Guguk Kuşu

One Flew Over the Cuckoo's Nest

YönetmenMilos Forman
Yıl1975
Süre128 dk
TürDram, Macera
Vizyon1 Nisan 1981

Eyalet Akıl Hastanesi'nde kısa bir tatil kulağa pek de kötü gelmiyor, öyle değil mi? Randle P. McMurphy (Jack Nicholson), damarlarında kan yerine elektrik dolaşan, ağzı çok iyi laf yapan özgür ruhlu bir mahkumdur. McMurphy, deli numarası yaparak kendisini kaçıklar olarak nitelediği adamların yanına aldırır.

Ve hemen ardından, onun bulaşıcı düzensizlik sevdası yeni geldiği yerdeki uyuşturucu rutinle karşı karşıya gelir. McMurphy Dünya Kupası maçları oynanırken, yeni arkadaşlarının yatıştırıcı ilaçlara boğulmuş bir şekilde ortalıkta bornozlarla dolaşmasına dayanamaz. Bu, savaş demektir! Bir tarafta McMurphy vardır.

Diğer tarafta ise, sinema tarihinin en soğuk ve canavar ruhlu karakterlerinden Hemşire Ratched (Louise Fletcher) vardır. Ortada ise, koğuştaki herkesin kaderi.

Ken Kesey'in en çok satanlar listesindeki romanından uyarlanan Guguk Kuşu, 1975'te beş ana Akademi Ödülü'nü kazandı: En İyi Film (Yapımcılar Sau Zaentz ve Michael Douglas), Aktör (Nicholson), Aktris (Fletcher), Yönetmen (Milos Forman) ve Uyarlanmış Senaryo (Lawrence Hauben ve Bo Goldman). Filmde ayrıca Brad Dourif, Danny de Vito ve Christopher Lloyd gibi oyuncular da ye alıyor.

Kadro

Oyuncular

45 kişi
Yapım

Künye

Sinemaseverler

Yorumlar

20 yorum
baran3418 Ekim 2017

Jack Nicholson'u hiç sevmem ama bu filmde gönlümü kazandı. İnsanoğlu'nun özgürlüğü adına neler yapabilirliğinin sorgulandığı bir yapım. Danny De Vito'yu(Martini) tanıyamadım. Film bittikten sonra jenerikte görünce şaşırdım. İzlerken bazı yerlerde insanları çaresiz görünce insan hüzünleniyor.

Komedyacı15 Ocak 2016

Müthiş bir sistem eleştirisi.

Hakan_Irızak6 Aralık 2012

Beni çok etkileyen filmlerden biri.. Jack Nicholson'ın performansı The Shining'te yaptıgı işlerden bile iyi.

engin yüksel29 Kasım 2011

bu film deli bir film:) al bu filmi radyo-tv-sinema bölümlerinde oyunculuk nasıldır diye izlet öğret. gerçekten harika bir oyunculuk. sanırım bu filmde oyunculukla filmi ayırt etmek lazım. vasatın biraz üzerinde hatta vasat sayılabilecek bir konuyu alıp götüren sürükleyen bir jack nicholson var karşımızda. oyunculuğuyla filmi vasattan almış kurtarmış kült film kategorisine yerleştirmiş. bir an olsun sıkılmayacağınız bir film. 10/10

turkuaz_anlar31 Ocak 2011

Jack nicholson muhteşem.. film de çok etkili

leyneli4823 Kasım 2009

Sinema tarihinde büyük 5 oscarı alan bir filmdir,yani BIG FIVE(büyük beşli) yapmıştır.zaten bu vaşarıyı iki filmden birisidir.en iyi kadın oyuncu oscarı heralde adaysızlıktan verilmiş olacak ki fletcher oscarlık bir performans sergilememiştir.ama nicholson dayımız tabi ki muhteşem ötesi...

uzunince11 Haziran 2009

<strong>One Flew Over The Cuckoo&#8217;s Nest /GUGUK KUŞU<br /><br /></strong>Bo Goldman  ve Lawrence Hauben tarafından Ken Kesey&#8217;in kitabından sinemaya uyarlanan 1975 yapımı film 9 dalda Oscar&#8217;a aday olarak gösterilmiştir. Filmin ÇOK KEYİFLİ OLDUĞUNU BELİRTİYİM seyretmemiş olanlar varsa bul filmi öneriyorum . Sevgilerimle

