Ömrümün Tek Gecesi
‘The Drip-Dry Waltz’ (1963) (Henry Mancini) melodisiyle başlayan, (Tchaikovsky’nin 6 numaralı Pathètique Senfonisinden) ‘The Story of a Starry Night’ (1941) (sözler : Al Hoffman / Mann Curtis / Jerry Livingston) ile devam eden ve ‘Summertime’ (1935) (George Gershwin / Ira Gershwin&DuBose Heyward) ile sonlanan konuşma. Gülseren ve hukuk doktorasını bitirip Fransa’dan (romanda İsviçre) dönen abisi İhsan..
Gülseren ; “Kavuştuk mu, artık kalacak mısın?”
İhsan ; “Kalacağım, evet. Yeter artık azaldığımız. İki kişi kaldık.”
Gülseren ; “Hiç açma abi. Hatırlatma bana. Öyle bir kardeşimiz yok bizim.”
İhsan ; “..İnkâr faydasız. Gülderen öz kardeşimizdi bizim. Yanlış yaşadı. Bir insana yakışmayacak şekilde de öldü..Tecrübesiz, toy Gülderen’i yatağına alan, sonra da ölümüne sebep olan o sefil herifi ben geberteceğim.”
Gülseren ; “Kimden bahsediyorsun?”
İhsan ; “İstanbul’dan gelen bir mühendis varmış burda. Turgut Ekrem diye biri. Kardeşimizin uğrunda öldüğü herif o herif işte.”
Aynı adlı romanın (Esat Mahmut Karakurt) (1949) (İnkılâp Kitabevi) ikinci çevrimi. ‘İstinye ile Boğaz’ı birbirine bağlayan asfaltın Yeniköy’e dönen köşesinde’ bir Gazino. Burada, Ekrem ve 5 yıllık ‘yasak aşkı’ Cemile’yi tanırız. Sarışın (romandaysa, yazarın eserlerinde sık rastladığımız bir benzetmeyle ‘saçları gece gibi siyah’) kadının aksine, erkek belli ki bu ilişkiden bıkmış. “Sevgiyi sen, bir erkeğin koynuna girmek sanıyorsun” deyip duruyor. Gelişen olaylarla, beraberlikleri çok acı bir şekilde bitirecektir.
Ekrem..Tam adı Turgut Ekrem Sevinç. 38 yaşında ve kimsesiz. ‘Saçlarına kır düşmüş, çok yakışıklı bir adam’. Maden mühendisi. Eğitimini Fransa’da Lyon şehrinde yapmış. (Şaşırtıcı bir şekilde, romandaki kişilerin neredeyse tümü Avrupa’da okumuş.) “Böyle bir şeye tıynetim müsaade etmez” diyor ama nasıl olduysa, yıllardır evli bir kadınla beraber.
Cemile, İktisat Bankası Umum Müdürü Şerif Tunç’un eşi. Gösterişli evlerine, uşaklarına, akşam yemeği sonrasındaki ‘kahve ve konyak’ gibi şeylere karşın mutsuz. [‘Cat on a Hot Tin Roof’ (1958) filmindeki Maggie’ye kayınvalidesi yatağı göstererek “Bir evlilik iflas etmişse nedeni burasıdır” gibi bir şeyler söylemişti.] Gerçi Şerif’te bulamadığını Ekrem’de bulmuş ama erkeğin soğuk davranışlarından bunun da yürümeyeceği ortada.
Gazino çıkışı (kocasının bir arkadaşı oraya gelince kaçar gibi gidiyorlar) (Ediz Hun’a ait) 34 EH 029 plakalı otomobille (romanda taksi) bisikletli bir genç kıza çarparlar. Neyse, 1-2 sıyrıktan başka bir sorun yok. Ekrem, Cemile’yi bıraktıktan sonra (eczane bulamadıkları için) onu Cihangir’deki evine götürür.
