Bahriyeli Ahmet

Yıl1963
Süre112 dk
TürDram, Duygusal, Macera

‘Nihavent Makamında Yaylı Tambur Taksimi’.

Küçük kızı, hapisteki Bahriyeli Ahmet’i ziyarete gelmiş. Gül’ün getirdiği pakette ‘biraz pufböreği, köfte, azıcık da patates’; Hamza’nınkinde ise, haftaya afilli çıksın diye, ‘çorap, mendil, bir de gömlek’ var.

Ayla; “Gül Abla sana neler getirdi neler.”

Gül; “Dediğine bakma hiçbir şey getirdiğim yok.”

Ahmet; “Yapacağın ne kaldı Gül? Şurda rahat bir uyku uyuyorsam senin sayende bu.”

Gül; “Bunları tekrarlama. İçimden ne geliyorsa onu yapıyorum.”

Ahmet; “Ayla ortada kalacak, ziyan olacaktı. Sonra ben nasıl yaşar, hayatın neresinden başlardım.”

Hamza; “Gül gibisini bulan öpüp başına koysun.”

Ayla; “Rengin azıcık soluk bugün. Hiçbir şey düşünme babacığım.”

Ahmet; “Sen de aynı şeyi yapıyor musun?”

Ayla; “Tabii! Senin için her gece dua ediyorum. ‘Allahım’ diyorum ‘bizi koru. Babamı bana bağışla. Haftada bir defacık görmek yetmiyor. O’nu rüyalarıma yolla’. Sonra gözlerimi kapatıyorum, hemen geliyorsun. Şekerler, çikolatalar getiriyorsun. Yanaklarımdan öpüyorsun. Birden gideceksin, beni bırakacaksın diye korkumdan gözlerimi açamıyorum.”

Gardiyan; “Vakit tamam.”

Ahmet; “Bir haftacık daha bekle, benim canım kızım.”

60’lı yıllardayız. İstanbul’un deniz kenarındaki banliyölerinden biri. Uzak ve ufacık bir semt. Herkesin hayatı iç içe. Ahşap evlerde laf, dedikodu eksik değil. Sadettin Erbil’in sesinden dinlediğimiz açıklama; “Bahriyelinin kızı, anasının ölümünden sonra buralarda büyüdü. Denizden dönen balıkçıları seyrederken babasını hatırladı, ağladı.

Bahriyeli Ahmet bir gün denizde yer meselesi, pey meselesi yüzünden yabancı bir balıkçıyla kapıştı. Adamın bir gözünü söndürdü. 3 yıl verdiler. Semtte Bahriyeli Ahmet’in başına gelenlere üzülmeyen kalmadı. Bahriyeli namusluydu, mertti. Yürekli, bilekli adamdı. O hapse girince ortada kalan kızını kapı komşuları Gül’le annesi Lebibe bakıp büyüttüler. Kayıkhane bekçisi Osman Reis’le Hamza’nın da Ayla’ya emekleri geçti.

İkisi de Ahmet’in en kral arkadaşlarıydı. Ayla, balıkçıların dönüş zamanı deniz kenarına iner babasının arkadaşlarını seyrederken kendisini tutamaz ağlar ama yakında hepsi bitecek. Bahriyelinin tahliyesine bir hafta kaldı.”

29 Temmuz, Pazartesi günü ‘bütün çektikleri bitecek, hasret sona erecek’.

Kahramanımız yiğit, güzel bir delikanlı. Mert ve karakterli. ‘Kadınların rahat bırakmayacağı tipten’. Her bakanın içini titretiyor. Racon gereği sol kolunda bileklik mevcut. Lakabı ise ‘askerliğini bahriyede yaptığı için’. Babası da balıkçıymış. Denizde ölmüş. “Günlerce sonra bulduk. Bir yerine bir şeycik olmamıştı. Meğersem balıklarla kuşlar babanı tanımışlar, dokunmamışlar. Şuracıkta cesedine kapanıp denize küfretmiştin” diyecektir Osman Reis.