19.Makinist3 Haziran 2009

<p><strong>söylenenlere katılıyorum.. Mükemmel bir başyapıt..</strong></p><p><strong>Ama filmin sonu insanı harbiden de çok üzüyor.. kesinlikle tahmin edilmeyecek bir sonla biriyor.. ve uzun süre etkisinde bırakıyor </strong></p>

capone8 Mart 2009

Randle Patrick McMurphy çeşitşi suçlardan dolayı defalarca hapis yatmıştır.Bir akıl hastanesine hasta olup olmadığı öğrenilmek için gönderilir.Keskin zekası sayesinde tüm hastalara hükmeder ve kendini sevdirir.Oradaki tek rakibi ise hastaneyi demir yumrukla yöneten Hemşire Ratched'dır.Filmin finali yürek burkucu.Çok güzel bir film.Arşivimde çoktan yerini aldı.Büyük bir hayranlıkla izledim.Jack Nicholson oyunculuğunın doruğunda.Hemşire Ratched rolünde Louise Fletcher'da gayet başarılı.Film Ken Kesey'in aynı adlı romanından uyarlandı.Jack Nicholson'ın bu filmdeki performansı Premiere Dergisi tarafından Tüm Zamanların En Harika 47.performansı seçildi.Gene aynı derginin karakterler anketinde Tüm Zamanların En Harika 14.karakteri seçildi.Mutlaka izleyin

