Sinema Filmi Türkiye 1962 ▶ Tam film

Akasyalar Açarken

YönetmenMemduh Ün
Yıl1962
Süre83 dk
TürDram, Duygusal

Lale ; “İlk tanışmalarda ‘siz’, sonra ‘sen’, sonuna doğru tekrar ‘siz’ denir. Bütün aşk hikâyelerinde böyle olur.”

Kocasının ‘gene’ anımsamadığı yaş gününde kardeşi Filiz’e söyledikleri ; “Hep sabrettim. Evliliğimin 7. yılı da sabırla geçti. Kocama yakın olabilmek için bedava hemşirelik yapmaya razı oldum..Ama her zaman, bir apandisite, taşı alınacak bir böbreğe yahut fıtık ameliyatına tercih edilerek yaşadım..Bir kadının kocasıyla arasındaki bağın sadece sarı bir halkadan ibaret olmadığını hissedebilir misin?”

Göksel Arsoy'un yapımcısı olduğu ilk film.. Nurmenlerin fabrikasında öğle arası. Bir süre, neşeyle voleybol oynayan işçileri ve tüm bakışları üzerinde toplayan Kimyager Yüksel'i izleriz. Onunla aynı laboratuvarda çalışan Salih Usta bu neşeli maçta hakem. Ancak, o günkü mutlulukları kısa sürecektir. 'Yeni bir formül' üzerinde çalışan Yüksel'in kullandığı sülfrik asit patlar.

Delikanlı, Maltepe Süreyya Paşa İşçi Sanatoryumunda Dr. Agâh tarafından ameliyat edilir. "Göz sinirleri zedelenmiş. Korkarım bir daha göremeyecek. İkinci bir müdahale ile bir şeyler yapabilirsek.."

Başarılı bir hekim olan Agâh, işlerinin yoğunluğu nedeniyle "Bu kadar ihmale hiçbir kadın tahammül edemezdi" dediği eşi Lale'yle sorunlar yaşamakta. O kadar ilgisiz ki karısının yaş gününü unuttuğu gibi donanmış sofrayı görünce "Misafir mi vardı bu akşam? Masayı gördüm de" diyor.

Genç kadın da sevgisini hastalara yöneltmiş. "Hastalara bakmaktan, onların dertlerini dinlemekten, ne bileyim biraz olsun ümit vermekten zevk alıyorum."

Hastalar arasındaki adı 'Hastane Meleği'. "Dr. Agâh'ın maharetinden çok, güzel karısının merhametiyle iyileşiyoruz.”

Güzel Sanatlar Heykel Bölümündeki kardeşi Filiz'in, arkadaşı Suna ile birlikte, burs kazanarak İtalya'ya gitmesiyle iyice yalnız kalır ve Yüksel'le aralarında duygusal bir yakınlaşma olur. İkinci ameliyat da başarısız olunca üçüncüsü için beklenir.

Bu zor günlerde, Hademe Sami ve 3. Koğuş'un hastaları ; Mösyö Baradanyan, Semih Sezerli, Necdet Tosun hastanenin neşe kaynağıdır. Lale’nin 'Hastane Meleği' olan adı 'Yüksel Bey’in Meleği' olarak değişmiş. Durumu sezinleyen kocasına şöyle der "Aşk önüne geçilmez bir histir. Hele sen o kadar çok açık kapı bıraktın ki aşkın bu kapılardan girmesi geç bile kaldı. Evet, sevdim onu. Ama, eli elime bile deymedi."

Ayrılmaya karar verirler. 'Hislerine kapılıp hatalı bir ameliyat yapmaktan korkan' Dr. Agâh, Yüksel için, İtalya'da yanında ihtisas yaptığı profesöre bir mektup yazar. Lale, tüm harcamalar için evini ve mücevherlerini satmıştır. Kendisini, iki ay için bile olsa, bırakıp yurt dışına gitmek istemeyen Yüksel'i "Her hasta, hastabakıcısına aşık olur. İyileşince de unutur gider" gibi sözlerle kendinden soğutur.

(Tüm bu işler olup biterken, genç kimyager, Lale’nin Agâh'la evli olduğunu, biraz da 'onun yüzünden' ayrıldıklarını, hastane ve İtalya'daki masraflar için evini ve takısını sattığını bilmiyor bile.) Sıkıntılı günlerde Salih Usta hep yanında.

Haftalar sonra.. Filiz ve Suna, Roma'daki (S'si düşmüş) Ristorante Gladiatore'de spagetti yerken, Yüksel de oraya gelir. Ameliyat olmuş ve artık görüyor. Tanışmaları çok neşeli bir şekilde olur.

Filiz'le arkadaşlığı, kısa sürede, genç kızın mektubunda "..Seviyorum ablacığım..Ayrılırsam yaşamak istemeyecek kadar seviyorum" diye yazacağı bir aşka dönüşür.

