Askerin Dönüşü
Diyarbakır’dan ta İstanbul’a gidecek olan Güney Ekspresinde bir katardaki yolcular. O sabah terhis olan Ali; Yüreği acılar içinde yaşlı bir adam, Bekir; Gelini ve torunu Yaşar; Üzeri halı örtülü bir tabutta ise oğlu İbrahim.
Bekir; “Ne ağlarsın Gelin. Dünya fani insan konuk. Kim umardı ki benim oğlum eğri yolun fırsatını ganimet bilecek, devletten fermansız mal kaçıracak. Satacak mıydı aracılık mı edecek bilinmez.. ALIN TERİ DÖKMEDİNMİYDİ EKMEĞİN AĞULUDUR, ÖĞRENEMEMİŞ İBRAHİM. İNSAN İNSANDAN GÜN GELİP HESAP SORAR. (Ali’ye) Sormaz mı oğul… Ne ettin İbrahim, bizi böyle kanlı dertlere uğrattın. Reva mı? Geldik de ne bulduk şu yalan dünyada.”
Gelin; “İbrahim’in kanlısına mı acınacağız baba. DÜNYA ZULMÜNÜ ESİRGEDİ Mİ İBRAHİM’DEN. FERMANSIZ MAL İSTEMEYEN DEVLET EKMEĞİMİZİ SUYUMUZU KOLLADI MI. İBRAHİM’İN DERDİ YOKLUKTANDI. YOKLUK, ONUN BUNUN VARLIĞINDANMIŞ. Şimdi İbrahim’in katiline mi ağıt yakacağız?”
Jenerikte Yıldıray Çınar’ın söylediği ‘Dam Üstünde Çul Serer’ (Ali Kızıltuğ) türküsü. Güneydoğu sınırında Doğudil Jandarma Karakolu. Terhis hazırlığı içindeki Ali..
Er arkadaşı; “Daha üç günün var. Bu ne telaş oğlum?”
Ali; “Üç gün değil aslanım tam 67 saatim kaldı. Dile kolay iki yıl. Fukara anam yolumu gözlemeye başlamıştır.”
“Sizden eskiyiz” dediği Teğmen’i ile ‘karşılıklı sigara tellendirmiş’ ve sıra onda olmasına karşın artık bulaşık yıkamıyor.
Terhisten bir gün önce, Başçavuş Niyazi’ye gelen bir kaçakçılık ihbarı ile Diyarbakır Yolu'nu tutarlar. 21 AU 973 plakalı Renault arabayı kullanan kişi kaçmaya çalışınca olanları, Ali, Teğmen’e şöyle anlatıyor “Dur dememize rağmen kaçmak istedi. Arabayı Başçavuşumun üstüne sürdü.
Komutanımın emriyle ateş açtım.” Teğmen’in yazdırdıkları “Bekir oğlu İbrahim Gündoğan’ın cenazesi vilayete gönderilmiş, ailesine haber verilmiştir. Arabada bulunan saat, çakmak cinsinden kaçak eşya vilayete teslim edilecektir.” Ali, gözlerini ayıramadığı bir resmi, İbrahim’in karısı, oğlu ve babası ile beraber olduğu resmi gizlice alır.
Kollarında ölen İbrahim’in son sözlerini ise hiç unutmayacaktır ; “Ekmek parasıydı.”
Trende, cenazeyi almaya Ergani’den gelmiş aileyi görür.
İçimizde fırtınalar koparan bu yolculuktan sonra İstanbul.
Bir nihavent şarkıyla (Kadri Şençalar / Vecdi Bingöl) ‘oh’ dediğimiz İstanbul ve ‘sıcacık’ mahallesi. “Ah güzel İstanbul, benim sevgili yârim//Güzelliğin aksetmiş boğazın sularına//Bir gönül macerası anlatıyor dalgalar//Mavi sular söylüyor kalbimin ninnisini.”
