Erkekler Ağlamaz
‘Irene’ (1971) (Ennio Morricone). ‘The Burglers’daki (Le Casse) melodi. Mehmet yıllar sonra oğlunu bulmuş. Beraberliklerini kadeh kaldırarak kutluyorlar.
Mehmet; “Ömer Amcan seni işine ortak yapmayı düşünüyor. Üçümüz birleştik mi, evvel Allah kısa zamanda işleri büyütürüz. Ondan sonra da sıra senin evlenmene geliyor. Belki de beğendiğin, sevdiğin bir kız...”
Ali; “Sevdiğim bir kız var baba. Çok sevdiğim bir kız.”
Mehmet; “O da seni seviyor mu?”
Ali; “En az benim kadar.”
Mehmet; “İyi ya, Onunla evlenirsin.”
Ali; “İmkân yok! Ne Onunla nede başka biriyle. Aramıza Kara Haydar girdi baba. Kız Onun kızı.”
Jenerikte Paul Mauriat’nın ‘La Reine De Saba’ uzunçalarındaki (1968) ‘Lamento Borincano’ (1937) (Rafael Hernández Marin).
Güneşli bir günde tanıdığımız kahramanımızın adı Mehmet Akkaya. Ceket sırtta, 33’lük tespih elde bir güzel adam. İnşaatlar için deniz kumu çeken bir şirketi var. Karısını yıllar önce kaybetmiş. Anacığı Mahmure Handan, oğlu Ali ve arkadaşları motor ustası Ömer ile Hakkı Kıvanç. Yakın çevresi böyle.
Yalnız kaldığında kendisini daha yakından tanıyoruz. Evlilik fotoğrafındaki karısı ile konuşuyor.
‘La Course Du Lièvre / Kidnaping’ (1972) (Francis Lai). “Zeynep’im! Her şeyimdin sen benim. Adımı bile senden almıştım ben. Yangın Mehmet derlerdi bana. Senin aşkınla çılgınca yandığım için. Gelin olduğun gün ne mutluyduk. Herkes bizi, birbirine yakışan örnek gençler diye sever, mutluluğumuz aşkımız bir peri masalı gibi dilden dile dolaşırdı. Hele Ali’mizin doğduğu gün çılgına dönmüştüm sevinçten...
Üçümüze (duvardaki yağlı boya tabloyu kumar sahnesinde tekrar göreceğiz) bir dünya kurmuştuk. Sadece sevgi, mutluluk ve pırıl pırıl rüyalar içinde ışıldayan bir dünya. Her günümüz yeni bir renk katardı bu dünyaya. Hele Ali, her davranışında beni taklit etmeye çalışırdı o küçücük yaşında. Paltosunu sırtına atışında, ellerini beline sokuşunda, o ağır erkekçe yürüyüşünde hep ben vardım. O tatlı gülüşünde de sen.”
Fakat bu mutlulukları çok sürmez. “Sonra bir anda geldi felaket. Bir anda yıkıldı dünyamız. Ali’m olmasa dayanamazdım senin acına. Artık O senin bana son emanetindi. Ölünceye kadar seni O’nun gözlerinde görecektim Zeynep’im.”
Mehmet’in iş yaşamı sorunlu. Kara Haydar ile çatışıp duruyorlar. Biri ‘çıkarına dokunanı can evinden vuran’, diğeri ‘pire için yorgan yakan’ kişilikte olunca kavga eksik olmuyor. Son olarak ‘200 bin papellik’ Yapıtaş ihalesini, hem de ‘1 lira’ ile kaybeden Haydar adamlarını toplamış.
‘Gli Scassinatori’ (Le Casse) (1971) (Morricone). “Artık bu itin dersini vermek zamanı geldi. Bırakırsak daha güçleşecek. Başımıza büsbütün bela kesilecek.”
‘Ders vermeye’ giden altı adamı bir güzel sopa yiyerek geri gelir. Sonrasında iki ailenin de yok olacağı olaylar başlıyor.