Akademi ödüllü ‘Three Coins in the Fountain’ (1954) (Jule Style / Sammy Cahn) ile Roma ve Trevi Çeşmesini ; ‘Autumn Leaves’ (1950) (Mercer / Kosma) ile Casina Eseora’daki ilk danslarını ; ‘The Pearl Fishers’daki ‘Je Crois Entendre Encora’ (Nadir’in Aryası) (1863) (Bizet) ile deniz kenarında yürüyüşlerini izliyoruz. (Bu son parçayı 70’lerde ‘In Search of You’ adıyla ve ‘pop’ olarak dinlemiştik.)

Filmdeki, 'Something For Cat' (1961) (Mancini) melodisinin heyecan kattığı, tek kavga-dövüş sahnesinde onlara sataşan 4 ‘makarnacı’ bir güzel dayak yer. (Hayatında pek kavga etmemiş Yüksel'in, hem de çok önemli bir göz ameliyatından sonra yumruklaşmasını biraz yadırgıyoruz.)

Sonunda İstanbul'a hareket. Beyaz bir gemi ve The Shadows’un ‘Kon-Tiki’ (1961) (Carr) melodisi.. Yüksel'in saçlarını dağıtan Akdeniz rüzgârını biz de hissediyoruz.

Filiz, ablasına Yüksel'i tanıtır "İşte dünyanın en iyi insanı, Altın Çocuk ve evimizin müstakbel damadı." ['Altın Çocuk' (1966) filminin habercisi gibi] Bir şey belli etmemeye çalışan Lale o kadar sıkıntılı ki.

Yüksel, hâlâ, hiçbir şeyin farkında değil. Galata Köprüsünde karşılaştığı seyyar satıcı Baradanyan ile konuşurken olanları anlamaya başlar..

Baradanyan ; “..Lale Hanımınan familya oldunuz?”

Yüksel ; “Lale Hanımla sadece arkadaştık.”

Baradanyan ; “Hadi canım. Allah’ın bildiği kuldan saklanır? Sen kalk koskoca doktordan talak ettirip boşat, kadının parasıynan Evropalarda tedavi ol, sonra da bilmorum de."

‘Nihayet’ her şeyi öğrenen Yüksel, en olmayacak şeye (Filiz'le nişanı bozup ablası ile evlenmeye) kalkışınca, Lale "Sizlerin mesut olması için hayatıma son veriyorum" diye bir mektup bırakıp kendini kayalıklardan aşağı atar.

Ama, filmin sonunda, ağaçlıklı yolda yürüyen Filiz ile Yüksel hiç de ‘mesut olmuş’ görünmüyorlar. Lale, keşke, Dr. Agâh gibi, ‘Son Mektup'taki (1969) Orhan gibi davransaydı.

Filmin sonlarına doğru Salih Usta ile Lale’nin konuşması..

Salih ; “Hakikati söylemeyecek misiniz Lale Hanım?”

Lale ; “Ortada yalnız bir hakikat var, o da iki gencin aşkı Salih Usta. Bir kumar oynadık, kaybettim. Hepsi o.”

Salih ; “Büyük kumar. Bir aile yuvası, bir ev.”

Lale ; “En mühimi, bir kalp.”

(Yazan: Murat Çelenligil)

Video

Filmi izle

Akasyalar Açarken -Eski Türk Filmi Tek Parça (Restorasyonlu)
Kadro

Oyuncular

18 kişi
Yapım

Künye

YönetmenMemduh Ün
SenaryoSadık Şendil, Bülent Oran
Görüntü YönetmeniAli Uğur, Memduh Yükman
YapımcıGöksel Arsoy
Sinemaseverler

Yorumlar

12 yorum
fahri.0713 Şubat 2020

Konu çok klişe ve hep aynı diyaloglar.Ben beğenmedim filmi.izlenmesede olur.10/2 (Filiz akın için)

KlaraMiliç4 Kasım 2018

Gülistan Güzey çok güzel bu filmde, insanı kendine hayran bırakıyor. Göksel Arsoy'un iki kardeşe birden duyduğu aşkın ikisi de hiç inandırıcı değil. Kendisiyle ilgili en güzel tespiti de sokakta tesadüfen karşılaştığı sahnede Mösyö Baradanyan yaptı zaten. Son sahnede abla Lale'nin trajik ölümünün ardından iki sevgilinin sarılarak yürürken boş bakışlarla ekrana "Ne yapalım hayat devam ediyor" minvalinde bakması kötü bir final olmuş bence. Göksel Arsoy'un bütün bir film aynı surat ifadesiyle oynamasına alışkınız da, Filiz Akın'ın yüzünde hiç de çok düşkün olduğu ablasını yeni kaybetmiş bir kardeşin üzüntüsü yoktu. Kendisinin ilk filmi olmasına verelim bunu da geçelim. Bence filmin en güzel yanı 3. koğuştaki hastaların çok sevdiğimiz oyuncular tarafından canlandırılması ve Gülistan Hanım'ın güzelliği.

