Sinema Filmi Türkiye 1964 ▶ Tam film

Gurbet Kuşları

YönetmenHalit Refiğ
Yıl1964
Süre102 dk
TürDram

‘Symphonic Orchestras in Greek Popular Dances, 1958-1962 (by Athens Symphonic)’ albümündeki ‘A Song of Stolen Love (Pantrevoun Tin Agapi Mou)’.

“Karşımızda bir tamirci dükkânı vardı. Rum’du sahibi. Panayot Usta diyorlardı. Heriflerin konuşmalarını anlamıyorduk. Lakin zorlu bir avratı vardı herifin. Aşk olsun, hani kitap gibi avrat. Oldu mu böylesi olmalı. Dükkâna yemek memek getiriyordu arada bir. Bakıyordum. Bizim Murat da kerizleniyordu bir iki. Kerizlenmeyecek gibi değildi ki baba. Adı Despina’ymış kaltağın. Alttan alta bakıyordu bize doğru. O gün anladım ki avratın gözü bende. Yüreğim tıp etti.”

‘Rocco e i Soui Fratelli (Rocco and his Brothers)’ (1960) (Yönetmen Luchino Visconti) ve ‘Ocak’ın (1963-Dernek Yayınları) (Turgut Özakman) Yeşilçam uyarlaması. İsmini Orhan Kemal’in romanından (1962) almış.

Jenerikte ‘The Melachrino Orchestra’nın ‘Lisbon at Twilight’ albümündeki (1958) ‘The Lonely Beach’ (Jan Tysky) var.

9 Aralık 1963, Pazartesi günkü Milliyet’in birinci sayfasındaki haber: “İstanbul’a 5 yılda (1955-60) 238 bin kişi akın etti.”

Haydarpaşa Garı. ‘Maraş-Adana-Kayseri-Ankara istikametinden gelen Güneydoğu Ekspresi’ Bakırcıoğulları İstanbul ile baş başa bırakır. Tahir Ağa’nın elinde tespih, başında kasket. “Selim, Murat, Hatice, Fatma, Kemal. İyi, takım tamam. Dikkat edin, birbirimizi yitirmeyelim. İstanbul’da şakaya gelmez bu iş.” Aileyi kontrol etmesi bu şekilde. “Hamal lazım mı” diyen birini “İlazım deel. De git işine” diye sepetliyor. [‘Zehirli Hayat’ın (1967) Simitcisi Ahmet Yıldırım da yolcular arasında]. ‘Allahın izniyle Şah olacaklar, İstanbul’a Şah’. Bu kadar insan sırt sırta verdiler mi kolaymış. “Dağları bedesten ederiz Vallahi.”

Kayseri’den, biletsiz ve üç kez yakalanarak buralara gelen Haybeci ile sonraları tekrar karşılaşacağız. Ana yok, baba yok, avrat yok, akıl yok. Okuma yazması hak getire. Para zaten Hasanpaşalı. Ama İstanbulluların ağızlarından girip burunlarından çıkacakmış. “Hey taşına toprağına (O’nun deyişiyle ‘torpağına’) kurban olduğum, ekmeği bol İstanbul. Ulan, kahpe şehir! Haybeci geliyor. Koru kendini. Sana Kral olacak, Kral.”

Mantovani’nin ‘Film Encores’ (1957) uzunçalarındaki ‘Summertime in Venice’ (1955) (Alesandro Icini). Gar merdivenlerinde, güzelim şehre bakarken Tahir ve ailesinin gönlünde aynı ateş yanıyor. Bu beldeyi ‘fethetmek’.

“Maraş’ta işlerimiz bozulunca dükkânı, dede yadigârı bahçeleri satıp savmaya mecbur kaldık. Artık taşı toprağı altın İstanbul’a dört elle sarılmaktan başka çaremiz yoktu. Bir tamirci dükkânı açıp iki büyük oğlum, Selim ve Murat’la işletecektik. Küçük oğlum Kemal liseyi bitirmişti. Üniversiteye girmek istiyordu. Kızım Fatma’ysa evde anasının işlerine yardım edecekti. Selim ile daha evvel buraya gelip kesemize uygun bir ev peylemiştik.”

