Asi
Asi, el değiştiren burjuvazinin, toprağın ve aşkın hikayesi. Üç kuşaktır sahip olduğu, ekip biçtiği, hayat verdiği, hayat aldığı topraklarda ayakta kalma mücadelesi veren bir aile. Sırf atalarından kalan topraklara hükmetmek için sahip olduğu diplomayı işletmemiş, toprakları için çalışmış bir baba. Baba ve hayattaki bütün neşesi, gururu çocukları. Çocukları içinde bu topraklara babası kadar bağlı, doğanın, toprağının dilini çok iyi bilen, güzeller güzeli kızı. Asiye olan adı, bu meziyetleri, gücü ve başına buyrukluğuyla yaşadığı topraklara can veren nehir gibi Asi adını almış bir kız.
Yıllar sonra doğduğu topraklara dönen genç bir adam; Demir. Zengin, yakışıklı, gururlu. Demir ve ailesinin bu topraklarda gömülü büyük bir sırrı var. Bu sır, topraklara, düellolara, güç savaşlarına, iki ailenin hayatının altüst olmasına neden olacak. Bu sır, aşklarını dizginlemeye çalışan Asi ile Demir’in güçlü duygularını imkansız kılacak.






2007-2009 yılları arasında 3 yıl sürdü.Ensonunda çocukları oldu vs.vs. ßtslzk'in dediği gißi klişe konulardı.
<p>Kanal D de (2007 - 2008) yılları arsında yayımlanan ''Asi'' dizisi her sabah Star Tv'de tekrarları var.İlk sezon iyidi.2. Sezonda saçmalıklarla doldu.Klişe konulardı...</p><p> Murat Yıldırım,Tuba Büyüküstün birbirine yakışmıyordu.Tüm ekibe saygılar</p>
<span class="comment-text">Teknik ekibiyle,ayakta alkışlası oyuncu kadrosuyla,partner uyumuyla(TUBA VE MURAT),toprağıyla,Antakya'sıyla muhteşem bir yapım gerçekten,Türkiye'nin o uyduruk dizileriyle kıyaslanamaz ama malesef bizim insanımız o saçmalıkları izlemekten zevk alıyorlar ben bı Destansı Aşkı izlemekten büyük mutluluk duydum bunda emeği geçen herekese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum bu kadroyu daha nice böyle kaliteli yapıtlarda göremek dileğiyle YÜREĞİNİZE SAĞLIK... </span>
Asi ; dizi filmini zaping yaprken keşfettim başrolerde oynyan :Tuğba Üstünkaya 'nın performansını beğenmedim kendini vererek oynamıyor, dolayısıyla tiyatro eğtiminin zayıf olduğuna inamaktan başka care kalmıyor, güzelliği ve çekiciliği var sadece ekranda,sevgilerimle.....
oyuncuları iyi oyuncular ama dizi çok kötü bi dizi.....
kalitesiz bir dizi.
iNDİGO arkadaşım yeter dur artık!!! Dizinin yapımcılarıylamı anlaştın yoksa bu dizide sendemi rol alıyorsun.Her seferinde diziyi 1 sayfa yazarak anlatıyorsun.öve öve bitiremediğin bu dizi sacmalıklar yumağı haline dönüstü.berbat ötesi bir dizi..
<p>berbat bi dizi. bazı çok iyi oyuncular bulunmasına rağmen izlenilecek gibi değil. eminim ki bu dizi o oyuncuların da içine sinmiyordur.bu ve buna benzer dizilerde oyuncuların yeteneklerini sunmalarına fırsat verecek sahnelere beş-altı bölümde bir ancak ratlanır.bunun için de böyle bir dizi iki yıl boyunca izlenmez. işin kötüsü bu diziler tutuyo ve en az iki-üç sezon oynuyo.eğer türkiyede telif hakları iyi işleseydi değerli sinema oyuncularımız böyle dizilerde oynamak zorunda kalmazdı</p>
klişe klişe klişe ......hep aynı konular artık bıktık
<p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Evet arkadaşlar, daha 4 yaşında küçücük bir çocuğun, babasının dizinde oturma özlemi... O sahne beni üzdü, içimde bir yerleri acıttı ve yüreğimin ucunda bir yerleri hafiften sızlattı. Eh ben de bir anneyim ve çocukların ne kadar korunmaya ve sevgiye muhtaç yaratıklar olduklarını çok iyi bilirim. Aslında hepimiz insanız ve hepimiz de şu veya bu şekilde, böyle bir özlemi, yaşamımızın bir durağında hissetmişizdir diye düşünüyorum. Kızım çok uzaklarda okuyor, o da son bölümü izledikten sonra beni aradı ve o sahneden çok etkilendiğini ve çok üzüldüğünü söyledi. </font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Ziya, İhsan bey’in de uyarısı ile hayatın gerçeğini, orada burada amaçsız dolanmanın insanı pek de doğru bir yere götüremeyeceğini hissetti; Kozcuoğlu ailesinin şefkatli, sevgi dolu, birbirine saygılı ve bağlı iyi bir aile olduğunu çabuk anladı ve doğru bir dönüş yaparak iyi bir eş ve iyi bir baba olduğunu kanıtladı. Elif’i dizine aldıktan sonra, iri masum çocuk gözleri ile yürek yarası gibi ona bakan Asya’yı, gel bak bu dizim boş diye çağıran Ziya’nın davetine, küçük Asya’nın başı önünde ona doğru yürüyerek cevap vermesi ve Ziya’nın çocuğu dizine oturtması. Evet bence satır arasına sıkıştırılmış önemli bir sahneydi...</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Burada biraz duralım. Evet çocuklar müthiştir, her şeyin farkındadırlar, çocuk eğitimcileri ve psikologları ne diyorlar bilmiyorum ama acımasız da bir tarafları vardır. Elif’de de bunu görüyoruz. Asya Elif’den küçüktür ama çok zeki bir çocuk portresi çizmektedir. Hafızası çok güçlüdür ve müthiş bağlantılar kurmaktadır. Kerim’in ve Demir’in adını yanlarında bir kez bulunmakla unutmaz, hatırlar, annesine söyler. Aslan’ı, annesi Fatma h.ın oğlunun resmine bakarak “gözümdeki yaş” diye adlandırmasından hatırlar ve ona “gözümdeki yaş” diye hitap eder, nereden öğrendiğini de anlatır. Ama Elif’in yanında daha küçüktür ve kendini ifade etmekte eksik kalmasa da o İstanbul’a götürülmemiştir. Elif, ergen yaşın getirdiği isyanlarla İstanbul’daki okulundan alınmak durumunda kalan teyzesi Ceylan ile İstanbul’daki maceralarını anlatırken, Asya’nın ısırgan otunun zedelemesi ve Fatma annesinin yumak çözme cezası vermesinden başka bir macerası olamamıştır. Ve çok doğru bir şeyde de annesine ısrar etmektedir. O, başka kolye değil, babasının annesine taktığı ve annesinin de kendisine hediye ettiği kolyesini istemektedir... Bir de kuzusunu...</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Buradan şuna gelmek istiyorum. Gurur, aslında insan onuru ile bir ölçüde bağdaşan bir davranıştır. Ne için yaşarız, haysiyet şeref ve onur. Gururumuzu asla ayak altına aldırmayız, insana yakışan davranış da budur. İlişkilerimizde birbirimizin gururunu zedelememeye dikkat ederiz. Gururumuzun okşanmasından hoşnut kalırız. Eğer gururumuz zedelenmişse, resti çekeriz ve bence de bir anlamda doğru da yaparız. Ancak gurur insanı bazen yanlış da yönlendirebilir... Madalyonun öteki tarafı...Çünkü gururda insan egosunu okşayan, sevgi gibi son derece önemli insani bazı değerlerin de üzerinde tutan bir anlayış da vardır ve din gibi evrensel düşünce ve felsefelerde gurur pek makbul gören bir duygu sayılmaz, sevgi, tevazu gibi değerler çok daha önemlidir ve gururun da üzerinde tutulur. Asıl olan onurdur...