Almanya Acı Vatan
Film, Türkiye’den göç etmiş işçilerin Almanya’daki yaşamlarını yeni evli bir çiftin hikâyesi üzerinden konu eder. Almanya’ya gitmek isteyen Mahmut, orada çalışan Güldane ile formaliteden bir evlilik yapar. Güldane, Mahmut ile evlenip onu Almanya’ya aldıracaktır. Mahmut da karşılığında tarlası ve hayvanlarını Güldane’ye verecektir. İkilinin Almanya’ya varmasıyla yolları ayrılır. Fakat gurbet hayatının ağır koşulları ikiliyi birbirlerine yakınlaştırır. Bir süre sonra, evliliklerini gerçek kılmaya karar verirler. Ancak Mahmut’un geçireceği dönüşüm, Güldane’nin önemli kararlar almasına sebep olacaktır.
Kadro
23 kişiOyuncular
Hülya KoçyiğitGüldane
Rahmi SaltukMahmut
Mine Tokgöz
Suavi ErenTalat
Fikriye Korkmaz
Bedri UğurAfili
Bigi SchönerMahmut'un Dostu
Orhan AlkanMusa
Seda Sevinç
Sabahat İzgü
Nermin Özses
Sabahat Gönül
Zafer ÖnenSeslendirme
Veysel Pala
Işık YenersuH.Koçyiğit Seslendirmesi
Erhan YazıcıoğluSuavi Eren Seslendirmesi
Rıza PekkutsalBedri Uğur Seslendirmesi
Devrim ParscanSeslendirme
Güler ÖktenSeslendirme
Müşfik KenterSeslendirme
Erdoğan EsenboğaSeslendirme
Ünal GürelSeslendirme
Engin ŞenkanRahmi Saltuk Seslendirme Yapım
Künye
YönetmenŞerif Gören
SenaryoZehra Tan
Görüntü Yönetmeniİzzet Akay
YapımcıSelim Soydan
ŞarkıRahmi Saltuk
Sinemaseverler
20 yorumYorumlar
Benzer
Filmografi →Hülya Koçyiğit'in diğer filmleri
2010Nisvan - Tarihe Adını Yazdıran KadınlarDram, Belgesel★ 9,1
2009Altın KızlarKomedi, Sitkom★ 7,8
2008İzzet Günay BelgeseliBelgesel, Biyografi★ 9,2
2007Aşk Eski Bir YalanKomedi, Duygusal★ 7,9
2007Anneler GünüDram★ 7,7
2007Hicran SokağıDram, Duygusal★ 8,0
2006Kabuslar Evi: Bir Kış MasalıGerilim, Gizem★ 8,5
2005Akad SinemasıBelgesel★ 8,9
yılmaz güney,zeki ökten,şerif gören ve atıf yılmaz'ın tarzında bir film bu yüzden bu 4 yönetmenden biri çekmiş olsaydı ki şerif gören yönetmiş ama diğer yönetmenlerin de daha başarılı çekme ihtimalleri yüksek olacaktı bence.
Altmışlı yılların başında başlayan Ülkemizin insanı için de umut kapısıda o dönemin yurtdışı çalışma gerçeğini dem vuran sosyo aktüel film; bir Hülya KOÇYİĞİT oyun resitali
güzel bir film. 1979'un ekonomik sıkıntılarından olsa gerek film teknik olarak zayıf kalmış ama anlatım şekli ile bu açığı kapatmış.
göztepe/karizma35 in anlattığı gibi gurbetçilerin verdiği yaşam mücadelesi güzel aktarılmıştır. başta hülya koçyiğit ve rahmi saltuk rollerini güzel oynamış. ayrıca güldanenin tacizcisi rolünde sanırım ismi veysel pala o sanatçıda filme ayrı bir renk katmıştır. görüntü kalitesi restore edildiğinde çok daha güzel bir film ortaya çıkacak.
