Devrim Arabaları

YönetmenTolga Örnek
Yıl2008
Süre115 dk
TürDram, Duygusal, Tarihi
Vizyon1 Mayıs 2009
Seyirci187.173

Devlet Başkanı Cemal Gürsel tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiği bildirilir. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılarlar.

En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın Eskişehir'deki Cer Atölyesi seçilir.

Zaman müthiş dardır. Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır ekibin. Türkiye’nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: Devrim

Kadro

Oyuncular

36 kişi
Yapım

Künye

Sinemaseverler

Yorumlar

20 yorum
by_yeti13 Haziran 2019

Herşeyiyle mükemmel bir yerli yapım.

ekahyaoglu12 Aralık 2017

Senaryo mükemmel başarılı bir film

Trakyalı9519 Ağustos 2017

İki kere sıkılmadan izlediğim bir film. Oyuncu kadrosu da çok iyi. Herkese tavsiye ederim.

vitruvian28 Şubat 2015

Azmin, inancın, dayanışmanın, sabrın, başarının hüzünlü bir hikayesi.. Türk sinemasının dram sayfasındaki en kaliteli yapıtlardan biri. Ülkemizin en iyi filmlerinden biri. Bizim kültürümüzü içeren ögeler olduğu için değil sadece, yapılan diğer filmlerle kıyaslayınca oldukça doyurucu yanları var filmin. Tek bir araba üretiminin bile ne kadar zor koşullarda yapıldığını müthiş bir dille anlatan mükemmel yapıt. Filmin her saniyesinin tam anlamıyla Türk kültürünü yansıttığına şahit olmak mümkün. Filmin ana temasının belirli anlarda duygusal sahnelerle harmanlanması, azim ve hırs, beklentiler, yapılan fedakarlıklar.. Bana kalırsa bunun gibi daha birçok film çıkarılabilir gerçeklere sadık kalarak yeni gençlerin yakın geçmişteki büyüklerini tanıması açısından çok güzel bir örnek. Dayandığı öykü açısından son derece güçlü bir film. Yönetmeninin de bir söyleşide belirttiği gibi tüm ekip inanarak ve filmi benimseyerek oynamış. Oyuncu seçimi ve oyunculuklar mükemmel. Dönemin atmosferi çok iyi yansıtılmış. Özellikle mühendislik eğitimi almış veya imalatın güçlüklerini bilen kişilerin keyifle izleyebilecekleri bir film çıkmış ortaya. Çok kaliteli bir yapım, Müzikleri, doğal insanları, sıkmayan senaryosu, orjinal dekorlar.. Ve tarihsel bir olay olması daha bir çekici kılıyor filmi. Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz sözünü hakkıyla ispatlayan, insanı hem milli duygularla kabartan hem de bu duyguları çok ciddi bir şekilde eleştiren ve bazı ön yargıların tamamen yok olması için acaba çok mu geç kalındı diye düşündüren, muhteşem bir oyuncu kadrosuyla da tüm bunların hakkını başarıyla veren bir film. Bu tür filmlerin çekilmesi için konu örneklendirmek gerekirse başta "köy enstitüleri"ni konu alan bir film çok büyük ses getirecektir, bunun yanında filmde de adı geçtiği gibi teyyare fabrikası ve Atatürk filmlerine en güzel örnek olarak Atatürk zamanı kurulan fabrikalar, demir yolları, eğitim kurumları sinemaya dökülebilir. İnşallah diyelim beklemeye geçelim.. Her Türkün ve özellikle her Türk gencinin, mutlaka izlemesi gerektiği, üzerine düşünmesi gerektiği bir yapıt.

Lalettayin27 Haziran 2014

izlerken zevk aldığım, kimi zaman gurur duyduğum sahnelerle birlikte o dönem yaşanan bu olayları görerek kimi sahnelerde utandığım.. Kim sahnelerde güldüğüm kimi sahnelerde de duygulandığım bi film olmuş.. Değinilmesi gereken çok önemli konulardan birine değindikleri için mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum..

dieFohlen19 Kasım 2012

Güzel bir filmdi, beğenerek sonunu getirmiştim.

rhegno21 Eylül 2012

Çok begenerek izledim..herkese tavsiye ederim.. Bir döneme öyle güzel ışık tutmuş ki etkilenmemek mümkün degil. Üstelik o dönem bugünlerin temelini oluşturuyorsa. Film herşeyiyle mükemmel

coolman335 Mart 2012

kadro ve senaryo mükemmel. arşivinizde bulunması gereken izlerken ibret alınacak bir film.

