<span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Film seçerken önce senaryoya ve kimin yazdığına bakma alışkanlığını kaybedemedim..Bana göre filmlerin <span> </span>kafa tası senaryodur. Yazan acaba yazarken hayal gücünde nasıl görüntüler ve duygularla yazdıklarına anlam veriyordur hep bunu da merak etmişimdir..o yüzden beğendiğim bir senaryoyu ah birde yazan yönetseymiş bir yerinde yazan da oynasaymış <span> </span>diyorum...Ve hep aklıma Yılmaz güney geliyor..Bence<span> </span>O yaşamı karaketeri duygu ve düşünceleriyle usta olmak sadece iyi yazmak iyi oynamak da değil diyor nesillere....Senaryo dedik ya Ülkemin alışkanlığı işte bir gülümserken bir de aah bee demeden olurmu hiç..Çünkü aklıma senaryoyu berbat edenler daha doğrusu tüketenler de geliyor..Tv yi açıyorum bir dizi film reklamı..kocaman harflerle Aşkı Memnu..Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden..Daha fragmanlardan anlaşılıyor..Yine tüketiciler iş başında..Faydanız yok bari zararınız olmasın eserlere..Başka bir deyimle de pirinçten vazgeçtik evdeki bulgurdan olmayalım..bari yeni nesiller Aşkı Memnuyu ve Halit Ziya Uşaklıgil’i sizlerle hatırlamasın..Amaç halka eser tanıtmak mı? hiç sanmıyorum...bu kadroylamı (Selçuk Yöntem hariç) böyle diziyle mi?...Ya siz nerdesiniz sinemacılar?...</font></span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Ülkede durum böyleyken sinirlenip film aramaya devam ediyorum..Ülke dışına çıkıyorum..Ve yine <span> </span>siz sinemacılaaar neden beni sık sık buna mecbur ediyorsunuz?..Ülkemde film bulamıyorum..Kitaplara dönüyorum..Ufukta Kolombiya olsun.<span> </span>. Site olarak <span> </span>zaten yönetmenlerden oyunculardan konuşulmuştur her zaman konuşulacaktır <span> </span>da..Ha bu arada Kızıl Oidipus’a yorummu? Filmi bulsam zaten izlerdim..Ben bugün inatla filmlerden görüntüden kastmıdır ne ondan şundan bundan değil bir de eseri eser yapanların kalemlerinden bahsetmek istiyorum....</font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana">Eşs</span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">iz bir yazar .....</font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana"> </span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Yakalandığı bir hastalık sonucu<span> </span>inzivaya çekilmiş </font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana">Gabriel Garcia Marquez’in </span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span>eşe dosta yazdığı bir veda mektubu....Tabi mektubun kendisine ait olmadığı da iddia ediliyor..Bu konuda bilgisi olan düzeltir artık..Marquez’in kaleminden;</font></span><strong><span style="font-size: 8pt"><font face="Times New Roman">“</font></span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana">Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok düş görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.<br /><br />Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.<br />Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.<br />Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.<br /><br />Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, yalnızca vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığı ile açardım.<br /><br />Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin yüzünü göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklardan öpmek isterdim.<br /><br />Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı…<br /><br />Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.<br /><br />Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.<br /><br />Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayaak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir biçimde….</span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana"> </span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana">Artık ölebilir miyim?”.</span></strong>
<span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Film seçerken önce senaryoya ve kimin yazdığına bakma alışkanlığını kaybedemedim..Bana göre filmlerin <span> </span>kafa tası senaryodur. Yazan acaba yazarken hayal gücünde nasıl görüntüler ve duygularla yazdıklarına anlam veriyordur hep bunu da merak etmişimdir..o yüzden beğendiğim bir senaryoyu ah birde yazan yönetseymiş bir yerinde yazan da oynasaymış <span> </span>diyorum...Ve hep aklıma Yılmaz güney geliyor..Bence<span> </span>O yaşamı karaketeri duygu ve düşünceleriyle usta olmak sadece iyi yazmak iyi oynamak da değil diyor nesillere....Senaryo dedik ya Ülkemin alışkanlığı işte bir gülümserken bir de aah bee demeden olurmu hiç..Çünkü aklıma senaryoyu berbat edenler daha doğrusu tüketenler de geliyor..Tv yi açıyorum bir dizi film reklamı..kocaman harflerle Aşkı Memnu..Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden..Daha fragmanlardan anlaşılıyor..Yine tüketiciler iş başında..Faydanız yok bari zararınız olmasın eserlere..Başka bir deyimle de pirinçten vazgeçtik evdeki bulgurdan olmayalım..bari yeni nesiller Aşkı Memnuyu ve Halit Ziya Uşaklıgil’i sizlerle hatırlamasın..Amaç halka eser tanıtmak mı? hiç sanmıyorum...bu kadroylamı (Selçuk Yöntem hariç) böyle diziyle mi?...Ya siz nerdesiniz sinemacılar?...</font></span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Ülkede durum böyleyken sinirlenip film aramaya devam ediyorum..Ülke dışına çıkıyorum..Ve yine <span> </span>siz sinemacılaaar neden beni sık sık buna mecbur ediyorsunuz?..Ülkemde film bulamıyorum..Kitaplara dönüyorum..Ufukta Kolombiya olsun.<span> </span>. Site olarak <span> </span>zaten yönetmenlerden oyunculardan konuşulmuştur her zaman konuşulacaktır <span> </span>da..Ha bu arada Kızıl Oidipus’a yorummu? Filmi bulsam zaten izlerdim..Ben bugün inatla filmlerden görüntüden kastmıdır ne ondan şundan bundan değil bir de eseri eser yapanların kalemlerinden bahsetmek istiyorum....</font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana">Eşs</span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">iz bir yazar .....</font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana"> </span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman">Yakalandığı bir hastalık sonucu<span> </span>inzivaya çekilmiş </font></span><span style="font-size: 9pt; color: black; line-height: 200%; font-family: Verdana">Gabriel Garcia Marquez’in </span><span style="font-size: 9pt; line-height: 200%"><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span>eşe dosta yazdığı bir veda mektubu....Tabi mektubun kendisine ait olmadığı da iddia ediliyor..Bu konuda bilgisi olan düzeltir artık..Marquez’in kaleminden;</font></span><strong><span style="font-size: 8pt"><font face="Times New Roman">“</font></span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana">Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok düş görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.<br /><br />Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.<br />Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.<br />Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.<br /><br />Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, yalnızca vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığı ile açardım.<br /><br />Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin yüzünü göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklardan öpmek isterdim.<br /><br />Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı…<br /><br />Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.<br /><br />Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.<br /><br />Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayaak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir biçimde….</span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana"> </span></strong><strong><span style="font-size: 8pt; color: black; font-family: Verdana">Artık ölebilir miyim?”.</span></strong>