Kardeş Kavgası
Fausto Papetti’nin ‘2a Raccolta’ uzunçalarındaki (1961) ‘Favole di Pioggia’ (1961) (Ugo Calise).
Doğan, planladıkları soygundan vazgeçmek üzereymiş.
Alev; “Artık beni kıskanmana lüzum kalmayacak. Nasılsa ayrılıyoruz.”
Doğan; “Niçin? Neden?”
Alev; “Sen ‘bu işten vazgeçtim’ demedin mi? O halde 100 binlikler Ali Nazmi’nin kasasında, ben de O’nun koynunda kalacağım.”
Doğan; “Anlamıyorsun, yakında ablamın düğünü var. Bir fiyasko her şeyi alt üst eder.”
Alev; “Budala! Sen ayağına gelen kısmeti tepiyorsun. Düşünsene, düğün bizim işimize yarar. Her şeyi o gece tertipleriz. Herkes de seni düğünde bilir. Ama gene sen bilirsin. Belki de benden bıkmışsındır. Belki de benden ayrılmak istiyorsun. O zaman vazgeç bu işten, benden de.”
Doğan; “Hayır, senden vazgeçemem.”
60’lı yılların İstanbul’undaki abla ve erkek kardeş. İki katlı ahşap evleri ‘Ölüm Saati’nde (1967) Ahmet’indi. Bir odasını kiraya vermek istemelerinden zar zor geçindikleri belli.
Nuran dışarıya dikiş dikiyor, Doğan ise Ali Nazmi’nin fabrikasında elektrikçi.
Karşılaştığımızda genç kız kahvaltı telaşında, delikanlı ise ‘Gözleri Aşka Gülen’i ıslıkla çalmaktaydı. Doğan ‘deri ceketli, kumral, yeşil gözlü bir genç’. [Yusuf Sezgin bu ceketi ‘Aşk Mücadelesi’ (1966) ve ‘Ölmek Mi Yaşamak Mı’ (1966) filmlerinde de giyecektir.]
Davranışlarında 20 yaşın tüm isyankârlığı var. Hırçın ve haşarı. Sabah sabah ilk işi sigara tüttürmek. Bunun zararlarını anımsatan ablası ‘sigaradan daha zararlıymış’.
Doğan; “Kahve yok mu, kahve?”
Nuran; “Kalmadı bitti.”
Doğan; “Bu çay da beni kesmiyor işte. Kahvesiz ev olur mu hiç be?”
Nuran; “Şikâyet edeceğine akşam eve dönerken 100 gram kahve alıp getiriver. Her şeyi de benden bekleme canım. Ben hangi birine yetişeyim?”
Doğan; “Anladık, anladık! Başlama gene konferansa. Sen konuşarak insanı kanser edersin, verem edersin be.”
Genç kız ‘kardeşi için parçalanıyor. Yine de makbule geçmiyor’. Abla değil ‘çenesi düşük bir kaynanaymış’.
Delikanlı pimi çekilmiş el bombası sanki. Her şeye parlıyor. ‘Olmayan kahve’den başka bozulduğu bir konu daha var. Hafize Hanım ‘gene’ haber getirmiş. Aynı mahalleden Musa, Nuran’la evlenmek istiyormuş. ‘Kız istemek ayıp değil’ ama Doğan için ‘yağlı kara’, hatta ırzına, namusuna göz dikmek gibi bir şey bu. “İtin zoruna bak. Kaşınıyor galiba. Kim oluyor da benim kız kardeşime göz koyuyor” diyerek kahvede Musa’nın ‘ağzını burnunu kırar’.
Nuran, hem ana hem baba olmuş, dahası kardeşini düşünerek ‘bütün taliplerini geri çevirmiş’. Ama ne fayda.
Delikanlının fabrikadaki en iyi arkadaşı İsmail. Saf, kendi halinde biri. Ali Nazmi’den zam istemeye gittiklerinde masanın üzerinde yığınla para ve yandaki koltukta da tüm güzelliği ile fabrikatörün dostu Alev vardı. “O ne göz, o ne kaş, boy pos, endam. Ya bacaklar? Allah!” İsmail, haftalık 10 lira zam için patronu ‘yağlarken’, bizimki bakışlarını genç kadından alamaz. Çıktıklarında arkadaşının “Verseler hangisini alırdın, parayı mı kadını mı” sorusunu “İkisini de” diye yanıtlıyor. Böylesine ‘kanaatkâr’(!). Alev’in Doğan’a ‘kesildiğini’, eşek değil ya İsmail de ‘çakmış’.