kartal tibet tutkunu7 Ekim 2011

Bu filmde de yakın tarihimiz açısından önemli bir olay sayılan Türkiye'de üretilen ilk otomobilimiz "Devrim" isimli arabaların üretilme aşamasını konu etmekte'dir. Bence de bunu sinema olarak izleyiciye yansıtması güzel. Lakin amacına ne denli de ulaşmış olduğu (?)... 

eylül fırtınası12 Temmuz 2011

<p>Berdel adlı filme dair yorumumda da vurguladığım üzere,bir filmin çok önemli,ilginç,o zamana değin işlenmeye cesaret edilememiş siyasal,sosyal bir olguyu veya  güncel bir sorunsalı,kanayan bir yarayı konu edinmiş olması,o filmin salt bu yüzden "çok önemli,çok iyi bir film" olmasını gerektirmez.</p><p>Bu olsa olsa,takdir edilesi bir durum olabilir.Diğer yandan,güçlü bir kitle iletişim ve kültür aracı olan sinemanın işlevlerinden birisi de yukarıda belirttiğim hususlara dikkat çekmek anlamında aracılık etmek,toplumun aynası vazifesi görmektir.Ancak,gerek dünyada,gerek ülkemizde,bu tür "mesaj kaygılı" filmler,bazen daha gösterime dahi girmeden otomatikman yüceltilmekte,tabir-i caizse maça 1-0 önde başlatılmaktadırlar.</p><p>Sinema herşeyden önce bir öyküleme sanatıdır,her ne anlatılacaksa gözümüze gözümüze sokmadan anlatılmalı,hissettirmeden öyküye yedirilmelidir.</p><p>Örneklemelerle konuyu irdeleyelim:</p><p>Oliver Stone imzalı The Platoon veya Born on Fourth of July,klasik Amerikan film anlatı kalıplarına sahip olmasına rağmen,Vietnam Savaşı'nı ve orada yaşanan trajadeyi olabildiğince kanlı ve destansı bir anlayışla ele aldığı için Oscar'lara boğulmuştur.İzleyicinin şiddet içeren sahnelere hem bir tiksinti hem de garip bir merak duygusu ile yaklaştığı aşikardır.Dikkat edilecek olursa,ülkemizde de haber bültenlerinde,haber programlarda şiddet içeren haberler büyük yer kaplamaktadır.Mantık aynıdır,şiddet gösterisi de seks gibi iç gıcıklayıcı ve ilgi uyandırıcıdır.Bu filmlerde de kanlı çatışma sahneleri,oldukça süslenip püslenip verilmiştir.Film bütün şöhretini bu yönüyle elde etmiştir.Oysa ki direkt Vietnam Savaşı'nı ele almayıp göndermelerle eleştiren Alan Parker'in Birdy filmi ne kadar etkileyicidir,sarsıcıdır.The Platoon filminin on katı etkiyi,bir damla kan bile göstermeden yaratabilmiştir.</p><p>Sözde mafya eleştirisi yapmakla prim toplayan,büyük film diye cilalanan, Amerikan mafya filmleri de şiddet gösterisi izlemeye olan zaaftan beslenir.Martin Scorsese'nin,Henry Hill adlı bir itirafçının gerçek öyküsünden yola çıkarak çektiği Goodfellas adlı film,Robet de Niro'nun dayanılmaz karizmasından aldığı destekle de şiddetin şiirini yazmış bir filmdir.Ray Liotta'nın,sevgilisine asılan adamın kafasını silahının kabzasıyla vura vura dağıttığı sahnede,kafası dağıtılan şahsa acıyan bir seyirci olduğunu sanmıyorum.</p><p>Yeri gelmişken Amerikan tarzı sinema oyunculuğu ile ilgili bir iki kelam etmek amacıyla ayrı bir paragraf açmak istiyorum.Amerika denilen ülke,çok bir matahmış gibi sadece Coca Cola'sını,Mc Donalds'ını,Lewis pantolununu bütün dünyanın burnuna dayamakla kalmamış,kültür emperyalizminin kalesi olarak, kendi film ve oyuncularını da dünyaya sanki sinemanın zirve noktası olarak pompalamıştır.Amerikan tarzı sinema oyunculuğu abartıya dayanır.Adam ne kadar sinirlenir,bağırır çağırır,el kol haraketi yapar,kırıp dökerse o derece iyi oyuncu addedilir.