Kızıl Vazo
“Kana kan… İşte, zavallı memleketi içinden kemiren, ailelere rahat yüzü göstermeyen, evleri mateme boğan gizli dert (sf. 248).” Nine-Şaziye Moral, kan davası için söylüyor bunları. Sonradan kendisinin de eli kana bulanacaktır! Sahil çayevinde Ruhi Su’nun söylediği türkü; “Bu nasıl iş, nasıl iş//Ölüm ecelsiz gelir//Soyunu kıra, kıra//Adam, murat mı alır.”
‘Kızıl Vazo’nun (1941-Peride Celâl) (Semih Lûtfi Kitabevi) (İkinci baskı-40’ların ortaları) ilk çevriminde önce varsıl mı varsıl Sönmezoğlu ailesini tanıyoruz.
Azize, babası Kemal Bey ve (filmde-romanda adı, 1969’daki ikinci çevrimde kendisi de olmayan) ninesi, İzmir’e gelmişler. İlk karelerde gördüğümüz tabancalar ailenin pek huzurlu olmadığını düşündürdü.
Genç kız, dil öğrenmek için gittiği İsviçre’den yeni dönmüş. Lozan’da tanıdığı arkadaşları Hüseyin ve Nermin’in eczanelerinde daha önce İstanbul’a, Adana’ya, Antep’e, Malatya’ya, Ankara’ya yerleştiklerini anlıyoruz.
Azize’nin henüz haberi yok ama aile birilerinden kaçıyor.
Ertesi akşam ‘Çocuk Sevenlerin Kır Balosu’ndaki ufak bir aksaklık zaten hep kuşku içindeki Kemal Bey’in İstanbul’a dönmeye karar vermesi için yeter de artar bile. Hiç de haksız değil, fırtına nedeniyle ‘uçak seferlerinin iptal edildiği’ o gece köşke giren iki kişi tarafından öldürülür. Kasasından çıkan Kızıl Vazo, düşman iki ailenin sırrı olan zümrütlü altını saklıyor. “50 yıllık bir hikâye” demişti Nine-Şaziye Moral.
“Senin deden Sönmezoğlu (romanda ‘Ahmet’), Of’un en yiğit, en yakışıklı adamıydı.” Genç kızların rüyasına giren, uğrunda yanıp tutuştukları, seve seve canlarını verecekleri bir erkek. Hepsinin yürekleri burkulurmuş şöyle bir görününce. “Nihayet talihin, beldemizin en güzel kızı Esma’ya güldüğü dillerde dolaşmaya başladı.” 17 yaşında ve Tosunoğullarının (romanda ‘Tosunağaların’) biricik kızı. Babası, ailenin en kıymetli şeyi olan zümrütlü altını O’na vermiş. Yaşlı adam rahmetli olunca evin reisi olan üç abi, genç kızı Recep Ağa’ya (romanda ‘amcaoğluna’) vermeye kalkıyorlar.
Sonrası bitip tükenmez bir kan davası. Kız kaçırma, tüfekler, Esma ve iki abinin ölümü. “Söz ver bana, denizin kollarına atacaksın beni” demişti ölmeden önce. Şimdi oralarda Âşıklar Kayası denen yer, adını Sönmezoğlu ve Esma’dan almış.
Geriye kalan son kardeş Şevket'in çığlığı; “Üç kan, üç kan alacağım var.”
Aşk perişanı Sönmezoğlu, ana baba zorlamasıyla, Azize’nin ninesi ile evlenir. Kemal'in doğumundan sonra (romanda 15 yaşına gelince) ‘bir fenalık gelmesinden korkarak’ İstanbul’a gönderiyor karısıyla oğlunu.
Şevket’in ruhsal durumu da gittikçe kötüleşmekte. “Gel, gitme Sönmezoğlu, bu yola gitme” türküsünü Ruhi Su’nun basbariton sesinden dinlediğimiz sahnede iki kurşun sıkar Sönmezoğlu’nun sırtına. Kahramanımız, kendini Esma’sının yattığı Karadeniz sularına atıyor. Tosunoğlu’nun kini soğumamış. ‘Sabit bir fikir’ halini alan zümrütlü altının peşindeydi artık.
Filmde belli değil, romanda (sf. 7) Kemal ticarette ‘muvaffak olmuş’. Orta halli bir memurun kızıyla evlilik yapmış. Azize 5-10 günlükken, zavallı anne‘hummayi nifasi’den ‘sizlere ömür’.
Azize, Nerminlerdeki fotoğraf albümünde gördüğü erkeği çok beğenmişti. Rıza, Hüseyin’in arkadaşı ve kolejden sonra okumamış. ‘Bir kadın yüzünden’ ailesi ‘felakete uğradığı için’ kadınlara düşman. Kaderin bir cilvesi olarak, bu delikanlı, kan davalıları Şevket’in oğlu! (Romanda mesleği mimarlık ve Hüseyin’le bir tanışıklıkları yok. Genç kızla birbirlerini ilk kez Dr. Rüştü'nün evinde görürler). Haftalar sonra Azize ve Rıza, bu kez resim albümü dışında karşılaşacaklar.