ÜmitYaşar15 Şubat 2016

Filmin açılış notu: Bu filmin çekilmesinde büyük yardımlarını esirgemiyen İşçi Sigortaları Kurumu ve Maltepe Süreyya Paşa Sanatoryumu baş hekimi başta olmak üzere bütün doktor, hemşire, memur ve müstahdemlerine sonsuz teşekkürü bir borç biliriz. Göksel Film

fecrialem8 Nisan 2011

o yıllardaki sokakaları,insanları aşkları izlemek insanı bambaşka alemlere sürüklüyor. güzel bir nostaljik film...

kamil zafer3 Mart 2009

<p>  <em> Evvel ki 2 satırlık yazıma biraz daha katkıda bulunacağım,zira yine seyretmek gafletinde bulundum,seyredince de sanki birileri beni dürttü &quot;Kalk,iki paspas atta kafanda ki tilkileri güncelle diye.</em></p><p><em>   Evet,güncellenmiş şekline göre <strong>: 1-</strong> Yüksel'in görme özürlü olarak bir ablayla yurt içinde -<strong>2- </strong>Görür olarak o ablanın bacısıyla yurt dışında kırıştırması <strong>-3-</strong> Bu kişilerin final için &quot;Zorunlu gayretleri&quot; olarak 3 bölüme ayırabiliriz.</em></p><p><em>   Diyeceksiniz ki hangi bölüm iyi.Hiçbiri,hepsi birbirinden berbat.Yalnız 2.si F.Akın'ın muhteşem güzelliğinden verdiği yakın plan görüntülerle biraz işi yırtıyor.Zannedersem kendisinin öpüştüğü nadir filmlerinden biri,hem de bol keseden. Neyse gördüğünüz gibi Türkiye dar geldi ta İtalya'lara ihraç ettik eşi benzeri olmayan saçmalıklarımızla akıl boyut tanımayan müthiş tesadüflerimizi.Birde ismiyle konusu arasında bir bağlantı kuramadım,yoksa kaçırdığım yerler mi oldu veyahut ben mi kaçırdım ! Acilen belirteyim bitişinde de meymenet yoktu.    3.3.09     Zafer ALGAN  </em></p>

performer22 Şubat 2009

<!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning/> <w:ValidateAgainstSchemas/> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> <w:DontGrowAutofit/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--> <!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Monotype Corsiva"; panose-1:3 1 1 1 1 2 1 1 1 1; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:script; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:647 0 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> <!--[if gte mso 10]> <style> /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;} </style> <![endif]--> <p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14pt; font-family: 'Monotype Corsiva'">çok klişe bir senaryo. fakat senaryo'da bazı farklılıklar vardır bunun nedeni 2. senarist'i olan sadık şendil olmalı. bülent oran genelde aynı kalıp senaryolar yazmıştır. filmin izlenir olması'nın önemli nedeni usta yönetmen memduh ün. 2 adet görüntü yönetmeni olan filmin başarılı görüntüleri ali uğur sayesinde tablo gibi. filmin müziği yesari asım arsoy tarafından yapılmış. filmin yapımcısı olan göksel arsoy'un bir patron olarak amcası yesari bey'i seçmesi tesadüf olamaz. gülistan güzey'in oyunculuğu çok başarılı, bana cahide sonku'nun oyunculuğunu anımsattı. salih tozan gerçekten o sevimli yüzü ve abartısız oyunculuğu ile bana göre filmin starlarından. ahmet tarık tekçe misafir aktör olduğundan rolü çok kısa olmuş. buz yüzden kemal ergüvenç yerine bilmediğim bir ses hayat vermiş. filmin sonundaki son yazısı sanırım başka filmden araklanmış. nerden mi anladım. son yazısının sağ alt tarafında &quot;falanca film teşekkür eder&quot; diye bir yazı yazar, işte o bölge bu filmin son yazısında üzeri bantlıydı.</span></p>

yesilcamtutkunu22 Şubat 2009

Duygu yüklü güzel bir ask filmi ama benim icin önemli olan filiz akinin ilk filmi olmasi sinemaya cok basarili bir yapimla adim atmis ve bu basariyi yillarca sürdürmüs Filiz hanim

capone2 Kasım 2008

Çok güzel bir aşk filmi.İki kız kardeşin bilmeden aşık oldukları adam ve abla kardeşinin mutlu olması için hayatına son vericektir.Gülistan Güzey bu filmde harika oynamış.Filmin ikinci çevrimi Belgin Doruk ve Demir Karahan'ın başrol oynadığı Gönül Meyhanesi