Abileri, Fatma’nın çarşıya pazara gönderilmesine bile karşı. Maraş’a benzemezmiş burası. Erengillerin kızı Naciye’yi örnek veriyorlar. İstanbul’a kaçmış da izi bile bulunamamış. “Burda genç kız ne demek yahu. Şerefsizim yerler be.”

Ev sahibi Mualla Sürer kaçın kurası. Önlemini baştan alıyor. Dulluğundan, başında bir erkek olmamasından yakınıyor. Daha önceki kiracılarına da hayır dua eksik etmiyor. “Allah razı olsun, kiralarımı hiç sektirmediler. Bekçi parası, tenvirat, tanzifat, çöp mü, çıkarıp çıkarıp verdiler.” Evin bir yerinde ‘bir tamir mi iktiza etti’ kendiliklerinden el atıvermişler. “Allah sizi inandırsın birkaç aylığı birden peşin verirlerdi.” Ancak ilerde ödemeler aylarca aksayacaktır.

İlk gece sofraları biraz ‘yavan’ ama ‘buna da şükür’. Bulamayanlar var. Hele bir kez işlerini yoluna koysunlar her gün ‘yağ bal yiyecekler’. “Allah bu! Gönlümüze göre verdi de 1-2 yıl içinde Arabımız bir güldü mü” ne yapacağını biliyormuş Tahir. Ver elini Maraş! “Sırtımda İngiliz laciverdi, şordan şoraya köstekli Serkisof saati. Ayaklarımda sarı ayakkabılar.

Esnafa beleş rakı ısmarlayacağım ki paşalar gibi.” Kemal ‘dükkânın bu kadar iyi işleyeceği’ konusunda kuşkusunu dile getirince annesi Hatice tarafından azarlanır; “Oğlum, babanın, ağalarının neşelerini ne diye kursaklarında kor, araya soğukluk katarsın? En azı senden şonca yaş büyük. Senin kadar akılları yok mu?” Bu sahnede Fatma’nın aile içindeki yerini görüyoruz.

Fatma; “Kemal kötü bir şey demedi ki.”

Murat; “Kes, lan!”

Selim; “Adam olmuş da lafa karışıyor.”

Tahir; “(Fatma’ya) Kalk bir bez sabunla da gel. (Karısına) Sen bu kızın gemlerini sıkı tut. Öyle ikide bir lafa, söze karışmasın, Galan.”

Sofradan “Yarın olsun, hayrı da beraber gelsin” duası ile kalkılır. (Diyalogları yazan Orhan Kemal bu cümleyi ‘Vukuat Var’ ve ‘Müfettişler Müfettişi’nde de kullanmıştı).

Ertesi sabah ‘yola koyulurken’ oğullarına nasihat veriyor; “Siz, siz olun sabah evden çıkarken, sokağa adımlarınızı sağ ayağınızla atın, bir; Bir de besmelesiz çıkmayın.” (Burnunu mendile gürültülü bir şekilde silmesi İtalyan filminden alınmış. Alfa Romeo işçisi Ciro Parondi de fabrikaya giderken aynı şeyi yapıyordu).

“İstanbul esnafından bir yumurta mı alın gör bak sarısı içinde mi” diyecek kadar deneyimli sanıyor kendini. Ancak “Bunun burası İstanbul! Allahın arka cebinden Peygamber’i çalarlar, vallaha”. 20 gün önce, tutacakları oto tamirhanesini ararken ‘bir gıranta herif’ önlerine düşmüş. ‘Banka gibi çalışan muazzam bir işyeri’ göstermiş. “Sonra Sirkeci’deki Asmalı Kahve’de çay içtik, nargile içtik. Buranın sahibi de geldi.