Maçka’daki köşke bahçıvan olarak alınan Hamdi’yi büyükannenin gözü pek tutmamıştı. Oğlu gibi O da haklı çıkıyor. Meğer Şevket’in adamıymış. Kameriyedeki kaza ucuz atlatılır. Otomobil tekerleğini kurcalaması sonucu oluşan ise Rıza’nın girişimiyle önlenir.
İki genç kısa sürede birbirlerini çok severler. “Ancak O’nu gördüğüm zaman teneffüs ettiğimi, yaşadığımı hissediyorum. Parmağının gösterdiği herhangi bir yere arkasından sürüklenebilirim (sf. 106-108)” diyor Azize.
Sultanahmet Camisi, Ayasofya, Yerebatan Sarayı, Rumeli Hisarı. Ayrıca ‘yaşayan insanların olduğu’ çayevi, Lunapark, gibi yerlerde de mutluluklarını izliyoruz.
Rıza, babası ile sevdiği kız arasında bir seçim yapmak zorunda.
Kan davası ne zaman iyilik getirmiş ki! Şevket, Kızıl Vazo’yu çalmaya çalışırken Nine (romanda Azize) tarafından öldürülür.
Bu didişme, başladığı yerde, Of’ta bitiyor. Azize ve Rıza, Âşıklar Kaya’sında birbirlerine sarılmışken zümrütlü altını ‘ait olduğu yere’, Sönmezoğlu ve Esma’nın yanına atarlar. (Romanda sevgi yeterli değil. Büyük aşkına rağmen Hüseyin’le evleniyor genç kız).
“Kısa çöp, uzun çöpten hakkın alacak.”
Hep ‘kısa çöp’ten yana olan Ruhi Su’nun ‘Kızıl Vazo’ için yaptığı bir türkü; “Yol üstünde mezarım var//Mezarımı kazanım var//Sabır eyle kahpe felek//Başucumda gezenim var.”
Oyuncular
Göksel ArsoyRıza
Belgin DorukAzize
Şaziye MoralNine (Azize)
Ahmet Tarık TekçeHamdi
Sevim EmreEsma
Mümtaz EnerŞevket
Bilkay TekbenNermin
Bilge Zobu Ecz. Hüseyin
Hüseyin Baradanİbrahim
Muazzez ArçayNine (Rıza)
Muammer GözalanAzize'nin Babası
Mehmet Bahadır
Osman TürkoğluAhmet Efendi
İhsan Torun
Yusuf Çağatay
Abdullah Ataç
Sevim ÇağatayKır Balosu Davetli
Sevda Sel
Turan "Jilet" Vural
Abdurrahman PalayGöksel Arsoy Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümBelgin Doruk Seslendirmesi
Kemal ErgüvençAhmet Tarık Tekçe Seslendirmesi
Hayri EsenBilge Zobu Seslendirmesi
Osman AlyanakOsman Türkoğlu Seslendirmesi
Sadettin ErbilHüseyin Baradan Seslendirmesi
Rıza TüzünMuammer Gözalan Seslendirmesi
Hayati HamzaoğluSönmezoğlu
Vala ÖnengütHayati Hamzaoğlu Seslendirmesi 








Aslında güzel film olmasına karşın erkek jön seçim yanlış örneğin: Ayhan IŞIK & Orhan GÜNŞİRAY'ın biri olabilirdi. İkinci film'i jön:) İzzet GÜNAY, Kartal TİBET, Tanju GÜRSU Ediz HUN en uygun olan... Tabi ki, yapımcısının tasarrufu
bu film cok iyi bunun ikincisinide murat soydan oynamis hülya kocyigitle ama bence bu daha süper
normalde ilk yapilan filmleri daha cok severim ama ayni seyi bu film icin söyleyemeyecegim.... ikincisiyle da ana konzept ayni olsada cok fark var...ilkinde hersey daha detayli anlatiliyor ve bir kac sahne daha farkli tabiiki....neyse ki her iki film mutlu sonla bitiyor...
Belgin Doruk ve Göksel Arsoy'un en güzel filmlerinden..Aşk doruk noktada... Tv de izleme gibi bir şansım olmadı İnternetin nimetlerinden faydalanıp ulaştım bu filme, çok güzel bir film.. Belgin Hanım ın tarihi yerleri görmek istemesinden sonra Göksel Bey güzel yerler tarihi eserler fakat İnsan yok diyerek Belgin Hanımı daha samimi yaşayan İnsanların arasına götürmesi ve aralarındaki diyaloglar çok etkileyici idi, Ruhi Su nun film için yaptığı türkü ise muhteşem ötesi Yaşayan O yıllarda İkili'nin hayranları birbirlerini gerçek hayattada sevdiğine inanırlarmış,Hiç bir Aktör Göksel Arsoy kadar Belgin Doruk Hanımefendi'ye yakıştırılmamış.
Güzel bir yapım
Çok güzel izlenilebilir ...
Peride CELAL'in aynı adlı romanından uyarlanmış bir film.İzlenebilir.8.11.07 Zafer ALGAN
Bu film de aynı isimle, farklı oyuncularla daha sonra tekrar çekilmiş. Tıpkı Bülbül Yuvası filmi gibi. Belgin Doruk için izlenir bence. Hikaye de sıkıcı sayılmaz,fena degil.