Torino Atı
A torinoi lo
"Torino Atı" yaptığı açıklamaya göre Macar usta Bela Tarr'ın sinemaya vedası. Neitzsche'nin dayak yiyen bir atı kurtarmaya çalışmasına dair anekdottan yola çıkarak kotarılmış bir film. Usta felsefi soruların peşinden giderek, etkileyici resimlerle dolu bir filme imzasını atıyor. 03.04.2011 mkurtsen
Kadro
3 kişiOyuncular
Yapım
Künye
YönetmenÁgnes Hranitzky, Béla Tarr
SenaryoBéla Tarr, Laszlo Krasznahorkai
Görüntü YönetmeniFred Kelemen
ŞarkıMihály Vig
Sinemaseverler
1 yorumYorumlar
Benzer
Filmografi →







Çok ağır bir film. Açıkça söylemek gerekirse, hem izlemesi, hem anlaması zor. Zaten bir şekilde izledikten sonra sağdan soldan araştırma yapıp ek bilgi almazsanız gerekli çıkarımları yapmanız, sembolizm veya göndermeleri fark etmeniz çok zor olacaktır. Ustanın eşi Agnes Hranitzky, yazar dostu Laszlo Krasznahorkai, müzisyen Mihaly Vig ve görüntü yönetmeni Fred Kelemen’in de katkılarıyla perdeye oldukça radikal bir şekilde yansıyor. Düşünceyi ortadan kaldıran, sinemayı tamamen değiştirebilecek kadar güçlü bir film The Turin Horse. ‘Auteur’ sinemasının Kuğu Gölü gibi adeta; insanlığa yazılmış bir ağıt niteliğinde. Dünyanın sesler, sözler ve büyük ütopyalarla dolduğu bir zamanda "susmak" ne kadar da sarsıcı bir eylem. Ancak böyle susulabilir. The Turin Horse / A Torinói ló (2011) yönetmenin jubilesini yaptığı, son söz niteliğinde gerçek bir şaheser. Filmin başında da belirtilen Nietzsche'nin yaşadığı bir olayı (artık gerçek midir rivayet midir bilinmez) ve bu olay üzerinden varoluşçu bir yaklaşım ile çok "derin sular"da gezinmeyi merkezine alıyor. Sinematografi, uzun süre hafızanızdan silinmeyecek muhteşem müzik ve atmosfer gerçekten etkileyici. Süresi çok uzun ve başta söylediğim gibi yine zor bir Bela Tarr eseri. Pek çok imge aklınızda kalmaya devam edecek film bittikten sonra. Üzerine konuşulası, herkesin harcı olmayan filmlerden. Bu farklı deneyimi yaşamak ya çok mutlu, ya da çok mutsuz edecektir. Ortası yok diye zannediyorum. Dünyanın sesler, sözler ve büyük ütopyalarla dolduğu bir zamanda "susmak" ne kadar da sarsıcı bir eylem. Ancak böyle susulabilir. üyük bir felsefeyi, kökü derinlerde bir sosyolojik temeli, ontolojik bir gizemliliği gördüm. O yüzden izledim sanırım.