Bir dönemin o meşhur Almanya göçleri ve sonunda çıkan trajediler Almanya'da işçi olmak hele Türk olmak. Türk kadını olmak ordaki yaşam zorlukları yabancı insanlara 2.ci sınıf muamele vs. konuları işleyen bir film. Bir yandan marklar ,dolarlar dış ülkeye kaçak gitmek için yapılan geçici evlilikler falan ustaca işlenmiş. Dönemine göre gayet iyi bir Hülya Koçyiğit filmi.!
Almanyada yaban ellerde çalışmanın zorluklrını sergileyen bir film.sanıldığının aksine işçi olmanın zorlukları makineleşen hayat h koçyiğitin eşsiz oyunculuğu ile anlatılıyor. çöpçü rolündeki oyuncunun kürsüde üç beş kelimeyle anlattıkları çok ilginç ve gerçek.işte güzel bir yapım
"Bu filmin konseptine hiç değinmiyorum... Sadece, sinemada işte Hülya KOÇYİĞİT bu diyorum!.."
hülya koçyiğitin güzel filmlerinden biri, sık sık tvde gösteriliyor
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Bir dramdan çok belgesel tadında izlenmesi gereken filmdir. Zira filmin içerisinde o kadar çok ayrıntı gizlidir ki, yönetmen ve görüntü yönetmeni bir olup, “bu ayrıntıların her birini nasıl yapsak da bir film süresi içinde anlatmayı başarsak” diye çok düşünmüş ve cevabını bulamamış olmalılar ki, filmdeki ayrıntıların büyük bir çoğunluğu ya bir iki cümleden oluşan diyaloglar, ya bir iki saniyeden ufak görüntüler, ya da sadece slayt şeklinde fotoğraflar gösterme yöntemleri ile anlatılmaya çalışılır. Ancak ne kadar uğraşılmış olsa da bu ayrıntıların büyük kısmı da hem seyircilerin hem de eleştirmenlerin gözünden kaçmıştır.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Filmi tekrar tekrar izleyerek, her izleyişimde yeni bir ayrıntı keşfederken, bir ya da iki izlemede gözden kaçan ayrıntıların listesini yapmaya çalıştım ve ortaya aşağıdaki liste çıktı;</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Bulgar sınırından geçerken Bulgar gümrük polislerine rüşvet olarak verilen marlboro paketleri, sınırlardaki ve yollardaki sorunlar ve verilen rüşvetler ayrıntısı.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Berlin’deki Türk Mahallesi (Kreuzberg)’in Berlin Duvarı’nın tam kenarında olması, soğuk savaş yıllarında Doğu’dan gelecek herhangi bir saldırıda ilk ateş altında kalacak Kreuzberg Halkı, yani Türkler olacağı ayrıntısı.Berlin Duvarı, tel örgüler, her iki taraftaki askeri yığınaklar, gözetleme kuleleri ve en önemlisi daha önce bir çok başka filme konu olmuş olan duvar üzerinde yegane sınır kapısı Check Point Charlie Güldane’nin tren garından eve giderken taksiden izlediği manzaralar içerisinde çok kısa anlık fotoğraflar şeklinde akar gider ve bunların ne olduğu, bu karelerin ne anlatmak istediği kimse tarafından anlaşılmaz.Ancak orada yaşayan ya da yaşamış olan yahut, Check Point Charlie ile ilgili diğer bütün filmleri izlemiş olan kişiler bunu fark edebilirler.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Yurt dışına işçi olarak çalışmaya giden Türkler’in hayatlarını gün gün saymaları, hayatın bir kronometre gibi yaşanması ayrıntısı.Bu konu da Güldane’nin Kreuzberg’deki eve geldiğinde ev arkadaşına “siz ne zaman geldiniz” sorusuna arkadaşının “37 gün oldu” şeklinde yanıt vermesiyle anlatılmaya çalışılmıştır.Türkiye’de herhangi bir vatandaş filmi izlediğinde bu konuşmalara hiçbir anlam veremez ve çok saçma bulur.Oysa gurbetçilerin hemen hepsi o yıllarda sürekli ay-gün hesabı yapmaktadırlar, bu onlar için çok normal bir diyalogdur.