Bestecisinin trompetinden ‘Miles Ahead’ (1957) (Davis / Evans) melodisi ve Gülderen. 20 yaşında ama ‘18 gösteriyor’. Abisi (beklediğimiz gibi İsviçre’de okuyormuş), çiftlikte yaşayan ablası, romanda bir de teyzesi ve “Parası..İstediği her şeyi yapmaya yetecek kadar parası” var. [İhsan’ın bulunduğu yer tam anlaşılmıyor.
Gülderen, İsviçre ; Gülseren ve İhsan, Fransa diyorlar.] Babası, ‘Gediz taraflarında büyük çiftliklere sahip Kuşaklızadelerden Hacı Kerim’ ölünce İsviçre’deki üniversite eğitimini yarıda kesip dönmek zorunda kalmış. Genç kız öylesine güzel ve arzulu ki Ekrem ona ancak kısa bir süre direnebilir. Yazar bile “İradenin de, mukavemet ve tahammülün de bir derecesi vardır nihayet” diyor.
Ertesi sabah. Cemile, ‘bütün gece Ekrem için yanıp tutuşmuş olarak’ gelir ve onları öpüşürken görür. ‘5 senede sahip olabildiği şeyi genç kızın 5 dakikada fütursuzca elde etmesi’ onu çileden çıkarır. Gülderen’i öldürüp Ekrem’i yaralar (romanda ise sevdiğine ateş etmiyor). Bir kurşunla da kendi yaşamı sona erer.
Savcının (romanda savcı yardımcısı Fazıl Urfalı) soruşturması sırasında Gülderen’in Sermet Çakın (o da İsviçre’de Cenevre Üniversitesinde okumuş) ile nişanlı olduğunu ve ‘5 ay önce bir çocuk aldırma hadisesinden dolayı haklarında takibat açıldığını’ öğreniyoruz. Sonuçta Ekrem’in vicdanen olmasa bile kanunen suçsuz olduğu anlaşılır.
1 yıl (romanda iki ay) sonra. Kahramanımız Uşak yakınlarındaki bir antimuvan madeninde çalışmak üzere trenle gidiyor ; “Bir filozof (filmde, seyirci belki anlamaz diye isim verilmemiş ama romanda 1911 Nobel Edebiyat Ödüllü Maurice Maeterlinck) diyor ki ; “Ben eğer tanrı olsaydım insanların dünyada çektikleri ıstırabın karşısında öyle bir dehşete kapılırdım ki her şeyi ve kendimi mahvederdim.” Sonrasında yazar devam ediyor ; “Ancak, ıstırapla beraber unutmayı da yarattığı için tanrıya büyük bir şükran borcumuz var. Çünkü, her şeyin bittiğini zannettiğimiz zaman her şey yeniden başlıyor.”
‘Unutmak ve unutulmak’ isteyen Ekrem burada aşkı ama ‘kaderin cilvesiyle dolu’ aşkı bulacaktır. Madenin şoförlüğünü yapan İsmail ona evinde yer hazırlamış. [Çiftliği ‘Namus Borcu’ (1968) filminden anımsıyoruz. İç çekimler Orhan Günşiray’ın kayınvalidesinin olarak bilinen Yeniköy’deki villada yapılmış. Ekrem’in odası için şömineli, Gülseren’in evi için merdivenli kısım kullanılmış.] Kardeşi Gülgonca, ‘İlk ve Son’daki (1968) Ayşe’ye benziyor. Kahramanımız burada, şimdilik, çok mutlu.
Bir gece dolaşırken yakınlardaki villanın havuzunda yüzen ‘ilahi güzelliğe sahip’ bir kadını gizlice seyreder. Gülseren. 24-25 yaşlarında. Filmde sarışın, romanda kumral-esmer. ‘Bulutlar arasından kurtulmuş bir güneş huzmesi gibi’. Ertesi gece gözetlendiğini anlayan genç kadın o hırsla erkeği (filmde yüzünü romanda sırtını) kamçılıyor.