‘Rodeo’ (1971) (Morricone). Kardeşleri ile konuşması.
Haydar; “Bu gece işini bitirmeliyiz.”
Osman Han; “İntikam nasıl alınırmış görsün.”
Haydar; “Dikkat edin, Yangın Mehmet’i değil ciğerini istiyorum, ciğerini. Yüreğine öyle bir acı salın ki bir daha iflah olmasın.”
Kardeşi; “Abi, yoksa çocuğunu mu?”
Ali’nin sünnet düğünü. Babasının “Erkekler ağlamaz” demesi ilk kez bu sırada. Hediye olarak bir saat almış. Bildiklerimizden farklı ‘saat başlarında müzik çalıp, konser veren bir saat’.
Herkes eğlenirken Haydar’ın kardeşleri de elde tabanca oradalar. Mehmet, oğlunu korumaya çalışırlarken yaralanır.
‘Fever Pitch’ (1973) (Nick Ingman). ‘Mandingo’nun ‘Sacrifice’ albümündeki parça. Kahramanımızın bizi yadırgatan davranışlarından biri bu sahnede. Hiç gereği yokken düşmanı ile konuşmaya gider. Üstelik yalnız başına ve sol kolu sargılar içinde. Arkadaşlarına “Hiç kimse karışmayacak. Benim meselem bu” demişti. Çıkan tartışmada Haydar ve iki kardeşine kurşun yağdırıyor.
Sonra oğlunu ve annesini köye gönderir. Hapse gireceğini, ikisine de söylememiş.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Dog Attacks’ (André Previn). Karakolda, kanlı hesaplaşmanın asıl şimdi başladığını anlıyoruz.
Mehmet; “Teslim oluyorum Komiser Bey. Bu silahla üç kişiyi öldürdüm.”
Komiser Hüseyin Salıcı; “Üç değil iki. Kara Haydar ölmedi.”
Ayağından vurulmuş. Bundan sonra hep elinde baston ve kin dolu olacak.
Ağır Ceza Üyesi Yılmaz Gruda’nın açıkladığı karara göre ‘olaydaki ağır tahrik ve kısmen savunma durumu gibi hafifletici nedenler göz önüne alınarak’ 18 yıl hapisle cezalandırılır.
Mahkeme sahnesinden sonra Hakkı Kıvanç’ı bir daha göremiyoruz.
Kahramanımız, yine bizi şaşırtan bir şey yapar. Oğlu, kendisini öldü bilsin istiyor. Sonradan “Cezaevinde yattığımı senden gizledim. Tek, bu yollara heves etmeyesin diye. Beni ölmüş bilmen daha hayırlı olur senin için diye düşündüm” diyecektir.
Sigara, volta ve namazla geçen günler. Bu sırada Ali, inek çobanlığı yapıyordu.
Cezasını tamamlayıp köye gittiğinde Faik Coşkun’dan duydukları pek de hoş şeyler değil; “Oğlun, anan öldükten sonra köyde duramadı. Zaten köye, kasabaya sığacak bir delikanlı değildi. Hep büyük şehirleri düşünürdü. Ne yaptıysak, ne ettiysek bu fikrinden caydıramadık O’nu. Günün birinde başını alıp İstanbul’a kaçtı. Ömer Usta da çılgına döndü. Aramadığı yer kalmadı. Bir türlü bulamadı. Kahretmeyesin diye sana yazmadık, yazamadık. Mutlaka İstanbul’dadır.”
Ali, aslan gibi bir delikanlı. Lakabı ‘Ateş’. Babası hep ‘okusun, çalışsın, büyük adam olsun’ isterdi. Ama bambaşka yerlere sürüklenmiş. İnanması zor; Kara Haydar’ın en güvendiği adamı, hatta sağ kolu olmuş. Üstelik kızı (filmde adı söylenmeyen) Sevda Karaca ile birbirlerini seviyorlar.