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Türk bir annenin çocuklarını bıraktığı bakımevinin girişinde Almanca “Kindergarten” yazmasının yanı sıra tabelada Türkçe olarak “Çocuk Yuvası” yazması da filmin çekildiği yıllarda henüz başlamış olup, daha sonra oldukça yaygın hale gelmiş olan Almanya’daki Türkçe tabelalar hakkında önemli bir ayrıntıdır.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Kişisel fikrimce filmdeki en önemli ayrıntı olan “ey işçiler birleşin” mesajı da yine birkaç saniye süren dondurulmuş kareye sığdırılmıştır. Kontrol görevlileri fabrikada ellerinde kronometre ile her işçinin bir teleksi kaç dakikada yaptığını ölçerek hangisini işten atacaklarına karar verirken, Talat karakteri koca mavi gözlerini açarak üretim alanında bütün işçilere ve kontrol görevlilerine uzun uzun bakar ve bu bakışlar sırasında ilginç mavi gözleriyle yüz ifadesiyle gereken mesajı verir. Kendisini neden kimse kontrol etmiyor diye soracak olursak cevap; çünkü o aslında bir işçi değil, işçilere dışarıdan bakıp onlara öğütler veren, okumuş yazmış, kendi çapında olayı aşmış birisi, onun filmdeki ve fabrikadaki görevi mesaj vermek. Bu mesajı ve ayrıntıyı da filmi izleyen herhangi bir kimsenin anlamış olacağını sanmıyorum.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Güldane ve Mahmut’a arkadaşları tarafından hazırlanan evin duvarında bulunan sigara reklamı da şahane bir görüntü başarısıdır kanımca. Yine dönemin yaşam anlayışını ve tarzını anlatmak için güzel bir öğedir.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Bütün bunların yanında Güldane ne zaman eve gelse ve radyonun düğmesine basıp bir şeyler dinlemek istese, o radyodan hemen belgesel ve röportaj konuşmaları yayınlanmaya başlar ve Güldane evin içinde bir yandan hayatının ne berbat bir hayat olduğuna ağlayıp geçip giden gençliğine ve talihsizliğine yanarken, Gurbetçiler’in sorunlarının masaya yatırıldığı bu konuşmalar devreye girer. Konuşmacılar, uzun uzun Gurbetçilerin sorunlarından, kayıp bir kuşaktan, hiçbir şey görüp yaşayamadan geçip giden ömürlerden bahsederler. İşte radyonun düğmesine basılmasıyla devreye giren bütün bu konuşmalar, zaten bir belgesel havası yaratılmaya çalışıldığının kanıtıdır.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Senaryonun geneline baktığımızda, filmin başında tek derdi para olan, çalışarak ve mal mülk sahibi olarak kendini kurtarmaya çalışan, her anlamda güçlü, duygusal olmayan, kendine güvenen bir genç kadının, giderek duygusallaşması (daha doğrusu bastırılmış duygularının gün ışığına çıkması), hayatın ağır yükünü tek başına taşımayı başaramaması ve yanına bir destek araması neticesinde, büyük bir hayal kırıklığına uğraması ince ince işlenmiştir. Güldane filmin ilk dakikalarında Türk kadını yapısına tamamen ters, kendi ayakları üzerinde duran, Almanya’ya tek başına çalışmaya giden, fazla gelenek görenek