükken bu kulübeyi ne çok severdim. İkimize de yazık oldu. Ben, senin gelip, beni gelin elbisemle alıp buraya getirmeni bekledim. ‘Kulübeye gelmem’ sözü aramızda aşılmaz bir engel oldu. Sen yanımda oldukça değil böyle bir kulübede, bir harabede bile mutlu olurdum.”

Ali; “Bütün kötülüklere kulübe ile köşk arasındaki ayrılıklar sebep oldu. Bu kulübeyi ne kadar çok seviyorsam, köşkten de o kadar çok nefret ediyorum.”

(Yazan: Murat Çelenligil)

Kadro

Oyuncular

20 kişi
Yapım

Künye

Sinemaseverler

Yorumlar

14 yorum
burcusara20 Mart 2019

Şu ana kadar izlediğim tüm Kartal Tibet filmlerini beğenmiştim ama bu film bana çok tuhaf geldi. Kartal'ın oyunculuk yeteneğine güvenerek söylüyorum ki bana Ali ruh hastası gibi geldi. Çünkü bence Kartal Tibet o karakteri öyle oynamış. Belki ondan izlemekten hiç keyif almadım bu filmi. Nilüfer Koçyiğit'in yaşının çok küçük olması da bir neden olabilir. Kartal Tibet ile hiç yakıştıramadım bana çok çocuksu geldiğinden. İki karakterin de birbirlerine karşı agresif tavırları da soğutmuş olabilir beni filmden. Başından beri her küçük şeyden kavga edip birbirilerine kırıcı konuşmaları çabuk sıkmaya başladı.

koyubilal8 Ağustos 2018

Filmin son sahnesi kesilmese daha iyi olabilirmiş maalesef seyirciye ağır gelir diye kesmişler

TubaArtan21 Ağustos 2017

aşkın nefrete dönüş sürecini ve kinin nasıl bir boyutta vücut bulduğunu özellikle son sahnesinde görebilirsiniz. abartılı gelse de ilk başta, bakış açısı değiştirdiğinizde anlayabiliyorsunuz

Göztepe1 Mayıs 2017

Harika sıradışı bir aşk filmi film nefret ve aşk üzerine kurgulu bu filmde tüm oyuncular harika oynamış çekim açılarıda güzel.Arzu filme Ertem Eğilmez ve yönetmen Metin Erksan farkı diyorum bu film için.Yeşilçamın en iyi aşk filmlerinden yalnız filmde anlayamadığım Pervin Par'ın rol gereği öldüğü ve Kartal Tibet'in çiftliği terk ettikten sonra nasıl zengin oldu bu iki sahne filmde kesik kalsada film ağırlığı bakımındanda iyiydi.

performer28 Nisan 2017

çoğu yeşilçam filminde aşk ve şiddet var malesef ama bu filmde bu duygu daha yoğun ve şiddetli bir şekilde anlatılmış malesef... zaten tv de gösterimi öncesi şiddet ve olumsuz örnek uyarısı ile yayınlanması normal bir film olmadığını gösteriyor. bir aşk filmi ve neredeyse tüm 7+ uyarıları olan bir film. ayrıca filmin afişi bile malesef kadını bir meta gibi göstermiş.

performer27 Nisan 2017

güzin özipek kendi dublajını yapmış galiba... bu tarz hikayeler ve bu tarz anlatım şekli bana hitap etmiyor.

kamilzafer27 Şubat 2016

Nilüfer Koçyiğit'in henüz 13 yaşında olduğu bu film B.Çekmece'de Enver Adakan'nın " Ada " adlı çiftliğinde çekilmiş. Zafer ALGAN

Hatice198426 Kasım 2015

Alışılagelenin dışında bir film ve başrol karakter...Saf bir karakter ancak bu kadar kötüleşip zalimleşebilirdi...En çok mine karakterine üzüldüm tek suçu sevmekti yazık oldu bu karaktere...

sukrurona20 Mayıs 2014

Çok güzel bir setti.Eeee..Metin Erksan farkı işte...

benimsinema1 Temmuz 2012

ilk önce metin erksan, sadik sendil, ertem egilmeze sonsuz tesekkürlerimi sunarim, böyle bir filme imza attiklari icin... bir inat ugruna birbirinden nefret eden ama sevipte kovusamayan iki asigin hikayesi... kartal tibet acimazisligi, kini, aski ve sevgiyi en iyi sekilde oynamis....ayrica bütün oyuncalarada sonsuz tesekkürler.... not: filmin müzikleri da baska bi güzel

caesar00123 Mayıs 2012

Türk sinemasinin en siradisi yönetmeninden yine siradisi bir ask filmi. Bir filmin ruhunun yönetmene ait oldugunu gösteren bir örnek. Metin Erksan in sözü geldi aklima: "Sinema kollektif bir is degildir. Sinema, bir kisinin iradesi ve istegi dahilinde yapilan bir sanattir" Üstad Metin Erksan a saygilar.