Sylvester Stallone16 Şubat 2009

Jack Nicholson gercekten çok ilginç bir adam,ne zaman ne yapacağını,neyi bilip bilmediği düşünüp düşünemediği ni bu filmde gözler önüne sermiş.böyle bir filmde oynam ak onun için kolay olmasa gerek,dramatik bir film de ama insanın biraz da psikolojisi etkilenmiyor da değil. filmin ismine bakar mıyız:Guguk Kuşu,filmin bazı bölüml erinde komik ve heyecan(jack nicholson'un arkadaşlarına birşeyler öğretmek istemesi),öte yandan da korku ve endişe(yine arkadaşlarının sergilediği tavırlar) bir arada görebiliyoruz.böyle bir film.ama jack nicholson'un deli olduğunu anlamak oldukça güç,keza adam akıllı birisi onl arın yanında.o akıl hastanesinde yaşamak gercekten yur ek ister,oradaki kişilerle de iletişim kurmakta ayrı bir dert insanın yuzune bakınca sanki korkası geliyor.jack onların durumuna bakıp,kendi halince işler yapmaya çalışması yi ne iyi bir durum.jack'ın olumsuz bir durumu yok ki. jack daha önce gittiği yerlerde arkadaşları ile uyumsuz olduğu ve iş yapamaz halde olduğu için akıl hastanesine gönderi lmiş,gercekten çok ilginç.oysa benim gördüğüm tam tersi ne arkadaşlarıyla gecinen,cana yakın birisidir ve hiçte has ta olmadığı apaçık görülse de doktorlar tarafından dene meye tabi tutulacaktır.jack zamanın modasına uyup giydi ği kıyafetlerle de karizma yapmış filmde,jack'ın bence en zayıf yanı,psikolog bulup gecmisin derinliklerine inilseydi eğer belki hasta olup olmadığıyla ilgili bir bulguya ulaşılabilirdi.hastanedeki deliler birbirinden enteresan tipler,yuzlerden de basbaya belli.onlara bakınca tiksinebi lirsiniz.birde onlarla ilgilenen bir hemşire var,oda ayrı dert jack nicholson'un filmin sonunda başını yakıyor zaten,ins anlerın birbirleriyle ilişkileri oldukça birbirine zıt şekilde. jack yine onların yanında rahat bir şekilde durması böyle ce bir artı olarak gecebilir.dışarıda &quot;şef&quot; lakaplı şef bromden adındaki bir adama basketbolu öğretmeye çalışması enteresan bir nokta oluyor ama kendisi için akı llı olduğunu ortaya koyabiliyor.gerci şef onun dediklerini uygulayamasa da.hemşire hanım jack beyi pencereden takip eder,adamın akıllı olduğu besbellidir de.onlara bu nu inandırması gerekecek belki de çok şeyi vardır.poker oynaması da arkadaşlarıyla da işin çabası belki de.jack'ın hemşireye sözünü geçirememesi normal olarak karşılanabilir ama aralarında yaşanan bir gerilim olduğu bellidir.kendisi arkadaşlarıyla arasını iyi tutmaktadır da, hatta onları kendisine benzetmekte ister,çünkü onların durumu oldukça vahimdir.jack'ın aklı başında rahat davranması aklında sorun olmadığının bir göstergesidir. birde o sırada dunya kupası maçları oynanmaz mı,erkek milleti normalde maç oldu mu izler,ancak orası akıl hastanesi böyle durumlarda maç izlenilmiyor galiba.aralarında galiba en sağlam danny devito.ha bu arada danny jack'ın kankası olur filmlerde(beraber oynadıkları bazı filmler vardır),jack birazcık milletle gırgır geçmek için onlara su fiskiyesini açıp ıslatması enteresan bir durumdur.jack tatil de yapmaya gelmiştir bir bakımdan adamın durumu sağlam,akıl hastalığına dahi bir belirtisi yok,o zaman neden burada duruyor sizce?,jack nicholson'un su fiskiyesini kaldırırken görüntüsü gercekten çok enteresandır.kimisinin aklından sorunu olduğu kesin de kimisi de alkolik tipi insanlardır. jack insanları hatta maçları izlettirmek için motive bile et mişliği vardır.ama boşuna bu durum.jack'ın da kendi kur alları vardır ancak hemşire hanıma bir türlü sözünü gecitt iremez,kadın da öyle bir inatçı ki sormayın gitsin.jack beyin kafasına bir planı uygulamaya kalkınca hemşire neye uğradığını şaşıracaktır.psikolog gelip nicholson ile konusur ona der ki:sizi 1 aydır gözlemliyorum ve hiç bir akıl hastalığına dair bir hastalık göremiyorum der.eee ta bi adamın akıllı olduğu belli,gezmeye gelmiş anlaşılan. bir sorunu olsayıd anında anlaşılırdı.tilki jack nicholson şe fin yardımı ile hastanenin tellerinden atlayarak dışarıya kaçar.cin gibidir mubarek adam,böyle akıllı adama ne de nir ki,üstüne üstlük bir de hastanedeki arkadaşlarını otob üsle şehir merkezine götürür,oda yetmez candy adındaki kadını otobuse