Casablanca

Yıl1942
Süre98 dk
TürDram, Duygusal, Savaş

Zaman;İkinci Dünya savaşı, Yer;Fas. Film:Casablanca Humphrey Bogart ve Ingrid Bergmanın başrollerinde oynadığı romantik filmlerin bu unutulmaz klasiği mutlaka arşivinizde bulunmalı...

Kadro

Oyuncular

30 kişi
Yapım

Künye

YönetmenMichael Curtiz
SenaryoMurray Burnett
Sinemaseverler

Yorumlar

19 yorum
serdardemirkiran22 Ocak 2017

“Bir daha çal, Sam. Eski günlerin anısına”. “Casablanca” sinemanın başyapıtlarından biri.1989 da “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasında görülerek Amerikan ulusal film arşivinde muhafaza edilmesine karar verillen film, 1943 te 8 Oscar adaylığından “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Senaryo” dallarında Oscar kazanmıştır. 2002 yılında da tüm zamanların en iyi aşk filmi seçilmiştir. Ancak, üzerine pek çok kitap yazılan, eleştirmenlerce üzerine yazılmadık, söylenmedik söz bırakmadıkları film II. Dünya Savaşının sürdüğü ve daha kimin kazanacağının belli olmadığı bir zamanda çekilmiş olmasıyla sadece bir “aşk filmi” değildir. Çekim esnasında her gün senaryosuna eklemeler ve çıkarmalar yapılarak çekilen film, bilhassa final sahnesininde Humprey Bogart dışındaki oyuncuların filmin sonunun ne olacağını bilmemesi nedeniyle çok başarılı oyun verdikleri de belirtilmektedir. Sinemanın icadından yaklaşık elli yıl sonra çekilen bu film, üzerinden 75 yıl geçmesine ve filmi gerçekleştiren kişilerin hiçbirinin yaşamıyor olmasına rağmen unutulmamış,zirveden hiç inmemiştir. Film, Nazizm karşıtı görüşünü sergileyen pek çok siyasi sembol ve alt okuma metinleriyle doludur. Her seyredişte farklı özellik ve anlamlarını bulduğumuz bu özelliklerden elimden geldiği, dilim döndüğünce bahsetmek isterim. 1942 yapımı olduğuna inanmanın güç olduğu film bize izleyeceğimiz öykünün ön anlatımıyla başlıyor; “İkinci Dünya Savaşının yaklaşmasıyla tutsak Avrupa'daki gözler, umutla veya umutsuzlukla Amerika'daki özgürlüğe çevrilmişti. Lizbon, gemi kaynayan bir liman oldu. Ama Lizbon'a ulaşmak o kadar kolay değildi. Göçmen kafileleri ıstırap içinde, dolambaçlı yollardan ilerliyorlardı. Paris'ten Marseilles'e, Akdeniz'den Oran'a. Oradan da trenle, arabayla ya da yaya olarak Afrika kıyılarından Fas'ın Casablanca şehrine. Burada talihli olanlar, para, ısrar ya da şansları sayesinde çıkış izni alıp, Lizbon'a koşuyorlardı. Ve Lizbon'dan ver elini Yeni Dünya. Kalanlar ise, Casablanca'da bekliyorlar. bekliyorlar, bekliyorlar, yine bekliyorlar.” Filmde anlatılan aşkın simgesel olduğu Rick ve Ilsa nın aşkının, Amerika ve Avrupayı simgelediği alttan alta hissettirilmektedir. “Özgür Fransa” ya ise filmde pek çok gönderme yapılıyor, daha filmin başlarında evrak eksiği olduğundan polisten kaçan kişinin Alman işgalinde Fransa’da kurulan Vichy Fransa’sı hükümeti başkanı Mareşal Philippe Petain’in afişi önünde vurulması, elinde de De Gaulle’ün Londra’da kurduğu direniş örgütünün simgesi olan Lorraine Haçı”nın olması filmin Nazi karşıtı tavrını net bir şekilde gösteriyor.Bu haçı daha sonra Rick’in gece klübünde Victor Laszlo’ya kendini tanıtmak isteyen Berger isimli kişinin gösterdiği yüzükte görürüz. İki Alman asker öldürülerek, onlardaki iki taransit geçiş vizesi kayıptır. Rick’in yerine gelen Ugarte vizeleri kendi adına saklaması için Rick’e verir, kendisi tutuklanır. Ilsa kocası Victor’la Rick’in yerine gelir ve piyanist Sam’den “As Time Goes By / Zaman İlerledikçe” yi çalmasını ister, Sam istemeye istemeye razı olur. Ilsa’nın onu ve Rick’i daha önceden tanıdığını öğreniriz. Müzik yayılır… You must remember this / Bunu hatırlamalısın A kiss is still a kiss / Bir öpücük hala bir öpücük A sigh is just a sigh / Bir iç çekme hala bir iç çekme The fundamental things apply / Anlamını bulur herşey As time goes by / Zaman ilerledikçe And when two lovers woo / Ve aşıklar kur yaparken They still say: "i love you" / Hep ''seni seviyorum'' derler On that you can rely / Sakın inanmamazlık etme No matter what the future brings / Geleceğin ne getirdiği farketmez As time goes by / Zaman ilerledikçe…. Rick hışımla gelir ve Sam’e bunu söylememeni ister. Bar kapandıktan sonra Rick geçmişi hatırlar, Ilsa ile olan ilk tanıştıkları zamanı Ilsa hep “Geçmişe dair soru sormak yok” demiştir. Viktor’un ölüm haberini alan Ilsa’nın yalnızlığını Rick’le geçirdiğini, Viktor’un yaşadığını öğrendiği anda da Rick’i terk ettiğini öğreniriz. Tren garında yağmur altında Rick tek başına elinde Ilsa’nın gelemiyeceğini bildiren mektubuyla kalışına şahit oluruz. Filmde simgeler devam eder; Rick, Ilsa’ya Paris’in işgali sırasında “Sen mavi giymiştin, Almanlar gri” derken, Fransız bayrağının “özgürlük” rengi olan maviye atıfta bulunduğunu, Ilsa’nın da “Evet o kıyafeti bir kenara attım, Almanlar giderken tekrar giyeceğim” demesi, özgürlük için mücadeleye devam edeceğiz demekti. Rick’in yerinde Almanlar kendi marşlarını söylemeye başlayınca, içeri giren Victor hemen Fransa marşıyla karşılık vermek ister, müzisyenler önce Rick’e bakarlar, burada Amerika savaşa girmezse Avrupa’nın zafere ulaşamayacağı vurgulanmaktadır. Rick onay verir ve hep bir ağızdan “La Marseilles”i söylemeye başlarlar, Strasser hemen barın kapatılmasını ister.Akşam Ilsa gelir, Rick’e / Amerika’ya “transit geçiş mektuplarını Viktor’a vermesi / savaşa girmesi” için adeta yalvarır. “Bir kadın / (Avrupa) seni üzdü diye, sen tüm dünyadan intikam alıyorsun” der. Ilsa, Rick’i silah dahil her yolla tehdit eder, hiçbiri iş görmeyince Rick’in kendisine olan eski günlerdeki zaafını kullanır, Rick, Ilsa’nın hep Viktor’un olacağını artık anlamıştır. Rick / (Amerika) her ne yaparsa yapsın Ilsa / (Avrupa)’nın asla kendi çizgisine girmeyeceğini, kendisinin olamayacağını kabullenmiştir. Victor’da, Rick’e “mektupları bana verme ama Ilsa’yı/ (Avrupa)’yı kurtar” der. Rick/(Amerika) yardım planın devreye sokmuştur artık, transit geçiş belgelerini onlara verecektir. Havaalanında Victor ve Ilsa’yı uçağa bindirirken alana gelen Binbaşı Strasser / (Almanya), Pearl Harbour yenilgisiyle savaşa giren (Amerika) / Rick’e silahını doğrultuyor / savaş ilan ediyordu ancak kaybeden kendisi oluyordu. Rick /(Amerika) onu vuruyordu.Uçak havalanarak Ilsa ve Victor’u Casablanca’dan özgürlüğe uçururken, Yüzbaşı Renault / (Fransa)’nın gelen polislere “Her zamanki şüphelileri tutuklayın” demesi ve Rick’e / (Amerika)’ya “ sadece duygusal değilsin, vatansever de oldun” demesi, Amerikanın savaşa dahil olmasını anlatıyor. Artık Fransa’daki hükümetin bittiğini de elindeki Vıchy şişesini çöpe atarak gösteriyor. Rick’in / Amerika’nın da “Louis.. sanırım bu iyi bir arkadaşlığın başlangıcı olacak” sözü Amerikanın, kendi bağımsızlık savaşındaki yardımları için Fransa’ya bir teşekkürü oluyor adeta. Bu bahsettiklerim üzerine filmi bir kez daha izlerseniz, gizli ajanların, vatan hainlerinin, Nazilerin ve Fransız direniş örgütü üyelerinin kol gezdiği Casablanca’da geçen hikâyenin sadece yaşanan umutsuz bir aşktan ibaret olmadığınının daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Filmde bazı ilgi çekici diyaloglarda var. Yvonne- “Dün gece neredeydin?”. Rick- “Çok zaman geçti hatırlamıyorum” Yvonne- “Bu akşam seni görebilecek miyim?”. Rick- “Şimdiden akşamın planını yapmam” sözü… Rick’in Sam’e “Onun için çaldın, benim içinde çalabilirsin. O dayanıyorsa ben de dayanırım” der. Ilsa’nın Rick’e “Dünya harabeye dönerken, biz aşık olmakla uğraşıyoruz” sözü dikkat çekiyor. Yazım uzadı, kusura bakmayın. Bilhassa benim vazgeçemediğim film olan “Casablanca” söz konusu olunca sözüm bitmedi. Nerede hangi şartta denk gelirsem, ayrılamayıp, oturup sonuna kadar defalarca izlediğim bir filmdir.Yapım yılının çok ötesinde olan, kusursuz yönetim, kamera, müzik ve unutulmaz oyunculuklar içeren, bilhassa İngrid Bergman’ın sinema tarihindeki en güzel halini gösteren bu muhteşem filmi, görmeyenin olmadığını düşünerek, her seyredişte farklı bakış açısıyla farklılıklar bulacağınız ve daha da bağlanacağınız filmi tekrar seyretmenizi öneririm. Yazımında bu yönde bir katkısı olursa bu da beni mutlu kılar. Ama, Bergman hakikaten çok güzel…