Çekişe çekişe (Mümtaz Ener’in söyletişi ile ‘çekkişe çekkişe’) pazarlık ettik. Kaparoyu da verdik.” Garajı gören Kemal “O paraya böyle bir dükkân! Akıl işi değil ama...” demişti. Murat tarafından “Dünkü çocuğun lafına kulak asma, baba” diye susturulur. Tahir de “Durun bakalım, siz babanızın ne adam olduğunu zamanla öğreneceksiniz” havalarındaydı. Ne yazık ki Kemal haklı çıkar.

‘Devralmaya geldikleri’ garajın şefi “Hacı Baba, tongaya bastırmış sizi kurtlar” diyecektir. Dolandırıldıklarını anlayıp süklüm püklüm olmaları filmin iç burkan bir sahnesi.

Selim’i seslendiren Erdoğan Esenboğa; “Dünya sanki tepemize yıkılmıştı. Şimdi ne yapacaktık. Hem paramız dolandırılmıştı hem de sipsivri kalmıştık koca İstanbul’da. Ama baktık ki çare yok kendimizi topladık. Elde avuçta ne varsa birleştirdik. Bir küçük dükkân açtık. Verdik sırt sırta, çalış Allah çalış.” Kendilerini toparlamalarına değil ipi kopmuş inci kolye gibi dağıldıklarına tanık olacağız.

“Murat bir müddet sonra dükkânda sıkıldı. Bir takside şoförlük yapmaya başladı.” Kısa zamanda “Ulan dingiline tükürdüğümün! Alargadan gidemiyor musun, dümbük. Sizi şoför defterine yazanın...” diyebilecek kadar bitirim olup çıkar. Gözünü budaktan sakınmıyor, ekmeği aslanın ağzından kapıyor. İlginç bir şekilde ‘Chevrolet’ taksisinin ‘34 DD 888’ olan plakası bir sahne sonra ‘T. 42 493’ olmuş.

İstanbul’un kraliçesi, oryantal yıldızı Serap’a tutulur. ‘Gülüşü, konuşması, her şeyi fiyakalı’. Pavyonda ‘Azize’ ile dansıysa muhteşem. Hep İstanbullu bir sevgili isterdi. ‘Kaderde kısmette varmış’. Ancak genç kadının sözleri büyük bir rastlantıyı vurguluyor; “Aslen Maraşlıyım. Benim adım Seval değil Naciye’dir.” Evleri birbirine o kadar yakınken hiç karşılaşmadığı Erengillerin kızı ile burada karşılaşırlar.

Babası ‘hiç tanımadığı, sevemeyeceği biriyle evlendirmek istemiş’. “Bir kafesten çıkıp başka bir kafese girecektim.” Sonuçta kaçmış. “Çıktığım çukura bir daha girmek niyetinde değilim. Naciye öldü artık. Yeniden dirilmesine imkân yok. Unutalım O’nu” diyor.

‘The Twist’ (1959/60) (Hank Ballard). Gazinoda, genç kadını bir saldırıdan kurtardığı gece ilişkileri başlar. Evlenip başka bir yere, ‘mesela Maraş’a’ gitmelerini ister. Ancak Serap ‘bir lokma ekmekle yetinecek biri değil’. Buraya alıştıktan sonra başka hiçbir yer tatmin etmezmiş insanı. Rahat yaşamak, iyi giyinmek istiyor. İlişkileri sürerken başka erkeklerle beraber olması az daha sonunu getiriyordu. Bıçaklayacakken vazgeçiyor Murat. (‘Rocco e i Soui Fratelli’deki Simone Parodi ise güzel Nadia’yı 5 kez bıçaklayarak öldürmüştü).

Büyük oğul Selim, komşu dükkândaki Panayot Usta’nın karısına tutulur. “Kadın fazla nazlanmadı. Yalnız, kocasını bahane ederek iş saatlerinde buluşmakta ısrar ediyordu.” Parktaki birkaç buluşmadan sonra eve davet eder delikanlıyı.