Gül Tuna26 Ekim 2008

iki kardes ayni adami severler ve gülistan güzey kardesi filiz icin hayatini ve askini feda eder güzel ve duygu yüklü bir film ayrica filiz akinin ilk filmidir

kamil zafer20 Ekim 2007

Bu kadar yorumun üstüne yorum yapılmaz Sadece ekleyeceğim nokta şudur;F.AKIN'ın muhteşem güzelliği ve Süreyya Paşa'nın eski hali görülmeye değer.20.10.07 Zafer ALGAN

Murat Çelenligil25 Mayıs 2007

Suna ; &#8220;Makarna icat edilmeseydi bu İtalyanlar ne yiyeceklerdi acaba?&#8221; 12 Mayıs 1962 tarihli SES Mecmuası&#8217;ndaki bir kısa haber ; "..Akasyalar Açarken adını alacağı söylenen filmin lanse ettiği genç kız bir büroda çalıştığı için ilk günkü çalışmalara gelememişti.." Filiz Akın'dır bu genç kız. 'Avrupai' ama bizden.. Hep seviyeli ve güzel. Voleybol maçı.. Kızlı erkekli oyuncular arasındaki genç kızların yüksek topuklu ayakkabıları dikkati çekiyor. Kazayı 'dikkatsizlik' olarak niteleyen Fabrika Müdürü, Yüksel&#8217;in &#8216;tazminatı&#8217;nı almaya çalışan Salih Usta ve ancak 60&#8217;larda olabilecek konuşmaları.. Müdür ; &#8220;Sen laborant mısın, Yüksel'in avukatı mı? Önce onu söyle.&#8221; Salih ; &#8220;Sadece arkadaşıyım beyefendi. Beni kovsanız bile onun hak etmiş olduğu tazminatı almaya çalışacağım." Filmlerinde çoğunlukla kendi sesi ile konuşan Salih Tozan'ı bu kez Avni Dilligil seslendiriyor. Fabrika müdürü rolündeki Ahmet T. Tekçe'ye bu filmdeki sesi hiç yakışmamış. Buradaki takım elbisesi ile &#8216;Cilalı İbo Rüyalar Aleminde&#8217; (1962) adlı filmde de yer alıyor. Jeyan Mahfi Ayral, Filiz&#8217;i ; Abdurrahman Palay, Yüksel&#8217;i ; Suna Pekuysal, Suna&#8217;yı ; Rıza Tüzün, Mösyö Baradanyan&#8217;ı seslendirmiş. Lale&#8217;ye, evini satmakta yardımcı olan &#8216;Nur Emlak&#8217; sahibi Nazif Şahin (telefon numarası 49 13 61 imiş) acaba hâlâ oralarda mıdır? Yüksel'in, bir süre kör kalmasına neden olan formülle ilgili çalışmalarına devam edip etmediğini filmden öğrenemiyoruz. Delikanlının 2 kez (aslında 2 buçuk, çünkü 3. ameliyat için uyutulduktan sonra Dr. Agah devam edemiyor ve operasyon yarım kalıyor) bıçak altına yattığı Maltepe Süreyya Paşa İşçi Sanatoryumu.. Süreyya İlmen'in İşçi Sigortaları Kurumu'na bağışladığı (1950) Narlıdere Çiftliği'nde kısa sürede yapımı tamamlanan (1951) ve yalnızca göğüs ameliyatlarının yapıldığı hastanede bir göz ameliyatının yapılması dikkat çekiyor. Dr. Agah'ın "Koğuş değil sanki tiyatro" ve Lale'nin "(Buranın) adını 'Gürültü Koğuşu' takmalı" dedikleri Üçüncü Koğuş.. Hastaların isimleri bile ne kadar neşeli bir yer olduğunu gösteriyor ; Necdet Tosun, Semih Sezerli, Hüseyin Baradan ve onların şakalarından yakınan hademe Sami Hazinses.. "Yalvarırım Doktor Bey, alın beni bu üçüncü koğuştan.. Cebime tutkal doldururlar; &#8216;Şaka&#8217;.. Sırtımdan içeri fare salarlar; &#8216;Şaka&#8217;.. Gazoz diye müshil içirirler; &#8216;Şaka&#8217;.. Tutuştururlar; &#8216;Şaka&#8217;.. Öldürecekler, tahtalı köyü boylayacağız adı gene &#8216;şaka&#8217; olacak.. Ne olursunuz alın beni bu üçüncü koğuştan." Yüksel, şimdilerde unutulmuş olan 'Şeytan Geçti' deyimini iki sahnede kullanıyor ; Lale, onun bir müddet göremeyeceğini söylediğindeki kısa sessizlikte ve ikinci ameliyatın sonucu başarısız olup bir sessizlik olunca. Bir sahnede Lale "Moralinizi bozmayın, ilerde iyileşirsiniz" deyince "İlerde ha? Şu 'ilerde' lafı körlüğümü söylemenin lisan-ı münasipcesi desenize" diye karşılık veriyor. Roma&#8217;daki lokantada, Yüksel'i çok beğenen ve İtalyan sanan Filiz "İtalyanca bilseydim onunla konuşmak isterdim" diyor. Oralarda burs kazanıp staj yapan Filiz'in İtalyanca bilmemesi seyirciyi şaşırtıyor. Aynı yerde, Suna, Yüksel için şakalı sözler söyler. Bir süre sonra genç kızın hıçkırığı tutunca, delikanlı "Tavana baksanız küçükhanım. İyi gelir. Bakın bakın. Hatta 'Delinin bacakları sallanıyor' diye aldatırlar çocukları" diyor. İstem dışı, tavana bakan genç kızların şaşkınlığı görülmeye değer. Yesari Asım Arsoy'un filme adını veren hüzzam eserini başta ve sonda sözsüz olarak dinliyoruz. Filmin çevrildiği sırada şarkının sözleri henüz yazılmamış mıydı sorusu akla geliyor. Sohban Koloğlu'nun dekorları &#8220;İtalya&#8217;dayız&#8221; etkisi yapıyor. Filmde geçen iki isim unutulmaz isim ; Mazhar Osman (1884-1951) ve Zati Sungur (1898-1984). Bozuk paranın, çoğunlukla başın veya omzun üzerinden geriye doğru atıldığı Trevi Çeşmesi.. Filiz, Yüksel ve Suna yüzleri dönük atmayı yeğliyorlar. &#8220;Three coins in the fountain // Each one seeking happiness // Thrown by three hopeful lovers // Which one will the fountain bless?&#8221;