</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Peki burada ne oldu. Demir yanlış bir algılama ve yönlenme ile Asi’yi, geride ne bıraktığını sorgulamadan kendinden uzaklaştırdı ve terk edip gitti. Kendince haklı tarafları vardı. Peki Asi ne yaptı, çocuğundan Demir’i haberdar bile etmedi. Dayanamayıp Asos’a kadar gitti ve Asya’yı da götürdü, uzaktan Demir’i teknesinde gördü ve çocuğu göstermeden geri döndü. Çünkü gururu çok incinmişti. Ve bence haklıydı, ben de olsam belki böyle yapardım. </font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0in 0in 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Bütün bu davranışlarda Asi ve Demir, kendi duygu ve düşüncelerine göre ve gururla hareket ettiler. Peki, Asya büyüdükçe ne oldu?!.. Asya’nın özlemleri ve korkuları da büyüdü...Baba sevgisi, özlemi...Babası denizde, denizde yorulunur, yorulunca kıyıya çıkacak ve ona dönecek. Oradaki kuşla ilgili cümlesini anlamadım, herhalde özlemlerini, düşüncelerini, uçan kuş, babaya taşıyacak (Buna benzer bir tema Yol Arkadaşım’da da işlenmiştir. Eylül’ün babası ölmüştür, annesi Ayla ile deniz kenarında, babasına söylemek istediklerini havada uçan kuşa söylemekte, onu babası ile özdeşleştirmektedir.). Baba gelince yaşadıklarını babaya anlatacak ama ya hepsini aklında tutamazsa... Babasının annesine taktığı kolyeyi de kaybetmemesi lazım, annesi o şartla ona taktı... Ama ya kaybederse...Ve düşürdü de... Neyse kurgu analitik, Demir de başka türlü Asya’nın kendi çocuğu olduğu konusundaki kuşkularından kolay kurtulamayacaktı...</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman'">Şimdi burada, anne ve baba biraz etraflıca düşünse kendi küçücük<span> </span>çocuklarının özlem ve korkularla büyümesine yürekleri razı olur muydu acaba?!. Yani gururları, küçük kızın çektiği ruhsal travmadan daha mı önemliydi...Bunun değil kendi çocuğuna bir başka küçük çocuğa yapılması bile insanın içini acıtır. ..Gerisi sevgili senaristlerimize kalmış diyorum...Eminim sevgiyle harmanlayarak güzel bir şekilde sorunu çözecekler...Ve sevgiyle kalın sevgili arkadaşlar diyorum...</span>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman'">Melek’in intiharı üzerine yazdığım yorumda umut hiçbir zaman eksilmemeli demiştim ve<span> </span>sn. senaristler bence bağlantıyı çok doğru<span> </span>bir biçimde kurdular.</span></p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman'"><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Hepimiz geçirdiğimiz deneyimlerden, içinde yaşadığımız hayatın hep mutluluk üzerine kurgulanmış tekdüze giden bir süreç olmadığını biliyoruz. Zaten her şey zıddı ile var olduğundan, mutluluk da çekilen acılar ile orantılı olarak değer kazanmaktadır. Yani bence çekilen acılar da mutluluğun bir parçası olmalı ve mutluluk da acısı ve tatlısı ile bir bütün olmalı. Buna bir şey daha ilave etmek mümkün, evrensel bir düşünce; çekilen acılar da insanı olgunlaştırır ve hırs, ihtiras, tutku gibi duygularla karşısındakine batırdığını zannettiği, aslında kendisini yaralayan sivriliklerini törpüler. Tıpkı deniz kıyısındaki kaya parçalarının, denizle gelen dalgalarla kıyıya ve birbirlerine çarpa çarpa sivriliklerinin zamanla törpülenerek her tarafı yuvarlanmış çakıl taşlarına dönüşmesi gibi. Burada deniz dalgalarını, hayatın getirdiği ve götürdüğü elem ve sevinç dalgalarına benzetebiliriz.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Meleğin intiharı gerek hikayenin içindeki insanlar, gerek hikayeyi takip eden biz izleyici için yaralayıcı, ve hiç umulmadık bir eylemdi. Melek kesif, dibi görünmeyen karanlık bir umutsuzluk içine düşmüştü ve peşinden onu çok sevenlerini de birlikte kesif koyu bir acı içine sürüklemişti. Ancak son yorumumda da söylediğim gibi umut hiç bitmemeliydi <span> </span>ve Sn. Senaristlerimiz de hikayeyi iyi bir noktaya getirdiler.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Evet yaşama tutunacak, herkesi yaşama bağlayacak bir neden oldu ve yeni bir umut doğdu. Hayatın başlangıcının simgesi küçük bir kalp attı ve küçük bir ağız nefes aldı …Ve Asi’nin çok tatlı bir kızı oldu. Ve aynı evde iki güzel çocuk birden büyümeye başladı. Yani şairin “Yeter ki gün eksilmesin penceremizden…” dediği gibi, gün, Kozcuoğulları’nın penceresinden hiç eksilmedi.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Geçen 5 yıllık süre Demir’i de sivriliklerinden sanki biraz arındırdı. Kendi ifadesi ile, “Sıcak tutacak bir kazak, bir lokma ekmek ve başının üzerinde masmavi bir gökyüzü ve kimseye hesap vermemek.”… İnsanın kendisi ile barışık olmasına bu kadarı da yetiyordu. Hırs ve ihtirasla daha fazlası için savaşmaya gerek yoktu.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Burada biraz duralım. Girizgah biraz uzun oldu ama bu söylenenler de bence önemliydi. Ancak benim asıl gelmek istediğim nokta, anne veya babasız büyüyen bir çocuğun her ne kadar ailede sevgi ve şefkat görse de ve maddi sıkıntı görmese de yaşadığı kırıklıklar. Evet çocuklar aslında tahmin edemeyeceğimiz kadar bilinçli varlıklardır. Yürekleri ve beyinleri, hayatın getirdiği karmaşa ile henüz bulanmamıştır ve insan onuru ile bağdaşan bütün güzelliklere açıktır. Ailede özellikle sevgi gibi duygularla ilgili eksiklerin hemen farkında olurlar. O küçük yüreklerinde o acı ve özlemi eksiksiz taşırlar. Yanınızda oynuyor gibi görünürler ama her şeyin farkındadırlar, herşeyi duyarlar ve üstelik yüreklerinin derinliklerinde anlarlar ve kendilerine göre yorumlarını yaparlar. Tıpkı Asya gibi…</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Evet annesi farkında olmadan özlemlerini Asya’ya yansıtmıştır. Asi çok sevdiği gizli mekanlarından birinde, belki de daha önce Demir ile de piknik yaptığı o yerde Asya ile piknik yapar. Asya annesinin, babası ile piknik yaptığı ve çok sevdiği gizil yeri olduğu için onunla şimdi orada piknik yaptığının farkındadır ve babasını sorar. Ve küçücük yüreğine sığdırmaya çalıştığı büyük korkuları vardır. Annesi ona babasının denizde olduğunu ve gelemeyeceğini söylemiştir. Çocuk, annesi aksini söylese de babasının bir gün denizden geleceğine inanmıştır, ama kısacık yaşamında kendince <span> </span>o kadar çok şey yaşamıştır ki, onların hepsini babasına söylemek için aklında tutamayacağından korkmaktadır. Ekmeğini ısırırken bunları annesine söyler. Asya küçük bir çocuktur, arkadaşları ile oynar, sandöviçini yer, kuzusunu sever ama gizliden gizliye de babasının dönüşünü bekler…</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Annesi, 4 yaşına bastığı gün, doğum gününde babasının kendisine verdiği bereket altınlı kolyeyi kaybetmemek şartıyla Asya’nın boynuna asmıştır. Ve böylece Asya’nın bir korkusu daha olmuştur. Kolyesini kaybetme korkusu… Bu korkusunu gece annesine, birlikte yatarken söyler. Ancak ertesi gün kuzusunu görmeye gittiğinde yaylaya çıktığını öğrenir ve onu aramaya gittiğinde ayağı takılır düşer ve kolyesi de çalıların arasına düşer. Ve Asya korkuları ile bir arada çocukluğunu yaşamaktadır...