Kendini işine veren Ekrem, günler sonra onunla Pınarbaşı bölgesinde madenle ilgili olarak çalışırken tekrar karşılaşıyor. Buraların genç kadına ait olduğunu bilemezdi elbette. Gergin konuşmaları sırasında, dayanamaz ve onu öper.
Madenin sahibi Rıza Beyle tanışması sırasında Gülseren’in onun nişanlısı olduğunu öğrenir. [Film boyunca kahramanımızın ‘muaşaka tesis ettiği’ kadınlar ya nişanlı yada evliydi. Bir tek, belki böyle bir durumu olmadığı için, Goncagül’le ilgilenmez.] Genç kadın onun gitmesini ister ama birbirlerini sevmeye başladıklarını duyumsuyoruz.
O kadar ki, Çankırı (romanda İzmir) Hapishanesinden kaçan (dokuz yıldır kadın yüzü görmemiş) iki katil Gülseren’e saldırdıklarında ölümü göze alarak onu korur. Romanda ayağından filmde omzundan yaralanıyor. Sağaltımı sırasında iyice yakınlaşırlar. Bu arada ‘yıllardır nişanlı oldukları halde Rıza’nın genç kızı daha alnından bile öpmediğini’ öğrenip Ekrem de biz de rahatlıyoruz.
“Şimdiye kadar bütün kadınlar sizin olmuş, şimdi de siz yalnız benim olacaksınız.” Gülseren böyle diyerek ‘ömrünün tek gecesi’nde onun olur. Ertesi gün arabasıyla eve dönerken Sevim Şengül’ün sesiyle ‘Ömrümün Tek Gecesi’ şarkısını söylüyordu. [Fakat bu sahnede ‘Üç Kızın Hikâyesi’ (1959), ‘Ölüme Kadar / Ölümden Beter’ (1965), ‘Seni Affedemem’ (1967) filmlerinde rastladığımız bir şey var ; Sesi kıstığımızda Gülseren’in dudaklarının duyduğumuzu değil ‘Sevemez Kimse Seni’ (1967) (Suat Sayın) şarkısını söylediğini anlıyoruz.]
Biz kan gövdeyi götürecek diye beklerken nişanlısı durumu anlayışla karşılar ve aradan çekilir ; “..İkinize de saadetler dilerim..Madendeki hissemi de sana devrederek gideceğim.” Asıl fırtına 4 senedir Fransa’da olan İhsan dönünce çıkacak gibi olur. Gülseren’le abisi, kız kardeşlerinin beraber olduğu erkeğin Ekrem, kahramanımız da Gülderen’in onların kardeşi olduğunu anlıyor. Ama engellenemez sevgileri sorunları yok edecektir.
‘Ömrümün Tek Gecesi’ (45’lik plak olarak bir yıl sonra çıkıyor) (Suat Sayın) ; “Artık hiç unutulmaz//Bu aşkın hikâyesi//En mutlu günüm bugün//Ömrümün tek gecesi.”
Film boyunca Ekrem’e iki kez gitmesini söyleyen Gülseren ve biri mektupla olmak üzere 4 defa gideceğini belirten Ekrem..
Gülseren ; “Gitmeni istemiyorum..İnsanları aşk kadar ıstırap da birleştiriyormuş. Senden ayrı yaşamaya muktedir değilim.”
Ekrem ; “Ya mazim?”
Gülseren ; “Bir erkeğin mazisi sevdiği kadının aşkından sonra başlar.”
