Bulanık Sular
DeUsynlige
Jan Thomas’ın hapishanedeki son günü diğer mahkumlar tarafından dövülüp kaynar suya batırılmasıyla başlar. Buna rağmen, her ne kadar masum olduğunu iddia etse de çocuk katili olarak yaftalandığından daha kötü bir uğurlama ile karşılaşmadığı için kendisini şanslı saymaktadır. Artık özgürdür ve her şeye yeniden başlamak için ikinci bir şansa sahiptir. Yetenekli bir organist olarak Oslo kilisesinde bir iş bulur.
Burada nazik tavrı ve yeteneği sayesinde kısa sürede üstlerinin saygısını kazanır. Çok geçmeden pastör(rahibe) Anna ve küçük oğlu Jen’in de kalbini kazanmayı başarır. Onlara hapishane günlerinden bahsetmemeye karar verir. Ancak geçmişi yakasını bırakmamaktadır: Öğretmen olan Agnes kiliseye bir okul gezisi gerçekleştirmektedir.
O sırada organistin, biricik oğlunu öldürmekten hüküm giymiş genç Jan Thomas olduğunu fark eder...










Bugün sinemada bire bir 2014 filmini izleyince bu konuya benzer bulanık sular 2008 filminide izleyeyim dedim bu film ona göre daha dram ağırlıklı daha psikolojik bir anlatımı olan bir film bire bir filminde bir liseli kız öldürülüyor burda bir çocuk öldürülüyor yine vicdan azabı suçluluk duygusu var bire bir filminde bir çok kişinin vicdan azabı varken burda bir kişinin vicdan azabı var filmin temposu çok düşük süreside bu düşük temposuna göre çok uzun bu hikaye 80 dakikada da anlatılabilirdi melankolik bir havası olan film başroldeki pal sverre nin iyi oyunculuğu ile ayakta duruyor kısaca bire bir filmi gibi vicdan konulu olan bu filimde orta düzeyi yakalasada bire bir 2014 filmi gibi beklediğim kadar iyi çıkmadı.