O günlerde Nuranların evindeki odaya (kata) bir kiracı bulunur. Şoför Murat. [‘34 FS 045’ plakalı taksisi ‘İntikam Uğruna’da (1966) Sedat-Cüneyt Arkın’ın, ‘Aşk Mücadelesi’nde (1966) Rüzgâr Murat-Yusuf Sezgin’indi]. Babasını çok küçükken, annesini de 18 yaşındayken kaybetmiş. Nice zamandır pansiyonlarda kaldığı için hayatta tek arzusu bir ailesi, evinde bir hanımı olması. Genç kızdan çok etkilenir.
Durakta hep O’nu anlatıyor. Sağlam bir yuva kurmak için aile kızlarından şaşmamak lazımmış. “Hani nerde öyle kızlar Murat Abi? O senin dediğin haminnem zamanındaydı” diyen arkadaşına “Zamanımızda öyle bir kız var. Yeni ev sahibem” karşılığını veriyor. Diğer şoförlere göre Milli Piyango’nun büyük ikramiyesi gibi bir şey bu.
‘Countess Esterhazy’ (Manos Hadjidakis). “Gioconda’s Smile” (1965) albümündeki melodinin olduğu sahnede Nuran’a evlenme teklif eder. Kabul ederse dünyanın en mesut erkeği olacakmış. Acele verilmiş bir karar değilmiş. Bin yıl düşünse gene aynı karara varırmış.
Doğan bu duruma da karışıyor. ‘Evin erkeği ve yarı hissesinin sahibi olarak’ Murat’ı kovmak ister. Hatta daha ileri gidip ablasını tokatlar. Ama sonuç alamıyor.
Alev’in iş yeri [‘Suçsuz Firari’deki (1966)] Havana Bar. Yaptığı da ‘Yollar Uzak Gelemedim’ (Suat Sayın) ile dans edip konsomasyona çıkmak. (Gazino sahnelerinde filmin bir sürprizi ile karşılaşıyoruz. O zamanki adı Nusret Ersöz olan ‘kruvaze ceketli’ Serdar Gökhan da orada). Ev kirası dâhil her türlü masrafını ‘canikocuğu’ Ali Nazmi üstlenmiş. Ama fabrikada gördüğü delikanlı aklından çıkmıyor. Kısa süre sonra ‘canikocuğuna’ telefon edip ‘kontak yapan elektrik için yardım ister’. Sigortaların tamiri gerekiyormuş.
Gönderilen elektrikçi, elbette, Doğan. ‘Birer kadeh içki’ ile başlayan fırtınalı ilişkileri soygun ve cinayete kadar gidecektir.
“The Ballad Of High Noon (Do Not Forsake Me, Oh, My Darlin’)” (1952) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington). Alev “Sen niye böyle hırçınsın? Kavga eder gibi sevişiyorsun” diyor. Delikanlı ‘vahşi bir hayvan gibi’. Kıskançlığı yatağa bile yansımış.
Sevgilisinin ‘ekmek babamız, ekmek ağacımız’ dediği Ali Nazmi’yi bırakmasını, evden çıkmasını ve artık çalışmamasını istiyor. ‘Hiçbir erkeğin O’na yaklaşmasına tahammül edemezmiş’. “Ya hep ya hiç. İkisinin ortası yok bende. Bundan sonra yalnız benim olacaksın. Sana ben bakarım” diyor. Gerçi 70 lira haftalıkla biraz zor (evlerindeki oda bile aylık 200 liraydı) ama olsun. Seven her şeye katlanırmış.
Alev; “Kolay mı bu? Ben fukaralıktan bıktım usandım da ondan sonra bu hayata başladım. Şimdi aynı yere dönmek istemiyorum.”
Doğan; “Öyleyse bu hikâye burda biter.”
Alev; “Sen benim gibi kadını buldun da bunuyorsun. Elâlem benim biraz yakınlığıma tonla para harcıyor... Ulan ben sana piyangoyum be.”
O yıllarda, öyle veya böyle, her kadın ‘piyangoymuş’. İlişkileri, bir tokatla, kısa bir süre kesintiye uğruyor.
Bir müddet sonra Alev’den ayrıldığına bin pişmandı. Bir esrarkeş esrarı nasıl ararsa O’nu öyle arıyormuş. Tiryakisi olmuş. “Fena tutuldum, kurtaramıyorum kendimi” diyor İsmail’e. Daha da kötüsü işinden de kovulur. ‘Her gün geç kalmasına, kaytarmacılığına, dalgacılığına, canı istediği zaman gelip canı istediği zaman gitmesine, dik başlılığına’ daha fazla dayanamamış Ali Nazmi.