Bu semtin çocuğu. Burada yetişmiş. Görgüsü, bilgisi buraya göre. Ancak içkili gazinolara, o pırıltılı yerlere de düşkün. Bir zamanlar oralarda adı söylenirmiş. Sonra bakmış ki bu hayatta iş yok, ayağını kesmiş. Yine de hâlâ seviyor gibi. “Sevmek ne demek, bayılırım. Küple içsem vız gelir” demişti ama birkaç kadehte ‘kolu kanadı kırılıyor’.

Karısı, yıllar önce, öğrenemeyeceğimiz bir nedenle rahmetli olmuş. ‘Çok bilmiş, çıtı pıtı’ kızı Ayla 6 yaşında. ‘Kara, üzüm gibi gözler’. İri, yuvarlak, parlak ve tatlı. Kavisli kaşlar. Geniş ve çıkık bir alın. Süt dişleri değişmeye başlamış. Aziz Nesin’e “Şimdiki Çocuklar Harika” kitabını yazdıran ‘büyümüş de küçülmüş bir hali var’.

Gül, bizimkilerin kapı komşusu. Annesinden başka kimsesi yok. ‘Uzun boylu, açık kahverengi gözlü, koyu kestane saçlı, incecik belli, narin bir genç kız’. Ahmet hapse düşünce Ayla’ya kol kanat germiş. Haftalık hapishane ziyaretlerini de aksatmıyor. ‘Saat ayarı gibi, bir gün bile şaşmamış’. Bunca çırpınmasının gerekçesi ise hazır. ‘Öksüze bakmak sevapmış, Ahmet Abi de yardıma, şefkate muhtaçmış’. Bu hali hep yardım için, şefkat için. Başka bir sebebi(!) yokmuş. Lebibe Hanım’ın “Hepsi iyi hoş ama konu komşuya ne diyeceğiz. Elin genç erkeği, sen de genç bir kızsın. Etmedik laf bırakmazlar” demesine aldırmıyor bile.

Hamza, Ahmet’in en yakın dostu. ‘Ne ana, ne kardeş ne akraba’. Kimsesi yok. ‘Leylek yuvadan atmış da dünyaya öyle gelmiş sanki’. Sol ayağı hafifçe aksıyor. “Şu deniz beni yedi bitirdi. Sakat bıraktı. Gene de ayrılamadım. Görüyor, kokluyorum yetiyor” diyecektir. Denizsiz yaşayamazmış. İçine işlemiş bir defa. Şimdi yardımcısı Rüstem’le ‘kız gibi tekneler, motorlar, kotralar yapmakla meşgul’. Mavna tamiri de var. Hiç sevgilisi olmamış. Ne zaman birini beğenip takip etmeye kalksa ‘pergelleri açıp’ yetişemiyormuş. “Hadi ordan! Bacağı eksik meyhane maşası” diye laf işitmek de cabası. İşi masal kızlarına kalmış artık.

Tren yoluna bakan alanda bir çayevi var. (Çekimler, Erol Taş’ın Cankurtaran’daki kahvesinde yapılmış). Mahallenin nabzı burada atıyor. Selahi İçsel, Ahmet’in şerefine ‘dükkânı yenilemiş, yağlı boya yaptırmış’.

Masaların birinde ‘filmin kötü adamı’ Hasan ile karşılaşıyoruz. Gülmeyen bir yüz, aşağı sarkık bıyık, bakışları da ters mi ters. Hafif ‘kelaj’ kafası kasketli, beli beyaz kuşaklı. Yeleği ve arkasına basılı pabuçları da durum vaziyetine uygun. Tespih elinden çok kolunda. Bir şeye bozulduğu zaman tükürüyor. Gerçi kızgın olmadığı zaman yok ya neyse. Mahallenin ‘Ali kıran baş keseni’.