kartal tibet tutkunu26 Ağustos 2011

Yeşilçamın en tutkulu aşk filmlerinden bir tanesi. Sevgileri uğruna herşeyi yapabilecek bir o kadar, gururlu da aşıklar Ali, Kartal TİBET Yıldız, Nilüfer KOÇYİĞİT çiftlikte kardeş gibi büyürler.. Ali, kahya Hamza'nın oğlu Yıldız da çiftlik sahibi Ethem, Tanju GÜRSU'NUN kız kardeşi olur. Ethem, Ali ile hiçte geçinemez, ona hakaret ederek çiftlikten de kovar. Yıldız'ın da Lütfü, Önder SOMER ile evlenmelerini ister Lütfü de buna kabul ederek düğün hazırlığına başlar. Yıldız, Ali nin bu evliliğe mani olarak kendisini kaçırmasını çokta bekler. Ali de Yusuf dayı Danyal TOPATAN'IN Oğlum bırak bu gurur inadını git getir gel şu kızı yazık olacak her ikinize olan ısrarına daha fazla dayanamaz. Düğün yerine de giderek Yıldız'a kızıp bağırıp, birgün buralara tekrardan hem de zengin olarak döneceğim diyerek and içer.. Ve de döner de. Ethem İstanbula gidip kumarda bütün herşeyini kaybetmiş Yıldız ise kalp hastasıdır. Kendisine aşıkta olan Ethem'in kardeşi Mine, Pervin PAR la Yıldız'a olan kızğınlık Ethem'den intikamı almak için evlenir. Ethem'in çifliğini de müzayede den 12 milyona satın alır. Ethem'in zavallılığına gördükten sonra karşılıksız çiftliği de tekrar ona geri verir. Yıldız ölüme doğru an be an yaklaşmakta olup tek arzusu Ali'nin ona ölmeden aşkını itiraf etmesini beklemekte. Ali, Yıldız'ın evin de bile ölmesine izin vermediği gibi ona olan aşkına, aşklarının başladığı yere giderek..; "Yıldız nihayet sonum geldi. Öleceğimi biliyorsun değil mi? Mezar taşıma 'Ali'yi sevdi ve öldü' diye yazdırırsın.. Öldükten sonra da sana aşık olacağım. Sende beni sevdiğini söyle. Ne olur, bırak artık o kara öfkeni. Benden nefret etmediğini biliyorum." Ali; " Hayır senden nefret ediyorum. Nefret ediyorum senden.. Hatırlar mısın, sen bana 'Çorak bozkır gibisin' derdin. Bozkırda mor çiçekli devedikenleri biter. Ben o devedikenlerinden daha duygusuz oldum. Senden nefret ediyorum. İyi bil, iyi anla bunu; Nefret ediyorum senden,anladın mı, nefret. " Yıldız; "Anladım. Beni seviyorsun, hem de çok." Sadık ŞENDİL Ertem EĞİLMEZ Metin ERKSAN'IN üçlü senaryosu, Kartal TİBET'İN Tiyatro aktörlüğünden sonra sinemada da varoluşumu.. Nilüfer KOÇYİĞİT'İN küçük yaşta yıldızlaştığı Tanju GÜRSU'NUN mert bıçkın oyunu ile  5 yıldızlı cast'ın 10 puan değeride olan, bir sinema filmi...   

nurettin_akgoz@hotma7 Haziran 2009

BU FİLİM:TEK KELİMEYLE BİR Kartal TİBET'in DOĞUŞU Emeği geçenlere Teşekkürler..........

star20 Haziran 2006

türk sinemasının yaptığı en tutkulu aşk filmlerinden biri...sevgisi uğruna her şeyi yapabilecek bir kara sevdalı aşık.kendisini değilde zengın tanjuyu seçen nilüferin düğününde yemin eder.bir gün mutlaka bende zengin olarak buralara döneceğim...ve dönerde önleri nde pervinle aşk oyunlarına girişir sırf nilüferi kıskandırmak için.hasta olan nilüferi n evde bile ölmesine izin vermez illede aşklarının başladığı tepeye gelmesini isteyecek ve sonunda aşkını itaraf edecektir..tam bir metin erksan sineması...mutlaka izleyin...

Yorum yaz

Benzer

Kartal Tibet'in diğer filmleri

Filmografi →