Önce, onu görünce berber koltuğundan yüzü tıraş sabunlu olarak fırlayan Erdal’ı tanırız. Adını öğrenemediğimiz anası ile hasret giderdikten sonra nişanlısı Nuran’ı (“Nasıl olacak, aklı fikri sende. Her akşam uğrar ‘döndü mü’ diye”) ve askerlikten önce yanında marangoz kalfası olarak çalıştığı Osman Ustayı (“Yaşlanmıştı biliyorsun. Ölüm dirim bizim için oğul”) sorar. Dükkânın yerine bir pastane açılmış. Erdal “Fena mı oğlum, koca pastane. Akşam oldu muydu fıstık gibi kızlar doluşuyor içeri. Hepsi eteğini tutmaz tasasız Raziye” diyecektir.
Nuran.. Amerikan Pazarındaki bir mağazada çalışıyor. Ali “Evlenince çalıştırmam seni” diyordu ama onca debelenmesine karşın iş bulamayınca, çaresiz, aynı yerde işçi olur. Amerikan Pazarındaki çalışması sırasında ‘The Temptations’ grubundan üç güzel şarkı dinliyoruz.
Nuran, parfüm (o 'parföm' diyor) ve kravat markalarının nasıl söyleneceğini öğretirken ‘Law of the Land’ (1973) (Norman Whitfield); Nuran’ın bir müşteriye giydirdiği kürk için “Paris’ten yeni getirttik. Üstünüze biçilmiş sanki” dediği sahnede ‘Ma’ (1973) (Whitfield); Ali, Patron’a dükkândaki mallar için “Hepsi kaçak değil mi” derken “Papa was a Rollin’ Stone” (1972) (Whitfield / Stone).
Onu her an İbrahim ve ailesinin resmine bakarken görüyoruz. Annesi bir gün "Kim bunlar Ali? Ne güzel gözlü kız. Allah kocasına bağışlasın" demişti. Aylar sonra yaşlı Bekir’e şunları söylüyor “Sizi unutamadım. Yaşar’ı , treni. Bir lokma ekmek yer misiniz, bir yudum suyunuz var mı, hep düşündüm. Kızınızla evlenmek istiyorum. İş tutarım, burada kalırım. Hayatta bir annem var yaşlı. Geçinip gideriz birlikte. İsterseniz.”
Delikanlı o kadar durgunlaşmıştır ki..
Annesi; “Eskiden gezip tozardın. Akşamları eve barka uğramazdın. Erdal da olmasa kimselerle konuşmayacaksın.”
Erdal; “Ulan, iyice boşladın bizi be. Varsa yoksa elindeki şu fotoğraf. Çıldırdın mı ne? Susup durma böyle. Dost zindan kapısında belli olur. Sır mı saklayacaksın benden?”
Günler geçip de Amerikan Pazarında sattıkları malların İbrahim’in yaşamını yitirmesine neden olanlarla aynı olduğunu anlayınca “Kimin yanında çalışıyormuşuz da haberimiz bile yok” diyecektir. 80’lerden sonra tüm ülke o dükkâna benzeyince kimbilir neler hissetmiştir.
Patron’la tartışıp Nuran’dan da ayrıldıktan sonra onu yine trenle [ve ‘Güller Bitmiş Viraneler Yurdunda’ (Âşık Sefil Feryadi) türküsü ile] İbrahim’in ailesini aramaya giderken görüyoruz.
İbrahim’in karısı Namık Kemal (böyle isimleri özledik) İlkokulunda hademe.
Okuldaki gösterişli merdivenin her iki tarafında tahtalarla korunmuş 4 fidan var. Ali, nice uğraştan sonra, o tahtalar gibi, zor durumdaki aileye sahip çıkıyor. (O yılların özverili gençliği geliyor aklımıza).
Ali ve annesinin o güzel ahşap evlerindeki konuşmaları..