Aksi gibi O da Gül’e tutkun; “Neyim eksik be kızım, söylesene. Gençlikse gençlik. Paraysa istediğinden fazlası var. Ee, yakışıklı da sayılırım. Daha ne istersin?” Genç kızın ‘zırt pırt’ hapishane ziyaretine gitmesine gıcık kapıyor. “Şu Bahriyeli amma kısmetli herif be. Kafama koydum, ben de içeri gireceğim.

O zaman bana da böyle gelme de göreyim seni” deyince “İnşallah!” ve “Sen hapse gir hele biz her gün geliriz!” yanıtlarını almıştı. Arkadaşı Erol da evlere şenlik. Kötülükte mahallenin 2 numarası. ‘34 AH 456’ plakalı taksiyi bir şoföre vermiş. Bütün gün direksiyon sallatıyor. Bizimki de tavla oynayıp nargile fokurdatmakla meşgul.

Tahliyesi gelen Ahmet “Şükür kavuşturana, Allah bir daha göstermesin” dualarıyla karşılanır mahallede. Yıllar sonra ilk ev yemeğini Güllerde yiyor. Bir tek Hasan’la Erol mutsuz. “Elin sabıkalısı kahraman olmuş da haberimiz yok” diye kamış atıyorlar. Hamza da Onlara inat ‘çok şekerli bir kahve’ ister Selahi İçsel’den. “Şöyle hasret kavuşturan cinsinden olsun. Malum ya Ahmet hapisten çıktı. Ağzımızın tadı artık yerine gelecek.”

Osman Reis, kayığını dünden hazırlatmış, temizletmiş. Kahramanımız “Deniz bize küstü. Babama da bana da ihanet etti. Rızkımı başka yerlerde arayacağım” havalarındaydı. Ama burada büyümüş. Deniz olmazsa kuruyacağının farkında. Hamza’nın yanında çalışmaya başlar. Böylelikle denizden de ayrılmamış olacak.

Gül’ün durumunda değişen bir şey yok. Osman Reis “Senin de genç yaşta çilen! Babası hapse girdi Ayla’ya sen baktın. Hapisten çıktı gene sana yük” diyordu. Ancak hiç yakınıcı değil genç kız. ‘Öksüzlüğünü bölüştüğü için mutluydu’. Aslında ‘kör kör parmağım gözüne’. Her halinden Ahmet’i sevdiği, kara sevdalı olduğu belli. Sonunda ‘bir ömür boyu beklemeye razı olduğu sözleri’ Ahmet’ten duyar. ‘Haftayı bulmaz, iki gün sonra Lebibe Hanım’ın elini öpmeye gelecekmiş’.

Siyasette 24 saatin bazen çok uzun bir zaman olduğuna dair sözler vardır. Aşk için de geçerli galiba. O gün yaşayacakları bir olay her şeyi allak bullak edecektir. Necla Gençay adlı bir sarışın afet, bozulan deniz motoru için Hamzaların dükkânına gelmiş. Geliş o geliş. Ahmet’i ‘çok beğenmiş. Bayılmış. Birdenbire kurşun yemiş gibi olmuş’.

The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ albümündeki (1959) ‘Three to Get Ready’ (Dave Brubeck). Ertesi gün bir bahaneyle tekrar gelir. Mavi Gül’de dans edip şarkı söyleyen bir yıldız. Sinema ve romanlardaki gibi âşık olmuş. “Sana her bakışımda içim titriyor. Bana ‘hayır’ diyemezsin. Aşktan kaçacak kadar budala değilsin sen.” Kahramanımız “Her yaraya bir merhem bulunur.

Markası başka olsa da aynı işi görür” diyerek başka kapıya gitmesini söylüyor ama nafile. Genç kadın pes edecek, istediğini almadan gidecek biri değil. Allem edip kalem edip Ahmet’i gazinoya davet eder. Masa ayırtacakmış. ‘Gelemem’ diye nazlanmasına aldırmadan dediğini yaptırır.