‘Forever and Ever’ (1973) (Stelios Vlavianos / R. Constantinos). Paul Mauriat’nın aynı adlı 33’lüğündeki (1973) melodi ile genç kıza doğum günü için bir kolye veriyor. 18 yaşını bitirmiş artık düğün hazırlıklarına başlamak gerekiyormuş.
Franck Pourcel’in ‘Amour, Danse Et Violons No 41’ albümündeki (1973) ‘Le Dernier Tango a Paris’ (Last Tango In Paris) (1972) (Gato Barbieri). Boğaz Köprüsü’nü gören tepede şunları söylemişti; “Babam, senden o kadar memnun ki seni yalnız damadı olarak değil aynı zamanda iş ortağı olarak da düşünüyor.”
Mehmet önce Ömer’i bulur. İlginç bir şekilde hapisliği boyunca birbirlerini görmemişler.
Günler boyu üniversite önlerinde, gece kulüplerinde, her yerde oğlunu arıyor. Yaklaşık 20 yıldır ayrılar. Tanıması mümkün değil. Ama olsun, arıyor.
Karşılaşmaları en beklenmedik yerde, arkadaşının ‘külüstür garajında’. Haydar’ın adamları Hüseyin Zan, Kudret Karadağ, Süheyl Eğriboz, Mehmet Yağmur oradalar. Ali de. Ömer neredeyse boğazlanacak. Burasını,’ekmek teknesini’ Kara Haydar’a satmalıymış. ‘Tam o sırada’ Mehmet gelir; “Durun.” Kendinden emin haliyle hepsini pıstırıyor. Giderayak ‘oğluna’ söyledikleri; “Sen beni tanımazsın delikanlı. Ama patronun çok iyi tanır. ‘Bacağını sakat eden adamın selamı var’ de. Uslu dursun öbür bacağını da kırarım.”
Bunu duyan ‘Patron’u ‘zapt etmek’ çok zor. “Mehmet ha? (Ali, babasının adını unutmuş olmalı ki bu isim bir çağrışım yapmaz.) Kardeşlerimin katili Mehmet. Beni sakat bırakan Mehmet.” Yıllardan beri hep bugünü beklemiş. Şimdi kana kan istiyor. İntikamını da Ateş Ali alacakmış.
Delikanlı tam babasını vuracakken kolundaki saatin ‘konsere başlaması’ 18 yıllık ayrılığı bitirir. Mehmet oğlunu tanımış. Ali de çeteyi bırakır. Artık babası ile beraber.
Oğlunun aşkını öğrenen Mehmet bir çılgınlık daha yapıyor. ‘Hayırlı iş’ için Kara Haydar’ın evine gider. “Geçmişi unutalım. Dost olalım… Düşmanlık kime ne kazandırmış ki. İntikam ne senin sakatlığını düzeltir ne kardeşlerini diriltir nede taş duvarlar arasında geçen benim en güzel yıllarımı geri getirebilir” diye dokunaklı sözler söylüyor. Oysa karşısındaki bunları anlayacak durumda değil.
Kahramanımızın yediği dayağı seyretmek çok zor. 9 yumruk, bir tekme, yerlerde sürüklenmek. Tabancasını çekmese belki öldüreceklerdi.
‘Theme Solaire’ (1972) (Lai). Kan revan içinde eve döndüğünde “Ben bu dayağı yiyecek adam değildim. Evlat hatırı için katlandım” diyor.
Biraz sonra Sevda Karaca da kaçıp oraya gelir.
‘La Course Du Lièvre’ (1972) (Lai). Filmin en acımasız sahnesi ‘…and Hope to Die’daki melodinin ilk 25 saniyesi ile.
Haydar; “Kaçmış, hem de düşmanımın oğluna kaçmış... Düşün peşlerine. Yakalayın gebertin Onları. Yangın Mehmet’i de, Ateş Ali’yi de, kahpe kızımı da.”