vitruvian28 Şubat 2015

Romantik-Dram türünde zirvedeki film.. İzleyiciyi sıkmayan harika bir başyapıt... Sinema tarihinin klasiklerinden. Böyle eserler için diyecek şey bulmak da güç oluyor çoğu zaman. ''Casablanca'', 2.Dünya Savaşı sırasında çekilmiş ve seyircilere sunulmuş bir film. Filmi 1942 yılında olduğunuzu düşünerek izlerseniz, kendimizi o zamanki sinema izleyicisinin yerine koyarsak filmi daha çok severiz diye düşünmekteyim. Filmin bu kadar beğenilmesinde Bogart'ın ''cool'' Rick karakteri, siyah-beyaz'ın büyüsü, bar'ın fetişliği, ''As Time Goes By'' şarkısı elbette çok önemlidir. Ama bunlardan daha da önemli olani bence cesur ve zeka dolu finalidir. Günümüzdeki aşk filmlerinde bile böyle cesur bir finale izleyiciyi kaybetme, salona çekememe endişesiyle kolay kolay cesaret edemiyor yönetmenler. "Dünyada onca kentte onca batakhane varken o kadın benimkine geldi." ve bir daha çal Sam o dayanabiliyorsa ben de dayanırım replikleriyle beni darmadağın eden müthiş bir klasik. Bergmana aşık olduğum film. O anlamsız gibi görünen bakışların arkasındaki derinliği tarifsiz manalar. Mekan olarak Casablanca kesinlikle çok şey katıyor filme. Belki sürekli şehirden görüntüler veya dış çekimler izlemiyoruz ama sırf barın içi bile o havayı o kadar iyi yansıtıyor ki, sanki kendinizin de ara sıra uğradığı bir mekan halini alıyor. Rick'in yeri. Bu arada yan karakterlerden Sam'i ve diğer çalışanları da unutmayalım. Aşk filmi olarak geçse de genelde, eserin aslında tarihi bir gerçekliği ve belli siyasi bir dokusu da mevcut. Kısacası eksiksiz bir film işte fazla söze gerek yok. Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi aşk filmi. Yarattığı harika atmosfer klasik replikleri, mükemmel oyuncu performansları, etkileyici müzikleri ve etkileyici sonuyla eskimeyen belkide hiç eskimeyecek olan büyük bir başyapıt. Gerçek sinemaseverler için, yani sinemanın 1990larda hatta 2000lerde icat edildiğini düşünmeyenler için, bulunmaz bir başyapıt. Göz açıp kapayana kadar bitiveriyor. Sinema tarihinin klasiklerinden bu filmi izlemeyen kalmamalı.