“Gemilerde talim var Bahriyeli yârim var//O da gitti askere ne talihsiz başım var//Hani benim Ahmet’im, sarı lira vereceğim//Almazsa karakola gideceğim.” Gece kulübünde bu Hicaz türküyü söylüyordu. Ahmet’i locasına götürür. Şef garson Necdet de koca göbeği ile kırıtarak viski-şampanya servisi yapmakla meşgul.

‘Theme from Come September’ (1961) (Bobby Darin). Bizimki “Beni defterine yazma. Yazdınsa sil. İşte o kadar” diye diklendikten kısa bir süre sonra genç kadının istediği kıvama gelir. “İçelim. Necdet! Gel buraya. Doldur” diye bağırıyor. Eve döndüğünde gömleğinde ruj izi vardı.

‘Pınarın Başında Su Verdin İçtim-Ayşem’ (Burhânettin Deran) ve ‘Bahriyelim Güzelsin Niçin Beni Üzersin’. Bu Hicaz şarkı ve Uşşak türküyü söylediği bir başka gece yatakta beraberdiler. “Seni seviyorum. Saklamak değil söylemek hoşuma gidiyor… Ölüyorum senin için” falan diyor Necla. [Aysel Tanju bu sahnedeki geceliği ‘Hop Dedik’te (1963) de kullanmıştı].

Artık neredeyse her gün mahallede. [‘Yankesici Kız’ (1964), ‘Şoför Nebahat ve Kızı’ (1964), ‘Beyoğlu Piliçleri’ (1964), ‘Meyhaneci’ (1964) filmlerinden anımsadığımız] ‘34 AK 588’ plakalı 61 model Ford Fairlane Sedan ile alıp götürüyor delikanlıyı. Gül, Onları arabada beraberken görür. Ahmet, bunun için tam da ‘Lebibe Hanım’ın elini öpeceği’ günü bulmuş.

Hasan da olanları bire bin katarak yetiştirmekte genç kıza.

Sonrasında yumrukların konuştuğu iki sahne var. Mekân mahalle kahvesi.

The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ 33’lüğündeki (1959) ‘Take Five’ (Paul Desmond). Hamza “Bir kıza erkeği gammazladın mı adama yuh çekerler” deyince Hasan’dan 5 tokat 1 tekmeli iyi bir dayak yer.

‘The Man with the Golden Arm’ (1955) (Elmer Bernstein). Karşılığı 5 yumrukla gelir Hasan’a. Ahmet ‘tozunu almaya gelmiş’. Bu arada Erol’un payına da 12 yumruk düşer. Kafasını 4 kez de ağaca vuruyor.

Ayla, duruma el koymak gerektiğini anlamış. Necla’ya annesinden kalan mücevherleri vererek babasını bırakmasını ister. Sonraki sahne senaryonun en zayıf kısmı. Genç kadın bunları Ahmet’e geri verirken dürüst davranır gibi görünerek kendisine bağlamak ister. Oysa kahramanımız ayrılma kararını vermişti bile. Nedense daha önce değil de kadınları elde ettikten sonra bırakmak daha kolaydır erkekler için. “Burda başlamıştı, burda bitmeli. Uğurlar olsun” diyor.

Gül biraz üzgün. Bunlar hiç olmamalıydı. Osman Reis, bu saçı sakalı değirmende ağartmamış. “Daha sonra olmadı ya, şükredin” diyor. ‘Aşkın olduğu yerde affetmek de vardır’. Nişanlanırlar. Ahmet “Bahriyeli öldü!” diyerek yeni bir lakap bulmaya kalkışır kendine. Ama Bahriyeli namı ölür mü hiç. ‘Erkekler bazen pusulayı şaşırıyor, rüzgâra kapılıp istemedikleri bir karaya savruluyor’ o kadar. Kadınların böyle bir ‘pusula şaşırması’ ise ‘mezarlığa savrulmakla’ biter genelde.

‘Hani Bir Gün Gelecektin’ (Teoman Alpay). Necla’nın Nihavent şarkıyı söylediği gece Hasan da gazinodaydı. Zalim bir plan önerir. “Kız bana Bahriyeli sana, tamam mı?”