altanpuma27 Şubat 2006

An mineal aşk! Televizyonda seyrettim, bazı mantık hatalarına rağmen hazin bin aşk melodramı. Dr Agah\'ın (Agah Ün) karısı Lale (Gülistan Guzey) kocasının yoğun meslek hayatı nadeniyle mütemadiyen ihmal edilen olgun güzelliğinin doruğunda bir kadındır (Bu film yazık ki Guzey\'in olgun döneminin son başrolü olmuştur. 50\'lerde başroller oyrayan Grek profilli Güzey, otuzunu yeri geçtiği bu filmden sonra anne rollerine geçecektir, film Filiz Akın için atlama taşı olurken Güzey\'i başrolden düşürür, bu Türk sinemasında çok olur mesela Kırık Plak Belgin Doruk için atlama taşı olurken Ayfer Feray\'ı başrolden düşürmüş, Kayıp Kız Ayla Muhterem Nur için atlama taşı olurken Nedret Güvenç\'i başrolden düşürmüş, Lekeli Kadın Türkan Şoray için atlama taşı olurken Neriman Köksal\'ı başrolden düşürmüş, Avare Mustafa Fatma Girik için atlama taşı olurken Çolpan ilhan\'ı başrolden düşürmüş, Yolcu bir star olamasa da Aysel Tanju için atlama taşı olurken Muhterem Nur\'u başrolden düşürmüştür, vs. Yeşilçam\'da olgunlaşmaya başlayan bir kadın oyuncu kendisinden daha genç bir başka kadın oyuncuyla bir filmde başrol paylaşırsa genellikle bu son başrolü olur, gittikçe ala, anne rollerine iner. Bu kuralı yıkan tek kişi, kendisinden genç kadın oyuncularla yıllarca başrol paylaşba da sinemayı bırakıncaya kadar hep \"başrol\" oyrayan Sezer Sezin\'dir.... Güzey sinemada anne rollerine düşmesine rağmen Şehir Tiyatrosu\'rda daha yıllarca başrolleri sürdürecektir) Aslınrda flmi asıl çekici yapan da Güzey\'in abartısız ve duyarlı melodram oyunculuğudur, yoksa partneri Göksel Arsoy\'un patatessi mimiksiz suratı ve çok kısıtlı oyunculuğuyla ona pem eşlik edebildiği söylenemez, yine de Yeşilçam seyircisi Arsoy\'u bu haliyle bir dönem büyük star yapmış ve \"Altın Çocuk\" demiştir, biz de hoşgörelim. Lale kocasına daha yakın olabilmek için hastanede gönüllü hemşirelik yapmaktadır, kocası Dr Agah ise durmadan binumum ameliyat yapmaktadır (O dönem heralde cerrahi daha ayrışmamıştı ki (!) apandist ameliyatı yapan bir genel cerrah rahatlıkla kalp, beyin ya da göz ameliyatları da yapabilmektedir) Genç kimyager Yüksel (Göksel Arsoy) bir patlamada gözlerini kaybedip hastaneye gelir. İlk ameliyatları başarılı olmaz. Bu arada bi hukukçuya danışmadan gayet grotesk biçimde ama bereket kısa süren bir bölümde Yüksel\'in haris patronu tazminatını ödemez, yanında bir tek onu oğlu gibi seven ve bu uğunda patronla takışan usta başı Salih kalır (bu rolde, rol ne kadar kısıtlı olursa olsun Salih Tozan, Guzey\'le birlikte filmin en iyisi. Zaten Tozan maalesef Kırık Çanaklar bi yana hep kısıtlı roller bulabilmiştir, yine de en ilginç rolleri hep Memduh Ün\'ün \"küçük dünya\"sından çıkmıştır) İhmal edilmiş olgun güzel kadın, genç hastayla yakınlaşır. Aşıktır, genç adam da ona. Dedikodular alır yürür. Lale durumu öğrenen kocasına, son aşk şansından vazgeçmemeye kararlı bi kadın vakarıyla \"birşey beklemeden boşanmaya karar vermiş bir kadın aldatmaz. Birlikte olmadım ama aşığım der ver ayrılır). Son ameliyatı yapması gereken terkedilen koca bunu yapamayacağını anlayınca tek çare Yüksel\'in bu ameliyatı İtalya\'da olması kalır. Ama genç adam ameliyattan ümitsizdin ve sevdiği kadından boş bi macera adina ayrı kalmayı kabul etmemekte ve gitmeye direnmektedir. (Bu arada iş yerinin ödemediği paraları