nostaljikinsan7 Şubat 2015

Filmi izlerken degil sadece düsünürken bile ruhumda yansimasini hissediyorum. Yabanci filmlerde bu duyguyu cok fazla yakalayamiyorum ama Casablanca ruhuma hic yabanci degil.

enginyuksel198227 Kasım 2014

bu kadar eski olmasına rağmen ayakta kalabilmiş nadir filmlerden biri belki de dünyada bu kadar sevilmesinin nedeni 2.Dünya Savaşı'nın dünyaya yansıyan duygusal yansımalarıdır 7/10

Alevrin11 Temmuz 2013

Tekrar çal Sam...

leon_red29 Nisan 2013

'''Bir daha çal sam... Nutkunuz tutulur gözleriniz dolar ve sorarsınız kendinize var mıdır böyle bir aşk diye... '''Öp beni sanki son defa öpüyormuş gibi... Aşk ancak böyle anlatılır sevgi bazen sevgiliden vazgeçmek demektir. An gelir elveda demek seni seviyorum demekten daha etkilidir... Casablanca Casablanca ve yine Casablanca her aşık olduğunuz da yeniden Casablanca...

nosferatu20 Ekim 2012

kesinlikle izlenmesi gereken bir klasik.

gecedensonra6 Mart 2011

1942 yapımı hoolywood filmi olaylar amerikaya gitmek için atlas okyanusu kenarında ki şimdiki fas ın o zaman işgal edilmemiş fransız toprağında gelecek için kurtuluş için bekleyen insanları anlatmaktadır.. sevgiyi , bağlılığı aşkı .. adeta ibrahim tatlıses deyimi gibi : mutlu ol yeter ...şimdi ne alaka ibrahim tatlıses ve casablanca demeyin bana ordan oturun ve izleyin toplam 100 dakikadan biraz fazla sürüyor ...

raskolnikov19@hotmai7 Temmuz 2010

muhteşem bir film..yapıldığı dönemi bir düşünün..oyunculuklar için diyecek olumsuz bir kelime bulamıyorum..izleyin!

ceyhun_mr31 Mayıs 2009

bir klasiktir ve klasik olmayı da hakediyor.1942 de bu kadar etkili bir filmin kaliteli oyuncularla bu kadar etkileyici performansta çekilmesi harkulade bir iş.Filmdeki Rick karakteri unutulmaz nitelikte.Bir karakter ancak bu kadar güçlü çizilebilir.Filmdeki önemli karakterler çok güçlü tasvir edilmiş,her birinin ayrı bir etkisi var.Gerçekten izlenmeye değer bir şaheser.

ozcanbektas198223 Mart 2009

<p>Yönetmenliğini Michael Curtiz'in üstlendiği Kazablanka (Casablanca), Hollywood klasikleri arasında özel bir yere sahiptir. Casablanca filminin ilk gösterimi, 23 Kasım 1942'de New York'ta yapıldı.</p><p>Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Claude Rains ve Paul Henreid gibi dönemin usta oyuncularının başrol oynadığı &quot;Casablanca&quot;, gösterime girdiği 1943 yılında En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo dallarında Oscar aldı.</p><p>Murray Burnett'in &quot;Everybody Comed to Rick's&quot; adlı yayımlanmamış oyununu 20 bin dolar gibi çok yüksek bir rakamla satın alan Warner Brothers şirketi tarafından 1942'de yapılan filmin belki de en ilginç özelliği, senaryosunun sürekli yeniden yazılmış olmasıdır.</p><p>Ilsa karakterini canlandıran Ingrid Bergman, filmin sonunda hangi erkeğe varacağını ancak çekimler başladıktan bir süre sonra öğrenebilmiştir.</p><p>Filmin konusu II. Dünya Savaşı'nınn ilk zamanlarında geçmektedir. Çek direniş örgütünün lideri Victor Lazlow, Alman konsantrasyon kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a, oradan da ABD'ye iltica etmektedir.</p><p>Fakat bütün umutları, şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick, kaçış için gerekli olan pasaportlara sahip tek kişidir.</p><p>Öte yandan Rick'in, Victor'un yakalanması ya da ölmesi için önemli bir nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa, Rick'in bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.</p><p>Film, ABD Film Enstitüsü tarafından 2002 yılında tüm zamanların en iyi aşk filmi seçildi.</p>

özi 0041 Kasım 2008

çok güzel ve duygusal bir film.. ama malesef beklenmedik bir son. Zor bir ask hikayesi. Izlenmeye deger.