dahil eder.otobusle teknelerin olduğu bölüme gelirler.sonra da teknenin sahibinden tekneyi kiralayıp denize balık tutmaya giderler ki kaptana kendilerini doktor olarak tanıtması çok komik olur.guzel bir manzara yakalarlar denizin ortasında,dümeni charley cheswick adındaki arkadaşına verir.gerci oda bir haberdardır dumen kullanmaktan.balık tutmayı jack dışında bilen de yok ya,maksat hava almaları sağlamak olsa gerek.candy'de hoş bir kızdır.cheswixk dumeni bırakınca olanlar olur.jack nicholson daha sonra onlara balık tutmayı öğretmesi de işin çabasıdır.en sonunda da kocaman bir balık yakalayacaklardır.psikologlar jack nich olson için deli değil tehlikeli olduğunu söylerler,bence de saati ayarlanmış patlayacak bir bomba gibidir.hemşire ile yaşadıklarını göz önüne alırsak bide.arkadaşlarıyla baske tbol oynaması,birşeyler öğretmeye çalışması onlara hocal ık yapması nasıl birşey sizce.şefin de nicholson'un dediklerini yapması,ne denilebilir ki başka acaba,ama hemşireyle olan durumu da malum.birde arkadaşları ona ayak uydurabilse.delilerin arasındaki tartışma herşeye tuz biber ekiyor.jack'ın sigaraları alıp cheswixk'e vermesi wahington adındaki adamla kavga etmesine neden oluyor ki şef yetişmese washi guzel bir dayak yerdi.gerci jack nicholson'un kavgada gözü morarmıştır ya oda ayrı meseledir.jack ne derse,şef yapmaktadır.adam da git gide duzelme sinyalleri verir.bu arada jack nicholson'u od aya alarak,10 doktor tarafından elektrik verilerek tedavi edilir ki,bu bence çin işkencesinden başka bir şey değildir çıkınca da afallaya afallaya gelir,ama elektiriğin etkisinden çabuk kurtulur.jack bekçinin odasına girip telefon eder ki,2 tane kadın ayarlacaktır.ustelik kadınlara yiyecek,içecek getirmelerini söyler.eee bu durumda hasta nede şenlik neden olmasın ki.kadınları kapından almaya giderken bekçi turkle'a yakalanır.jack parayı verince ada ma kadınları hastaneye alır.oh ne ala viskiler,şaraplar dol durulmuş torbaya turkle'da kadının birisini yanına alır.diğ er vatandaşlar için jack alarm sistemiyle onları uyandırır hastanede gece muhabbeti start alır.turkle yakalayacağını anlayınca milleti bırakıp hemşireye hesap verir.turkle'ın odası yağlama yıkama olmuştur resmen,hastanenin salonunda eğlenceli vakit gecirmek nasıl bir şeyse bunlar bu işi en iyi şekilde yapmışlardır. kadını kapan kalkıyor dansa,jack bey iyi bir zamanlama ile hastanenin tozunu atar.birde kadınları hastaneden çıkartıp kendisini kaçırtmak ister,aslında bir engelde yoktur da billy onun yoluna taş koyar,sonra da kendi hay atını riske edecektir.kadınla gece beraber olması jack nic holsun'un da başına iş açacaktır.gece yaşadıkları ve de iç kiyi fazla kaçırınca kendisi zil zurna olur da,hastane de ortalık kan gövdeyi götürmüştür.rezillik abidesidir tam anlamıyla, candy salonda diğer kadın da billy ile birlikte vakit gecirmişliği vardır.billy'i diğer kadınla beraber yakal arlar.jack ile billy'nin sonunu hazırlayacaktır bu durum. hemşire hanım bu durumu annesine açıklayacağını deyin ce billy çılgına döner.bunun jack'ın başının altından çıktığı nıda söyler.aralarındaki gerilim had safhaya ulaşır böyle ce,ustelik jack birde hastaneden kaçmaya çalışır,bu da yetmez billy camla boğazını keserek kendisini öldürür. jack hemşireden hıncını onu boğazlayarak alır,gerci o ölmez boyunlukla idare edecektir,jack efendiyi en sonunda bir odaya kapatırlar,akıllı adamı bu şekilde deli ettiler.şefte onun yanına gelir,hatta onunla konuşur da,jack konusmaya hali de yoktur,baygın bir vaziyettedir ki,şef önce ona sarılır sonra da onu yastıkla boğarak onu öldürür,şefte hastaneden koca su fiskiyesini büyük bir azi mle taşıyarak(cama fırlatıp) hastaneden kaçar.şimdi ben filmin sonunu böyle bitmesini hiç istemezdim.çünkü filmi tek başına götüren jack nicholson'a çok yazık olmuştur. filmin kalitesi 10'dur.hemşireyi hiç beğenmedim.oscarlık bir film ki 5 akademi ödüü,galiba jack efendi de oscar almıştı.filme herhalde jack nicholsonun akıllı,kurnaz,biraz da uyanıklığına dayanarak filme bu adın verildiğini düşün üyorum.gercekten tarz olarak çok değişik bir filmdi.Guguk Kuşu(1975)-Sylvester Stallone