Yüksel\'den gizli Salih Usta\'yla anlaşarak Lale ödemektedir). Kocasından ayrılan Lale evini ve mücevherlerini satıp, genç adamın İtalya masraflarını Salih usta\'ya öder. Direnen Yüksel\'i gitmeye ikra etmek için de kendisi için bu ilişkinin bittiğini, bunun pem çok hastasıyla yaşadığı küçük bir romans olduğunu söyler. Genç adalın dünyası alt üst olur, ondan nefret eder, gitmeye karar verir vs klişeleri. Lale havaalınına gelir ve uçağa binmeden önce \"beni hep öpmek istemiştin şimdi öpebilirsin\" der, Yüksel\'in şarkınlığı üserine üsteler \"Öpmeyecek kisin?\". Uzanır, Yüksel\'in kuru öpücüğünü alır. Guzey burada da bi melodrm oyunculuğu döktürür. Lale teyzesinin (Lahlure Handan) yanına taşınır ve sevdiği adamın dönmesini beklemeye başlar. Bu arada teyse tiplemesi ve iki kadının ilişkisi es geçilir. Lale yıllarca küçük kız kardeşi Filiz\'e annelik yapmıştır ve o da İtalya\'da stajdadır. Teyze bir ara \"bir kızın bu kadar serbest yurt dışına gitmesi... \" gibi bişeyler söyler, bunun üzerine Lale \"Biz serbest büyümedikte iyi mi oldu\" der ve aşksız geçen hyatının muhasebesi üzerine ölçülü bir melodram oyunculuğu daha döktürür. Bu teyze için tek ipuçudur ama diğer özellikleri teyzeyi muhafazakr göstermez, o devirde başı açık, saçı boyamı, sigara tüttüren bir yaşmı kadındır. Zaten filmde de pek görünmez, kendi evinde pek ortalara çıkmayan bir yaşlı kalfa gibi dir daha ziyade. Filiz\'in mektuplarıyla İtalya\'ya geçeriz. Harici İtalya görüntüleriyle, başarılı dekorlarda doğru giysi ve aksesuarlarla çekilen interiorlar oldukça iyi kurgulandığı ve pek çok filmin aksine \"davranışları ve tipleriyle ben türküm diye bağıran\" figüranlar kullanılmadığı için, bu sahnelerin İtalya\'da çekildiği yanılsaması yaratılır. Alınmamış kaşları, yapılmamış burnu (ki burnu yapılmadan da çok düzgünmüş niye ameliyat olmuş ki) ve koyu sarı saçmarıya Filiz Akın taptaze bir güzellikle çıkar karşımıza. Türk sinemasının o güne kadar kalıpları dışında bi kız, sarışın ama yüzü pavyon kadını gibi boymı değil, hareketleri, yürüyüşü gayet serbest ama avm ve yollu olmayan, evlenmek yerine mesleğinde gelişkek, ayakları üzerine basmak, dünyayı görmek derdinde, karikatürleşmemiş batılı bir genç kız. Bir dönem o dönem kentli orta - üst gelir grubunun Avrupalılaşma idolüne yapaylaşmadan çuk oturmuştur (Aynı dönem Leyla Sayar da ilginç aksesuarlarıyla Amerikarlaşma özlemine cevaptır ama onunkisi sokakta görülecek cirsten değil daha çok cinsel fantazileri sübleyecek cinstendir, noş o dönem sokaklarda da pek Filiz kadar güzel ve karikatürleşmemiş Avrupalılaşmış genç kız imajı da yoktur ama onunkisi abartısız ve inandırıcıdır) Filmin kolik unsuru olarak kullarılan kız arkadaşı Suna ise gayet marikatürize abartılıdır (Genç ama yine çirkin Suna Pekuysal). Operada yanındakilerin omuzuna düşerek uyuyup horlar, uandırılınca ayağa fırlayıp sahneye karşı operayı taklit ederek anırmaya başlar, yakapaça çıkarılır. Plajda kumdan yaptığı erkek kabartmasının dudaklarına yumulur vs. Suna alabildiğine de çalçene sağa sola sataşan biridir. Bir lokantada spagetti yerken Yüksel\'le tarışmaları da onun bu özelliği sayesinde olur. Suna İtalyan sandiği Yüksel hakkında ileri geri konuşur, epey bir süre sonra Türkçe cevap almasıyla da tanışmış olurlar. Filiz\'le Yüksel yakınlaşır. Ama bu dönem Yeşilçam filmleri gibi görür