Annesi; “Salon kiralarını soruşturdum. Babadan kalma bir elmas yüzüğüm vardı. Onu satsak diyorum. Taktığım yoktu zaten.”
Ali; “Düğün falan istemiyorum. Nuran’la evlenmek bile istemiyorum”
Annesi; “O nasıl söz oğlum? Yaraşır mı sana?”
Ali; “Hiçbir şey istemiyorum. Nuran başka bir insan artık. Gözü parada pulda. (Aslında, değişen kendisi galiba.)
Annesi; “Gençtir, heves eder.”
Ali; “Evlenmeye hakkım yok benim. Günlerdir düşünüyorum, enlenemem ben. Katilim anne, katilim ben.”
Annesi; “Neler söylüyorsun oğlum?”
Ali; “Bir adam öldürdüm. Tanımadığım bir insan. (Resmi göstererek) Bu kadının kocasını. Kaçakçıydı. Askerde.”
Annesi; “Kötü işlere bulaşmış. Günahı senin boynuna değil.”
Ali; “Anlamıyorsun anne, hiçbir şey anlamıyorsun. Günahı ‘kimsenin’ boynuna değil, günahı ‘hepimizin’ boynuna. Sen benim çalıştığım yere geldin mi? Nuran’la ne iş yaptığımızı gördün mü? Çaresizim elim kolum bağlı.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
Kadir İnanırAli
Bülent KayabaşErdal
Refik Kemal ArdumanBekir
Aydan AdanNuran
Muadelet TibetAli'nin Annesi
Feridun Çölgeçenİhsan
Güzin ÇorağanAyşe
Hüseyin KutmanPatron
İhsan Baysalİbrahim Gündoğan
Güler ÖktenAyşe
Yusuf SezerMağazaya çakmak getiren adam
Hayri EsenBulent Kayabas Seslendirmesi
Mümtaz EnerRefik Kemal Arduman Seslendirme
Abdurrahman PalayKadir İnanır Seslendirme
Jeyan Mahfi TözümSelma Güneri Seslendirme
Selma Güneriİbrahim'in Eşi
Tijen ParAydan Adan Seslendirmesi
Hayri EsenBülent Kayabaş Seslendirmesi
Timuçin CaymazHüseyin Kutman Seslendirmesi
Zafer ÖnenFeridun Çölgeçen Seslendirmesi 








Çok dramatik ve duygusal bi film.Senaryo etkileyici ve oyunculuklar başarılı.10/8
Ali tezkereyi alacağı son görevine gitmiştir. Kaçakçıyı öldürür. Evine dönerken trende kaçakçının ailesiyle gider memlekete. Evleneceği kız ona iş bulmuştur ama patronda hep kaçak mal satarak cebini doldurur. Ali bu vicdan muhasebesiyle öldürdüğü adamın ailesini bulur ve kadınla evlenerek kendini affettirmeye çalışır. Yeşilçamın en iyi örneklerinden biridir bu film.
cok basarili bir film öldürdügü adami unutamayan ve vicdan azabi ceken ve sevgilisini birakip öldürdügü adamin ailesinin pesinden giden bir adamin öyküsü acayip Güzel bir film,film ayrica cok sey anlatiyor mutlaka izlenmeli
tam lütfi akad lık bir film.
O yıllarda çevrilmiş filmlere bakıldığında konusu, oyunculukları, filmde kullanılan müzikleriyle çok çok üstün kılıyor diğerlerinden.