Hüseyin Zan; “Kızınızı da mı?”
Haydar; “Kızım değil artık O benim.”
Mehmet ‘çocukları alıp bir müddet gözden uzaklaştıracak. Gizlice nikâhlarını kıydıracak’. Planı buydu. Sonrasında, yine, öyle şaşırtıcı bir hata yapıyor ki. Yerlerini mektupla Ömer’e bildirir. Arkadaşı yediği dayağa karşın konuşmamıştı ama Hüseyin Zan mektubu bulunca filmin sonu belli olur.
‘Early Sunday Morning’ (Isaac Hayes). ‘Shaft’taki (1971) melodi; Düğün gecesi içtikleri şampanya.
‘La Paloma’ (1863) (Sebastián Iradier). Danslarından sonra odalarına çekiliyorlar. (Aşağıda eğlence sürerken böyle bir şey yapmaları ilginç.) Haydar’ın yeni evlilere düğün hediyesi 15 kurşun. Filmdeki son “Erkekler ağlamaz”ı ölmeden önce Ali söylüyor.
Şimdi Mehmet can alıcı bir makine gibi. Kara Haydar’ın (Kartal Tibet’e ait ‘34 KT 417’ plakalı Mercedes’in yakınındaki) ölümü ‘La Course Du Lièvre’in (1972) (Lai) ilk saniyeleri ve adamlarınınki ‘Fever Pitch’ (1973) (Ingman) ile.
Oğlunun ve gelininin mezarına çiçek koyuyor. Birazdan kelepçelenip hapishaneye götürülecek; “Uyuyun yavrularım. Yattığınız yerde rahat uyuyun. Artık sizi kimse ayıramaz. Hiç kimse.” (Sadece bir mezara çiçek koyması, gençlerin beraber olduklarını düşündürdü. Ne faydası olacaksa.)
‘Lullaby’ (1969) (Tokiko Kato). Raymond Lefevre’in 12 numaralı albümü (1970).
Sevda Karaca; “Ali, Ali! Nerde kaldın, merak ettim seni.”
Ali; “...”
Sevda Karaca; “Ne oldu? Nen var senin?”
Ali; “...”
Sevda Karaca; “Ne var? Ne oluyor?”
Ali; “İki can düşmanının çocuklarıyız. Kader ikimize de kötü bir oyun oynadı. Seni çok sevmiştim fakat artık buna hakkım yok.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Oyuncular
Kartal TibetYangın Mehmet
Yalçın GülhanAteş Ali
Sevda KaracaKara Haydarın kızı
Bülent KayabaşÖmer
Bilal İnciKara Haydar
Faik CoşkunKonuk oyuncu
Gülten CeylanZeynep
Hakkı KıvançYangın Mehmetin Arkadaşı
Hüseyin ZanKara Haydar'ın Adamı
Kahraman KıralKonuk oyuncu
Kudret KaradağKara Haydar ın Adamı
Mahmure HandanYangın Mehmet'in Annesi
Osman HanKara Haydar ın Adamı
Süheyl EğribozKara Haydar ın Adamı
Mehmet YağmurKara Haydar ın Adamı
Ahmet KaracaKara Haydar'ın Adamı
Esen GünayYalçın Gülhan Seslendirmesi
Gülen KıpçakSevda Karaca Seslendirmesi
Abdi AlgülKötü adam
Cemil Can BıçakçıBülent Kayabaş Seslendirmesi
Cevdet BalıkçıKötü adam
Nilgün KasapbaşoğluKahraman Kral Seslendirmesi
Niyazi GökdereKavgacı
Şener ŞenNiyazi Gökdere Seslendirmesi
Timuçin CaymazBilal İnci Seslendirmesi
Toron KaracaoğluKartal Tibet Seslendirmesi
Yaşar GüçlüKavgacı
Yılmaz GrudaHakim Künye
Yorumlar
