Aşkın İkinci Yarısı
Kıyıdaki küçük taş evin kapısı çalınır, ısrarla. Evdeki adam, epeydir hayatında olmayan bir sabah vaktine zorlukla uyandığında, yıllar önce bir mektup bırakarak terkettiği karısıyla karşılaşır.
Baş edemedikleri bir yığın gerçekle yorgun düşüp, birbirlerini kaybettiklerinde; adam, gittikçe ağırlaşan bir alkol bağımlılığına düşmüş, kadının iyileştirmek için verdiği büyük uğraşlar bir işe yaramamıştır. Birgün, usulca çekip gitmiştir adam. Kadın, ayrılık sonrası farkettiği hamilelik için hayli bocalamış, buna rağmen doğurup, anne olmuştur.
Uzak ülkenin birinde yeni bir düzen kuruncaya kadar, kızı babasına bırakmak için gelmiştir şimdi; ama, adamın baba olduğundan bile haberi yoktur! Vazgeçmiş, devrilmiş birinin karşılaştığı bu sürpriz, başka bir gerçeği gizlemektedir; ancak, yorgun bir adamın bunu anlaması çok zordur! Kadın, uzaklarda kuracağı yeni hayata doğru yola çıkarken, adamı bekleyen ve hiç tanımadığı bir yaşam başlamıştır bile…





















Filmin manzaraları mükemmel.. sırf manzaraları için bile izlenebilir
Sinema bir ekip ve para işi. M. Aslantuğ'un oyunculuğu her zaman vasatın üstünde olmuştur. Fakat hem senarist hem yönetmenlik hem yapımcılık hem oyunculuk aynı potada nasıl erir? Tabii ki sonuçta ortaya böyle bir anlamsız bir yapım çıkar. Filmin tek artısı görüntü yönetmeninin usta işi çekimleri ve Bodrum'un eşsiz güzelliği. Oyuncu seçimi çok kötüydü diyeceğim ama ortada elle tutulur oyuncuda yok ki. Karı koca filmi domine etmiş. Çocuk oyuncunun şevkini kırmak istemem ama başarısızdı. Tabii bunda oyuncu koçununda başarısızlığı büyük etken. Uyku uyurken ikide bir göz kırpışması yapıyor fakat yönetmen tekrar çekim yada uyarı gibi alternatifleri hiç düşünmemiş. Örnek çocuk uyku görüntüleri için ise "Prensesin Uykusu" filmindeki çocuk oyuncuyu çok iyi etüd etmeleri gerekirdi. Maalesef M. Aslantuğ anlatmak isediklerini duygusal olarak biz izleyicilere geçiremeyecek kadar filmi pasifize etmiş. Bu filmi Çağan Irmak tarzı usta bir yönetmen çekseydi eminim film çok ama çok farklı olurdu. Yine de es geçmeyelim. Mehmet Aslantuğ'un filmi her ne kadar fiyaskoda olsa gişe gelirlerinde 2010 yılında 70 küsür filmi içinde 16. olmuş. Bunda geniş iş çevresi ve karizmatik kişiliği sayesinde 120 salonda gösterimin etki payı bir hayli fazla. Bodrum'un güzelliğini müzik eşliğinde belgesel tadında izlemek isteyenlere şiddetle öneririm. Ama yok ben bir aşk filmi izlemek istiyorum diyorsanız bu adres yanlış adres.....
Film, gercek hayattan bir kesit sunuyor. Duygusal... Yalansiz-dolansiz-entrikasiz... Son derece basarili buldum. Sayin Aslantug'u ve butun ekibi tebrik ediyorum.
Çok ağır tempolu... Bunalımlarından sıyrılamayan, hayata karışamayan biir adamı izlerken sıkılabilirsiniz.
bir film gişe filmi olmayıp da kaliteli olabilir. gayet de mümkündür.fakat "gişe kaygımız yok" paravanının ardına gizlenip gizlenip de şu "akrabalar film görsün" tadındaki film mantığı nedir onu anlamak pek mümkün değil.gişe kaygınız yok da film yapma kaygınız da yok gibi.senaryo yazmaya soyunup da belgesel gibi film çıkaran oyuncular artık bu işi gerçek sahiplerine bırakmayı öğrenemeyecek gibi memlekette.kısacası başarısız bir film.
mehmet aslantuğun da söylediği gibi kendi içine dönük ve gişe kaygısı olmayan bir film... anlamak isteyene ve hele de biz kadınlara göre güzel sakin ve huzurlu bir aşk filmi. sevdim hem de çok sevdim ben bu filmi... tabiii ki mehmet aslantuğ varken nasıl sevilmez ki....
malesef beklentilerin çok altında olmuş.
<p>Mehmet Aslantuğ çok başarılı bir oyuncu . Ancak bu film ikinci yönetmenlik denemesi bu iki filmini de seyredemedik. Bu ikinci filmi olan "Aşkın İkinci Yarısı" sanırım henüz vizyona girmedi. </p><p>1987 yılında Yönetmen Hüseyin Karakaş'ın çektiği bir film var. "AŞKIN İLK YARISI" Sayın Aslantuğ bu aşkı tamamlama amacıyla mı yazıp yönetmiştir bu filmi. Bunu gerçekten Sayın Aslantuğ'dan öğrenmek isterim/z</p><p>Yalçın Özgül </p>