"....ekmeğine ortak, ayağına köstek. Hiçbir işe yaramam"
MÜKEMMEL BİR FİLM , ayrıca Kadir İnanır' ın Enayi adlı filmide çok mükemmel bir filmdir.
pek farkındalık yoktur bu film için oysaki türk sineması açısından çekilmiş dramların hem oyuncu hemde konusu bakımından en başarılı yapıtlarındandır emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum
güzel bir film rahmetli zeki öktenin bu kadar güzel bir dram çekeceğini bilemessin film bende daha cok denizlide çekildiği için ayrı bir çekicilik bırakdı bende şimdi gel çekilen yerlerden eser yok KADİR İNANIR VE SELMA GÜNERİ ye burdan tşk ler EMEKLERİNE SAGLIK
Kadir inanır sinemasının başyapitlarından...
bu film başyapıt döneminin çok ötesinde olan muhteşem bir film.çok içten ve naif zeki öktenle kadir inanırın en iyi çalışması bence.zeki ökten gerçekten harika bir film çekmiş çok kaliteli bir yönetmen.kadir inanıra söylecek söz bulamıyorum artık.yeşilçama fazla bence kadir inanır rolünü yaşamış resmen filmi alıp götürmüş.filmde kadir inanıra eşlik edenler de çok başarılı.bir de bir insanın her hali mi yakışıklı olur bıyıklı,bıyıksız,uzun saçlı,kısa saçlı her hali aşırı yakışıklı kadir inanırın.
Cok guzel bir film. Keske kadir inanir bu tür filmlerde oynasaymis daha cok. Zeki okteni tebrik ediyorum boyle filmi ellerinden gecirdigi icin. Selma guneri rolun hakkini cok iyi vermis.
Ali, Jandarmada askerlik yapar.Terhise 3 gün kala, bir ihbar üzerine operasyon düzenlenir. Ali de katılır.Yolda kaçak araba durmayınca, Ali,ateş açar ve kaçak mal yüklenen arabanın şohör ölür. Ali, suçlanmaz.Ali'nin terhis gün gelir ve tren istasyona gider.Orada kaçakçının cenaze ve ailesini görür. Aynı terene biner.Cenaze ve ailesi, memlekete dönerler.Ali ise İstanbul'a döner ve annesiyle karşılaşır. Sevgilisi Nuraya kavuşur.Ali, iş arar ama bulamaz.Nuray,bir butikte çalışmaktatır.Nuray'nın tavsiyeyle butikte çalışmaya başlar.Ali,misafire 'evet efendi' diye söyleyen işe alışmaz.Sonra butikin malınn kaçak malı olduğunu anlar.Nuray, bunu görmezlikten gelir.Ali, Nuray'nın ailesi ile görüşür.Babası ve Nuray, düğün ve gelinlik isterler.Ali,kaçak mal satan butiğe ve zengin hayat isteyen Nura'ya dayanamaz. Ali, işten ve evlenmekten vazgeçer.Trene binip öldüren şöförün memlekete gider. Ali, kasabada adamın resmi gösterip ailesini arar.Sonunda karısın okulda hademelik yaptığını bilir. Ali, okula gider.Karsıyla karşılaşır.Ali, kasabada çalışmaya başlar.Ali, o bayanla nişanlanır. Ali, karsına eski eşini öldürdüğünü itiraf eder.Karsı, Ali'ye öfkelenir.Ali'yi affetmez.Ali, dışarıda kalır. Bunlara rağmen Ali,karısına, üvey babasına ve üvey çocuğuna sahip çıkar. Karısı, Ali'nin iş yerine gelir ve ailesinin onu özlediğini söyler.Ali ve karsı, birlikte evin yolunu tutarlar. Kısaca sadakat-vicdan-sevgi üçgeninde mükemmel bir film.