‘Symphonic Orchestras in Greek Popular Dances, 1958-1962’ uzunçalarındaki ‘The Kiss (To Filima)’. Komşular fark etmesin diye ‘100 metre arkasından’ yürüyor. “Tam da iş zamanı be Despina. İşi gücü öyle bir serdim ki ihtiyar deli oluyor” dese de her gün genç kadının kollarındaydı. Bu iş bütün müşterileri Panayot’a kaptırıncaya dek devam eder. Babası “Ne uçkuruna gevşek herifmişsin.

Bir kefere avrat uğruna dükkânı sattın” diyecektir nafile yere. Despina da artık kendisinden kaçıyor. Meğer işin içyüzü farklıymış; “Her şeyi kocam için yaptım. Ne zaman ki sen beni öpüyordun, seviyordun ben dua ediyordum Allaha ki düzelsin işleri benim kocamın... O ki ne yaptık çok büyük bir günah. Ama ailemin saadeti için mecburdum buna.

Başka çarem yoktu.” Selim yumruğunu, Despina’ya değil hemen yandaki duvara vuruyor. Filmin burasında küçük bir hata var. Havaya kalkan el sağ, duvara inen ise sol.

Fatma ‘ev işlerinden göz açamıyordu’. O kadar insanın yemeği, evin silinip süpürülmesi. “Bir de çamaşır binmiyor mu al başına belayı.” En sevdiği şey komşu Mualla Abla’nın evinde gördüğü guguklu saat. Aklını da Mualla çeler zaten. Boyanmayı öğretir. [‘Çalınan Aşk’ (1963) ve ‘Rüzgârlı Tepe’ (1963) filmlerinin oynadığı] Sinemaya, pastaneye götürür. Orhan ve Bülent ile tanıştırır. Adı ‘sosyetik’ bir şekilde ‘Fatoş’ olmuş.

Joey Dee and the Starliters’ grubundan ‘The Peppermint Twist’ (1961) (Henry Glover / Joey Dee). Sonunda sıra ‘çılgın’ arkadaş toplantılarına gelir. Zorlamayla ilk içki ve ‘Çiftetelli’.

Bert Kaempfert’in ‘Wonderland By Land’ (1961) 33’lüğündeki aynı adlı melodi (Klaus-Günter Neumann / Lincoln Chase). Tansu Sayın, genç kızın dansını kıskanmış ‘striptiz’ yapıyor. Mualla Abla, yan odada Bülent ile yatakta. Fatma’yı ağına düşürmek isteyen çok ama kısmet Orhan’ın olur. “Erkek olduğum halde hiç hoşlanmadım burdan. İlk geliyorum ben de” sözleriyle kendini; “Mualla Hanım, Bülent Bey’in nişanlısıdır. Yakında evlenecekler” diyerek yatak odasındaki manzarayı masum göstermeye çalışıyor.

“Ascenseur Pour L’Echafaud” uzunçalarındaki (1957/58) ‘Motel (Dîner Au Motel)’ (Miles Davis). ‘34 AS 495’ plakalı arabasıyla mahalleye bırakır genç kızı. Bir daha buluşma sözü almayı da ihmal etmez. Ancak Murat oralardaydı. ‘Elin heriflerinin hususisinde fink attığını’ görmüş Fatma’nın.

‘Manfred Symphony, Op. 58: IV. Allegro con fuoco’ (39.06-39.11 arası) (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Evdeki dayak ve saçının kesilmesi bu melodi ile. Ancak ilişkisini bir türlü bitiremez. Delikanlının dediğine göre ‘bir miras meselesi hallolunca evlenecekler’. Yalandan kim ölmüş.

“Ascenseur Pour L’Echafaud”daki (1957/58) “Julien Dans L’Ascenseur” (Miles Davis). Boğaz’daki yazlıkta ‘en kıymetli hazinesini’ kaybeder. Evi terk etmesinin ardından aldığı mektup; “Fatoş, bir takım ailevi mecburiyetler yüzünden evlenmemiz imkânsız. Bir gençlik hatası işledik. Fakat münasebetimizi burda kesmekle daha büyük hatalardan kaçınabiliriz.”