Gül ve Ayla’yı ayrı ayrı kaçırırlar. Hasan, tam muradına erecekken çıkan kavgada yanlışlıkla Necla’yı; Bahriyeli de Hasan’ı öldürür. Sonrası ‘Kanun Namına’ (1952) gibi.

‘Gayane Suite No. 1; V. Lullaby’ (1941/42) (Aram Khachaturian). Kahramanımız polisten kaçarak Osman Reis’in kulübesine sığınır. [‘Zehirli Hayat’ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım da olayı seyredenler arasındaydı]. Canına kıymaya karar vermişken kızının sesini duyup teslim olur. Artık vuslat uzun hapishane yılları sonrasına kalmış.

‘Hicaz Makamında Yaylı Tambur Taksimi’ ve ardından ‘Gemilerde Talim Var’.

Ayla; “Büyüdüğümü göreceksin. Öyle kocaman olacağım ki tel örgüyü aşıp seni böyle öpeceğim.”

Gül; “Kaç yıl olursa olsun bekleyeceğim. Şimdi bir de kızım var. Allahtan başka ne isterim.”

Hamza; “Sigara, iç çamaşırı. Başka bir şey istiyor musun?”

Ahmet; “Atölyeyi fabrika yapacaktın, unutma.”

Osman Reis; “Buraları senin namını, adını, şanını unutmayacaktır Bahriyeli Ahmet.”

‘Hüzzam Makamında Yaylı Tambur Taksimi’.

Evde içki masasına kurulmuş. Kızından saatlerdir haber yok. Nihayet minik bir ayak sesi.

Ahmet; “Nerdesin bu saate kadar? Hamza seni aradı. Gül bütün komşuları dolaştı, bulamadı. Sana sordum nerdeydin?” (Ayla kayıp! Gül ve Hamza her yerde arıyorlar O’nu. Bizimki ise Yeni Rakı’sını açmış efkâr dağıtıyor).

Ayla; “Bar’dan geliyorum.”

Ahmet; “Nerden, nerden?”

Ayla; “Necla ile konuştum.”

Ahmet; “…Senin ne işin var oralarda? Utanmadın mı?”

Ayla; “İftihar et! Senin yüzünden gittim. Ne hale düştüğümüzü görüyor musun? Kötü bir kadın yüzünden hepimizi...”

Ahmet; “Sus! Kes sesini. Hem suçlu hem güçlü. Üstüne vazife olmayan şeylere bir daha burnunu sokarsan...”

Ayla; “Oraya gitmem vazifemdi. O kadına kapılmıştın. Ne söyleseler dinlemiyordun. Başka çarem yoktu... Kimseye kızma. Suçlu sensin. Daha kimbilir neler olacaktı ama anneciğim hepimizi kurtardı. Mücevherlerini Necla’ya verdim.”

Ahmet; “Mücevherler Necla’da kaldı demek.”

Ayla; “Neyimiz varsa alsın da seni bize bıraksın. Başka bir şey istemiyorum ben.”

Ahmet; “İstediğin olacak. Oldu bile. Bitti o hikâye. Şimdi bitti.”

Böyle diyor ama ‘o hikâye’ adam öldürmelere varacak şekilde bitecektir.

(Yazan: Murat Çelenligil)

Kadro

Oyuncular

22 kişi
Yapım

Künye

Sinemaseverler

Yorumlar

18 yorum
ArtDirector18 Eylül 2025

Necdet Tosuna'a muhabbet tellallığı bayağı iyi gitmiṣ, Feridun Çölgeçen kadar olmasada....