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">1963 yılında Ölüm Pazarı adlı ilk filmini çektikten sonra tam dokuz yıl süre ile yeniden yönetmen yardımcılığına geri dönen Zeki Ökten’in,1970’li yılların ilk yarısı itibarı ile çektiği bir dizi piyasa filminin arasından asaleti ve ağır duruşu ile sivrilen ve birkaç yıl sonra birbiri ardına dizeceği başyapıtları müjdeleyen en özel filmlerinden birisidir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Sınır illerinden birisinde askerliğini jandarma olarak yapan Ali,terhisine sayılı günler kala çıkan bir çatışmada evli ve bir çocuk babası kaçakçı İbrahim’i vurmak zorunda kalır.Ali’nin hayatını tümüyle değiştirecek bu beklenmedik olay;İbrahim’in cenazesi,eşi,küçük oğlu ve babası ile tesadüfen ayni tren vagonunda yolculuk yapması ve yaşadıkları trajediye tüm yakıcılığı ile şahit olması ile dayanılmaz bir vicdan azabına dönüşür.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Ali’nin İstanbul’a dönüşü,bir takım değişim ve dönüşümleri gözlemlememize aracılık eder.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">En başta yaşadığı acı olayın etkisiyle,iç dünyasını çığlık çığlığa sessizliklere hapseden bir vicdan muhasebesi sürecine giren Ali’nin kendisi değişir,bambaşka bir adama dönüşür.Elindeki resme bakıp bakıp uzaklara dalan Ali’nin artık o eski uçarı ve delişmen Ali olmadığını başta annesi olmak üzere nişanlısı ve yakın çevresi fark etmekte geç kalmaz.</p>Askerlik öncesi yanında marangozluk yaptığı ve usta-çırak ilişkisi içerisinde sadece mesleği değil “adam olma” terbiyesini de edindiği ustasının ölümü, Ali için bir başka açmaza yol açar.Marangozluktan başka mesleği olmayan Ali işsiz kalmıştır. <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Marangoz ustasının ölümü;kollektif bir kültüre ve geçmişe sahip,töre ve adetlere sıkı sıkıya bağlı,sıcak ve duygusal ilişkilerin hakim olduğu “cemaat kültürü” ile geleneksel üretim biçimlerinin, yeni dünya düzeni karşısında tutunamayışını simgeler.Bu yitiriliş;“sabah ezanı ile kalkıp bismillah diyerek çekiç sallama,alın teri dökme,helal lokma”,”temeli Ahilik kültürüne dayalı ve hiyerarşik yapılanmanın belirlediği çalışma ilişkileri içerisinde iyi ahlakı,doğruluğu,yardımseverliği,kardeşliği etkin kılma” gibi ulvi değerlerin kaybolmaya yüz tutuşu ile özdeşleştirilmiştir. Ali Ekber Çiçek’in “Haydar Haydar” türküsünün enstrümantal versiyonu eşliğinde Ali’nin,belgesel anlayışı ile çekilmiş iş arama sahnelerindeki çarpıcı gözlemleri, bu eriyiş ve çözülmeyi tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Yeni dünya düzeni” kavramından,filmde önerilen haliyle olumlu ve modernist bir anlam çıkarılmamalıdır.Özetle denilmek istenmiştir ki devir;itin,uğursuzun,kopuğun,namussuzun,kansızın,kravatlı eşkıyanın,vurguncunun,karaborsacının,kaçakçının devridir. </p>Ali’nin nişanlısı Nuran ve patronu da,vahşi kapitalist dünya düzenine hizmet eden çarpık zihniyet dönüşümü ve sonuçlarına ilişkin verileri elde edebileceğimiz diğer iki simge karakterdir. <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Ayni mahallede büyüdüğü ve ”Nohut oda bakla sofa” tevazusu içerisinde mutlu bir yuva kurmayı düşlediği Nuran’da Ali’nin bıraktığı gibi değildir.Kolay yoldan para kazanmanın tadını alıp kısa sürede lüks bir yaşama kavuşma arzusu içerisindeki Nuran’a,artık eski İstanbul kültürünün son demlerinin yaşandığı köhne mahallesi dar gelmektedir.