‘Things And Other Things’ 33’lüğündeki (1962) ‘Come September’ (1961) (Bobby Darin). “Kuru kuru müşteri masasında oturmak bize yasak” diyen Alev için evdeki radyo ve ‘babadan kalma’ halıyı satar. Laftan anlamaz duruma gelince Murat müdahale ediyor.
‘Peter Gunn’ (1958) (Henry Mancini) ile yumruklar konuşur. Kavganın sonunda Doğan “Tebrik ederim Abla, tam bana göre bir enişte buldun” diyecektir.
‘Stranger On The Shore’ (1961) (Acker Bilk). ‘Müstakbel’ enişte Havana Bar’a gidip Alev’le de konuşur. Doğanı bırakmasını söyler. ‘Yoksa genç kadını dünyaya geldiğine pişman edermiş’. Nedense her şeyimiz tehditle. (Serdar Gökhan yine oradaydı).
“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘When The Clouds Come’ (Manos Hadjidakis) ve ‘Begin the Beguine’ (1935) (Cole Porter). Nuran ile Murat’ın evlilik başvuruları ve gelinlik-(Zümrüt Kuyumcu’dan) yüzük seçimleri bu melodilerle.
Durumu tam ‘iyiye gidiyor’ derken, Doğan tekrar Alev’in çekimine kapılır.
‘The Spy Who Came in from the Cold’ (1963) (Sol Kaplan). ‘Parasızlık’ sorununa buldukları çözüm ‘Ali Nazmi’nin kasası’. İçinde 317 890 lira varmış. Şifre, fabrikatörün güvendiği dağlara kar yağdıran cinsten: 2-4-3-7 ALEV. Soygun için en uygun zaman da ablasının düğünü.
‘Historia De Un Amor’ (1956) (Carlos Eleta Almaran). Gelin ve damat dans ederken Doğan fabrikanın yolunu tutmuştu bile. O gece İsmail nöbetçi. Durumu anlamış, yalvarıp yakarıp engel olmaya çalışıyor. Bizimki iki kurşun sıkacak kadar yoldan çıkmış halde. İsmail ölmeden önce telefonla (polisi değil) Murat’ı arıyor. Hâlâ arkadaşını kurtarma çabasında. Polis geldiğinde Doğan kaçmış ve ortalıkta Murat’tan başka ‘şüpheli’ yoktu. Savcı Muzaffer Yenen idamını isterken dahi kayınbiraderini ele vermiyor.
Sonrasında Doğan’ı bir iç hesaplaşma içinde görüyoruz. Soygun yapmış; En iyi arkadaşının ‘kanına girmiş’; Eniştesi hapishanede; Ablası ‘kara yaslar içinde’.
“Bu uğursuz para değer miydi bunca felakete.” Vicdan azabından sabahlara kadar gözüne uyku girmiyor.
“Üzülme. Her şey geçer her şey unutulur. Bundan sonra yalnız senin olacağım” diyen Alev bile umurunda değil artık. Genç kadını öldürüp mahkemede suçunu itiraf eder.
Keşke daha önce fırsat bulup ‘Suç ve Ceza’yı okumuş olsaydı. İlk sahnelerdeki haliyle, ‘ailenin asi, yaramaz çocuğu’ olarak kalsaydı.
Tutuklanıp götürülürken eniştesinden bir isteği var; “Düğününüzü rezil ettim. Neyse, bir daha düğün yaparsınız. Ama bu defa ben bulunamayacağım.”
Nuran; “Bu acıya nasıl dayanacağım.”
Murat; “Bu acıyı birlikte paylaşacağız.”
‘Bu acıyı’ paylaşsalar da paylaşmasalar da bundan sonra mutlu olmaları çok zor.
“Gioconda’s Smile” 33’lüğündeki (1965) ‘Mr. (K)Noll’ (Manos Hadjidakis).
Yeni oda kiracısı ile birer bardak çay eşliğindeki konuşma.
Murat; “Biliyor musunuz, bazen insana baştan üzüntü veren olaylar sonradan insanı çok sevindiren olaylara yol açıyor.”
Nuran; “Umutsuz bir yolda umulmadık bir mutluluğa varmak gibi değil mi?”
Murat; “Evet. Mesela burdan önce oturduğum ev satılıp da çıkmak zorunda kalınca çok üzülmüştüm. İyi ki satılmış. Öyle olmasaydı ne burada oturabilirdim ne de sizi tanıyabilirdim.”
Nuran; “Beni tanımış olmanız o kadar önemli değil ki.”
Murat; “Siz olmasanız belki burayı bu kadar çok sevmezdim.”