</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Evet, benim gelmek istediğim nokta bu.<span> </span>Sevgi ve şefkatle, varlık içinde de büyüse bir çocuğun anne ve babasına olan ihtiyacı. Doğa böyle kodlamış ve programlamış…Diziye bağlarsak, Demir, bilmeden de olsa, ancak Asi’yi kendinden uzaklaştırarak bir anlamda, <span> </span>kızının 4 yaşına kadar kendisi gibi baba özlemi ve korkuları ile büyümesine neden olmuştur. Bunun vicdan muhasebesini herhalde ileride yapacaktır…Bundan sonrası yine sevgili senaristlerimize düşüyor ve eminim diziyi keyifle izlemeye devam edeceğiz. </p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Ayrıca ben burada bir şeye daha değinmek istiyorum; çocuk oyuncular... Gerçekten çok güzel oynuyorlar. Örneğin, “Yol Arkadaşım”da Ayla ile Eylül, çok sıcak bir anne-kız ilişkisi sergiler ki müthiş. Burada küçük oyuncularda da, özellikle Asya'da da ki çok küçük, aynı performansı görüyoruz, Asi-Asya ikilisi çok hoşbir ilişki içindeki anne-kız izlenimi yaratıyor…Kızım bana şakayla karışık gülerek; ”Eh tabii, kendileri de çocuk olduklarından, kendilerini oynuyorlar, onun için de doğal oluyor.” diyor<span> </span>ama ben çocuk oyuncu koçlarını yürekten tebrik ediyorum. Bu kadar küçük bir çocuğu rolüne hazırlamak kolay olmasa gerek diyorum. </p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Evet biraz uzadı ama, diziden hareketle ve dizi ile harmanlayarak sizlere, özellikle gençlere, Dizi’de bizlere sergilenen yaşam öyküsündeki bazı yansımalardan hareketle, yaşama ilişkin bazı ipuçlarını vurgulamak istedim. Yeni kurulacak birlikteliklerde doğacak çocuklar anne veya baba özlemi ve korkular ile büyümesinler inşallah diyorum…Sevgiyle kalın sevgili arkadaşlar…</p></span>
<p class="MsoNormal"> </p><p class="MsoNormal">(Bu yorumu, izlemekte olduğumuz Asi Dizisi'nin son bölümünü izledikten sonra yazdım ancak yanlışlıkla eski bir Asi (1987) filminin altına atmışım ve çıkmış, özür dileyerek, tekrar olması gereken yere, buraya gönderiyorum.) </p><p class="MsoNormal">Uzun süredir siteye girememiştim. Ancak Asi'yi izlemeye devam ediyorum ve dün akşamki Melek’in intiharı ile ilgili üzücü gelişmeden sonra girip bir şeyler söylemek istedim. </p><p class="MsoNormal">Son zamanlardaki yerli dizilerde, tecrübeli oyuncuların yanında genç oyuncular, senaristler, yönetmenler ve diğer emeği geçen bütün sinema insanları (Çünkü bu bir ekip çalışmasıdır ve güzel bir işi kotarmak için hepsi birbirini tamamlıyor.), işlerinde yüksek bir performans sergiliyorlar ve hepsini yürekten kutluyorum. Senaristler, gerçekten hayat tecrübesi isteyen ve hayattan bir parça sunan dizilerinin senaryolarında, hayata dair çok önemli ipuçları veriyorlar. Bu noktada genç senaristlerin beni gerçekten şaşırttığını söylemeden geçemeyeceğim (Örn. Çağan Irmak). Yaprak Dökümü de buna çok güzel bir örnek ve Asi’de de bunu gördük. </p><p class="MsoNormal"><span style="color: #373737">Örneğin Yaprak Dökümü’nün annesi Sn. Güven Hokna, dizi ile ilgili; "Hayatta her şey yaşanabilir. Aileler yara alabilir. Asıl olan onuru ve sevgiyi kaybetmemektir. Biz onurlu yaşamayı, sorunlara aceleyle çözüm bulmanın doğru olmadığını gösteriyoruz." diyor ve Dizi’nin babası Sn. Halil Ergun da</span> dizisinin yakaladığı başarının sırrını;<span style="color: #373737"> </span>"İnsanların değişmeyen hasretlerinin olduğunu gösteriyoruz. Biz izleyicinin özlemini giderdik.” diyerek açıklıyor. Örneğin Yol Arkadaşım’da, Ayvalık’ın o eski bahçeli taş Rum evlerinden birinde yaşayan o muhteşem kadınlar, hayat rüzgarlarının taşıdığı acı ve kederleri felsefi bir yaklaşımla karşılıyorlar ve umut hiç bitmiyor. Ve bu çok önemli, evet, umut hiç bitmemeli...</p><p class="MsoNormal">Asi ise; gerek içinde çekilen iç ve dış mekanların seçkinliği, gerek deneyimli ve genç oyuncuların gösterdiği yüksek performans, gerek çekimdeki görsel hassasiyet, kostümlere kadar (Asi’nin kostümleri bence muhteşem, modernize ve stilize edilmiş çok güzel çizgiler ve renkler taşıyan, toprakla özdeşleşmiş böylesine bir karaktere çok güzel oturuyor.) ve müziğinin de seçkinliği ile, yurdumuzun bu güzel kentini, Antakya’yı; kaynaşmış kültürleri, gölgeli eski kemerli dar sokakları ve avlulu gizemli eski taş evlerinin sergilediği eski kent dokusu, çevresindeki antik kentler ve muhteşem doğal değerleri ve manzaraları ile tanıtan seçkin bir dizi. Bunun yanında; her şeyin kolay ve hoyratça tüketildiği günümüzde, aşklarını ilmek ilmek dokuyan Asi ve Demir’in, birbirlerine verdikleri değer ve o muhteşem aşkları ile; gençlere, insan ilişkilerindeki yaklaşımlar konusunda, hayatın anlamı diyebileceğimiz sevgi ve aşk üzerine çok güzel bir hayat dersi verdikleri görülmektedir. Ve bu noktada sayın senaristleri gerçekten yürekten kutluyorum. Ve böyle bir projenin tasarımcısı Sn.Tomris Giritlioğlu’nu, diğer eserlerinde olduğu gibi yine yürekten kutluyorum.</p><p class="MsoNormal">Buradan şuna gelmek istiyorum. Asi’nin bu muhteşem aşkı da sergileyen hikayesi yazılırken, senaryosunda; titizlikle dokunmuş, birbirini tamamlayan, analitik bir kurgu oluşturulduğunu görmekteyiz. Olaylar bir sebep sonuç ilişkisi içinde sürerek gider. Ancak bu kurgu; geçen sezonun sonunda Dizi’nin kırılma noktası olan Süheyla h.n intiharı ve arkasından gelişen olaylar ile hayli bozulmuştu (Ali’nin ortaya çıkması, ki Ali senaryonun uzatılmasında kilit elemanlardanmış, şimdi anlıyoruz ve Ali’ye karşılık Zeynep’in ortaya çıkması, Zeynep’in hiç de inandırıcı olmayan ve alakasız bir şekilde eğitim için Demir tarafından yurt dışına gönderilmesi v.b.). Bunun senaryonun ikinci sezona sarkması için yapılan bir kurgu olduğu açık. Ancak Dizi tekrar toparlandı.</p><p class="MsoNormal">Diziler eskilerin pehlivan tefrikaları gibi uzayınca doğal olarak konu geliştirmede biraz sıkıntı doğabiliyor galiba. Ancak Asi’deki gelişmeler, geçen sezon alınan tüyolara biraz oturuyor. Yani demek ki bu gelişmeler, sevgili senaristler tarafından zaten düşünülüyordu. Ve yine ancak işi Melek’in intiharına kadar getirmeyi düşünüyorlar mıydı bilmiyorum. İş bu noktaya gelmeli miydi (!!!)...