takmayan, para karşılığı bir evlilik yapan materyalizmin doruklarında bir karakter iken, filmin sonunda aklını oynatan duygusal bir zavallıya dönüşüvermiştir. Bu dönüşüm de çevrenin baskısıyla içindeki duygu ve özlemlere vurduğu zinciri koparması neticesinde gerçekleşmiştir. Burada yine toplumun gelenekçi baskısı göze çarpmaktadır. Güldane’yi Mahmut’la sahte evliliğini gerçeğe dönüştürmeye teşvik eden iş ve ev arkadaşları, kendisini taciz eden adam, burada baskıcı toplumu temsil etmektedirler. Ve materyalist bir insan gözüyle eleştirdiğiniz zaman Güldane’nin hayatını mahveden bu baskıcı toplum olmuştur. Bir kadının kendi başına yalnız yaşayamayacağını, ayakta kalmak için ille de bir erkekle evli olması gerektiğini toplum O’na kabul ettirmiştir. Ve bu kabul sonunda da büyük bir hayal kırıklığı ve mutsuzluk gelişmiştir. Nikahta keramet vardır atasözü bu filmde gerçekleşe yazmış ama sonu hüsran olmuştur. Ancak yıllar sonra çekilen Duvara Karşı filminde de aynı konu işlenmiştir. Bir de işin ilginci her iki filmde de sahte evlilik yapan Türk kadınlarının başları dara düştüğünde, bir kocaları olmasını hatırlamaları ve kendilerini rahatsız eden adamdan kurtulmak için “seni kocama söylersem” repliğini kullanmalarıdır. Zaten Duvara Karşı’daki aynı replikler ve sahte evlilik bu filme açıkça bir saygı duruştur.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Bunun dışında filmin ana teması kendini çok net bir sloganla belli eder:Hep hesap hep para, bi mark otuz lira…</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Görüntü kalitesi sinemada izlemediğimiz için TV koşullarında belki eleştirilemez ancak, gene de TVde izleyip de çok harika görüntü veren filmler olduğuna bakarak eleştirir isek, görüntü kalitesi yoktur. Bu da sanırım dönemin maddi koşullarından kaynaklanmaktadır.</p> <p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Oyunculuk kalitesi açısından ise Rahmi Saltuk yerine pekala bir Tarık Akan ya da Halil Ergün çok daha güzel götürebilirdi filmi. Hülya Koçyiğit filmin genelinde tek başına oynar. Diğer yan karakterler ise iki ev arkadaşı ve Çöpçü Pala hariç herhangi bir oyunculuk sergileyemezler. Zaten yan karakterlerin repliklerinin çoğu yüzlerini göstermeden duyulur, ve aslında hangi karakterin konuştuğunu anlamak zordur. Ve bu karakterlerin oyunculukları resmen ilkokul piyesleri düzeyindeyken, kızını eve kilitleyerek namus korumaya çalışan baba güzel bir karakter ve tipleme seçimidir.</p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Filmdeki Almancı Türkler’in bir çoğunun köyden gelmiş olmalarına rağmen İstanbul aksanı konuşmaları, hele ki başkarakter Güldane’nin düzgün, mantıklı, manalı konuşmaları ve aksanı, filmin en başarısız tarafıdır. Bu konuda gerçek anlamda işlenmiş tek karakter Çöpçü Pala olabilmiştir.</p>
<p>Almanya'da işçi olmak, kadın işçi olmak, kadın olmak gibi konuları ustalıkla işlemiş bi filmdir. Kişiyi allak bullak eder. Çöpçünün filmin sonunda memlekete döndüğünüzde ne yapacaksınız sorusuna verdiği cvp olan 'ölecem' filmin kopuş noktasıdır. Bu kadar çalışmaya can mı dayanır be? Hülya'nin kadınlık-işçilik-annelik arasındaki gidiş gelişleri ustacadır. Filmin sonunda Hülya'yla beraber delirmemek işten bile değildir. </p>