Kartal Tibet'in diğer filmleri
2008Hayat GüzeldirKomedi, Aile★ 8,0
2007Zoraki KocaKomedi, Duygusal★ 7,6
2006Fantastiğin SinemasıBelgesel★ 7,9
2006Dünyayı Kurtaran Adamın OğluKomedi, Macera, Aksiyon★ 6,1
2006Amerikalılar Karadeniz'de 2Komedi, Macera★ 6,3
2006Hatıralar SinemasıBelgesel★ 9,2
2005Emret KomutanımKomedi, Duygusal, Gençlik★ 7,6
2004Ağa KızıKomedi, Aile★ 8,1
Kartala Toron Karacaoğlu Yalçına Esen Günay dublajı çok yakışmış. Bilal İnci zaten rolünde her zaman ki bir numara. Ama Kara Haydar ismi olmamış keşke Meçhul Kadındaki gibi adı Deli Bekir veya Kara Bekir olsaydı. Kara Haydar deyince aklıma direk Ayhan ışık geliyor onun bu isimde bir filmi var çünkü. Bülent Kayabaş ise rolüne hiç yakışmamış. Yalçınla yaşıtlar nerdeyse Yalçın ona amca diyor makyaj falan yapmışlar ama yinede kurtaramamışlar o rolde Hakkı Kıvanç olmalıydı. Aslında filmde var ama rolü çok az.bu rolde bence o olmalıydı. Bunlar haricinde film gayet güzel ve akıcı.diyaloglar ve müziklerde gayet güzel olmuş.oturmuş bu filme.dublajlarda tam oturmuş. Osman Seden çok iyi bir iş çıkarmış ortaya. Yalnız Kartalın sesi Cüneyt Babayı çok andırmış hele Baba rolünde oynadığı için dublajıda Toron yaptığından olsa gerek.
Kartal Tibet ve Yalçın Gülhanın üstün oyun gücüyle ve sağlam bir senaryosuyla 10 numara bir film olmuş. Erler film bu filmi birgün youtube kanalında yayınlayacak ama yazık ki film şirketleri youtubeye filmleri sorunlu yüklüyor hem kesip biçiyor hem de orjinal müziklerini değiştiriyor böylece filmler saçma sapan bir şekil alıyor yazık günah. Böyle yayınlayacaklarına hiç yayınlamasınlar daha iyi. Oysa bu filmi hd izlesek en orjinal haliyle fena mı olurdu elimizde kasetleri var ama filmin görüntü kalitesi düşük bu filmleri kendi şirketleri sağlam vermiyor artık kaset şirketleri ne yapsın.
Oğlu için en iyisini isteyip onun yıllarca hasretini çekip sonra onu yeniden kaybeden bir babnın hikayesi. Benim ailem dindar olduğu için gözümden kaçmayan bir detay oldu. Kartal Tibet kabadayılığa tövbe edip hapishanede namaz kılmaya başlar fakat çıkınca içki içer yeniden. Biz insanların hep zor günlerimizde Allah'a sığınıp, sonra işler yoluna gitmeye başlayınca yine dinden uzaklaşmamızın aslında güzel bir örneği, öyle düşünülmüş olmasada bu hikaye için.
Kartal TİBET'in bir kabadayı'yı oynadığı güzelde bir film olarak izlenir nitelikte. Oyuncu performansı anlamında başarı grafiği filmin üst düzey Toron KARACAOĞLU'nun dublajı Kartal TİBET e hiç gitmeme gibi ufak tefek bir iki ayrıntı dışında nede olsa: Bir Osman SEDEN film klasiği.
