Ayrılık Günleri
Giorni dell'abbandono
Olga, sıradan bir hayatı olan genç bir kadındır, memnun ve mutludur, hiç beklemediği bir anda kocası tarafından terk edilir. Bu terk ediliş Olgayı, acı dolu bir girdabın içine çekmeye başlar. Kocasıyla yaşadığı ayrılık günleri kendisine ve herkese işkence ettiği sonu gelmeyen azap dolu saatlere dönüşür. Kimse tarafından sevilmediği ve artık istenmediğini düşünmeye başlar ve şiddetli sinirsel krizler yaşar. Azap dolu bu günler Olganın hayatı kavrayışında derin yaralar oluşturur ve artık yemek yemeyen, sersemlemiş ve yarı deli bir hale gelir.
Film birinci ağızdan kadın kahramanın kendisinin öznel bakış açısından anlatılmaktadır. Hikayeyi geliştirip, ruhun macerası olarak tanımlanacak hale getiren, öfke ve hiddetli doldurulmuş esrarengiz tasvirleri ve kişileri harekete geçirmesinde.
Olganın hikayesi, bizi nefessiz bırakan, zorla ele geçiren ve bir kadının en derin acılarını ve hayat deneyimini anlamaya sürükleyen tepetaklak bir düşüş.














Bir film izledim içim karardı. Ayrılık Günleri iyi başlamış beni sarmıştı. Oyuncular, mekanlar, müzik güzeldi. Öykü gerçekçiydi ama ne olduysa oldu yarıya gelmeden film tökezledi. Ve bir daha toparlayamadı kendini. Klişeler, gereksiz uzatmalar ve abartmalar üst üste gelmeye başladı. Sıktı. Goran Bregoviç ve Margherita Buy hatrına sonuna kadar izledim ama bittiktikten sonra farkettim ki, 96 dakikalık filmde izleyiciyi gülümsetecek bir an bile yoktu. Amerikan filmleri bunu yapmamaya özen gösteriyor, en karamsar filmlerde bile mutlaka güldürecek mizahi bir taraf oluyor. Böyle dibe vurdurmuyor izleyiciyi.