İşte size az önce sözünü ettiğim Robert De Niro..Bütün numarası;sempatikliği,yakışıklılığı,sevimli ve karizmatik jest ve mimikleri ile hınzır gülümseyişidir.Her filmde,ayni haraketleri izlemekten en sadık hayranlarına bile gına gelmiştir.Actor's Studio tarzı oyunculuğun temel özelliklerinden olan,rolü gerçek yaşamında da hissederek yaşama,rol öncesi hazırlık süreçleri (doktor kontrolünde uyuşturucu almalar,Misyon filmi için manastıra kapanmalar gibi) falan  hepsi palavradır.Amerika,herşey de olduğu gibi oyunculuğu da şova dönüştürmüştür.Krzysztof Kieslowski'nin Krotki film o Milosci (Aşk Üzerine Kısa Bir Film) adlı filminde,Olaf Lubaszenko adlı Polonya'lı oyuncu öylesine muhteşem bir oyunculuk sergilemiştir ki tekrar tekrar izlemek gereklidir.Ancak bu oyuncu,Amerikan patentine sahip olmadığı için Tom Cruise'lerin,Brad Pitt'lerin yanında elbette kimse tarafından bilinmeyecektir.Atilla Candemir'in Kırlangıç Fırtınası adlı filminde,Halil Ergün o kadar içten,sade ve inandırıcı bir oyun vermiştir ki 32 tane Al Pacino yanyana gelse bu duru oyunculuğu yakalayamaz.Tabi Halil Ergün,Halill Pacino olsaydı şu anda California'da yaşıyor olurdu.</p><p>Bary Lewinson imzalı Rain Man filmi de sıradanın sıradanı bir Holywood balonudur.Ama,otistik bir adamın doğaüstü yeteneklerini ön plana çıkaran ve duygu sömürüsü ile bir güzel harmanlamayı başaran film,hakettiğinden fazla değer görmüştür.Vaktiyle Kadir İnanır,"nolcak bende oynarım bu rolü" demişti de gülmüş,küçümsemiştik.Ama adam haklı galiba beyler!..Otizm kavramını ele almaktan başka hiçbir hikmeti olmayan,her zaman rastlanabilecek türden bu vasat film,üzerine üstlük bir de Oscar heykelciği kucaklamıştır.</p><p>Jim Sheridan'ın My Left Foot adlı filminde de,Daniel Day Lewis, beyin felci sonucu sadece sol ayağını oynatabilen bir yazarı canlandırdı diye,kontenjandan Oscar ödülünü sepetine koyuvermiştir.</p><p>80'li yıllar Amerikan Sineması'nda özürlü karakterler pek bir moda olmuştu.Akademi de bu tür rollerde oynayan kimseyi kırmaz,en azından Oscar ödülüne aday gösterirdi.Tom Cruise'de Born on the Fourth of July filmiyle aday olmuş ancak alamamış,ama daha önceden aldığı Altın Küre'si ile teselli bulmuştu.</p><p>Penny Marshall'ın Awakenings adlı filminde,yine özürlü bir karakteri canlandıran Robert De Niro adaylıkla yetinmişti.</p><p>Politik film adı altında değerlendirilen filmlerin birçoğu da bu kapsamda düşünülebilir.Politik film denince akla gelen ilk isim olan Costa Gavras'ın  belgesel tarzda,sıkıcı,soğuk ve yavan filmleri,dünya çapında önemli siyasi olayları konu ediniyor diye el üstünde tutulmuştur.Emir Kusturica filmlerinde de alttan alta politik bir söylem vardır,ama bu filmler tadından yenmez,bu da bir gerçektir.</p><p>Ülkemizde de Yılmaz Güney'in bazı filmleri sırf Yılmaz Güney filmi olmaları hasebiyle,oldukça kaba ve kof bir politik söyleme sahip olmalarına rağmen gereğinden fazla abartılmıştır.Arkadaş filmi bu durumun güzel bir örneğidir.</p><p>Bu filmlere hakettiklerinden fazla değer veren kesimin kriterleri,sinema sanatından çok siyasal görüş yandaşlığıdır.</p><p>Devrim Arabaları filmine biraz geçte olsa dönelim.Bu film,Hıncal Uluç gibi her konuda ahkam kesen medya aktörlerinin coşkuyla övgüler düzdüğü gibi iyi film falan değildir.</p><p>Bu film,izlemekten baygınlıklar geçirdiğimiz,Amerikan usulü "success story" yani başarı öyküsü kalıbına yaslanmış vasat bir yarı-belgeseldir.</p><p>Genellikle spor temalı filmlerde (Stallone'li meşhur Rocky ve Victory,Gene Hackman'lı Hoosiers gibi) kullanılan bu kalıp,başarma güdüsüyle dolu bir kişinin veya takımın hırs ve azim dolu hikayesini anlatır.B sınıfı Amerikan kolej-gençlik filmlerinde de sıklıkla rastladığımız bu kalıp,klişelerle doludur.Son saniyelere kadar tırmanan gerilim,son salisede atılan basketler,yapılan son vuruşun ağır çekimde,çeşitli kamera açıları ile verilmesi gibi.</p><p>Devrim Arabaları,yakın tarihimiz açısından önemli bir olayı,Türkiye'de üretilen ilk otomobil olan "Devrim" adlı arabaların üretim sürecini konu edinen bir film.Ancak filmin tek takdire şayan yönü bu güzel konuyu sinemalaştıma düşüncesi ve çabası.Diğer bir ifadeyle,asil bir amaca hizmet eden ama amacına ulaşamamış bir film.</p>