<p>Dönemin , Almanya Ülkesinde, tÜRklerin ne zorluklar altında ve azimle çalıştığının göstergesi..olan bir eser,gurbet ellerde daha iyi yaşayabilmek ve birikim yaparak geleceğini garanti altına almak isteyen , insanların yaşam mücadelesi..memleketlerine döndüklerinde sevgi ile karşılanan ve hasret giderebilmek için birbirleriyle yarışan o fakir gururlu insanlar..bu film tüm bu duyguları açık bir şekilde yansıtmış.türkiyeden almanyada çalışabilmek için sadece kağıt üzerinde evlilik isteyen fakir bir gencin, almanya kentinde gözünün açılması ve günden güne , kendini yok etmesinin acı bir hikayesidir. Güldane'nin bu hikayesi ibretlik bir hikayedir..Hülya Koçyiğit'in müthiş oyunculuğu , bu filmi izlenebilir hale getirmiş..türk sineması,almanyadaki türkleri bir çok kez beyazperdeye aktardı..bu filmde onların bir kanıtıdır.</p>
Müthiş bir yönetmenlik gösterisi ve harikulade performanslar
Filmin ana teması ırkçılık sorununa parmak basmak değildir.Bu yargıya nerden vardınız?Açık açık ırkçılıkla ilgili bir gönderme sadece bir sahnede var bildiğim kadarıyla.
Türk Kadını'nın kendi ayakları üzerinde duramama sebebini toplumsal sorunlara bağlar.Çünkü Almanya'da yaşayan namuslu ve bekar bir Türk kadını gene orada yaşayan bir Türk tarafından rahatsız edilir.Ve bu koşullarda kendisine yardım edecek hiç kimse de yoktur.Güldane'nin derdi koca degil, toplum içinde rahat hareket edebilme, kimse tarafından rahatsız edilmeden markete gidebilme derdidir.Bir yandan da tabii ki yalnızlık ve duygusal noktaya da parmak basar ama bence asıl parmak basmak istedigi sorun, toplumun bekar ve yalnız bir bayanı bir türlü rahat bırakmamasıdır.Öyle ki bu karakterimizi Almanya'ya dahi taşığımızı da gösterir.
iyi bir filmdi. hülyanın oyunculuğu şaşılacak derecede iyi
Hülya Koçyiğitin beğenerek izlediğim üç filminde biridir. Rahmi Saltuk profesyonel bir oyuncu olmaması rağmen filmde oynadığı karakterde sırıtmamıştır. Mutlaka bir kere izlenmesi gereken bir film, arşivimde olmasını isterdim, elinde olan arkadaşlar paylaşırsa çok sevinirim, şimdiden teşekkürler
<p>Türk sinemasının en güzel filmlerinden bir tanesi.Mutlaka izleyin.Hülta Koçyiğit çok başarılı.Performansı ödüllendirilmeliymiş.Daha sonra yabancı kültüre alışmaya çalışan yozlaşmış Mahmut'u Rahmi Saltuk'ta başarıyla canlandırmış.Mutlaka izleyin</p>
<p><strong>Almanyada çalışan Türk işçilerinin yaşantılarını konu alan izlenmeye değer bir film. Filmin en güzel sahnesi.</strong></p><p><strong>Almanyada çöpçülük yapan bir Türk işçisine çalışmalarından ötürü verilen ödül sonrası Türkiyeye döndüğünde ne iş yapacağının sorulması ve alınan acı cevap; ''TÜRKİYEYE DÖNÜNCE ÖLECEĞİM BÖYLE ÇALIŞMAYA CANMI DAYANIR''</strong></p>
görsel anlamda oldukça gerçekçi bir film bu.
Her ne kadar Almanya'nın görünmeyen acı yüzünü gösteriyormuş gibi düşünülse de Türk kadınının, Almanya'da bile, çalışarak kendi ayakları üzerinde duramamasını, bir erkeğin mutlaka yanında olması gerekiyormuş gibi yanlış bir yola sapmasını açık bir şekilde gösteren gayet feminist bir filmdir.