Çalıştığı mağazada çoğu kaçakçılıkla temin edilen yabancı marka ürünlere olan hayranlığı ve birgün onlara sahip olabilme tutkusu her halinden belli olan Nuran,patronunun istediği şekilde ürünlerin yabancı dildeki isimlerini başarıyla telaffuz edebilmekte,ehlileştirmeye kararlı olduğu Ali’ye de öğretmeye çalışmaktadır.Son moda kürk manto giymekle çağdaşlaşmayı,batılılaşmayı eşdeğer tutacak kadar kişilik erozyonu yaşayan Nuran,mağazaya gelen kaçakçı ile giriştiği ve gayet profesyonelce yürüttüğü çakmak pazarlığı ile oyunu kurallarına göre oynamayanın bu acımasız düzen içerisinde yok olacağını, peşinden sürüklemeye çalıştığı Ali’ye adeta ders verir şekilde gösterir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Nuran’da aslında kaçakçı İbrahim gibi gözü doymak bilmeyen ensesi kalın kalantor patronunun karanlık işleri için kullandığı maşadan başka bir şey değildir.Ali’nin,Nuran’ın ricası ile işe alındığı ve kırsaldan başlayıp şehre uzanan soygun çarkını tüm çıplaklığı ile gözlemlediği mağazanın ismi ise oldukça manidardır:Amerikan Pazarı…</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Tren yolculuğu sekansında İbrahim’in eşi;kayınpederinin kaderci,kabullenici ve “Kim umardı ki benim oğlum eğri yolun ganimetini fırsat bilecek,devletten fermansız mal kaçıracak” repliği ile ortaya koyduğu otoriteye itaat gösterir sinik tavrına şu sözleri ile isyan eder:”Dünya zulmünü esirgedi mi İbrahim’den.Fermansız mal istemeyen devlet ekmeğimizi,suyumuzu kolladı mı?İbrahim’in derdi yokluktandı.Yokluk,onun bunun varlığındanmış.Şimdi İbrahim’in katiline mi ağıt yakacağız?”</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Bu noktada suçluyu da işaret eder:Suçlu;yoksulluktur,çaresizliktir,fakiri daha fakirleştirip namerde muhtaç eden,zengini daha zenginleştirip semirten bozuk düzendir.Bu düzenden beslenen kan emicilerdir.Bu sömürüye yataklık edenlerdir;çanak tutanlardır;göz yumanlardır.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Aman vermez bir içsel çatışmanın orta yerinde umarsızca kıvranıp kendisini bulmaya çalışan ve bizzat şahit olduğu,kenarından köşesinden kendisinin de dahil olmaya başladığı kirli ilişkiler girdabının içerisinde boğulmaya başladığını hisseden Ali için kirlenen ruhunu temizlemenin tek çıkar yolu kalmıştır:Geri dönüp o resimdeki aileyi bulmak,onlara kol kanat germek,devletin kollamadığı ekmeği suyu kollamak…</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Zeki Ökten duyarlılığı ve özeninin her sahnede kendisini hissettirdiği bu son derece yoğun içerikli filminin başarısındaki en büyük pay sahibi isimlerden birisi de hiç kuşkusuz filmin keskin bir meydan okuma içeren duruşunu birbirinden sağlam ve işlevsel diyalogları ile temellendiren Selim İleri’dir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Sinema yaşamının henüz başlarındaki gencecik Kadir İnanır’da, Zeki Ökten’in kendisine verdiği şansı en iyi şekilde değerlendirerek bu ilk ciddi ve zor rolünün üstesinden gelmeyi başarmıştır.İnanır,daha sonra üç filmde daha beraber çalıştığı Zeki Ökten’in cenazesinde döktüğü gözyaşları ile ustasına olan sevgisini ve vefasını göstermiştir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Filmde en saygı duyulası ve izleyiciye huzur telkin eden karakter, hiç şüphesiz Refik Kemal Arduman’ın canlandırdığı ve Selim İleri’nin Anadolu bilgeliği kokan leziz deyişleri ile filme manevi bir boyut katan kayınpeder Bekir’dir.Ancak,hemen belirtmek gerekir ki bu karakteri filmin ayrıcalıklı bir unsuru haline getiren faktör,Arduman’ın oyunculuğundan çok eşsiz ses tonu ve tonlamaları ile seslendirmeyi gerçekleştiren Mümtaz Ener’dir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal">Askerin Dönüşü;yer yer yürek daraltıcı olarak nitelenebilecek sahneleri ile izleyiciyi karamsarlığa düşüren depresif bir film gibi görünse de özünde bembeyaz bir filmdir.</p>İyiye,güzele,doğruya,dürüste olan inancı tazeler;içinde yaşadığımız dünya ne kadar çirkefe bulansa da dik durmaya,temiz kalmaya devam eden cesur insanların hikayesidir. <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"> </p>
Bu filmin konseptini arkadaşlar bir güzel anlatmışlar yine sağ olsunlar. film;herne kadar Kadir İNANIR & Selma GÜNERİ filmi sayılsada. Bence esas ana karakter Refik Kemal ARDUMAN'DA adeta... bir, Mümtaz ENER'İ, bir Salih TOZAN'I, bu filmde olan baba rolüyle de, hiç aratmadı bana.