</p><p class="MsoNormal">İşte bu noktada, burada biraz durmak ve bu durum üzerine kısa bir yorum yapmak istiyorum. </p><p class="MsoNormal">Kriz ve işsizliğin arttığı, ekonomik çöküntünün ve bunun sonucunda sosyal çöküntünün had safhada yaşandığı ve bunun sayısız örneklerine her gün yazılı ve görsel basından şahit olduğumuz, içinden geçtiğimiz bu sıkıntılı dönemde, toplum olarak moral değerlere gerçekten çok ihtiyacımızın olduğu yadsınamaz. Görsel Medya topluma en kısa bir sürede ulaşan en etkileyici bir kitle iletişim aracıdır. Diziler ise hayatımızın bir parçası oldu. Topluma sunulan her konu ise<span> </span>önemli sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Toplumun moral seviyesini yüksek tutmak da bunlardan birisidir. Çünkü insan psikolojisi kolay etkilenmekte ve hele şu dönemde çok daha kolay etkilenmektedir...Ve umutlarımızı yitirmemeliyiz...</p><p class="MsoNormal">Ben dün akşam <span> </span>Melek’in intiharı ile karşılaştığımda kanım dondu. Şahsen senaryonun hiç bu noktaya geleceğini düşünmemiştim ve senaristlerimiz affetsinler, bizlere bu güne kadar çok güzel şeyler hissettirdiler ve onları çok seviyoruz ama, Melek’i intihar ettirmemeliydiler, ille de intihar edecekse sonunda kurtarılmalıydı diye düşünüyorum. Demir’in kaderi; 3 kez Asi’ye atlamıştı ve küçük Melek, Asi, teyzesi Süheyla h.’ı kurtardıktan sonra bir kez daha Asi’ye atlayabilirdi ve büyük Melek’i de kurtarabilirdi ve çok da şık olurdu doğrusu... Acaba çekirge üç kez sıçrayınca (her zaman 2 kez sıçrar üçüncüde yakalanır ya!) 4. kez kaderin müsaade etmesi, kaderden fazla bir şey mi beklemek olurdu?!.. Bu biz seyirci açısından... Dizi açısından ise Melek’in bu şekilde ölümü herkeste onulmaz bir yara açacak. Tabii ki Demir’de herhalde kolay kolay küllenmeyecek bir yara...Kardeşi ile bir kader bağının ve bir gönül birlikteliğinin olmasının ötesinde, intihara götüren sebepler Demir ve Asi açısından çok sıkıntılı...Ali’nin şeytanca ve kötü oyununun Melek tarafından Asi cephesinden de yanlış algılanması ve bıraktığı mektup ile Asi’nin<span> </span>suçlanması... Gerçek anlaşılsa bile Demir ve Asi’nin kalplerinin bir tarafı daima sızlayacak...Senaristlerimizin bu işi iyi toparlayacaklarından eminim. Bakalım senaristlerimiz bizlere neler seyrettirecekler... Görelim bakalım devran neyler... Ve “al gözüm seyreyle" diyorum... Sevgiyle kalın arkadaşlar... </p><p class="MsoNormal"> </p>
hangi anadolu köyünde boyle bir hayat yasanıyor.kostümler ise tam bir fiyasko.Asi kızımızın giyim kuşamı köylü kızı imajından cok uzak hatta komik.dahası bu senorya ıle ılgili defalarca film çekildi.asi nin bakışları soguk sempatıkde değil.güzelliği sayesinde rol kapmıs..kısacası baist oyuncu basit dizi
<p>ben bir antakyalı olarak diziyi ilk başlarda izledim.. güzeldi... ama malesef abartılan konular, oyuncuların giyimi, senaryonun oturmaması beni çok üzdü ve bir daha izlemedim.. bu oyuncu kadrosuyla ve bu güzel şehirde daha iyi bir dizi yapılabilirdi.. medeniyetlerin mozaik kenti olan antakya'nın daha güzel mekanlarının gösterilmesini isterdik.. lütfen oyunculara daha güzel elbiseler giydirelim.. bizlere nu yakışır...</p><p>TEŞEKKÜREDERİM..</p>
bin beş üz kere işlenmiş klişe konular. yeter artık yaaa...
Eskiden Trt de gösterilen Hanımın Çiftliği diziside aynı çiflikte çekilmiş.Merak edenler öğlen Trt ye bakabilirler.Süheyla hn ın oturduğu ev Fikret Hakan ın olduğu ev..Bizden kaçmaz.:)
<p>(Baştan kısa bir not; niye Asi dizisi'ne takılı kaldınız diye sorabilirsiniz. Asi'yi özellikle geçen sezon çok severek izledim ve ben bir Fan sitesi ile de yazıştığımdan yorumlarım ağırlıklı olarak Asi'de toplandı.)</p><p>Nihayet izleme olanağı bulduğum 37. Bölüm ile ilgili çok kısa bir yorum yazmak istedim. Analiz dozu fazla olmadığı için kısa olacak (Yani umarım, sanırım, inşaallah).</p><p>Geçen sezonun sonlarına doğru başlayan ve yön değiştirerek, eski performansından çok şey kaybeden Asi Dizisi'nde; Asi ile Demir’in nihayet birbirlerini anlayarak yakınlaşıp bir arada olmak istemeleri, buna karşın Demir’in, Cemal ağa’nın ölümünden birinci derecede suçlu şüphesi altında bulunması nedeni ile başta özellikle kızı Neriman h.olmak üzere aile tarafından engellenmeleri sonucunda onların da bu yüzden kaçamak buluşmaya devam etmeleri, buluştukları mekanlar; diziye biraz keyif dozu katıyor. Örneğin; antik Simon kenti gibi. </p><p>Burada bir saniye duralım…Eski dünyaya ait uygarlıkların izlerini taşıyan antik kent harabelerini dolaşmak benim de hobilerim arasındadır. Çünkü, o eski kent harabeleri içinde ve sütunlar arasında dolaşırken kulaklarınızı ıslık çalarak yalayıp geçen rüzgar; bir zamanlar o eski dünyaya ait uygarlıkları kuran insanların, sanki oralarda yitirdikleri yaşamlarını hala arar gibi geçmişin gizemli dehlizlerinde dolaşan nefeslerini, binlerce yıl ötelerden size kadar taşır gibidir. Ve rüzgarın kulaklarınızda uğuldayan sesi, sanki sizi, binlerce yıl ötelere, o gizemli dehlizlerin içine, o eski tarihlerde yaşayan insanların arasına çeker götürür…Asi İle Demir’in de buluşmalarında kullanılan antik Simon kenti ve o mekanlarda çekilen sahneler, izleyicide hoş izlenimler bırakıyor. </p><p>Buradan itibaren Dizi’nin gelişimine kısaca (gerçekten kısa) bir bakıyor veee diyorum ki “saçmalama ne olur…biri bana gelsin..” veeeeee izah etsin (Sevgili Ferhat Göçer, affınıza sığınarak, bu güzel şarkının sözlerinin iki satırını kullandım.). Yani sırayla gidersek, Neriman h.ın acısını çok iyi anlıyorum, ani bir ölüm. Benim annem de bir kaza ile öldü, çektiğim acıyı anlatamam. Ama bir de insanın sağduyusu olur yani, Demir ki Kozcuoğlu ailesinin aspirini idi, her dertlerine deva, ellerinden çıkan çiftliklerinde oturtmalarını sağlamak için şirketteki hisselerini satmaktan, Gonca’nın yanlışından ailenin düştüğü duruma çare olmaya kadar. Eh baştan kara, bu ne nankörlük canım. Süheyla h.'a olan kıskançlığı herhalde fevri davranmasına neden oldu. Süheyla h.ın gönderdiği lokma tabağını yere düşürürkenki yüz ifadesi valla çok hoştu (Sn.Nur Sürer’i kutluyorum, bence, sanırım herkesce de müthiş bir oyun sergiliyor. Kendisini “uçurtmayı vurmasınlar”dan tanıyoruz…)</p><p>Evet, Leyla eğer Dizi’den temelli ayrılıyorsa yazık, Dizi bir kez daha kan kaybetmiş oluyor ve Cemal ağa’dan sonra bir denge unsuru daha Dizi’den gidiyor demektir. Hoş, zarif, büyük şehirde yetişmiş, dengeli, kariyer sahibi bir şehir kızı’nı oynayan Leyla sonunda Aslan’a tahammül edemiyor. İyi de bir ara Aslan ile anlaşıyor gibi değiller miydi. Defne’nin evinde hep beraber kuruyemiş eşliğinde film izlemeler, Defne’ye birlikte ev hediyesi seçmeye gitmeler falan. Ancak, çiftlikte bahçede yemek yerken, Aslan’ın cebinden elma soymak için çıkardığı çakıyı görünce irkilen Leyla, niye taşıyorsun bunu diye sormuştu. Kırsal kesim insanı genelde çakı taşır ve Aslan da elma soymak için falan diye cevap vermişti ve bir kent insanı olan Leyla ile bir kırsal kesim insanı olan Aslan arasındaki kültür dediğimiz yaşam tarzı farkı da bir kez daha senaryoda böylece ortaya konulmuştu. Yani o bir ara sergilenen yakınlaşma, senaryoda eğreti, ataşla iliştirilmiş gibi duruyordu zaten.