Naklow19 Ocak 2009

jack nicholson aynı filmde sinirli sempatik deli dolu olduğu zıpırlığını gösteriyor. bana sorarsanız bu filmde sadece jack nicholson tam puan alabilr. final beni hayal kırıklığına uğrattı hayal kırıklığı içinde kaldım insan 2 saatten uzun süren bir filmin sonunu böle görünce hayal kırıklığına uğradım birde imdb de bu filmin 8.8 alması beni şaşırttı sanırsam bu puan jack nicholsona verilmiş az bile ::::::::::)

f_ebru_b14 Aralık 2008

<p>yorum yapılması çok zor bi film..çünkü her türlü mükemmellik sıfatı az kalır yanında.jack nicholson'a bi kez daha aşık olmuşumdur.bi insana deli gibi görünen ama çok zeki serseri rolü bu kadar yakışır.filme gelirsek kafasından nadiren çıkardığı,çıkardığı vakitdede dağınık saçlarıyla ve insanı büyüleyen oyunculuğuyla jack nicholson ustanın 12 kere oscar'a aday olmasını çok iyi anlıyoruz.louise fletcher soğukluğuyla ve sakinliğiyle içten içe küfür yiyen bi rolde ama oyunculuğu çok çok üst düzeyde.bide şöyle bi olay varki ordaki her deli işini çok çok iyi yapmış.film bittiğinde sanki gerçekten bi deliler hastahanesine düşen bi oyuncunun hikayesini izlemişim gibi hissetdim.kesinlikle bütün deli rollerindeki arkadaşlar nerdeyse jack nicholson kadar iyiydiler.</p><p>kısacası filme bayıldım.arşivimdeki en değerli dvd'lerdendir.posteride duvarımın en güzel köşesinde durmaktadır :)</p>