vicdan azabının ve insanlık gururunun anadolu bakış açısıyla anlatıldığı güzel bir film.yaşlı adamın sözleride ayrıca çok güzel
duygusal güzel film
<p>Filmde Ali çok güzel insanlık dersleri vermektedir.</p>
ZEKİ ÖKTEN'İN BAŞ YAPITI.GELECEK KUŞAKLARA BIRAKTIĞI GÖĞSÜNÜ KABARTACAK FİLMLERİNDEN, TÜRK SİNEMASI KLASİKLERİ ARASINDA BENCE YERİNİ ALDI. ARKADAŞLAR SENARYO ÇOK ÖNEMLİ, SİNEMACILARA AİT BİR SÖZ VAR, İYİ BİR SENARYODAN KÖTÜ FİLM OLUR AMA, KÖTÜ BİR SENARYODAN İYİ FİLM OLMAZ, FİLMDE YÖNETMENİN ROLÜ YADSINAMAZ . ÇOK KÖTÜ BİR SENARYO İSE İSTEDİĞİ KADAR ÇABALASIN BİR ŞEY OLMAZ. FİLMİN SENARYOSU ÜNLÜ EDEBİYATÇIMIZ YAZAR SELİM İLERİ'YE AİT. TRT2 DE PAZAR AKŞAMLARI NOT DEFTERİ ADLI PROGRAM YAPIYOR. İLGİ İLE İZLİYORUZ. SENARYOYU SELİM İLERİ YAZIP, ZEKİ ÖKTEN'DE USTA OYUNCULARLA ÖZENLE FİLME ALINCA ORTAYA GÜZEL BİR İŞ ÇIKMIŞ. KADİR İNANIR, SELMA GÜNERİ OLGUNLUK DÖNEMLERİNİN EN GÜZEL OYUNLARINI VERMİŞLER. USTA TİYATROCU REFİK KEMAL ARDUMAN VE DİGER YAN KARAKTERLER HEPSİ MÜKEMMEL OYUNCULUKLAR SERGİLEMİŞLER. SESLENDİRMELER O YILLARIN ŞARTLARINA GÖRE BAŞKA SANATÇILAR TARAFINDAN YAPILSADA ORTAYA ÖVGÜYE DEGER BİR ESER ÇIKMIŞ, TÜRK SİNEMASINDA YERİNİ ALMIŞ. ZEKİ ÖKTEN USTA'DAN SON YILLARDA SES GETİREN BİR FİLM İZLEYEMEDİK. BEKLİYORUZ......
şimdiye kadar nasıl izlememişim. oyunculuk, istanbul görüntüleri, değişen istanbul, değişen toplum, değişen değerler. senaryo selim ilerinindi sanırım. emeği geçenlere teşekkür. sinemamızın yüz akı filmlerinden. (müzikler çok hoş ve yerli yerinde)