</p><p>Senaryoda, durup dururken birdenbire, Aslan’ın üvey anneannesi Sırnaşık h. ile kurduğu ilişki, saçma da ötesi, Dizide de kaliteyi düşüren bir yaklaşım oldu ve bir şey söylemek istemiyorum. Yani orada sözlerim bitiyor. Aslan, özellikle Kozcuoğlu soyadını aldıktan sonra ne olursa olsun daha dikkatli olmalıydı. Neriman h. höt deyince insan hemen kendini kaybedip bu kadar dibe vurmaz, genleri de buna müsaade etmemeliydi…Yani senaryoda özel bir gelişmeye altlık olacaksa dahi yakışmadı…Topluma açık medyatik çalışmalarda doğru mesajların verilmesi, ahlakın da bunların başında gelmesi en genel kuralken bunun ne olduğunu ben pek anlamadım…</p><p>Meleğim’i de anlamak mümkün değil bu noktada, Demir’i de. Abisinin dizinin dibinden kedi gibi ayrılmayan, abisinin de kendisini gözünün önünden ayırmadığı Melek, Demir ile birlikte Antakya’ya döneceğine özgür kız olarak İstanbul’a gidiyor ve Ali ile yemek yemeyi de başarıyor. Ha o arada Sevinç haylidir ortada yok, yokluğu Dizide bir nedene bağlandı mı ben pek hatırlamıyorum. </p><p>Veee benim bir türlü anlayamadığım ve anlamakta zorlandığım bir konu, ailenin vazgeçilmezi haline gelen Zeynep’i. Süheyla h., Asi, Kerim dahil, herkes Zeynep kurtarma operasyonunun içinde canla başla çalışıyor. Tutucu ailesi tarafından özgürlüğü kısıtlı tutulan Zeynep’in, geleneksel başlık parası ile hapishane kaçkını bir adama verilmeye çalışılması ile Zeynep’in kolundaki koskocaman dövme pek uyuşuyor mu anlamıyorum. Ailesinden korkarak kaçarken o dövmeyi yaptırmaya ne zaman vakit bulmuş acaba?!. Senaryo Ali’yi de bir yere kadar bizlere hazmettirdi ama bu Zeynep olayı iyice zırva. Veee iyilik meleği Demir kızı yurt dışına okula gönderiyor. Ve saçmalık bu defa tavana vuruyor. Önceki öğrenimi neydi, ne öğrenip de gelecek, şirketlerinden birine sekreter mi koyacak?! Küçük Hüseyin’in öğrenimini üstlense daha mantıklı…</p><p>Son olarak, İhsan b.neden durup dururken sakal ve bıyığını kesti acaba?! Sanki Hukuk fakültesinden arkadaşı Savcı b.ile Süheyla h.için bir duygu savaşına girecek gibi geldi bana! Peki Neriman h.eşi sıfatıyla ne olacak?!. Her neyse burada keseyim, yine başınızı ve gözlerinizi ağrıttım. Sürç-ü lisana affola, hoşgörünüze sığınarak.</p><p>Sevgiyle kalın arkadaşlarım, sevgiyle…</p>
<p>Selam sevgili arkadaşlar, Valla ben nihayet bu sezonun ilk bölümünü, 35.bölümü, hayli geç de olsa, izleyebildim ve bu bölüm ile ilgili olmak üzere, aşağıda ufak bir yorum-analiz yapmak istiyorum.<br /><br />35.Bölüm’de galiba birden Cemal ağa’nın ölümünün 40. gününe doğru bir yerlere ışınlanıyoruz. Bakıyoruz ki Neriman h.dan başka herkes mutlu. Kızlar neşeleri yerinde, ağızları kulaklarında, İhsan b.de öyle. Annelerinin yasını tutmasından, hasta diye endişeleniyorlar, oysa pisikologlar; insanlar yaslarını yaşamalı diyor ve 6 ayı geçerse, tehlike sınıfına giriyor. Annemin vefatından biliyorum, giderek acı küllense de öyle kolay kolay ve birden azalmıyor. Dedeleri ki desteği kızı ve torunlarının üzerinde ve Asi de en has torunu. Valla Şahika (Avrupa Yakası) gibi "aaa...şaşırdım!" ve de yadırgadım. <br /><br />Sonra bir bakıyoruz, Demir de kardeşinin kolu için Fransa’da, ama aaa…o da ne…40 gün içinde Demir’e birşeyler olmuş, metamorfoza uğramış, dudaklarının üzerinde kıllar çıkmış, yine Avrupa Yakası'nın Şahika'sı gibi "aaa...şaşırdım!"!!. Neyse ki gözleri ve bakışları yerinde, onlara birşey olmamış (Burada biraz duralım. Murat Yıldırım'ın oyunculuğunda gözleri ve bakışları müthiş ve gözleri ile oynuyor. Güneri Cıvaoğlu, Şeffaf Oda programında yaptığı bir söyleşide, Tuba Büyüküstün’ün de Türkan Şoray gibi gözleri ile oynadığından bahsetmişti ve Bergüzar Korel de buna örnek olarak gösterilmişti. Bence ve birçok kişiye göre de, Murat Yıldırım’ın oyunculuğundaki bu performansı yadsınamaz.)!!!...Ziya’da da aynı sendrom, bıyık sendromu olmuş. Veee bazıları bıyıksever olmuş…Saçlar da beylerde uzun. Fragmanda Cemal ağa’nın cenazesini görmüştüm ve sonra da bunları bıyıklı-saçlı görünce eyvah demiştim inşaallah cenazeye 2 aylk saç-bıyıkla çıkma saçmalığı olmaz, neyse cenaze Fragman’da kalmış, dizide yok. En büyük metamorfoz da küçük Hüseyin’e olmuş. Mavi önlüklü, beyaz yakalı, boynunda suluğu, sırtında okul çantası ile küçük Hüseyin, yani herhalde oydu değil mi, birden boyu bir karış büyümüş, yüzü değişmiş, Hüseyin’in abisi, küçük dayısı veya amcasının oğlu diyebileceğimiz bir görüntüye bürünmüş. Yoksa bu başka bir Hüseyin miydi?! Asi abla, Asi abla, Demir ağbi diye tutuk tutuk konuşan Hüseyin’in şivesi gayet düzelmiş. Eğitim mucize gibi çocuğun şivesini 40 günde düzeltmiş. <br /><br />Süheyla h.'a gelince, pamuk tarlasında pamuk toplarken giydiği serbest kıyafetiyle gayet hoştu. Aslan’ın da Fizik öğretmeni Necibe h.a benzettiği, günün 24 saati 9 pond topuklu papuçlar üzerinde, Karaköy vapur iskelesinde vapurdan atlamaya imkan vermeyecek (misalen yani, zaten öyle yapmayıp kurulu iskeleden yürümek şart) darlıkta dar etek, üzerine yapışık gömlek, sıkı sıkı topuzlu saçlarla cendere içinde sıkılı bir yumruk gibi gergin dolaşan Süheyla h.gitmiş, yerine daha rahat kıyafetler içinde gayet hoş, güler yüzlü, pozitif enerji dolu bir hanım gelmişti. Hatta Zeynep kurtarma operasyonuna Asi, Kerim, Leyla, Demir ile birlikte can-ı yürekten katılan bir Süheyla h. gördük. Tarlada söylediği Nevşehir türküsü de çok hoştu (...telli yarim, tüllü yarim, top zülüflü güllü yarim...) ve çok güzel bir türküdür gerçekten (Burada yine biraz duralım. Ben dizilerden şunu öğrendim; bir türkü hüzünlü bir tema ile de söylenebiliyormuş, sözleri aksini söylemiyorsa neşeli bir tema ile de ve bu yaklaşımı sevdim. Ben de yorumlarımda örneğin; “hüzün” temasını işliyorsam, hüzün ile ilgili olmak üzere, konudaki her öğeyi, türküsüne kadar yani, kullanırım; aksine temam neşe ise, neşe ile ilgili her öğeyi, yani türküsüne kadar). Yalnız anlamadığım, Demir gidince Süheyla h.yardımcı olmak için tarlaya çıkmış, yani Demir tarlada mı çalışıyordu da yerini doldurmak için tarlaya çıkmıştı. Demir yönetici sınıfındaydı ve Süheyla h. da şirket yönetiminin içindeydi, işler de oradan