Genç kızın düşüşü o gün başka bir arabaya binmesiyle başlar ve ‘koca İstanbul tarafından yutulur’.

‘West Side Story’deki (1961) ‘Prologue’ (Leonard Bernstein). Sonunda abileri kendisini bir randevuevinde bulurlar. Çatıdan ölüme atladığı sahnenin etkisinden kurtulmak çok zor.

Kemal üniversiteye girmiş. Okuyup doktor olacak. Şehir Tiyatrosu’na gidiyor fırsat buldukça. ‘Mizansen’ için fikrini söyleyecek; “Bence ağırlık oyunculardan geliyor” yorumu yapacak kadar geliştirmiş kendisini. Arkadaşlarından biri Nilüfer Aydan diğeri Gülten Ceylan. Ama kahramanımız Ayla’ya âşık. Genç kızın ‘dışarıdan gelenleri’ hoş görmediğini anlayınca “Benim ailem su katılmamış İstanbulludur. Köy adına Kadıköy’den başkasını bilmem” diye tanıtır kendisini. Bu yalan nedeniyle kısa süreli bir ayrılık yaşansa da evliliğe dek uzanacaktır ilişkileri.

Dükkân batmış ama Tahir Ağa ‘kolay kolay tekaüde çıkacak’ biri değil. Külüstür bir arabayı adam edip direksiyona geçecekmiş. “Bana Hurdacı Tahir derler” diyordu. Bunun için kızının çeyiz bilezikleri satılır. Günde ‘en ufaktan’ 40-50 lira ve kısa sürede ikinci bir araba umuyordu. Ne yazık ki onca hayalin sonu ‘hüsran, yine hüsran’.

Bizimkiler inişteyken Kayserili Haybeci’nin yükselişine tanık oluyoruz. “Düşmez kalkmaz bir Allah.” Biletsiz geldiği İstanbul’a Şah, Kral olacağını söylüyordu. “Yaz var güz var, hakkına ne söz var.” ‘Binanın tepesine çıkmaya’ hamal olarak başlar. Sonraki sahnelerde Otopark Kâhyası ve Müzayedeci olmuştu. Boşta gezen Selim’i bile ‘maiyetinde’ çalıştırır. ‘Temiz bir yüzlük’ vererek. Sonda ise ‘müteahhitliğe başlayacağını’ söylüyordu. Kayseri’den buraya gelecek hemşerileri için bir acente açacakmış. “Şimdiden koca bir gecekondu mahallem var.”

Durumları gittikçe kötüleşince Bakırcıoğulları, Maraş’a dönmeye ve her şeye yeniden başlamaya karar verir. Bu gidişi bir yenilgi olarak değil yepyeni bir hayatın başlangıcı sayacaklarmış. “Üniversiteyi bitirince biz de yanınıza geleceğiz. Oraların yetişkin insanlara İstanbul’dan daha çok ihtiyacı var” diyor Ayla.

Filmin sonunda yine Haydarpaşa’dayız. Bizimkiler giderken, yeni Fatih ve Kralları getiren Güneydoğu Ekspresi perona giriyordu; “Gözünü sevdiğimin İstanbul’u. Taşına toprağına kurban. Allahın izniyle İstanbul’a Şah olacağız, Şah!”

Üç perdelik ‘Ocak’ta ‘kısım kısım kiraya verilen bir eski konağın ikinci kat sofası (sf. 7)’. Baba Tarık ve anne Safiye ‘bir arabaya koşulmuş iki beygir gibi’ aileyi güç bela bir arada tutma çabasındalar. Üç oğulları Nihat, Fazıl, Özcan, hafifçe topallayan kızları Sevda ve aklı gidip gidip gelen büyük anne. Tarık her yaptığı işte başarısız biri.