Umarım HD si de gelir..Erler Film'e güveniyorum ;)
kartal tibetin en güzel filmlerinden. ve yalçın gülhanda çok iyi
çok başarılı bir film kartal tibet klasiği herşey düşünülmüş filmde sevda karaca rolünün hakkını vermiş adeta yaşamış oynarken güzel sanatçı
bütün yuncular harika
Filmdeki bütün müzikleri yazmışsınız.Ama sadece brini atlamışsınız :) Filmin sonuna doğru düğün sahnesinde halay çekilirken çalan yunan ezgilerini andıran müziğin ismini merak ettim.Nazan Öncel'in o şarkıya benzeyen bir parçası var.Boncuk isminde.Ama Nazan Öncel o parçayı 1992'de yapmış.Film ise,1974'de çekildiğine göre,şarkı o değil hissiyatı uyandırdı bende.Belki Nazan Öncel bir yunan şarkısından esinlenmiştir bilemiyorum.Bana bu filmdeki müziğin ismi,hatta kendisini bulabileceğim bir link olursa çok mutlu olurum.Şimdiden ilgi ve alakanız için tşk. eder iyi günler dilerim...
Kartal TİBET duayen bir oyuncudur. bütün filmleride güzeldir fakat en beğendiğim filmide bu filmdir işte. tek kelimeyle mükemmel bir yapım...
Murat ÇELENLİGİL Bey, yine de sağolsunlar. Sinemada en beğendiğim aktör:) Kartal TİBET'İN bu filmini senaryodan bile katışıksız naif bir dille anlatmış olup, birde Alın Yazısı arkadaşım pekala özetlemiş. Bu durumda bende kendimi şanslı addederim. Yönetmeni:) Osman SEDEN Cast: Yalçın GÜLHAN Sevda KARACA Bilal İNCİ Kahraman KRAL, Gülten CEYLAN Bülent KAYABAŞ ve Hakkı KIVANÇ Süheyl EĞRİBOZ Faik COŞKUN rol almakta. Kartal TİBET'İN Yangın Mehmet Yalçın GÜLHAN'IN onunda oğlu Ateş Ali'yi oynadıkları çokta başarılı bulduğum dramatik bir film.
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Dead Ringer’daki (1964) “Maggie’s Murder” (André Previn); “Ölümünü istediğin adam babammış.”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Ali, Kara Haydar’a söylüyor bunları. Eğer tabanca doğrultması ‘saat başı’na denk gelmeseydi bunu hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Yaşantımızda ‘an’ böylesine önemli.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Yangın Mehmet çok sevdiği Zeynep’ini yıllar önce kaybetmiş. Oğlu Ali ve annesi ile beraber. Arkadaşları da Ömer ve Hakkı Kıvanç. İnşaatlara deniz kumu çeken bir şirketi var. İhalelerde hep Kara Haydar ile kapışıyor. En son ‘200 bin papellik’ Yapıtaş eksiltmesini ‘bir lira farkla kazanınca’ kıyamet kopar. Sonradan olanları görünce ‘keşke kazanmasaydı’ demek geliyor insanın içinden. Haydar “Bu işi hiç kimseye yedirmem” demiş. Öyle de olur. Mehmet elini kana bulayınca ihale rakibine kalıyor herhalde.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Oğlunun sünnetinde tabancalar konuşur. Hesap sormaya gittiğinde Haydar’ı yaralayıp iki kardeşini öldürüyor. Gelsin 18 yıl hapis. Nedense cezaevine girdiğini annesine ve özellikle oğluna söylemiyor. Ali’nin (ne demekse) ‘bu yollara heves etmesini istememiş’.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">İşin ilginç yanı anne Mahmure Handan ve Ali, kahramanımızı ‘öldü zannederken’, köydekiler hapiste olduğunu biliyorlar.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Her şey ‘aman birileri üzülmesin’ üzerine kurulu. Annesi ölmüş, oğlu İstanbul’a kaçmış. Köydekiler ve Ömer, bu durumu 18 yıl ‘açık etmiyorlar’. Köylüsü Faik Coşkun “Kahretmeyesin diye sana yazmadık, yazamadık” diyor.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Ceket omuzda, elde tespih kabadayı yürüyüşü ile sert bir insan. Galiba davranışlarımız içinde bulunduğumuz koşullara bağlı. Düşmanı Kara Haydar acımasız biri olunca Mehmet de en azından öyle görünmek zorunda kalıyor.