yönetilmeliydi. Neyse…Zaten Kozcuoğlu ailesi de maddi sıkıntıları nedeni ile işçilere yol vermiş ve aile bireylerinin çalışması ile koskoca bir alana yayılmış mısır, pamuk ve ekin de var galiba, tarlalarından o yılın ürününü alma mucizesini yaratmıştı. Ona da neyse…<br /><br />Bir de Zeynep kurtarma operasyonu ve iyilik meleği Demir olayında, sizce de senaryoda, gerçekçilikten uzak, bir abartı yok muydu yani?! Elin Zeyneb’i geliyor, ortalığı birbirine katıyor, durup dururken ailenin vazgeçilmezi oluyor. Bir ara Demir evlenmeye niye kalkmıştı, valla kafam karıştı. Fransızların bir atasözü vardır, “merhamet insanın kendisinden başlar.” derler. Yardım da insanın kendine zarar vermeyeceği bir dozajda olmalıdır herhalde. Kendine ve ailene zararı dokunuyorsa anlamını yitirir. Eh, Zeynep’in nişanlısı, Melek’i kaçırmaya kalkmamışmıydı; Asi, Zeynep nedeni ile üzülmemişmiydi ve Demir ile araları açılmamışmıydı?! Ona da neyse…<br /><br />Ve son bir şey daha, bence 35. bölümün yıldızı Ali idi. Yani gururlu ve iyi yetişmiş Asi Kozcuoğlu, Demir’e nağme yapacağım diye Ali’ye önce ümit verip, sonra da söz verip, duyguları ile oynadı. Demir ve Ali’nin taktığı kolyeleri, Paskalya yumurtası tokuşturur gibi tokuşturdu, o zaman izleyiciyi de sukutu hayale uğrattı. Yani Asi’ye yakıştıramamıştık galiba. Şimdi nihayet karar verdi ve Demir ile evlenecek, ama Ali’ye, verdiği sözden caydığını da söylemesi lazım. Veee teknede söyledi, veee Ali’den ne bekliyordu acaba?! Sert çıkış, olmadı...yumuşak çıkış, olmadı...yalvarma, ay yine olmadı…Veeee Ali şok olsa da, içi kan ağlasa da renk vermedi, aldığı Avrupa terbiyesi ile peki dedi tamam, bu iş tek taraflı olmaz. Veee Asi h.şok oldu ve umduğu tepkiyi bulamadı ve şaşırdı. Evet rahatladı ama şaşırdı. Ali’nin, Asi gittikten sonra masayı devirmesinden neler hissettiğini anladık, çünkü konu duygulardı ve robot değiliz arkadaşlar, hepimiz insanız.. Veee dizinin bu bölümünde Ali’ye helal olsun diyorum…<br /><br />Affnıza sığınarak son birşey daha, Evlenme teklifi de puzzle’a döndü, çok çocukça ve basit geldi bana. Ve Demir Asi’yi sevdiğini; ata, ota, şahmarana, sonunda bağırıp, sıkıştırıp kıza söylettiği gibi bu defa da evlenme teklifini Paris’ten gelen kartlara söyletti…Biz de alıştk yani Demir’in bu konudaki dil tutukluluğuna…<br /><br />Evet bu bölüm için bu kadar sevgili arkadaşlar, sevgiyle kalın diyorum, sevgiyle...</p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">(Sayın denetleyici arkadaşlar, affınıza ve hoşgörünüze sığnarak, bu yorumumu bazı ilaveler ile ikinci kez düzeltme yaparak tekrar gönderiyorum ve sizi yoruyorum, özür dilerim). Selam arkadaşlar. Salı akşamı geç bir saatte TV de gezinirken, baktım Asi veriliyor, bu sezonun ikinci bölümü. Yurt dışındaydım, yeni geldim, geldikten sonra da, malum Ramazan, iftar v.s.derken ben daha hala bu iki bölümü izleme fırsatı bulamadım. Başını da biraz kaçırmışım. Baktım aaa o da ne!!! Demir tip değiştirmiş, bıyık uzatmış, saçlar da biraz uzun.Ziya'nın da saçı uzamış ve bıyıklı olmuş. Eh bazıları bıyık sever demek ki!. Neyse, işin beni ilgilendiren tarafı şu;<span> </span>ben bir önceki Bölüm'ü henüz izlemediğimden, inşaallah dedim, Demir ve Ziya, Cemal ağa'nın cenazesine 2 aylık saç ve bıyıkla gitmemişlerdir. Böyle bir saçmalığa yönetmenin müsaade etmediğini düşünüyorum.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Ben bir filmi izlerken, o filme, insan ve insanı etkileyen gerisindeki toplumsal değişim, etkileşim; bunun toplumsal ve fiziksel yansımaları; kültürel değerler ve ilişkiler vb.olgular açısından bakarım. Çünkü benim işim bu ve ben toplumun farklı kesimlerinden, farklı kültürlerden gelen insanların bir arada sağlıklı, mutlu ve huzurlu yaşamalarını ön planda tutan şehirler planlayan bir insanım. Asi'yi izlerken de, ilk yorumlarımda da (Önceleri bir fan sitesine yazmıştım ve buraya da aktardım.) yazdığım gibi, Dizi'nin beni çeken yanının; bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yansımalarını bulan; el değiştiren toprak ve el değiştiren para ile birlikte yer değiştiren değerlerin hüzünlü diyebileceğimiz hikayesi ile günümüzde kolay kolay rastlanamayacak asil ve görkemli bir aşk hikayesinin birlikte harmanlanarak; oyuncusundan seçilen mekanlarına, kostüm tasarımcısından senaristine ve yönetmenine ve müziğine kadar çok hoş ve bir film tadında verilmesidir.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Filmi izlerken, toprağın buruk ama sonsuz çekici ve hüzünlü tadını ve kokusunu, damağınızda ve beyninizde, bu gururlu aşk hikayesinin her satırı ile hissedersiniz Öyle ki bu tadı, masmavi Antakya göğünün altında sımsıcak parlayan Antakya güneşi ile adeta eriyen ve kenti çevreleyen puslanmış tepelerde olduğu gibi, yemyeşil tarlalar üzerine düşen Antakya yağmurlarının buharlaşarak tekrar göğe yükselirken, geride, yapraklar üzerinde bıraktığı çiğ tanelerinde, ya da Demir ile Asiye'nin birbirlerinin gözlerinin içinde eriyen bakışlarında hissedebilirsiniz.</font></p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Ya da zaman zaman duygu dünyanızda sizi de içine çekerek bir başka yerlere götüren hüzünlü ezgisinde; veya bir akşamüstü, Antakya’nın üzerine usulca inmekte olan geceye hazırlanan güneşin yaldızlı tozlanmalar bırakarak çekilirken yarattığı gölgeler altında giderek ıssızlaşan kentin, kemerli, dar, eski sokaklarında gündüz oynarken takılı kalmış çınlayan çocuk kahkahalarında; geçmişte o evlerde, o avlularda yaşayan eski sahiplerini arar gibi o sokaklara hüzünle bakan avlulu taş yapıların eski yüzlerinde veya elleri ceplerinde, inmekte olan akşamın alaca karanlığında o sokaklarda hüzünlü adımlarla dolaşan genç bir adamın, Demir’in, kemerlerin altında sessizce kaybolan siluetinde hissedebilirsiniz. Şimdi buraya kadar anlattığım, hepimizin yakından bildiği ilk tadındaki bir Asi Dizisi nostaljisi oldu. Bana ve herkese göre de tabii Süheyla h.ın intiharı dizinin kırılma noktası oldu ve Demir'in önceliklerinin değişmesi ile senaryo bir miktar bir başka yöne doğru saptı ve birden tombalacının torbadan taş çekmesi gibi, torbadan Ali ile Zeynep ortaya çıktı.