zzSEDAzz13 Aralık 2008

<p><strong>Aslında filme diyecek pek bir şey yok.Film,oyunculuğuyla,senaryosuyla her şeyiyle çok çok iyi.Jack Nicholson tek kelimeyle olağanüstü.Louise Fletcheri de unutmamak lazım.Rolünün hakkını çok iyi bir şekilde vermiş.Tabi deli rolündeki tüm oyuncular.Onlarda harikaydı.Yalnız filmin sonunu sevmedim.Keşke böyle kötü bitmeseydi.</strong></p>

girgin8225 Kasım 2008

Muhteşem bir oyunculuk. İzlenmesi gereken bir başyapıt.

adamca29 Ekim 2008

JACK NICHOLSON un &quot;guguk kuşu&quot; filmine hazırlanırken takma isimle akıl hastanesine yatıp gözlem yaptığını kısacası metot oyunculuğunun en kusursuz icracılarından olduğunu hatırlatarak filmdeki oyunculuğuna ne kadar etkisi olduğunu görmenizi isterim filmlerinin öncesinde motivasyon ve konsantrasyon için özel metotları olan birisi Örneğin: &quot;Ironweed&quot; filmindeki serseri rolu için de dört ay boyunca hiç yıkanmadığı, &quot;postacı kapıyı iki kere çalar&quot; dan önce de JESSICA LANGE'ı kendisine aşık edip onunla bol bol seviştiğini!..yani hiç bir şekilde &quot;rol&quot; yapmayan bu adamın 12 kez oscar a aday olup üçünü aldığını söylemek isterim..sanırım bunuda hak etmiş:)) ayrıca çok fazla kadın oyuncu ona aşık olmuştur o ise beş farklı kadından beş çocuk sahibi olmuş görünürde ise bir tek resmi evliliği olan birisiymiş..  

teneketrampeto10 Ekim 2008

<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Bir delinin eline geminin dümenini verirsen ve onu öylece bırakırsan<span>  </span>bi kaptan gibi gemiyi kullabildiğini görecek,mutlu olacaktır..<span>  </span>çünkü birey olmuş<span>  </span>kişiselleşmiştir o anlarda...arada unutunca gemi fırıldak gibi dönecektir tabii..:) o kargaşada Randle(Jack Nicholson) başka bir deliye balık tutturabilir...sağır konuşmayan kızıldereli şefle basit bir iletişimle<span>  </span>basket sahasında önce sadece kollarını kaldırmasını gösterecektir..daha sonra dev gibi boynuna çıkıp telleri atlayacaktır..şefin donuk yüzünde o an ilk kez bi gülümseme görürüz..daha sonra bir toplantıda arkadaşlarına yardım oyu için kollarını kaldırdığını ...daha sonraki bölümlerde konuştuğunu... </font></p><p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman" size="3">Kuralların tek bir dili vardır ve kalıptır..Ama insan öyle değildir film bu mesajı kurgusundaki pek çok örnekle vermiş ve çok iyi<span>  </span>oyunculuklarla da pekiştirmiş..Zekice yapılmış çok iyi bir film..</font></p>