(Yazan : Murat Çelenligil)
Oyuncular
Filiz AkınGülseren
Ediz HunEkrem
Fatma KaranfilGülgonca
Feri CanselGülderen
Kayhan YıldızoğluRıza
Kudret Karadağ
Nermin Özses
Diclehan BabanCemile
Necabettin YalŞerif
Oktar Durukanİhsan
Zeki Tüneyİsmail
Bahri ÖzkanSermet
Süheyl EğribozFirari
Mustafa DağhanDoktor
Selahattin GeçgelFirari
Bahri Özkan
Abdurrahman PalayEdiz Hun Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümFiliz Akın Seslendirmesi
Nevin AkkayaDiclehan Babacan Seslendirmesi
Fuat İşhanKayhan Yıldızoğlu/Bahri Özkan Seslendirmesi
Kubilay HakanUşak
Timuçin CaymazNecabettin Yal Seslendirmesi
Ayton SertZeki Tüney Seslendirmesi
Toron KaracaoğluOktar Durukan Seslendirmesi Künye
Yorumlar
Filiz Akın'in diğer filmleri
2011Gün Akşam OlduDram, Aile★ 7,6
1995Adana - ParisBelgesel★ 7,9
1989Geçmiş Bahar MimozalarıDram, Psikolojik★ 8,8
1988Bir yudum insan-Ayhan IşıkBelgesel★ 7,8
1977Le RicainMacera★ 8,7
1975Tatlı Cadının MaceralarıKomedi, Duygusal, Macera★ 8,3
1975Babaların BabasıKomedi, Macera, Aksiyon★ 8,3
Bana yeşilçamı sevdiren film.. bu yüzden çok özel bir yere sahip..Ediz ve Filiz uyumu mükemmel.. şarkısı efsane.. defalarca izlesem bıkmam
Film çok başarılı çok sıcak ama filiz Akın yerine kesinlikle bu filmin yıldızı feri Cansel olmalıydı Ediz Hun ile aralarında çok güzel bir uyum var
Bu filmde ilginç bir not var Ediz Hun bu filmin çekimlerine gelmeden önce Selda Alkor ile bir reklam da oynamış sonra film çekimine geldiğinde filiz Akın istemesi üzerine bıyıklarını kesmiştir film öncesi son anda tıraş olmuştur
filiz akın bu filmde prensesler kadar güzel aynı zamanda başarılı ama bu filmde kesinlikle fatma girik olmalıydı
filiz akın o kadar güzel ki bu filmde
güzel bir ask filmi, ayni durumda biz olsaydik ne yapardik... ama edizin bir sucu yoktu, sevdigi kizin ablasiyla yasadigi macaredan dolayi vurulmasi aci tesadüf, asil abi oktay duruma normal karsilamasi ilginc... fatmaya üzüldüm yan rolde edizi karsiliksiz seviyordu
Açıkçası filmi hiç begenmedim ve cok sıkıldım izlerken. Senaryo, konunun işlenişi hiç çekici degil. Güzel olan tek sey müzik. Sık sık fonda calan "ömrümün tek gecesi" sarkısının müziği sayesinde sonuna kadar katlanabildim filme. Ayrıca filmin adının defalarca tekrarlanması ve adeta gözümüze sokulması da sıktı beni.
güzel bir film
Filmi izlemedim ama filme adını veren ve Sevim Şengül'ün seslendirdiği giriş ve oyuncuların tanıtım kısmını çok beğendim. Özellikle siyah beyaz filmler bu konuda sonraki nesilde çok daha başarılı.
ben filmi beğenmedim.
iyi aşk filmi izleyin derim
mükemmel bir film.
film güzel ama müziğin de payı var. suat sayın ölümsüz şarkıların bestecisidir. aşkın kanunu oyun bitti ve yolcu ile arabacı gibi. tsm yi arabeske yaklaştırdı diye eleştirilmiştir. ölümünden 1 hafta sonra kendisine bülent ersoy şu yorumu yapmıştır"" suat sayın şarkıalrında lirizm ve hat sahhadadır insanı yerle bir eder. ama küçük şarkıların bestekarıdır."" yapılan yorumu çok nankör buldum çünkü bülent ersoyun ölmeyen şarkı adlı şarkısı da suat sayın bestesidir. suat sayın en çok sevdiğim bestecidir.