Ama karısının dediği gibi “Daha mesut olmak için yapılan hiçbir şey ayıp değildir”. Oto tamirhanesi ve çiftlik girişimlerinden sonra bakkal dükkânı açmak istiyordu. Arada taksicilik de var. Evin yükü ‘bostan beygiri’ Fazıl’ın sırtında. Yakışıklı ve çapkın Nihat’ın iş aramaktan başka bir şey yaptığı yok. Dediğine göre bu ‘çalışmaktan zormuş’. Özcan ise henüz öğrenci. ‘Paşa torunu’ olduğunu söylüyor sağda solda.

Oysa rahmetli dedesi komiserdi sadece. Sevda, bir ara ‘saatçinin kalfası ile kaçınca’ annesi yataklara düşer. Neyse ki bir müddet sonra geri geliyor. ‘Oğlan nikâh falan kıymamış’. Hırpalıyormuş da. Hep olduğu gibi babanın yeni iş planları var. Ailenin dağılmamış olması bile büyük mutluluk. “Her felaketin ortasında bir saadet çekirdeği vardır (sf. 71).”

Milano Garı. ‘Rocco and his Brothers’, dul Rosaria Parondi ve oğullarının (Simone, Rocco, Ciro, Luca) güneydeki Lucania’dan gelmesi ile başlıyor. Yeni bir yaşam kuracaklar. Büyük oğul Vincenzo zaten burada yaşıyordu. Esmer güzeli Ginetta ile nişanlanmış. Ailenin büyük şehirdeki tutunma çabası çok zorlu. Tüm yük boksör Simone üzerindeydi. ‘Fahişe’ Nadia’ya âşık olur.

Genç kadının Rocco’ya olan ilgisi felaketle sonuçlanacaktır. Sevdiği erkeğin önünde Simone’nin tecavüzüne uğrar ve bir başka gün bıçaklanarak öldürülür. ‘Alfa Romeo işçisi’ Ciro, Lucania’ya dönmek isteyen küçük kardeşi Luca’ya “But what do you think you’ll find there? Things will change there too” diyor.

Kemal; “İstanbul’a gelirken hepimiz ayrı hayaller içindeydik. Her tuttuğumuz şeyin zahmetsizce elimizde altın olacağını umuyorduk... Yalnız, bunu hak etmek için çalışmak, verimli olmak gerekli… İnsanlar birbirlerini boğazlamayı bırakıp birlikte yaşamayı öğrendikleri gün dünya büyük bir şehir olacak. Ama bizler şimdilik kendi küçük evimizi onarmak zorundayız.”

21. yüzyılda ‘onarmak’ şöyle dursun, paramparça etmemiz isteniyor ‘kendi küçük evimizi’.

(Yazan: Murat Çelenligil)

Video

Filmi izle

Gurbet Kuşları - Eski Türk Filmi Tek Parça (Restorasyonlu)
Kadro

Oyuncular

36 kişi
Yapım

Künye

YönetmenHalit Refiğ
SenaryoOrhan Kemal, Halit Refiğ
Görüntü YönetmeniÇetin Gürtop
YapımcıRecep Ekicigil
MüzikTurgut Özakman
Sinemaseverler

Yorumlar

20 yorum
CursedChico20 Ekim 2025

Gurbet Kuslari – 7/10 Gencecik hepsi, ya guzel yillar, Istanbul guzel. Aileni saadeti icin aldatmasi kismini anlamadim. Kadin bunu soyledi cunku gecmis aldatmalarinin sebebi olarak. Filiz ile Cuneyt ikisi de yan rolde. Ilerde basrol olacaklar oysa her filmde. Sonu da sacmaydi. Hem olmesini istiyorlardi bir yandan, hem olunce uzulduler kiz kardesleri. "Goc etmeyin" mesaji olan bir film; koyunuzde kalin gibi bir mesaj veriyor bence.

