“1995 yılında, Joe Simpson ve Simon Yates adında iki İngiliz, Peru’nun uzak bir köşesine yolculuk yaptılar. Hırslı dağcıların amacı, 6400 kilometre yüksekliğindeki kötü şöhretli Siula Grande’nin batı yamacına tırmanmaktı. Bu hikaye dağcılık efsanesinin bir parçası olmuştur” açıklamalarıyla başlayan film, yaşanmış gerçeklerin sinemalaştırılmış hali.Filmi, sadece dağcılık üzerine yapılmış bir film olarak değerlendirmek haksızlık olur. Filmin, dağcılık görüntüleri eşliğinde asıl altını çizdiği ise “çaresizlik karşısındaki inanç, azim, mücadele gücü ve yaşama bağlılık” gibi insanın motivasyonunu güçlendiren konular. Bunlar filmde abartıyla desteklenmeden, sadece olayı yaşayan kişilerin anlatımlarıyla desteklenerek anlatılınca belgesel tadındaki bu filmin anlatımını güçlendiriyor. Ancak dağcılık öykülerinde mesajdan çok aksiyon sosuyla güçlendirilmiş tempolu filmlere alışık olanlar, belgesel tadındaki bu filmi temposuz, yer yer durağan bulabilirler. Olayın gerçekleştiğinden bu güne kadar tartışılan konu olan Simon’ın Joe nun ipini kesmesi doğrumuydu yoksa yanlışmıydı tartışmaları filmden sonra seyredenlerin de tartışacağı konu olacaktır. Ancak doğru şudur demenin de ne kadar zor olduğuda ortada. Film, sadece dağcılık öykülerinden hoşlananlara hitap etmiyor, dağcılığı sevip sevmemenin çok fazla ön planda olmadığı filmin vermek istediği, “en çaresiz anlarda bile yaşam mücadeleni kesme, azim ve inancını kaybetme” özlü mesajını alanların, çok daha fazla merak, heyacan ve keyifle seyredecekleri kesin olan bu ölüm kalım mücadelesini anlatan filme, ilgisiz kalmayarak seyretmenizi öneririm. İzlenmeli…
“1995 yılında, Joe Simpson ve Simon Yates adında iki İngiliz, Peru’nun uzak bir köşesine yolculuk yaptılar. Hırslı dağcıların amacı, 6400 kilometre yüksekliğindeki kötü şöhretli Siula Grande’nin batı yamacına tırmanmaktı. Bu hikaye dağcılık efsanesinin bir parçası olmuştur” açıklamalarıyla başlayan film, yaşanmış gerçeklerin sinemalaştırılmış hali.Filmi, sadece dağcılık üzerine yapılmış bir film olarak değerlendirmek haksızlık olur. Filmin, dağcılık görüntüleri eşliğinde asıl altını çizdiği ise “çaresizlik karşısındaki inanç, azim, mücadele gücü ve yaşama bağlılık” gibi insanın motivasyonunu güçlendiren konular. Bunlar filmde abartıyla desteklenmeden, sadece olayı yaşayan kişilerin anlatımlarıyla desteklenerek anlatılınca belgesel tadındaki bu filmin anlatımını güçlendiriyor. Ancak dağcılık öykülerinde mesajdan çok aksiyon sosuyla güçlendirilmiş tempolu filmlere alışık olanlar, belgesel tadındaki bu filmi temposuz, yer yer durağan bulabilirler. Olayın gerçekleştiğinden bu güne kadar tartışılan konu olan Simon’ın Joe nun ipini kesmesi doğrumuydu yoksa yanlışmıydı tartışmaları filmden sonra seyredenlerin de tartışacağı konu olacaktır. Ancak doğru şudur demenin de ne kadar zor olduğuda ortada. Film, sadece dağcılık öykülerinden hoşlananlara hitap etmiyor, dağcılığı sevip sevmemenin çok fazla ön planda olmadığı filmin vermek istediği, “en çaresiz anlarda bile yaşam mücadeleni kesme, azim ve inancını kaybetme” özlü mesajını alanların, çok daha fazla merak, heyacan ve keyifle seyredecekleri kesin olan bu ölüm kalım mücadelesini anlatan filme, ilgisiz kalmayarak seyretmenizi öneririm. İzlenmeli…