Küçük Ev
“Caine’s Theme” (1972) (Jim Helms) melodisi, balıktan dönen Ahmet ve ailesi; Küçük Ev’lerinde canla başla çalışan karısı Nuran; Çocukları Sezer ve Ayşe; Köpekleri Pırtık.
Ahmet; “Kolay gelsin karıcığım. Yorulmuşsun.”
Nuran; “Sen de.”
Ayşe; “Yorgun değil babam. Nazlı Teyzeye kızdı. Biz de Cemal’e kızdık.”
Nuran; “Ne yaptılar gene?”
Sezer ve Ayşe; “Nazlı Teyze ucuza alıp pahalı satıyor babama. Gel de kızma.”
Ahmet; “(Ayşe’ye) Söyle bakalım, sen benim öfkelendiğimi hiç gördün mü ufaklık?”
Ayşe; “Ama babacığım, Cemal terbiyesiz bir çocuk. Herkese sataşıyor. Bugün de elma koçanı fırlattı abime.”
Ahmet; “Düzelecek evladım. Yaptıklarının kötü olduğunu anlayacak. Biz daima sabırlı olacağız. İyilikle anlatacağız.”
Nuran; “Sizin gibi değil Cemal. Babasız büyüdüğü için hırslı. Biraz da kıskanç. Hoş göreceksiniz.”
70’li yılların iki televizyon dizisinden [‘Little House on the Prairie’ (bizde ‘Küçük Ev’ adı ile oynamıştı) ve ‘Kung Fu’] etkiler taşıyan filmde önce bir balıkçı ailesini tanıyoruz.
Ahmet.. Charles P. Ingalls ve Kwai Chang Caine’in özelliklerini taşıyor. Tek farkı Ingalls keman ve Caine flüt-kaval benzeri bir müzik aleti çalarken onun mandolini var. Ailesine çok bağlı ve (askerliğini komando olarak yaptığı için) uzak doğu sporlarını iyi biliyor. Bir gün Sezer’e “Kimseye saldırmayacaksın. Ama, sana saldıranı da pişman edeceksin” demişti.
Oğluna dövüşmeyi öğrettiği sahnede ‘Theme From Enter The Dragon’ (1973) (Lalo Schifrin) melodisi var. Caroline Ingalls’a benzeyen güzel karısı Nuran’la birlikte ailesi ve komşuları için hep iyi şeyler yapıyor. Yakaladığı balıkları kasabada Manav Hüseyin’e, Huzur Motel’in sahibi Rıfat’a ve Bakkal Nazlı’ya satıyor. Rıfat ve Nazlı’nın onu aldatmalarını hoş görür.
’En az 40 kilo balık dolu’ küfe ile motele gittiğinde Rıfat şöyle bir bakıp “200 kâğıt veririm. Benden başka alıcı varsa hiç durma götür” demişti. Bakkal ise başka bir alem.
Nazlı; “Kilosu 5 liradan alırım.”
Ahmet; “Hüseyin’e 7 liradan verdim. Kahvedekiler de aldı.
Nazlı; “Onların parası çoksa bana ne.”
Ahmet; “Eh, öyle olsun.”
Ahmet’e o kadar güveniyoruz ki, (Tülay German, rahatsızlığı nedeni ile birkaç şarkı eksik söyleyince seyircilerin ödedikleri paranın bir kısmını geri veren Erdem Buri gibi) bakkaldan çıkınca hemen karşıdaki manav dükkânına gidip iki kilo balık için 14 lira ödeyen Hüseyin’e 4 lirasını geri vereceğini düşündük. Ama olmadı. Yaşam bazen filmlerden daha hayranlık verici galiba.
Sezer ilkokulu teşekkürle bitirmiş ama yoksullukları ve yakınlarda ortaokul olmaması nedeniyle belki de okuyamayacak. Keşke ailenin tek sorunu bu olsa. Rıfat, Ahmet’e oraların varsıl kişilerinden İlyas Beyin kaçakçılığına alet olması için baskı yapıyor. Gazinoda, Muazzez Abacı’nın sesinden ‘Biz Ezelden Böyleyiz’ (1975) şarkısının duyulduğu sahne.
Rıfat; “Aptallığı bırak, para kazan. Çok tatlı mangiz var ucunda..Gece yükleyeceksiniz malları. Sabaha karşı açık denizde şilebe teslim edeceksiniz.” Ahmet’in kısa yanıtı filmin en mutlu olduğumuz kısımlarından biri. “Yapamam.”
Sorunun büyüğü ile bu sırada karşılaşırız; Tayyar. Ahmet’ten tuttuğu balıklar için avanta istiyor. İş ilerde kavgaya kadar varacak.
Bakkal Nazlı, Harriet Oleson’ın bir uyarlaması. Kadri Dayının deyişiyle ‘vır vır ve dır dır ile kocasını kalpten götürmüş’. Kızı Zeynep ne denli iyi ise oğlu Cemal o denli rahatsız edici. ‘Almost Dead’ (1964) (Morricone) müziğini dinlediğimiz sahne. Karısı yıllarca önce kaçan Kadri Dayı ile Nazlı’nın arasını yapmak isteyen Nuran’a “Anneme koca bulacağına beni evlendirsene” diyor.