Müceddet5 Nisan 2025

Gül’ün annesi oyuncular listesinde yazılmamış. Araski Hebo

Müceddet19 Nisan 2024

Bu filmde Araksi Hebo da oynuyor. Gülün annesi. Ayrıca Selahattin İçsel de oynuyor kahveci rolünde. Yeşilçam’ın emektar oyuncularını unutmayalım.

caner8 Kasım 2020

Öztürk serengil i ilk kez kötü rolde görüyorum :) Semra sar genç bayağı. İlk başta ayhan a abi abi diyor, sonra gönlü oluyor :) Necdet tosun u da görmek güzeldi. Tatlım, şekerim :) Ayhan, zengin kadınla arkadaşlığını ilerletiyor. Bir yandan da gül e bir şey demiyor. Küçük kız da bayağı bilmiş :) Öztürk serengil kötü rolde ama kadına gidip ayhan ın onu aldattığını söylüyor. Bu, güzel bir hareket. Kötü olarak düşündü ayhan ve elemanı. Ayhan ın yaptığı kötü bir hareket. Küçük kız gidip babasına gitme diyeceğine, bardaki kadına görüşmemesini söylüyor. En sonlarda nefsi müdafaa yaptı. Niye kaçtı ki anlamadım. Eski hapis mahkumu diye mi. Çok üzücüydü. İstanbul sokaklarını, eski taştan sokakları ve tahta evleri görmek güzeldi ayhan ışık koştururken oralarda. Kayıkhanenin olduğu sahil de güzelmiş. Kumkapı filan sanırım? İyi rol yapmış, bayağı ter içinde kalmış gerçekten ayhan da koştururken. 2 kişiyi öldürdüğünü söylüyorlar. Niye gül gerçeği anlatmadı ki. Çok saçma. Kötü sonla bitecekken, yani daha kötü bir sonla, çok bilmiş kızı gelip kurtarıyor ve intihar etmiyor :) Ayhan ışık ın öztürk serengil ve necdet tosun a dayak attığı ilginç bir filmdi :)

Ali_Alamuti2 Temmuz 2019

Mahallenin aile ortamında bir film. Öztürk Serengil, mahallenin kötü karakterini, Ayhan Işık da iyi karakterini iyi oynamış. Aslında bütün roller için oyuncu seçimlerini beğendim. Belki de, karakterlerin gerçekçi olması herkesin işini kolaylaştırmıştır. Yani, ne kötüler çok kötü, ne iyiler çok iyi. Parla Şenol, yaşına göre cidden uzun cümleler içeren rolunde başarılı imiş. Salacak görüntülerini de beğendim.

performer5 Haziran 2017

safa önal'ın senaryosu hep olduğu gibi yine başarılı. evet diğer arkadaşlar gibi bende ayhan ışık ve semra sar uyumuna katılıyorum.

Kaptan3417 Ekim 2016

Oyunculara hikayesi çok başarılı Ayhan Işık ve Semra Sar uyumu muhteşem

jones.seker24 Ağustos 2014

filma bayıldım her sahnesi ayrı güzel küçük yıldız parla şenol muhteşem bir oyunculuk çıkarmış ayhan ışık ve semra sar uyumu etkili olmuş

Avcı2423 Mayıs 2014

çok başarılı bir film aşkın katılması ayrı güzel olmuş ayhan ışık semra sar çok başarılı ikili olmuş ve yakışmışlar...

Papatyam3422 Nisan 2014

Ayhan Işık en sevdiğim filmlerinden birtanesi rolünün hakkını vermiş filmin konusu ilgi çekici Semre Sar ile iyi ikili olmuşlar filme çok yakışıyorlar.......

Lalegül3410 Şubat 2014

ayhan ışık başarılı filmlerinden semra sar ile beraber çok beğendim

nese3414 Eylül 2013

ayhan ışık ve semra sar çok başarılı

yasak7530 Mayıs 2013

gerçekten çok güzel bir film mutlaka izlenmeli

sınırsız3415 Nisan 2013

süper bir film

benimsinema6 Nisan 2012

parla ayhanin kizidir ve öksüz bir kizdir. komsusu semra tarafindan bakilan ve büyütülen bir kücük kiz. ayhanla semra birbirine asiktir. ayhan birgün nefsini yenik düsüp, semrayi bir bar kadiniyla aldatir. öztürkte semraya asiktir. bu durumdan faydalanmak isteyen aysel ve öztürk, semrayi tuzaga düsürürler. semrayi kurtarmak icin ayhan öztürkle dövüsürken, öztürk ayseli vurur. ayhanda öztürkü ve sonra teslim olur. diger arkadaslara katilmiyorum, komedi degil film. izlerken zevk veren tipik türker inanoglu filmidir....