nonself16 Eylül 2008

<p>Filme de adını veren tuhaf isimli* bu kitap, bilumum normatif yaşam ve düzene karşı başkaldırıların doruk seviyesinde çıktığı bir dönemde yazılmış. Yazarı Ken Kesey de Amerikan hippi gençliğine öncülük etmiş, klasik usülde uyuşturucu kullanmış, hippiliğin diğer gereklerine ayak uydurmuş bir yazar. İndirgenmiş  yarı-anarşizmi temel alan yaşam felsefesi doğrultusunda sistem eleştirisine matuf bir kaç kitap yazmış bir kimse. Guguk Kuşu&#8217;na gelince, filmi genel bir bakışla sosyal ve siyasi hayatta kurulu düzenin, teamüllerin ve kabullerin eleştirisi olarak tanımlayabiliriz sanırım.</p><p>Özgürlükçülük, -köhne ve eprimiş- düzenlere, sistemlere başkaldırıcılık şüphesiz çoğumuzu cezbeden albenili olgular. Hemen her sistem ürettiği tepkimeler (antitez) tarafından köhnemiş olarak tanımlanır.  Hafızalarımızdaki kahramanların kahir ekseriyeti de bu köhne sistemlere karşı özgürlük savunuculuğuyla, düzen yıkıcılığıyla nam salmış kişiler. İçtimai hayatın bir disipline, katı kurallara bağlanmış olması gerektiği var sayılırsa özgürlükçülüğü ve paralelindeki psiko-sosyal düşünce sistemlerini, aktiviteleri kaotik bir şekilde var kılan şey toplumsal düzenin ve kurallar bütününün kendisidir. Toplumsal işleyiş, birbirini idame ederek ve yedekleyerek kurumlarını var kılarken çarkın kıyısında köşesinde kalmış, adapte olamamış bireyleri ıskartaya çıkarmaktadır. Ceza evleri, rehabilitasyon merkezleri, ıslah evleri, gurâbâhaneler&#8230; Bu işleyişin bir parçasından ibarettir. Dirlik ve düzenlik olmadan toplumsal yaşam olamaz. Kural olmadan kuralsızlık da olamaz.</p><p>Filme dönecek olursak: Randle Patrick McMurphy (Jack Nicholson) çeşitli sebeplerle tutulduğu cezaevindeki aymazlığı, çalışma düzenine uymayışı, huzur bozuculuğu gibi sebeplerle deli olabileceği zannıyla eyalet deliler hastanesine gönderilir ve akli dengesinin olup olmadığının tespiti istenir. Düşünüldüğü gibi McMurphy deli rolü yapıyor değildir. Deli de değildir. Onun için kimlerin arasında olduğu, neye maruz kaldığı ya da etrafında kimlerle muhatap olduğu, karşısındakiler tarafından ne olarak nitelendirildiği çok önemli değildir. Sadece kafasının içinden geçenleri etrafındakilere nasıl kanalize eder, o &#8220;anı&#8221; istediği gibi, gönlünden geçtiği gibi yaşayabilmek için neler yapabilir bunun peşindedir McMurphy. &#8220;mekan ve zaman değerlendirmek&#8221; &#8220;anı yaşamak&#8221; gibi yukarıda bahsettiğimiz yarı-anarşist, &#8220;keyfiyeti bilinen bir nedene bağlı olmayan&#8221; tavırlar ve ruhsal bir yapı içerisindedir O. Kumar oynayacaksa yeri ve zamanı önemli değildir. Başka bir şey peşindeyse onu gerçekleştirebilecek kurguyu rahatlıkla kurabilecek keskin bir zekası vardır. ( Chief&#8221;e basket öğretme sahnesi, kağıt oyunları sahneleri ve oylama sahnesi ve diğer örnekler). Bu açıdan terapistleri, hastaları şaşırtmaktadır. Klasik düzende işleyen bir hastanede, kuralcı ve gelenekçi bir baş hemşire olan Mildred Ratched&#8217;le (Louise Fletcher) itişip kakışması  onda var olan bir özgürlük sevdasını etrafındaki gösterme, yayma, bilerek ve isteyerek düzene başkaldırma çabasından değildir. Sanırım kitabın yazarı Ken Kesey&#8217;in kitabı sinemaya uyarlayan Bo Goldman ve yönetmen Milos Forman&#8217;la anlatıda ayrıldıkları nokta burasıdır. Ken Kesey McMurphy&#8217;yi bu tavırlarını sergilerken kasıtlı ve öğrenilmiş bir bilinçle hareket ettirmek istemiştir. Ancak Milos Forman daha estetik ve dahiyane bir anlatımla McMurpy&#8217;ye deliler hastanesinde bilincine varmadan terapi üreten! İyi vakit geçirmenin peşindeyken  hastalarda iyileşme süreci başlatan akıllı bir deli rolü vermiştir. En sonunda kadın düşkünü, işi gücü serserilik olan bu akıllı deli baş hemşire Ratched tarafından mimlenmiş, köhne psikoterapinin sözüm ona bilimsel göstergelerine dayanılarak beynine şok uygulanmak suretiyle hayatla bağı koparılmıştır. Bana kalırsa McMurphy kuralları işleyen bir toplum için zararlı, tehlikeli bir tiptir. Ancak dramatik bir şekilde, geleneksel psikoterapiye &#8220;kapak olacak&#8221; zihni ve eylemsel bir potansiyele sahiptir. One Flew Over the Cuckoo&#8217;s Nest bu açıdan postmodern bir jargona sahiptir denilebilir. Kanımca olumsuz sayılabilecek bir konu ise, filmin örtülü kurgusu sayabileceğimiz suskun Kızılderili Şef&#8217;in (Chief &#8211; William Redfield) hikayesidir.  Filmin temel kurgusu içerisinde &#8220;hayalleri beyaz adamlarca çalınmış kızılderili&#8221;nin suskunluk eylemi sağlam oturmamış. Burada özgürlük teması yurdundan edilmiş, medeniyeti kurutulmuş bir &#8220;yerli&#8221; üzerine kurulamaz. Bu hem paradigmal bir yanlış hem de kolaycılığa kaçmak olur. Çünkü konu edilen bireyler ve temel anlatının diğer figürleri içe dönük bir çarkın ögeleridirler. Kendi kubbelerinin altında &#8220;biz bize&#8221; dirler. Diğer yandan &#8220;suskun yerli&#8221;  kolonyalizm, işgalcilik gibi dışa dönük ve daha büyük bir çark ve toplumsal bilinci konu eden senaryoların işi olmalıydı. Eleştiriye açık diğer konu ise kimi diyaloglardan sonra &#8220;kim akıllı kim deli bilinmez&#8221; gibi güdük bir sözcük oyununa izleyicinin gebe bırakılmasıydı.</p><p>Sonuç olarak; muazzam sahneleri olan bir film. Emek isteyen bir yığın çoklu diyalog. Jack Nicholson&#8217;la başlayıp, Louise Fletcher&#8217;le Danny DeVito&#8217;ya devam eden şahane performanslar&#8230; McMurpy deliler koğuşunun kahramanı olmuştu. Kahramanlık, baş kaldırıcılık, efelik&#8230;bireysel açıdan keyifli bir var oluş şekli. Kendini gerçekleştirmek için güçlü bir yöntem. Gerçi sadece yönteme sahip olmak yetmez bunun için. İnsanın &#8220;içinde olacak&#8221;. </p><p>Buraya kadar olan anlatım modern zamanın ve kolajlı batı düşünce yapısının kavramlarıyla kuruldu. Bizim sahiplenmeye gayret ettiğimiz medeniyet dahilinde egzistans, kendini gerçekleştirme, aşma, taşma  kavramlarının esamesi okunmaz. Dik başlılığın, itaatsizliğin, kural tanımazlığın da irabda mahalli yoktur. Ceza evinde taş taşınacaksa taşıyacaksın o kadar. İpsiz sapsız, aklı uçkurunda bir serseriye sırtında taş taşıtmayı bilmek gerekiyor. Eğer bunu bilmiyorsan Onu karşına alıp konuşturacaksın sonra o konuştukça bilim adamı kisven düşecek, ahmak durumuna düşeceksin ve şeytani zekası iyi çalışan bir madrabaza yenilip onu utanmadan şok dalgasıyla deli edeceksin. Bizde olmaz böyle şeyler. Adama gülerler.  </p><p>* Guguk kuşuyla ilintili olduğunu düşünmüyorum. Bence abartmadan &#8220;deliler diyarından birisi geçti&#8221; şeklinde çevirebiliriz.</p>

erakman18 Nisan 2008

    filmi senaryodan çok oyuncular götürüyor.j.nicholson'nın deli rolünu oynarkanki göz hareketleri,hemşire ratched rolundeki l.fletcher'in akıl hastaları ile yaptığı seanslar anındaki soğukluğu ve iticiliği göz kamaştırıcı.bu arada geleceğe dönüş serisinin çatlak profesöru c.lyold'da tam bi çatlak olduğunu burdada bir kez daha gösteriyor:)

hülya6621 Mart 2008

Aklın çok etkin olmasıyla delilik arasındaki ince çizgiyi anlatıyor. Müthiş bir film. Herkesin mutlaka izlemesi gerek bence!

hermia5 Mart 2008

uyutulan bir toplumun temsili gibi orada adına ''hasta'' denilenler.mc murphy'nin gelişi ile bir uyanışın heyecanını hissettiren hastane koridorlarının sonunda uyutulan beyin ve hazin son.başka söze ne hacet muazzam bir film.ayrıca bazı sahnelerde siyah beyaz arasındaki çizginin yansıtıldığı aşikar.

Yorum yaz

Benzer

Jack Nicholson'in diğer filmleri

Filmografi →