Nuran; “Şey, bir çay daha içer misiniz?”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Oyuncular
Hülya KoçyiğitNuran Volkan
İzzet GünayMurat Korkut
Sevda FerdağAlev
Yusuf SezginDoğan Volkan
Süleyman Turanİsmail Fidan
Nubar TerziyanAli Nazmi
Çetin BaşaranMusa
İhsan BayraktarKadri
Nermin ÖzsesDüğün Davetlisi
Serdar GökhanBar Müşterisi
Muzaffer YenenSavcı
Zeki SezerAvni
Hayri Esenİzzet Günay Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümHülya Koçyiğit Seslendirmesi
Esen GünaySüleyman Turan Seslendirmesi
Alev KoralSevda Ferdağ Seslendirmesi
Rıza TüzünNubar Terziyan Seslendirmesi
Timuçin CaymazSeslendirme
Erdoğan EsenboğaYusuf Sezgin Seslendirmesi Künye
Yorumlar
Hülya Koçyiğit'in diğer filmleri
2010Nisvan - Tarihe Adını Yazdıran KadınlarDram, Belgesel★ 9,1
2009Altın KızlarKomedi, Sitkom★ 7,8
2008İzzet Günay BelgeseliBelgesel, Biyografi★ 9,2
2007Anneler GünüDram★ 7,7
2007Hicran SokağıDram, Duygusal★ 8,0
2007Aşk Eski Bir YalanKomedi, Duygusal★ 7,9
2006Kabuslar Evi: Bir Kış MasalıGerilim, Gizem★ 8,5
2005Asla UnutmaDram★ 6,9
Az önce izledim özellikle İzzet Günay abimizle Yusuf Sezgin abimizin muhteşem güzel oyunculuğunu çok beğendim ayrıca kötü kadını oynayan altın kalpli Sevdamız yani Sevda Ferdağ ablamız da çok muhteşem güzel oynamış. Çok beğendim çok güzel bir film.
Sonunda bulup izlediğim filmlerden izzet Günay hulya koçyiğit çok yankişmışlar bu filmde.yusuf sezgin farklı rolde ama iyi oynamış rolünü.guz el siyah beyaz filmlerden
sevda ferdagi kötü rollerde görmeye alisgiz ama yusuf sezgini hic böyle görmemistik... hircin ukala kavgaci bir tip... bir kadin ugruna soygun yapip ve arkadasini öldürecek kadar hircin... güzel bir film.. eger cok dikkat edersiniz barda serdar gökhani barda da görebilirsiniz...
sevda ferdağ çok başarılıydı
Bu filmde Nuran, Hülya KOÇYİĞİT Doğan, Yusuf SEZGİN iki kardeş olup aynı evde birlikte de yaşamaktadır. Süleyman TURAN Doğanın arkadaşı İsmail, Sevda FERDAĞ bar kadını Alev... İzzet GÜNAY taksi şoförü Murat, birgün kiracı olarak gelip Nuran dan evlerinin üst kat'ını kiralar. Doğan önceleri Murat'ı sevmez hatta karşıda çıkar ama! Zamanla onun ne kadar mert biri oldunu görünce ablası ile evlenmesine razı olur. Doğan, Alev'e sırılsıklam aşık tutulmuşta olarak onun isteğine de boyun eğip tamda ablasının düğün gecesi eski işyeri de olan fabrikanın para kasasını soyar, burada bekçi de arkadaşı İsmail'i vurur.. İsmail de yaralı halde güç bela Murat'ı telefonla arar, hemen acil fabrikaya gelmesini ister o gelincede kucağında ölür. Suçta böylece Murat'ın üzerine kalır. Filmde de en çok dikkatimi çeken Yusuf SEZGİN oldu demek ki, oda sert adam rolü oynayabiliyormuş.. Diğerleri olağanüstü bikere.
Güzel film.Hülya Koçyiğit ve İzzet Günay birbirlerine çok yakışmışlar.Yusuf Sezgin ise değişik bir roldeydi ama fena değildi.Garipsememin sebebi,onu iyi rollerde görmeye alıştığım içindir belki.
murat dolmüş şöförlüğü yapan bir gençtir...nuranın kıralık bekar odasına kiracı olarak taşinır.nuranın erkek kardeşi doğan patronu ali nazminin mrtresi aleve tutulur...alev doğandan fabrikanın kasasını soymasını istemektedir.nuran kardeşindeki bu kötü gidişi farkederek kiracısı murattan yardım ister.zamanla nuranla murat arasında aşk başlar...dedikokuları duyan doğanla murat arasında çıkan kavgada doğan muratı enişteliğe kabul eder...ama doğan tam düğün gecesi kasayı soymağa karar verip,arkadaşı bekçi ismaili tabanca ile vurur.ismail telofonla herşeyi murata anlatır....