<span style="font-size: 7pt; font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: 7pt; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'"><em> Aynen türk filmi gibi deriz ya işte bunu bize dedirten filmlerden biri .Bu kadar rastlantıya pes doğrusu.sonradan ortaya çıkıp millete ara gazı veren diğer kardeş ihsan sonrasında mutlu final için imzayıda atar ? Usta oyuncu N.Yal ise filmde eser miktarda.Antimuan denen yeni bir madende bu filmle bulunmuştur ! <span> </span>5.1.09<span> </span>Zafer ALGAN</em></span></span>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font size="3"><font face="Times New Roman">Ekrem’in yatak odası. Evli bir kadın olan Cemile ile ilişkisi konuşuluyor. Gülderen ; “Evli bir kadının kocasından başka bir erkeği sevmeye hakkı var mıdır? Namuslu bir kadın için bu bir kusur, bir ayıp değil midir?” Ekrem ; “Çinliler dünyada iki kusursuz insan mevcuttur derler, biri ölmüş diğeri de doğmamış olanlar.” Gülderen ; “Bu sözünüzle evli bile olsa bir kadının yabancı bir erkekle münasebet kurabileceğini mi anlatmak istiyorsunuz?” Ekrem ; “Yo hayır. Böyle bir şeye ne olursa olsun tıynetim müsaade etmez. Hak veremem. Ama, nasıl yağmur yağınca sellerin akmasına mani olunamazsa sevdiği erkeğe tesadüf eden kadını da sevmekten men etmeye imkan yoktur.” Biraz sonra yatakta sarmaş dolaş olacaklar. İkisi de o kadar güzel ve seslendirme (Abdurrahman Palay-Alev Koral) o denli başarılı ki genç kızın 3 yıldan beri nişanlı oluşu, 5 ay önce bir çocuk aldırmış olması ve erkeğin evli bir kadınla 5 yıldır süren ilişkisi önemini kaybediyor. Sabahleyin Gülderen “İnanın ömrümün tek gecesiydi bu..Bir kadının bir erkeği ya bir gecede sevebileceğini yahut hiç sevemeyeceğini anladım artık” diyor. Ekrem’e aynı şeyi, aylar sonra Gülseren de söyleyecektir ; “Bu benim ilk gecem, ömrümün tek gecesi.” Rıza’ya da (sf. 201) ; “Bir kadın bir erkeği ya bir anda sever yahut hiç sevmez.”…Kahramanımız, belki 5 yıllık birlikteliğin verdiği bıkkınlıkla Cemile’ye “Sen daima bir dişi olarak kalmaya mahkûmsun. Hiçbir zaman kadın olamayacaksın” demişti. Romandaki Gülseren de ona benzer şeyler söylüyor ; (sf . 190) “Ben bir dişi değil bir kadınım.”…Eserde, üç kişi dışında karakterlerin neredeyse tümü yurt dışında okumuş. E. M. Karakurt İstanbul Diş Hekimliği ve Hukuk Fakültelerini, İsmail ortaokulu, Ayşe de ilkokulu bitirmiş…İsmail’in kullandığı 44 model Willys Jeep bize süt tozunu, Marshall ‘yardım’ını, köylerimizdeki Barış(!) Gönüllülerini, ‘her sokakta bir milyoner’i anımsattı…Ekrem, “İsmi alinizi unutmuşum” diyen Rıza Beyle, ayak ayak üzerine atarak, kişilik savaşı yapıyor ; “Ben de zatı alinizin ismini rica edeceğim.” Oysa günler önce İsmail’e “Önce Rıza Beyi görmeliyim” demişti…Çalıştığı madende üretilen (zehirli ve artık pek kullanılmayan) antimuvan (antimon) (antimony) (Sb) şiirlere bile konu olmuş. Huerta Usta (Pablo Neruda) (çeviri : İsmail Aksoy) ; “..Maden filizi kazırdı Huerta Usta//Bir doksan beş boyundaydı//..