görmez ebedi büyük aşk değildir. Çok iyi işlenmese de, kısıtlı tutulsa da, tanımaya çalışma, sazı çatışmalar ve birlikteliğin olup olamayacağına dair temkinlerle gelişen bir birlikteliktir. (Belki de Filiz Akın\'a biçilen Avrupai modern kız imajının yüzü suyu hürmetine) Sık sık da Yüksel\'in Türkiye\'de hayatını alt üst eden, madınlara güvenin sarsan yılan kadın (Lale=Gülistan) konu olur aralarında. İş ciddileşir, Filiz ablasına yazar. Ama hiç tamam artık noktasına getirmez, \"bir İstanbul\'a gidelim\" \"Ablam bi tanısın\" vb temkinler sürer. Bu aradan Akın nenüz Türker inanoğlu zansürü başlamadığı çin Arsoy\'la bol bol, ateşmi ateşli öpüşür filkde. Akın\'ın oyunculuğu ilk filmi olmasına rağmer rahatsız etmez, hatta onca tecrübesine rağmen partneri Arzoy\'dan daha tabiidir. Geliş tarihini tam bildirmeden teyzesinin evine, ablasının yanına gelen Filiz, karşısına sevgilim diye Yüksel\'i çıkarır (o dönem Türkiye\'sinde batılılaşkış kesim için bile biraz serbust bir harekettir, doğrudan eve getirmek) Ve na na nay! Lale şokta! Yüksel se anlaz (çünkü Lale\'yi tanıdığında kördür, ama yine de sesinden hiç şüphelenmemesi bizi biraz filme dair şüphelendirir, çünkü Lale sesini değiştirmeye falan kalkmamıştır. Yine işi Yüksel\'in körlüğünün pek kısa sürmüş olması ve bu yüzden diğer körler gibi işitme duygusunun extra gelişediği, zaten kulaklarının da iyi olmayabileceği gbi fikirlerle bu şüpheyi bertaraf ederiz) Bu arada, Lale filmde Filiz\'e boşanmasını anlatmaz, ama biz gösterilmeyen bölümlerde anlattığını vasaysak bile, senaristin Filiz\'e yıllarca ona baba gibi bakmış eniştesine bir telefon bile açtırmaması bi vefasızlıktır. Nası ayrılmış olurlarsa olsunlar, o başka bu başka. Memduh ün belki Agah Hün\'e extra gün parası ödemek istemiş, belki de filmini kalabalıklaştırmak istememiş. Yüksel sevgilisini Salih Usta\'ya anlatınca bi şok da Salih usta\'ya! Ama ne yapsın Lale\'ye söz vermiştir. Neyse Salih usta\'nın karısını almadan kız evine ziyarete gidilir. Salih Usta Filiz\'e karşı çok sıcak değildir vs. Nedense yarım binrallı gibi bir giysi giymiş teyze \"erkekler yaşlı kadınları görmektense yemek görmeyi tercih ederler\" gibi bir kaç laf geveleyip ortdan kaybolur. Demekki yönetmen fazlalık insanlar görmek istememektedir, ama nedense fazlalığın fazlalığı Suna ortalarda abukluklar yapmaktadır. Derken Salih ustaya gerçek şok! Na na na Lale=Gülistan salona iner. İlerleyen saatler Filis ve Yüksel romantik dans eder, Lale Salih masada derin ve acı bir söyleşide... Lale\'nin kararı kesindir işin içinde kız kardeşi olduğu için uğruna yaşamını dağıttığı büyük aşkından vazgeçecektir, ve Yüksel kimliğini asla öğrenmeyecektir. Guzey yine bir melodram oyunculuğu döktürür, Tozan da hakkıyla eşlik eder. Bu arada Suna da nedense butün bi tavuğu eline almış, abuk mimiklerle dişlemektedir. Gülistan melodramını ince ince işleyip ortadar çekilmeye çalışırken na na nay! yeni bir tesadüf : Yüksel\'in hastanede birlikte yattığı Mösyö Baradanyan (Henüz kötü-komik tipine geçmemiş, sadece komik oynayan Hüzeyn Baradan) bir sokak üç kağıtçısıdır. Zabıta korkusuyla kaçarken Yükseli görür, seslenir, Yüksel tanımaz (kördü) tam hatırlayacakkken, Lale\'yi sorar, Yüksel sinirlenir, Baradanyan \"Kadını da malını da götürürken iyi...