Sylvester Stallone28 Ekim 2008

öncelikle filmin konusu iyi yansıtılmış,savaş(filmin ilk dakikalarında),duygusallık,aşk tadında bir film.filmi izlerken baya bir keyif aldım,Humphrey Bogart'a hayarn kaldım ki,Ingrid Bergman da ondan aşağı değildi(hele hele yüzü beni acayip derede etkiledi),ama filmin sonu benim için hiçte iyi bitmeyecekti,film Fas'ın casablanca şehrinde çevrilmiş(o zamanlar içinde güzel bir mekanmış),filmin başlarında 2.ci dünya savaşı filme net bir şekilde yansımıştı,siyah-beyazlı dönemde olmasıda bana keyif veren bir noktaydı,o eski insanlar ve modelini bilmesem de o arabalar ne güzeldi,filmle beraber polisler casablanca'da çalışanların yerine polisler geliyor ve işlerine el koyuyorlar.havadaysa gecen uçaklar savaşın habercisi olarak gözükebilir ama yanılabilirsiniz,ucaklar casablanca kentine inmek üzere geliyorlardı,bir kaç kişi Humphrey Bogart'ın sahip olduğu(Rick'in Amerikan Kahvenesi'ne) gidiyorlardı,kahve demişken filmin yarısı bu mekanda geciyor.Bogart'ı ilk burada görüyorum,vede yakısıklı olduğu kanısına varıyorum(en az afrika kraliçesi kadar iyiydi),bogart(rick), odasında meşgulken insanların arasına karışıyor ve masadaki evrakların arasına bir zarf koyuyor(ileride lazım olacak bu zarf),ve bu sırada dünyalar güzeli Ingrid Bergman'da karşımıza çıkıyor,çok güzel harkulada bir film çıkarıyor(rick'e göre o kadar da aktif olmasa da güzelliği yeter),bogart-bergman eskiden sevgiliymiş ama filmde paul henreid'la karı-koca rolünü oynuyorlardı.rick'in kahvehanesin de millett poker oynayarak para kazanıyor,rick biraz zarara uğruyor ki,adamın birine 20 bin dolar gibi bir ücret ödüyor(çek yazarak),havada uçaklar gecip sehre inmektedir,binbaşlar da kahveye uğramadan edemezler,ama uğramanın sebebi rick'in bir arkadaşını yakalamak oluyor,o adam askerlere 4-5 el ateş edip rick'ten yardım isteyince rick onu reddedince yakayı ele veriyor,filmde bu binbaşılar varken 2.ci dünya savaşı konusunu da ele alınca gercekten ortaya mukemmel bir film çıkmış oluyor.Bergman kahveye bir arkadaşı sandığım(meğerse kocasıymışş), onunla gelir,bu arada acil paraya ihtiyacı olan norveçli bir adam elinde bulunan yüzüğü adama satmaya kalkar,o kabul eder,yüzüğü bergman için alır(yüzükte hac isareti vardır),filmde bergman bakışlarına hayran kaldım,ve bir an gelir ki rick bergman'ı görür,göz göze gelir,bergman biraz duygulanır,ondan önce bergman piyanistten şarkı çalmasını ister kendi istediği parcayı ve o çalar birde ek olarak söyler.bergman gidince rick kendi derdiyle baş başa kalır,kafasını içki içmeye verir,hayal mi gercek mi derken onlarla birlikte bende kendimi paris'te bulurum,paris'te rick-bergman ikilisinin birlikte olup öpüştüğü sahneler olur,burası çok güzel sahnelerdir,bogart-marseille üzerinden tren ile casablanca gidecektir,bunun için bergman ile anlaşır da o tren saati geldiğinde rick'e bir mektup gönderir,gelemeyeceğini yazıyordur,bergman paul henreid ile casablanca'ya gelmiştir,ve rastlantı sonucu bergman'ı mahalle aralarında görür,neden trene gelmediğini sorar,sebepse rick'in bergman'ı kırmış olmasından kaynaklanır.bergman aslında paul'la beraber casablanca'dan kaçış planları yapmaktadır,filmde dönemin gitarları da ilgimi çeken başka bir unsurdu,rick her zaman olduğu gibi kahvesinde dostlarıyla birlikte takılmaktadır,bergman bu sefer kahveye binbaşı olan birisiyle gelir,rick'in onu öyle görmesi biraz canını sıkar,bergman da olan biteni bilip zamanında rick'i sevdiğini ancak şimdi paul'la beraber olduğunu söyler,paul rick'in ofisine gelir ve casablanca'dan çıkış için yardım ister,kahvedeyse bir marş çalınmakta ve herkes bergman dışında herkes ayakta bu marşı söyler,victor bregman bergman da victordan endişe eder,victor dışarı gidince bergman da soluğu rick'in ofisinde alır,tek amacı victor'u casablanca'dan göndermektir,bergman victor'un buradan gitmezse victor'u vuracaklarını söyler,rick'te casablanca'nın ölmek için uygun bir yer olduğunu söyler ki bergman yanında bulundurduğu silahını çıkarıp rick'in üzerinde doğru tutar,ama ateş etme cesareti gösteremez ki ona sarılıp ağlar,belki de eski günlerini yad ederler,bergman geceyi rick'in yanında gecirir,rick daha sonra kahvesinde victor'u ağırlar,rick önce victor'a ikimizin de bergman'ı sevdiğimizi söyler,victor da ona kahveye ilk geldiğimde aranızda bişeylerin olduğunu fark etmiştim der,bu arada tuzak olup olmadığını bilemesem de kahveyi polisler basıp victor'u götürürler,peşinden rick'te karakola gelir(aslında rick onu kurtarmaya gelecektir),aslında sanki oyun oynar gibi rick onu oradan alıp hava alanına götürecektir,vize işlemleri filan halledilir,gidilecek yer ise lizbon(portekiz'in başkenti)dir,bergman hava alanında rick'e de gelmesini söyler,rick nedenlerini anlatıp  bergman'a uçağa gelemeyeceğini söyler,bergman bu sözler karşısında gözyaşlarını tutamaz,ve birbirlerine sarılarak veda ederler,uçak kalkana kadar orada olan rick uçak kalktıktan sonrada gelen polislerden birini telefon ettiği sırada vurur,filmde burada biter,arkadaşlar amerika tarihinin gelmiş geçmiş en iyi 3.cü filmidir,muhakkak izleyin,eminim sizde bu filmi çok beğeneceksinizdir,İmza Benden:CASABLANCA(1942),Yazan:EFSANE YAZAR..

