Esrarengiz Sevgili
L Annulaire
20 yaşındaki Iris, bir meşrubat fabrikasının dolum hattında çalışmaktadır. Bir gün, yüzük parmağının bir kısmını iş kazası sonucu kaybeder ve işinden ayrılmak zorunda kalır. Iris yeni bir iş bulmak için bulunduğu yerden ayrılır, bir liman şehrinin yakınına taşınır.
Bir gün Iris, şehirde dolaşırken, ilginç bir laboratuarda asistanlık işi bulur. Müşteriler bu laboratuara düzenli aralıklarla gelmekte ve gelirken yanlarında kişisel eşyalarını getirmektedir. Laboratuarda müşterilerin bıraktığı eşyalar, belli işlemlerden geçirildikten sonra sonsuza kadar korunma altına alınmaktadır.
Iris ise, etrafında olanları tam olarak anlayamadan, esrarengiz tavırları olan işvereniyle karmaşık bir aşk ilişkisi yaşamaya başlar.
Kadro
7 kişiOyuncular
Yapım
Künye
YönetmenDiane Bertrand
SenaryoDiane Bertrand, Yoko Ogawa
Görüntü YönetmeniAlain Duplantier
ŞarkıBeth Gibbons
Sinemaseverler
4 yorumYorumlar
Benzer
Filmografi →













Olga Kurylenko çok başarılı
Film ilgi çekici bir konuya değiniyor ancak bence dili net değil anlatı tarzının daha vurucu olması gerekirdi. Biçimden sıyrılıp özü yakalayabilmeliydi bu anlamda bende pek ilgi bırakmadı.
Bu tür filmlerde nedensellik pek işe yaramaz. Film, bildiğimiz hikaye, roman türüne karşılık gelmiyor. Şu halde göstergelerden hareket etmeli, sembolleri araştırmamız gerekecektir. Örneğin, yüzük parmağı, ayakkabılar, platonik aşk, ayakkabı boyacısı ve kızın akıbeti üzerine kesinlikli sözleri, saklanan nesnelerin günümüz dünyası içerindeki önemsizliği, saklama gerekçesinin saçmalığı vs... Bu sıralama bile ne çok şeyin olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Ben filmi bu nedenle beğendim.
<p>Esrarengiz sevgili adlı filme değişik açılardan yaklaşabiliriz. Senaryo bu konuda bize pek yardımcı </p><p>olmuyor gözüküyor. </p><p>Bu konuya yaklaşımımı dile getirmem gerekirse; satırlarımı okurken filmi gözünüzden tekrar </p><p>geçirmenizi istiyorum. Yağmur yağmasıyla birlikte, uzak yerlerden gelindiği söylenen müşteriler ve </p><p>onların acı hatıralarından kalan eşyalar var. Bu konudaki yaklaşımım sanki senaryonun ölü insanların </p><p>bu laboratuvarı ziyaret etmesi şeklinde. Örneğin merdinlere tahta vurarak müzik yapan çocuğun aniden </p><p>kaybolması; bir müşterinin bestesini çalan 223 numaradaki kadının <br />odasındaki bakışmalar. Resimde duran adamı, kız bir an için doktora benzetiyor ama tam </p><p>odaklanamıyor. Örgü ören kadınla, doktor o an bakışıyorlar ve birbirlerini tanıyor edada </p><p>gülümsüyorlar. Çünkü onlar da ölmüş insanlar ve birbirlerini yıllar öncesinden tanıyor gibiler. </p><p>Olayın sonunda ise kız kapıyı açarak cennete gidiyor.<br />Belirtmem gerekirki bu yaklaşımımın tam doğruluğu söz konusu değil, fakat gerçek olan birşey varsa </p><p>senaryonun ve yönetmenin bize vermek istediği şey bir arzu değil, tamamen özgürlük duygusu.</p><p>Hayatta birçok şekilde birçok şeyle karşılaşıyoruz. Kesin olan bir şey varki aldığımız ödüller ve </p><p>maddi koşullar bizi yaşamak istediğimiz ya da tercih edebilceğimiz yaşamları sınırlıyor olması. </p><p>Kırmızı ayakkabı ile betimlenmek istenen şey bu. Genel felsefeyi ayakkabıcı zenci adam yapıyor </p><p>zaten. "Eğer ayakkayı çıkarmazsan ayakların birgün yok olabilirler." Aynı bizim ruhlarımız gibi. </p><p>Ayakkabının kızın ayağına tam olması gibi birçoğumuzun hayatı da şu anda tam kılıfına uyuyordur. </p><p>Aylık gelirimizle, aylık giderimizi eşitlediğimiz durumdan bahsediyorum. Yerimizin bozulmasını ve </p><p>çalıştığımız mesleği kaybetmek istemeyiz. O işi yapmayı sevdiğimizi sanarız bu yüzden. Halbuki </p><p>içimizde daha farklı daha içten yapabilceğimiz işler vardır. Ama gözlüklerimiz takılıdır ve </p><p>dönüşümüz yoktur. Gitmek isteyen ayaklarımızı, cilası hoş bir ayakkabı tutabilir. Sevgilerimizi </p><p>paylaşabileceğimiz insanları görmezlikten geliriz. Ki bana göre kızın oda arkadaşı, doktora göre </p><p>daha iyi bir sevgiliydi ama kız onu tanımak bile istemedi.<br />Ama en sonunda ayakkabılarını çıkardı ve özgürlüğe doğru yürüdü. Keşke bizim yaşam </p><p>değişiklilerimizde bu kadar basit olabilse...<br />Son lafım;<br />Sevgilerimizi özgürlüklerimizi erteledik bitmek bilmeyen işler ve yüzünden. Bu yüzden birçoğumuz </p><p>ruhlarını kaybetmiş ölüleriz.</p>