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Zeynep kahve getirdiğinde duvarda olan resmi yıllar sonra Ali kumar oynarken tekrar göreceğiz. Çekimler aynı yerde yapıldı herhalde.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Gülten Ceylan’ın gülüşü Mehmet’in dediği gibi pırıl pırıl.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">“Erkekler ağlamaz.” Jenerik ve afiş hariç, 6 defa söyleniyor. Ancak bunca koşullanmaya karşın Mehmet ve Ali’yi 4’er kez gözyaşı dökerken görüyoruz. Büyük olasılıkla seyirciler de aynı durumdadır.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Bu ‘erkeklik’ ve ‘ağlamama’ bağlantısı nedense çok önemli. ‘Ağlamak’ ayıp olunca üzücü şeyler ‘içimiz kan ağlayarak’ yapılıyor. Olaylar karşısında duygularımız değil ağlayıp ağlamadığımız önemli kahramanımız için. ‘Üzülecek’ ama ‘ağlamayacak’. Her şey böylesine yüzeysel.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Ömer; “Tarlaya doğru açıldık. Orada, içim kan ağlaya ağlaya senin öldüğünü söyledim Ali’ye.”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Mehmet; “Ağladı mı?”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Ömer; “Bütün dünyası yıkıldı o an. Ama tek yaş akmadı gözünden. Benim babam, aslan babam sağ olsaydı ‘erkekler ağlamaz’ derdi Ömer Amca dedi.”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Mehmet; “Aslan oğlum benim.”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Kahramanımızın durumu filmin iddialı adını anlamsızlaştırıyor. Karısını, annesini, oğlunu, gelinini, arkadaşı Ömer’i toprağa vermiş. Mahkeme sahnesinden sonra Hakkı Kıvanç’ın ne olduğu belli değil. Haydar’ı, iki kardeşini ve tüm adamlarını öldürmüş. Yani hayatta düşmanı bile yok artık. Ağlasa da olur ağlamasa da.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Ömer’in öldüğü tam olarak anlaşılmıyor. Düğün yerini söylemesi için yediği onca dayaktan sonra kafasına çekiç benzeri bir şeyle vuruyorlar. Sağ kalması mucize olurdu.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Yiğit lakabıyla anılır’. Ali’ye Ateş Ali diyorlarmış. Her an kavga etmeye hazır. Yakışıklı, babayiğit görüntüsüne karşın sanki kişiliği oturmamış. Çocukken babasına özenip eli kemerde yürümesini, ceketi omzuna atmasını bir yere kadar anlayabiliyoruz. Ama koca adam olduktan sonra hâlâ ‘başkası gibi’ olmaya çalışması şaşırtıcı. Bir ara Kara Haydar’ı örnek almıştı. Sevda Karaca’ya “Baban akıllı ve güçlü bir insan. O’nun gibi olmayı çok isterdim” diyor. Birkaç sahne sonra Mehmet’le birbirlerine kavuşunca bu kez O’nu taklit ederek yürümekteydi.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Bir sahne dışında tabancasını sağ eliyle kullanıyor. Yalnızca babasına nişan aldığı sırada silah sol elinde. Herhalde sünnet armağanı saati Mehmet görsün diyedir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Sevda Karaca’nın filmde ismi yok. ‘Lullaby’ (1969) (Kato) melodisi sanatçıya çok yakışmış.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Evleri dışarıdan ‘Aşka Tövbe’deki (1968) Mübinlerindi. İç çekimler Muammer Karaca’nın efsane evinde yapılmış.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Yeşilyurt İstasyonu’na yakın ‘bir saray yavrusu’. Yapımcılar için günlük kirası 1000 lira. Bir gün çekimler sırasında bahçedeki 1600 küsur yıllık küp kırılmış. Filmciler “Merak etme Muammer Bey” demişler “Biz sana yeni bir küp getiririz”.