balbal3 Mart 2011

Filmin anlatılmış olduğu dönemi yaşandığı gibi yansıtan, birçok usta oyuncunun emek verdiği bence çok başarılı bir yapım olmuş.

inkisaf6 Ocak 2011

bazıları filmi kötülemiş ama bir döneme ışık tutan güzel bir film.tek eksiği asıl ilk otomobilin en çok emeği geçen erbakanın canlandırılmamış olması

allican11 Ağustos 2010

<p>Türk Sineması için utanç verici bir film. Film bile değil...</p><p>&#160;</p>

ozlemsu22 Temmuz 2010

İnsanı orta yerinden çatlatacak kadar sıkıcı. Yeter artık yeteeeer bitirin dedirtecek kadar uzun. Kötü jenerik, gereksiz uzatmalar, söz aralarında beklemeler, uyumsuz mimikler, berbat seslendirme, ortam sesi unutulmuş sahneler, Cumhurbaşkanının arabaya bindiği yer, komik stüdyo. Birkaç subay görülüyor ve sonra kayboluyorlar. Ne bir asker, ne bir inzibat, ne bir görevli var, nerde durduğu belli olmayan havada uçan bir spiker, hele o beyaz duvarlar. İnandırıcılığı olmayan bir yığın sahne. Sonra da neden ilgi görmüyor. Nasıl görsün. Sen seyirciyi esir alamazsın. Türk mühendislerini de aptal yerine koyamazsın. Fiyasko.

bltszlk30 Mart 2010

16 Mart Salı akşamı Show Tv'de  ''Devrim Arabaları'' filmini keyifle izledik. ''Hititler ''ve'' Gelibolu '' belgesellerinden sonra ilk uzun metrajlı filminde  genç sinemacı Tolga Örnek çok başarılıydı.Seçkin oyuncular Haluk Bilginer'i, Taner Birsel'i , Halit Ergernç'i,  Uğur Polat'ı , Ali Düşenkalkar'ı, Vahide ve Altan Gördüm'ü , Selçuk Yöntem'i tam bir takım oyunu içinde izlemek büyük zevkti.Flime emeği geçenleri saygıyla selamlıyor, bizden bir filmdi.

baris_koken29 Mart 2010

<p>tarihi bakımdan türkiyeyi zamanında yönetenlerin ve gazetelerin ve masa başı fosili gazetecelerin halk üstündeki etkisini çok iyi yansıtıyor, üstelik mühendislerimizin gerekli imkanların sağlanması bakımından neler başaracağını en iyi gösteren film. TEK KELİME İLE SÜPER FİLM.</p>

sezi17 Mart 2010

<p>Harukulede başarılı bir yapım olmasına rağmen seyirci tarafından yeterli merak ve ilgi görememiş olması gerçekten türk sinema seyircisi profili bakımından düşüdürücü ve üzücü bir durum...</p><p>İzlerken duygulanmamak elde değil.Özellikle de Cemal Gürsel motorun bitmiş halini görmeye geldiğinde,motorun çalışma sesiyle diken diken olmamak heyecanlanmamak mümkün mü? Bir Türk olarak gözyaşlarımı tutamadım elbette...</p>

FISTIK KAFA24 Kasım 2009

<p>İbret alınması gereken önemli bir film... <strong>''Türkiyede hiç bir başarı cesasız kalmaz</strong>''  malesef bu korkutucu gerçekle yaşamaya devam ediyoruz.</p>

melisrenan18 Eylül 2009

Oyuncuların başarısına diyecek yok, hepsi kusursuzdu. Konu olarak ve verdiği mesaj olarak çok anlamlıydı. İnsan yazık olan onca emeğe mi yoksa başarının cezalandırılıpbeşerısızlığa neen olmasına mı üzülsün..

SeGaH_831 Temmuz 2009

Gerçekten güzel bir film filmdeki Selçuk yöntem (Latif usta) nın şu sözü çok yerinde oldu <strong>Türkiyede hiç bir başarı cezasız kalmaz</strong> fazla söze gerek yok SAYGILAR

Yorum yaz

Benzer

Taner Birsel'in diğer filmleri

Filmografi →