aycell_9011 Haziran 2008

şarkılar hakikaten güzeldi.filmde güzel ayhan ışık filmi bu izlenmez mi??

erakman25 Nisan 2008

  muhtesem bir film..pavyonda söylenen şarkı hala aklımda.aman aman aman bahriyeli,beyazda giymiş terbiyeli;adım atışıda talimli,yaktı beni bahriyeli...sevim şengül tabıkıde

Tu0001410 Ekim 2005

Bahriyeli Ahmet (Ayhan Işık) bir kavga sonucu hapis cezası alır. Kızı Ayla’ya (Parla Şenol) komşuları Gül (Semra Sar) ve annesi bakmaktadırlar. Gül Bahriyeli Ahmet’e aşıktır. Tahliye olan Bahriyeli, arkadaşı Hamza’nın (Suphi Kaner) atölyesinde işe başlar. Bu habere sevinmeyen tek kişi ise, mahallenin serserisi Hasan’dır (Öztürk Serengil). Hasan Gül’e aşıktır ve Bahriyeli Ahmet geleceğe dönük hayallerinin önündeki engeldir. Bahriyeli ise, Gül’ün kendisine olan ilgisini hissederek ona yakınlık duymaya başlar. Kızı Ayla ve Gül’le birlikte mutlu günlerin geri geldiğine inanmaktadır. Bir gün çalıştığı atölyeye Necla adında (Aysel Tanju) zengin bir şarkıcı gelir. Ahmet’ten etkilenir ve onun peşini bırakmaz. Necla’nın Bahriyeli’ye ilgisini farkeden Hasan, onunla buluşup bir plan yapar. Hesabına göre Ahmet Necla’ya kapılırsa, Gül de kendisine kalacaktır. İçkili bir alem sonrası kendini Necla’nın kollarında bulan Ahmet, sonraki günlerde de bu ilişkiden bir türlü kopamaz. Sonunda da Gül’le ayrılırlar. Küçük Ayla, babasının tekrar eski günlerine dönmesi için Necla’ya yalvarmaya gider. Ahmet de yaptığı yanlışın farkına vararak Gül’den özür diler. Barışan ve nişanlanan iki sevgili, evlilik hazırlığına başlamışlardır. Terkedilmeyi bir türlü içine sindiremeyen Necla ile Hasan Gül’le Ahmet’i ayırmak için yeni bir plan yaparlar. Necla Gül’ü Ahmet’in onda kalan eşyalarını vermek bahanesiyle evine götürür. Hasan da bu arada Ahmet’in kızı Ayla’yı kaçırır. Küçük Ayla’nın arkadaşları Bahriyeli’ye haber verirler. Çılgına dönen Ahmet kızını Hasan’ın elinden kurtarır. Kaçan Hasan Necla’nın evine gider ve orada zorla alıkonulan Gül’e saldırır. Bahriyeli eve baskın yapar. Hasan Bahriyeli ile boğuşurken yanlışlıkla Necla’yı öldürür. Ama Ahmet’le giriştikleri kıyasıya çatışmada kendisi de ölür. Gül’ü kurtarıp oradan uzaklaşan Ahmet, Hamza Reis’in atölyesinde saklanırken polisler tarafından kuşatılır. Bir cinayet işlediği için intihar etmeyi düşünen Bahriyeli, kızı Ayla ve nişanlısı Gül’ün olay yerine gelmesi ve ona seslenmeleri üzerine silahını bırakır ve polislere teslim olur…

Yorum yaz

Benzer

Ayhan Işık'in diğer filmleri

Filmografi →