Kafası kasları kadar kuvvetli olmayan Tayyar, Ahmet’in de yaşamını etkileyecek bir hata yapar. İlyas'tan verdiği avantanın arttırılmasını istiyor.
Tam da o günlerde Ahmet’le haraç nedeniyle kavga etmesi İlyas’ın ekmeğine yağ sürer. Tayyar’ı öldürtüp, Ahmet’in suçlanmasını sağlıyor. ‘Yumurcak Köprüaltı Çocuğu’ (1970) filmindeki Yumurcak gibi, Sezer de hem ailenin geçimini sağlamak hem de babasının suçsuzluğunu kanıtlamak için kolları sıvar.
’Theme From Papillon / Reunion’ (1973) (Jerry Goldsmith) melodisi. Sezer ile Nuran.
Sezer; “Senin gibi, babam gibi olmak istiyorum. Her zaman söylersiniz, (Biz mutluyuz, başkalarını da mutlu etmek vazifemiz).”
Nuran; “Tabii.”
Sezer; “Kadri Dayıdan başlayacağım.”
Nuran; “Ne yapacaksın?”
Sezer; “Elimden ne gelirse.”
Sevgi dolu yaklaşımları ile ‘aksi, nankör, lanet’ biri olan Kadri Dayı yaşama bağlanıyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)
Oyuncular
Necla NazırNuran
Sezer İnanoğluSezer
Reza Beyk ImanverdiAhmet
Ayşe ÖkeAyşe
Erol TaşTayyar
Fatoş TezNazlı
Uğur İlterCemal
Yüksel GözenKadri
Osman AlyanakRıfat
Atilla ErgünNecmi
İsmail Hakkı ŞenKahveci Selim
Yılmaz KurtÇavuş
İlhan HemşeriSavcı
Oktar DurukanHaydar
Tevfik Şen
İhsan Bayraktar
Engin Vural
Alev Özçelik
Necati AslanCemil
Erdoğan KapısızManav
James Rogersİlyas
Semra DilginZeynep
Oya ProsçilerAyşe Öke Seslendirmesi
Sadettin ErbilBeyk İmamverdi Seslendirmesi
Haldun ErgüvençErol Taş Seslendirmesi
Kemal Bekirİsmail Hakkı Şen Seslendirmesi
Levent DönmezJames Rogers Seslendirmesi
Gülen KıpçakNecla Nazır Seslendirmesi
Sait ErgençOktar Durukan Seslendirmesi
Nilgün KasapbaşoğluSezer İnanoğlu Seslendirmesi
Hakan TanferUğur İlter Seslendirmesi
Timuçin CaymazYüksel Gözen seslendirmesi
Timuçin CaymazYükse Gözen Seslendirme 








Keşke Filmi Restore Etseler Herşeyi Daha Net Görsek Tadı Daha Çok Çıkardı...
Filmin Öyle Bir Atmosferi Var Ki Gerek Oyuncular Gerek Müziği Bende Hep Hollywood Etkisi Bırakıyor Her İzleyişimde , Bu Film Bize Küçük Ev Türk Olsaydı Nasıl Olurdu Cevabını Veriyor , Beyk İmanverdiyi Çok Severim Başrol İyi Ki O Olmuş Kendisine Saadettin Erbil Sesi Çok Güzel Gitmiş , Filmde Yoksul Ama Musmutlu İnsanların Yaşadığı Çevrenin Acımasızlığını Ve Kötülükle Olan Mücadeleleri İzliyoruz.. Zaman Zaman Açıp İzlerim Filmin Başlayış , Bitiş , Umutların Yeşerdiği Aynı Müzikle Beni Benden Alıyor
Erol Taş'ın yolda yürürken çarptığı ADAM SAFA ÖNALDIR. filmin karate bölümleri berbat olsa da, Sezer'in Osman Alyanak'ı takip ettiği sahneler heyecanlı
serinin en güzel filmi. erol taş tayyar rolünde 10 numara.
türk versiyon küçük ev drama daha çok ama komik geldi bana film güzel ama tavsiye ederim.
cok guzel, cok icten ve samimi bir film...
necla nazirin daha arka rollerde görüyüroz... daha cok baba ogul filmi gibi sanki... ee tabi bundada sacma olan sahnelerde var... sezer artik büyük daha olgun filmler yaptigi yillar...beyk imanverdi yi zaten cok begeniyorum...
Ben, diğer yorumlara katılmıyorum.Gayette güzel bir filmdi.Charles İngals tan ne farkı vardı Beyk İmamverdi nin.Haksızlık etmemek lazım.Türk versiyonu ancak bu kadar olurdu Küçük ev in.Emeği geçenlere teşekkürler......Silvester.
evet kötü bir film. erol taş ve sezer inanoğlu'nun oyunculukları iyi. fakat erol taş çok az rol almış.