motorlarimaviliklere19 Ekim 2008

<p>Ingrid Bergman'a hayran kaldım gerçekten. Çok iyi bir film.</p>

özi 00425 Temmuz 2008

güzel bir film

emre8421 Mayıs 2008

<p>Harika bir film bir &quot;EFSANE&quot; İngrid Bergman çok güzel bir kadın ve performansı da muhteşem</p>

fulda30 Mart 2008

Rejisörlügünü Michael Curtiz in yaptigi film 1942 yilinda Hitler fasizminin isgal ettigi ülkelerden kacan insanlarin dramini yansitiyor. Casablanka 1944 yilinda 8 Oskar almis bir propaganda filmidir. O dönem en iyi siya-beyaz kamera ödülünü alan Arthur Edeson cekimlerini kacirmayin!!

nali15 Ekim 2006

sinema tarihine daha 1942 yılında damgasını vurmuş ve bu damga yıllardır silinmemiş.muhteşem bir film.rush rumuzlu arkadaşımızın dadediği gibi finali en iyi bu şekilde bitebilirdi sanırım.

RUSH5 Ağustos 2006

mükemmel bir film michael curtiz finali gerçekten iyi bitirmiş doğrusu,çok iyi bir oyuncu kadrosu,tam rollere göre seçilmiş tipler kusursuz. hele sam\'in piyano başında seslendirdiği filmi unutulmaz kılan \"AS TIME GOES BY\" zaman geçtikçe şarkısı,mükemmel!!!

Yorum yaz

Benzer

Humphrey Bogart'in diğer filmleri

Filmografi →