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Ancak ben bu son bölümde birden şaşırdım, (önceki bölümü de izleyeceğim inşallah), Asi çok sevinçli, Demir <span> </span>Asi’ye evlenme teklif etmiş, önceki bölümü incelersem, bu teklifi nasıl yaptığını öğreneceğim inşaallah. Defne ile Gonca da evlenme teklifini öğrenince çok seviniyorlar. İyi de daha önceleri Demir bu konuda ne yapmıştı acaba?! Defne’nin ailesinden gizli nikahlandığı gün, çiftliğe geldiklerinde, çiftliğin kapısı önünde, Demir; <span> </span>“benim evlenmek istediğim kızın gözleri bir uçurum gibi dimdik bakmalı, ama gözlerinde sevgi olmalı, küstahlığı bir erdem gibi taşımalı, kimseye boyun eğmemeli, hatta bana bile v.b.” derken, bu bir evlenme teklifi sayılmaz mıydı?! Bence bu çok güzel bir evlenme teklifiydi. Ha, klişeleşmiş, “benimle evlenir misin” <span> </span>ifadesi bu sözlerin arasında yok tabii. Asi ne cevap vermişti, “ben de kiminle evlenmek istemediğimi açıklayayım mı” deyip, “bir kıza açık açık evlenme teklif edemeyen vb.” diye sıralayıp, Demir’i tanımlayan sözlerle bu teklifi reddetmişti.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Veya atı hediye ederken; atın koşum takımları olmadan muhteşem bir çayırın üzerinde rahvan bir koşuyla Asi’ye yaklaşması ve önünde durup ona bakıp başını sallaması, Asi’nin ata yaklaşıp sen nereden çıktın, sahibin kim diye yüzünü okşarken, batmakta olan akşam güneşinin ağaçların, çayırın, atın ve Asi ile Demir’in üzerlerinde bıraktığı altın tozlanmalar altında, Demir’in gerideki ağaçların arasından yavaşca çıkarak gözlerini ondan ayırmadan yaklaşması ve “bak yanında ne güzel duruyor, tıpkı sahibinin yanında durur gibi, ne güzel bakıyor, tıpkı sahibine bakar gibi, senin o, bütün kalbiyle, bütün ruhuyla senin” <span> </span>derken bence bundan güzel bir evlenme teklifi olabilir miydi?! Tabii yine klişeleşmiş evlenme teklifi yok.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Ayrıca, binlerce yıldır oluşan ve üst üste biriken kültürleri bağrında taşıyan ve binlerce yıllık mitolojik efsaneler ile yoğrulmuş muhteşem Anadolu toprağında yetişmiş ve o efsanelerle binlerce yıldır iç içe yaşayan o muhteşem Anadolu insanının geçmişten gelen bir geleneği bu gün de yaşatması ile defne sabunu kazanından çıkan bereket altınını; Demir’in, özel yaptırdığı zinciri ile, tozlu köy yollarında rastladığı prensesinin boynuna takması ve takarken söylediği o muhteşem cümlelerle, o kolyeyi çıkarttığında oraları terk edeceğini belirtmesi de yine örtülü, gizemli ve çok hoş bir evlenme teklifi değilmiydi?! </font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Tanrı insanı sevindirmek isteyince önce atını kaybettirip sonra da buldururmuş misali, Demir de daha önce yaptığı teklifleri unutup, bu son bölümde Kerim’e; “Asi’ye evlenme teklif ettim, ilk defa bir kıza evlenme teklif ediyorum.” diye sevinç ve heyecan gösteriyor.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Buradan şu sonuca ulaşıyoruz. Demek ki evlenme teklifi, klişeleşmiş; “Benimle evlenir misin?!” cümlesi kullanılmadan evlenme teklifi sayılmıyormuş. </font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3"> Yine bu bölümde bana ters gelen birşey daha vardı. Önceki Bölüm'ü izlemediğim için yanılabilirim ama, Defne hangi sıfat ve cesaretle otel gibi komplike bir yapının dekorasyonunu tek başına üstlenmişti. Üstelik pek de süslü ve karışık bir uslupla dekore edilmiş bir yapı. İnsanlar, tasarımından malzeme seçimine ve döşenmesine kadar, bu işin uzmanı olmak için, önce dört senelik, iç mimari gibi bir meslek ve uzmanlık dalının öğrenım ve eğitimini görüyor. Defne de üniversite mezunu, evde oturan bir kızdı, ama hangi bölümü bitirmişti ben pek hatırlamıyorum. Ayrıca öyle bir işi kotarmak için meslekte de biraz deneyim ister. Kerim'e kendini ispat etmek için oradan oraya koşarken, işçileri azarlarken, Leyla'nın denetiminden geçerken ne yapıyordu yine ben pek anlamadım. Yoksa seçilen eşyaları mı yerleştiriyordu acaba?! Ya da eşyaları kendi mi seçmişti, her neyse, bu konu, bana göre senaryoda eğreti ve ataşla iliştirilmiş gibi duruyordu. Nitekim önceki bölümlerden birinde, köprünün restorasyonundan sonra intihara kalkışan Süheyla h. köprüden atlarken, görkemli bir açılışla bitirilen köprü restorasyonundan eser yoktu, taş köprü eski görünümündeydi ve dökülüyordu. Sonuçta, senaryonun o ilk sürükleyici ve herşeye rağmen bir bütünlük arzeden temposundan sonraki gelişmeler ile, ben, bizi ilgiyle diziye bağlayan o muhteşem aşkın büyüsünün etkisinin de, artık, hadi bittiğini<span> </span>demiyeyim de azaldığını diyeyim, hissettim. İzleyiciyi geçen sezon sukutu hayale uğratan, Asi ile Demir’in aşklarını doyasıya yaşamalarında önlerine çıkan engeller ile birbirlerine yakınlaşamamaları sorunu sanırım bu sezon ortadan kalkmış ve bu büyük aşk, izleyicinin arzusu doğrultusunda gelişecekmiş gibi görünüyor. Ama bence sihir kayboldu. Bir yerde bitirmesini bilmek lazım diyorum.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Buna, bence, bir iyi, bir kötü, bir de gerçekten iyi olan üç örnek vermek istiyorum. İyi örnek Menekşe ile Halil Dizisi…Ben Menekşe ile Halil’i İlk 13 veya 14 Bölüm, büyük bir heyecan, merak ve keyifle izledim. Oyun ve oyuncular muhteşemdi. Ve sonra bıraktım. Berlin’de yaşayan ve burada bir iş kurabilmiş olan, ama Berlin’in ortasında gelenekleri ve töreleri ile yaşayan Urfa’lı bir aile. Anne, baba, ailede denge unsuru babaanne, bir genç kız ve iki ağabey. Genç kız bir pastanede çalışır ve abileri bekçisi gibidir, her gün iş yerine gitmek üzere bineceği otobüse kadar geçirirler. Ve Bosnalı bir genç, kaderin Berlin’e savurduğu, babası ölmüş, annesi ile birlikte geçirdiği trafik kazasında annesini öldü bilen, üvey babası tarafından öldürülüp şirketine el konulması kaygısı ile avukatı tarafından Berlin’e kaçırılan, hayata tutunacak bir umudu, bir dalı kalmamış bir genç. Bir gün bir park kenarında sığındığı tek şey mızıkası ile Bosna ezgileri çalarken oradan geçen ve ezgiyi bir anda yüreğinde hisseden Menekşe ile göz göze gelir ve artık hayata tutunacak bir umudu; bir dalı; bir sap, bir saksı ve giderek bir dünya menekşesi olur, dünyası Menekşe olur. Ve ben bu hayatı der dizinin bir yerinde, seni tanıdıktan sonra iki kişilik yaşadım. Menekşe’nin pastanesine girer işçi olarak, ona yakın olmak için ama oturma müsaadesi yoktur. Halil’in artık, yaşadığı odasında ve yaşamında; mızıkası ve içinde kendisi küçükken annesinin kucağında ve ona sarılmış bir küçük resmi ve bir iki oyuncağının olduğu anı kutusunun yanında 3 tane de menekşe saksısı olmuştur. Halil sevdiği kıza Menekşem der, Menekşe'si gizli buluşur Halil ile ve ona söz verir evlenmek için. Bir gün küçük ağabey Kadir, askerdeki çavuşu Mustafa’yı kız kardeşi ile görücü usulü evlenmesi için Urfa’dan getirtir. Mustafa’nın da yakın akrabalarından başka kimsesi yoktur ve küçük bir birikimi vardır ve hem iş kurmak hem yuva kurmak için kalkar Berlin’e gelir, aile başlık parası ister ve Mustafa’nın küçük birikimi başlık parası olur. Menekşe itiraz eder, baba Hasan'dan kötü bir dayak yer. Menekşe düğünü Halil’den saklar ama, düğün pastası Halil’in de çalıştığı pastaneye ısmarlanınca pastayı Halil getirir ve gelinlikle Menekşe’yi görünce kahrolur.