Şarkı söyleyerek inerdi madene bir kaptan gibi//Dehşetle çıkardı madenden sapsarı//..Antimon yiyip tüketmişti barsaklarını//..Daha otuzunu bile tamamlamamıştı//Sorun nereye gömüldüğünü//Kimseler söyleyemez size.”…Romandaki Ekrem iki saldırgana (Mehmet rolündeki Süheyl Eğriboz ve Godzilla Selahattin) <span> </span>“Karınız, kızınız olmayan bir kadının güzelliğinden size ne. Çevirin başınızı öbür tarafa” diyor. Oysa kendisi daha birkaç gün önce o güzelliği (romanda bir filmde iki gece) gizlice seyrediyordu…Sevdiğine yazdığı gerçekleşmeyecek veda mektubuna (romanda) bir damla gözyaşı düşüyor…Sermet rolündeki Bahri Özkan aynı zamanda yapım sorumlusu olarak çalışmış. Süheyl Eğriboz’un adı jenerikte ‘Sühel’ olarak yazılı…Ekrem film boyunca 15 sigara içerek rekor kırıyor belki de. Aynı şeyi Gülderen, Cemile, İhsan ve Savcı birer, Rıza iki (pipo),<span> </span>İsmail 3 kez yapıyorlar…Cahit Irgat, Savcı’yı ; Nevin Akkaya, Cemile’yi ; Fuat İşhan, Sermet ve Rıza’yı seslendirmiş…Tchaikovsky’nin 6 numaralı ‘Pathetique’ senfonisinin (1893) Adagio, Allegro non troppo bölümü iki sahnede (Gülseren abisiyle konuşurken ve Ekrem’e “..Beni de öldür” dediğinde) var. “This the story of a starry night//The faded glory of a new delight.”…Filmin başında Son Saat Gazetesi, Gülderen’in öldürülmesini birinci sayfadan ve Ekrem’in resmi ile vermişti. Gülseren’in bunu görmemiş olması şaşırtıcı. “..Kimselerin yüzüne bakamadım. Gazeteleri okumadım. Rıza anlatacak oldu, dinlemedim” diyerek durumu kurtarıyor. Yazılanlarla, herhalde Ekrem de ilgilenmemiş olacak. Çünkü romandaki gazetelerde aileler hakkında geniş bilgi var…Son sahnelerin birinde kahramanımız ciple giderken Gülseren yandaki kırlıkta atla ona yetişmeye çalışıyor. Bu görüntü yıllar sonra ‘Conspiracy Theory’ (1997) filminde tekrarlanacaktır…Fuzuli’den bir alıntı ; “Aşk imiş her ne var alemde//İl(i)m bir kiyl-ü kal (söylenti) imiş ancak.”<span> </span></font></font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font><font face="Times New Roman" size="3"> </font>
<p> Mühendis Ekrem Gediz'de antimuan(Yeni bir element herhalde) bulmasına rağmen kovulunca kuzu kuzu gitmeyi kabullenir de allahtan firarilerin Gülseren'e tecavüz olayı imdadına yetişir.Olağaüstü rastlantılarla olaylar arasındaki bağlantıların sağlanmasına çalışılarak saçmalık hanesine 100 puan kazandırılmış, boş vakitleri olanlara ve nostaljiyi sevenlere izlemeleri tavsiye edilebilir bir film olmuş(BENCE).29.12.07 Zafer ALGAN</p><p> </p>
Güzel bir film fakat filiz akin ve ediz hunun cok daha güzel filmleride var
yaşadığı günlük aşklardan bıkarak kendini çalışmaya veren bir toprak mühendisinin gerçekten aşık olma öyküsü.ama ne yazıkki ilk kızkardeşiylede ilişkisi olmuş,dostu tarafından vurulmuş,kendiside ağır yaralı olarak kurtulmuştu.gerçek aşkın herşeye rağmen galip geldiği izlenmeye değer bir film.fatma karanfilin masum köylü kızı rölü,sevim şengülün unutulmaz sesinden filmin şarkısı filmin diğer özellikleri....mutlaka izleyin...hülya avşar-kenan kalavlı renkli versiyonuda var...
film çok güzel özellikle filmin şarkısı harika...