Beyk imamverdi'nin Sezer'E karete öğrettiği sahneleri hafızamda ayrıca Fatoş Tez'in performansa dikkat
Ya dönemine göre düşünsek iyi diyeceğimde dilim el vermiyor. Dönem falan ama kötü kardeşim :D En azından saçma kısımları olmasaydı.
Sevginin yenemeyeceği kötülük yoktur
Senaryosu ve castı çok iyi bir film
Ahmet, Sezer ve Ayşe, biraz önce denizden yeni tutulmuş mezgit armağan ettikleri Marangoz Kadri Dayı hakkında konuşuyorlar.. Sezer ; “Bir teşekkür bile etmedi.” Ayşe ; “Acayip bir amca. Korkuyorum.” Sezer ; “Herkesi tersliyor, bağırıyor. Kimse de sevmiyor onu.” Ahmet ; “Kadri Dayı çok yalnız bir adam. Üstelik yaşlı. Hiç umudu da yok. Öfkesi, kaba görünüşü işte bu yüzden.” Beyk İmamverdi.. Soyadı İmanverdi fakat nedense jenerikteki bu şekli benimsemişiz. Gerçekten, Charles Bronson’a çok benziyor. İkisi de aynı yıl (2003) ölmüş. Humeyni’nin İran’da yönetimi ele geçirdiği yıl Amerika’ya gidiyor ama büyük olasılıkla yaşamındaki en güzel yılları Türkiye’de geçirmiştir. Filmin sonunda ‘Fincanı Taştan Oyarlar’ türküsünü mandolinle çalıp dans ettiği sahne ne güzeldi. Kimbilir ne dümenlerle kapattırılan Köy Enstitülerinde yetişmiş bir çocuk gibiydi. Sadettin Erbil’in sesi de ona çok yakışmış. Necla Nazır.. Hep, bu filmdeki Nuran gibi güzel ve özverili. Gülüşünde ve bakışında en ufak bir aksama yok ; Apaydınlık. Ama, 80 sonrasındaki ‘tercih’leri.. Hayat arkadaşı için söyledikleri asıl kendisi için geçerli ; “Bakışlarında sevgi var.” Sezer.. ‘Little House on the Prairie’deki ele avuca sığmaz Laura E. Ingalls’ın erkek hali. Ahmet ; “Kaba kuvvetle hiçbir şey halledilmez oğlum.” Sezer ; “Cemal öyle yapmıyor. Dövdü beni. Suratıma kum attı. Pabuçlarımı, gömleğimi denize fırlattı. Vurduğu tokatların (oysa Cemal bir tokat vurmuştu) acısını ölsem unutmam.” Babasının verdiği ‘dövüş dersleri’nin hemen hemen aynısını yıllar sonra ‘The Hitman’ (1991) filminde Cliff Garret (Chuck Norris), komşu çocuğu Tim Murphy’ye (Salim Grant) kavga etmesini öğretirken göreceğiz. Sezer ve Tim, kendilerini döven ‘kötü’ çocukları sonradan bir güzel benzetiyorlar. Filmdeki diğer şarkılar şöyle ; İlyas (Sezer’in eğitimi için borç para isteyen) Ahmet’e “40 para vermem. Çocuğunu okutacaksan kazancın yolu belli” dediği sahnede Ajda Pekkan’dan ‘Sana Neler Edeceğim’ (1974) (Elias Rehbani / Fikret Şeneş) ; (Agah Hün’ün seslendirdiği) Tayyar, Ahmet’ten dayak yedikten sonra yürürken Serpil Barlas’tan ‘Oldu Olanlar’ (1976) (Zeren) ; İlyas, Rıfat’a “Haydar’la Necmi’ye mayalaşmışsın para için” derken yine Ajda Pekkan’dan ‘Yere Bakan Yürek Yakan’ (1976) (Rehbani / Şeneş). James Rogers, siyah gözlükleri ve L 49182 plakalı siyah arabasıyla daha filmin başında ‘iyi’ olmadığını belli ediyor. Kadri Dayı ve Nuran.. Kadri Dayı ; “(Karısının resmine bakarak) Ne olurdu kaçıp gitmeseydi, terk etmeseydi beni. Bizim de çocuklarımız olsaydı. Işığımız yansa, ocağımız tütseydi.” Nuran ; “Hepsi olur yeniden. Yeter ki sen kendini saklamaya çalışma. Olduğundan başka türlü görünme.” Gerçekten de, filmin sonunda Kadri Dayı ile Nazlı evlenmeye karar verirler.
insanın mamusuyla yaşamasının ne kadar zor olduğunu anlatan ve kötülüğün hiç bitmeyeceğini anlatan güzel bir film...
Stv de sık sık gösterilen, benim hiç sevmediğim bir film.
Bu filmi izleyerek vakit kaybetmenizi önermiyorum..