İki Yabancı
Askerliğini öğretmen olarak yapacağı dağ köyüne gitmekte geciken Orhan (Hakan Ural) Antalya’da turist gibi dolaşır. Sahilde görüp tanıştığı sarışın İsveçli Kreyta ile arkadaşlarının akşam evde esrar partisine katılır. Ama Kreyta ile yatmayı reddeder. Köy okuluna gelir. Köyde Margot (Brigitte Braun) adlı Amerikalı bir araştırmacı kızla tanışır. Yakınlaşırlar.
Kente indiği gün ise tekrar Kreyta’yı gören Orhan bu bağımlı kızdan hoşlanmadığını fark eder. İyice tutulduğu Margot ile evlenmek ister. Genç kız kabul etmez. Araları açılır. Bir gün köyde Kreyta’yı görür. Bu şaşırtıcı rastlantı onda Margot ile Kreyta’nın aynı kişi olduğu şüphesini uyandırır. O sırada muhtar kızını istemediği biriyle evlendirmek üzeredir.
Margot ile Orhan kızın sevdiği gençle kaçmasına yardımcı olur. Köy halkı çok sevdikleri Margot’u geleneklerine aykırı bu davranışı yüzünden dışlar. Ayrıca geldiği günden beri bir türlü ısınamadıkları Orhan’ı da köyde istemezler. Margot da Orhan’dan uzak durmaktadır. Orhan yalnız ve üzgün, harabelerde dolaşır durur. Orada rastladığı Margot’un aslında Kreyta olduğundan artık iyice emindir.
Bu gizi çözme tutkusu benliğini sarar. Hastalanır. Kendine geldiğinde Margot gitmiştir. Ülkesine döneceğini öğrenen Orhan peşinden havaalanına gidip onunla tartışır. Gerçeği sorguladığında Margot kaçmaya başlar. Caddede bir tır ona çarpar ve yanarak ölür. Ceset yandığından onun Kreyta olduğunu kanıtlayamaz. Margot ile kavga ettiğini söyleyen tanıklar vardır.
Ve Orhan Margot’un ölümüne sebep olduğu için tutuklanır...















Şu an yaşadığım Antalya’yı görmek güzeldi ilk başlarda. O zamanlar tabi diskotek filan var. Hakan Ural seyredecek son kişi de olsa “Erler Film” diye seyredeyim dedim. Devrimci idealleri var ama kadını zorla öpmeye calışıyor filan ve metafiziksel şeyler görüyor, hayal vs. Barış gönüllüleri, Peace Corps gerçekmiş bu arada. Kennedy öldükten sonra da devam etmiş. Ama ne kadar faydalı orası ayrı tabi. İmamın “o caiz değil” deyip içkili masada oturması ve zenne kültürü de ayrı bir şeymiş. Sondaki olay da seyirciye bırakıyor galiba. Gerçekten gördü mü yoksa kafasında mı uydurdu vs.
Film baştan sona düşük tempolu bir film görüntü kalitesi de kötü buda filmi izlemeyi zorlaştırıyor karışık bir anlatımı var dram ve duygusal türünde olsa da yer yer gizem filmi havasına da giriyor hatta deneysel sahneleri de var ama malesef olmamış bir film hakan ural ve brigette braun uyumsuzluğu kadar bu oyuncular rollerine de uygun değiller brigette braun un saçlarının peruk olduğu ve petrol tankeri taşıyan arabanın patlarken oyuncak arabaya zoom yapılarak halledilmesi filme epey zarar vermiş filmdeki doğu-batı karşıtlığıda tam anlatılamamış filmin finalide tam sonuca bağlanmadan bitti orta karar bir filmden öte değil 1990 yılında türk sinemasında az film çekildiği bir zamanda böyle bir film yapılması tuhaf doğrusu film ilginçliği bakımından bir kereliğine izlenebilinir ama izlenmese de pek kaybedilecek bir şey olmadığına da söyleyeyim.
kötü bir film bu, hatta taşıdığı doğu-batı karşıtlığı savlarını bile akıcı bir dille anlatamayan kötülükte! özellikle de saf ve temiz anadolu delikanlısı rolüne soyunan ural'ın kaşar görüntüsü ve braun'un oyunculuktan nasibini alamamış olmasıyla karagülmece tadı veriyor!