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Merdivenin alt kısımlarında Mediha Akarsu’nun yaptığı kuş motifleri var. Şöminedeki seramik kabartma da aynı sanatçıya ait. Her taraf Ovide Curtovich ve Halil Paşa gibi ressamların resimleriyle dolu.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Bilal İnci, görünüşü, öfkesi ve Timuçin Caymaz’ın sesi ile çok etkili.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Paul Mauriat’nın ‘La Reine De Saba’ (1968) albümündeki ‘Lamento Borincano (1937) (Rafael Hernandez) jenerikte ve düğünde Mehmet gelini ile dans ederken duyuluyor.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘La Course Du Lièvre à Travers Les Champs’ (1972) (Francis Lai) ‘soundtrack’ından iki melodi kullanılmış. (Haydar adamlarına kızı ve Ali için ölüm emri verirken ve sonda kendisi ölürken) ‘La Course Du Lièvre’nin gerilimli ilk 25 saniyesi ve (Mehmet, filmin başında Zeynep’ini düşünürken) sonraki duygusal bölümü. Haydar’ın adamları tarafından dövülen Mehmet eve geldiğinde ise ‘Theme Solaire’.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Le Casse’dan (The Burglars) (1971) üç melodi (Ennio Morricone) var. İki sahnede (Haydar “Artık bu itin dersini vermek zamanı geldi” ve “Henüz şartlarımızı kabul etmeyenler varmış” derken) ‘Gli Scassinatori’; (Kardeşlerine “Bu gece işini bitirmeliyiz” derken) ‘Rodeo’; 13 sahnede ‘Irene’.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Dead Ringer’dan da (1964) (André Previn) yararlanılmış. Mehmet, ölen oğlunun saatini çıkardığında ‘Main Title’; Komiser Hüseyin Salıcı’ya teslim olduğunda ‘The Dog Attacks’; Ali, Haydar’la ilişkisini keserken “Maggie’s Murder”.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Raymond Lefevre’in 12 numaralı 33’lüğündeki (1970) ‘Lullaby’ (1969) (Tokiko Kato) üç sahnede (Ali, Sevda Karaca’ya “Birleşmemize imkân yok” derken, genç kız evden kaçıp sevgilisine geldiğinde, ilk gecelerinde) var. Melodinin tam adı ‘Lullaby to Sleep Alone /Lullaby for Sleeping Alone’.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Mandingo’nun ‘Sacrifice’ (1973) uzunçalarındaki ‘Fever Pitch’ (Nick Ingman) 5 sahneye heyecan katıyor.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">Mehmet’i Toron Karacaoğlu; Ömer ve Komiser Hüseyin Salıcı’yı Cemil Can Bıçakçı; Hakkı Kıvanç ve Haydar’ın kardeşlerinden birini Şener Şen seslendirmiş.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing">‘Irene’ (1971) (Morricone) eşliğinde Ömer; “Bu dünya iyilerin dünyası değil Mehmet, kötülerin dünyası. Bak, Kara Haydar aldı yürüdü. Kanunsuz demedi, gayri meşru demedi her yolda ah alarak, can yakarak zengin oldu.”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing"></p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing"> </p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNoSpacing"> </p>
klasik yeşilçam kalıpları dışına çıkamamış bir film. tek iyi tarafı kullanılan müzikler.
<p>Yangın mehmet bir iş için karahaydarın hedefidir...ve mehmet üçünü kurşunlar haydarın iki kardeşi ölür kendisi sakat kalır mehmet on sekiz yıla mahkum olur oğluna babasının öldüğünü söylerler oğlunun okumasını adam olmasını ister fakat oğlu yol gösteren olmayinca kara haydarın en önemli adamı olur gün gelir mehmet çıkar kapanmamış unutulmamış bir intikam tekrar başlar taki evladını mezara verip o intikamı bitirene dek çok iyi bir kartal tibet filmi yalçın gülhan'ın performansı baya iyi</p>