\" gibi birşeyler der, Yükzel iyice sinirlenin yürür gider. Boluğu Salih Usta\'da alır, Salih Usta gerçeği açıklamak zorunda kalır. Nedense Yeşilçam\'da şablon olduğu üzere peyzajı güzel ama manasız bir kırlık alanda Filiz\'le buluşur. İlişkinin bittiğini o kadını sevdiğini söyler. Filiz şaşkın, kırılmış ve kızgındır. Anlayamaz. Yüksel olayların bildiği gibi gelişmediğini anlatır. Filiz kadına nefretini dile getirir, ablası olduğunu öğrenince na na ray! bu sefer şok sırası ondadır. Yüksel\'e daha genç olduğunu, karşısına pek çok yeni insan çıkacağını söyleyip uzaklaşırken, biranda geri koşar \"beni sevmiş olduğunu söyle\" der, Yüksel \"hayır\" kırılan gurur. Yüksel, Lale=Gülistan\'a koşar, Gülistan bu sahnede de döktürür. Fazla söz kullanmadan, olur olmaz, kız kardeş vs. Hemen toparlanıp şehri terkedecekler ve artık birlikte olacaklardır. Yarım saat sonra dönmek üzere Yüksel eşyalarını toplamaya. Varla yok arası teyze hiç ortaya çıkmaz. Bu sırada Filiz de yıkılan gururuyla bir uçuruma gider ve intihar etmek ister ama edemez. Gülistan kısa bir not vazıp, kırda etkili bir melodram yürüyüşüyle intihara yürümeye başlar. Geri dönen Yüksel notu bulur, çılgına döner, bu sırada intihar edememiş filiz geri dönmektedir. O da çılgıra döner, yeri bildiğini söyler. Mahmure Teyze yine kalabalık yapmamak için ortalara çıkmaz. Uzun bir koşu... Lale=Gülistan da intihar için aynı uçurumu seçmiş ama o intihar etmeyi becermiştir. Finalde bu yaşananın hemen üzerine Filiz\'le Yüksel\'in iki sevgili gibi o kadar rahat sarılmaları rahatsız edicidir ama Yeşilçam\'ın Happy End\'i ne olursa olsun iki sevgilinin birleşmesinde yatmaktadır. Ama filmde gerçek aşkı yaşayan aslında sadece Lale\'dir. Şimdi ne olacak peki? Akasyalar Açarken Akın\'ın ilk filmi. Ankarada DTCF Arkeloji bölümünde okurkuyup bir şirkette çalışırken, Artist Dergisi Sinema Yıldızı yarışmasında 1 seçilir. Göksel Arsoy Belgin Doruk\'la oynadığı Samanyolu filmiyle kentli küçük burjuva ve bürokratı ilk kez sinemaya çekmiştir , uzun süre ideal çift olurlar ama araları bozulur, Akın da Doruk\'un yerine Arsoy\'a sinema çifti oluşturacağı partner olarak uygun bulunur. Hem Akın doruk\'tan daha genç ve daha Avrupai\'dir ve nedef kitlelirine daha iyi cevap verecektir. Birlikte dört beş filk yaparlar ama hiç bir zaman sinema çifti olamazlar, Akın ileriki yıllarda Ayhan Işık, Sadri Alışık, Cüney Arkın, Kartal Tibet ve Ediz Hun\'la çeşitli dönemlerinde sinema çiftleri oluşturacaktır. Akın sinemaya ilk girdiğinde başka bir seyirciyi çekecek yeni bir tip olerek ele alınır. Kolej mezunudur, üçüncü sınıfta İstanbul\'a gelirce terk etmek zorunda kalsa da üniversitelidir, sarışın, Avrupaidir. İçlerinde gerçek anlakda dişe dokunur bi tek Gurset Kuşları olsa da, ilk filklerinde yeşilçam kaliplarının dışında çok raha batılı, moderm, okuyan ya da çalışan kıslar oynar. Dergilere köşler yazar, dublajını kendi yapar vs. Ama Yeşilçam buna fazla katlanmaz Akın\'da kısa sürede hep daha batılı bir zarafet kroruyacak olsa da alaturkalaşır. Saç rengi acılır, makyajı koyulaşır, giysileri değir Yeşilçam yıldızlarına benzer, en önemlisi oynadığı roller .ire bir aynı kalıp içine giriverir. Bu da belki o dönemin kuralıdır, ya ayrıksı kalıp bir kaç filkde oynayacak ortadan kaybolacak ya da yan tiplere inecektir ya da sürüye katılıp yıldız olacaktır; o ikinciyi seçer.

Yorum yaz

Benzer

Filiz Akın'in diğer filmleri

Filmografi →