<span> </span>Evlendiği gece Menekşe için kabus olmuştur. Ertesi sabah evde ninesi vardır ve intihar etmek ister, nine Menekşe’nin çektiği acıyı görür ve Halil’e kaçması için teşvik eder. Menekşe Halil’e kaçar, ancak Mustafa durumu öğrenince bu, Menekşe’nin babası ve özellikle küçük ağabeyi Kadir için namus meselesi, Mustafa için ise namus meselesi yanında aileye verdiği küçük birikimi olan başlık parası karşılığı düğünde takılan ve Menekşe'nin giderken götürdüğü, iş kurmayı hayal ettiği paranın geri alınması meselesi de olur. Ondan sonra töre işlemeye başlar ve babanın azmettirmesi ile Menekşe’nin ölüm fermanı imzalanır ve bir ölüm timi gibi küçük ağabey Kadir ile damat Mustafa Menekşe ile Halil’in peşine düşer. İstanbul’a doğru müthiş bir kaçma kovalama başlar.<span> </span>Büyük ağabey Yusuf ise baştan karşı koysa da sağduyusu olan bir gençtir. Aşklarına, ta başında,<span> </span>kaçan aşıkları kovalarken Halil’in odasında gördüğü menekşe saksılarından ve duvarda unutulan Menekşe’nin resminden inanır ve ninesi ile annesinin de çektikleri acıya dayanamayıp sonradan onlara yardımcı olur.</font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Sonuçta bir şeyler rayına oturur, Halil holdingine döner, Menekşe'nin babası Halil’i kabul eder, Mustafa düşmanları olur ama sessiz sakin kendi halinde bir adam olan ve tek amacı bir iş, bir yuva kurmak olan Mustafa, yediği bu darbe ile seri katile dönüşür ve tehlikeli bir şekilde Menekşe'yi yok etmek üzere peşlerine düşer. Ama bana göre dizinin keyfi Halil'in Holdingine geri dönüşüne kadardır. Bundan sonra, bir tarafı tehlikeli gerilim olmasına rağmen, dizinin, Holding ilişkileri ile birlikte bana göre sıradanlaşıp, keyfi kaçtı. Yalnız Final sürpriz bir gelişmeyle son buldu ve hoştu ve etkileyiciydi, finali izledim. Kızım uzun süre etkisinde kaldı ve ağladı. Ve Dizi uzamadı ve bir sezonda bitti. Kötü örnek; Binbir gece…Evet bence ilk sezon bitmeliydi. Ve uzatmamak için üçüncü ve gerçekten iyi bir örnek, üçüncü sezona girdi ve tempo hiç düşmedi, anladınız, Yaprak Dökümü…Oyuncular, tecrübeli oyuncuların yanında gençler de ezilmeden, hakkını vererek, istisnasız hepsi müthişler ve kurguda hiç aksama yok. Bir sezon daha uzasa diyebileceğim bir dizi. Evet emekli olunca büyükşehire, bir metropole, İstanbul gibi bir metropole yerleşen ve etik değerleri ve gururu ile yaşayan ve çocuklarını da aynı terbiye ile yetiştiren emekli kaymakam Ali Rıza bey ve ailesi, metropol ilişkileri içinde, aileye bir gelin ve bir damat girince inanamayacağı acıları yaşamaya başlıyor. Ve her şeye rağmen Ali Rıza b., bir çınar gibi yıkılmadan ayakta kalarak, ailesini eksiltmemeye çalışıyor…Dizi ile birlikte bu devasa metropolün; hızla dönen sosyal ve ekonomik çarkı içinde insanları nasıl öğütüp, yutup, yok ettiğini, ailenin yaşantısı içinde çektikleri acılara şahit olarak ve içimiz burkularak ibretle izliyoruz. </font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font> <p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman'">Yorumumu konu ile ilişkili bir fıkra ile bitirmek istiyorum; <span style="color: #181512">"Temel'e bir evde taze incir ikram etmişler. İlk kez gördüğü ve yediği bu meyveyi çok sevmiş ama bunun adını sormaya utanmış. Ertesi yıl aynı eve gidince, ev sahibine; "Bana geçen yıl bir yiyecek ikram etmiştiniz, ondan var mı?" diye sormuş. Ev sahibi; "Size ne ikram etmiştik?" deyince, Temel aklında kaldığı kadarı ile geçen yıl yediği meyveyi tarif etmiş; “Kabuğu mor renkteydi. Kabuğu soyunca, içi beyaz ve yumuşaktı.”. Ev sahibi bu tarifi duyunca, "herhalde patlıcan ikram ettik" diye düşünmüş ve Temel'e bir patlıcan getirmiş. Temel patlıcanı ısırmış, yüzünü buruşturmuş; “Siz bunu hem uzatmışsınız, hem de tadını kaçırmışsınız.” demiş ev sahibine.</span></span></p><p><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: #181512">Ancak herşeye rağmen Asi'nin keyif dozunda birşeyler var ve ben Asi'yi izlemekte devam edeceğim. Sevgiyle kalın sevgili arkadaşlar...sevgiyle... <br /></span></span></p>
<p style="margin-left: 18pt"><font face="Times New Roman" size="3">Yurt dışındaydım, yeni geldim. Yoğun işlerimiz nedeni ile internete girmeye fırsat bulamadım. Dizinin kaç bölümü verildi bilemiyorum, iki mi acaba. O arada yeni sezonun ilk veya iki bölümü yayınlandığından biraz geç olacak ama, fragmandan biraz bahsedebilirim. İlk bölümün fragmanı benim beynimde ve damağımda toprak rengi, tadı ve kokusu bıraktı doğrusu, yani hoştu, ama torbadan çıkan Ali ve Zeynep’den sonra içeriği nasıl gelişir bilemem. Örneğin, Asi’nin zorlu geçen bir senenin sonunda işlenmek üzere yola çıkan ürününün taşındığı kamyon üzerinde tatlı bir yorgunlukla uzanması hoştu (Görüntü yönetmeni çok hoş görüntüler alıyor.). Ama affınıza sığınarak, ben de dizideki şehir kızı Leyla gibi şehir insanı olduğumdan, o ürün, mısır mıydı, buğday mıydı ya da neydi anlayamadım. Buğdaysa dizide buğday tarlası görmedik sanki, ayrıca buğday açıkta mı çuvalda mı taşınır, bilemiyorum. Mısırsa (böceklenen ürün hep mısırdı önceki sahnelerde ya), ama o zaman da taneleri ne zaman ve nasıl çıkartıldı. Koçanı ile kopartıldıktan sonra işlenmek üzere taşınmalıydı sanki, o zaman da o taneli ürün neydi, neyse cehaletimi mazur görün (Senaryoda, başından beri böyle açıklar çok verildi, ancak bütünü ile Asi’yi izlediğimizde, son zamanlarda torbadan çıkan Ali ile Zeynep ve senaryoda gelişen bazı saçmalıklar dışında, bu açıkları hoş görecek kadar lezzetinde bir dizi izledik.)</font></p><p style="margin-left: 18pt"><font face="Times New Roman" size="3">Fragmandaki cenaze ise herhalde Cemal ağa’nındı. O zaman orada durmak lazım diyorum. Bence ama sanırım herkesce de sevgili Tuncel Kurtiz ve onun o muhteşem oyunu ile çizdiği Cemal ağa tiplemesi olmadan Asi dizisi izleyiciye artık ne kadar eskisi kadar tat verir bilemiyorum. Ayrıca içeriğinde, Neriman h. ve kızları, baba ve dede desteğinin eksikliği ile ne kadar dengeyi yakalarlar ve senaryoda da bu eksiklik izleyicide de nasıl bir eksiklik duygusu yaratır bilemiyorum, göreceğiz.</font></p><font size="3"><font face="Times New Roman">Evet bu sezonun verilen bölümlerini izledikten sonra benim için bir yorum-analiz yapmak mümkün. Sevgiyle kalın diyorum sevgili arkadaşlar.</font></font>