dieFohlen29 Ekim 2021

İlk kez izledim, dönemin İstanbul'unu görmek güzeldi. Burada yazılanlarla öğrendim, Cüneyt Arkın'ın ilk filmiymiş. Mümtaz Ener ve Pervin Par çok başarılı bir performans göstermiş. Seyredilmesini tavsiye ederim

yasak7526 Ekim 2016

Pervin Par çok başarılı

performer17 Ekim 2016

bence türk sinema tarihinin en iyi 10 filmi içinde olması gereken bir başyapıt. halit refiğ'in en iyi filmi diyebilirim...mümtaz ener her zaman olduğu gibi olağanüstü iyi oynamış...ayrıca pervin par ve tanju gürsu da iyi oynamışlar.

ersinuca10 Mart 2016

Sadettin Erbil'in yine bir kaç kişiye dublaj yapmiş sesi her role gidiyoe

mrs.hsn5 Ağustos 2014

Türk Sinemasın da bazı filmler vardır. Yeri çok ayrı ve çok özeldir. Bu film en başında gelir bu tarz filmlerin. Halit Refiğ'in harika bir filmidir. Altın Portakal En İyi Film ödülünün ilk sahibidir. Dönemin genç yıldızları; Filiz Akın, Pervin Par ve Tanju Gürsu bu film de rol alırken Cüneyt Arkın da ilk kez bu film ile kamera karşısına geçmiştir.

Zebercet_Gezgin28 Mayıs 2014

Halit Refiğ'in esaslı filmlerindendir. Bir göç filmidir, 1960'lı yıllarda İstanbul'a göç eden ve dağılan bir ailenin dramını anlatır. Luchino Visconti'nin benzer temalı başyapıtı Rocco Ve Kardeşleri'nin yerli takliti olmakla eleştirilir. Ama yine de özgün olabilmeyi başaran toplumsal gerçekçi sinemanın iyi bir örneğidir.

jeremiekhan3 Ağustos 2013

sinemamızın 60 lardaki başarılı filmlerinden,aynı zamanda Arkın ın ilk filmi olması açısından da bir kilometre taşı,sıkılmadan izlenebilir

dogankoseoglu9 Ağustos 2012

filmin içeriği, diyaloglar ve karakterler çok iyi yansıtılmış. hepsinin de oyunculuğu çok iyiydi, resmen özdeşleşmişlerdi. ben sadece Cüneyt Arkın'ın oyunculuğunu beğenmedim. rolüne uygun değildi.

Nümayiş9 Nisan 2012

Çok önemli ve etkileyici bir film... Bu kadar dramatik bir konu böylesine ironiyle nasıl anlatılabilir? Çok beğendim.

Nümayiş4 Nisan 2012

Cuma akşamı izleyeceğiz filmi. Yıllar sonra... Çok merak ediyorum, nasıl bir film diye... Unutmuşum.

benimsinema16 Şubat 2012

bana göre türk sinemasinin en iyi filmlerinden birisi. kadroda süper. bana göre gercekcilik payida cok. filiz akin fazla rol almaliydi bence. buarada yönetmene ve senariste sonsuz tesekkürler...

Loverman30 Kasım 2011

ödülü sonuna kadar haketmiş bir film. büyük hayallerle gelip hüsran yaşayanlar oldukça fazladır istanbulda. bakırcıoğlu ailesi bunu güzel özetliyor. haybeci lakabı taktıkları hüseyin baradan, bu yöntemi acele etmeden en küçük işten büyüğe doğru yaparak istediği mevkiye geliyor. hemde her defasında karşılaştıkları bakırcıoğlu ailesine öğütler vererek. başrol oyuncusunun belirgin olmadığı filmde ilginç bir durum varsada o da cüneyt arkını erdoğan esenboğanın seslendirmesi.

kariz_ma_3523 Nisan 2011

Taşralı bir ailenin istanbul'a göç etmesiyle başlayan talihsiz olaylar. Aile içinde birliksizliğin,baskının kötü sonuçlar verdiği ibret niteliğinde harika bir film. 6 nüfuslu aile, aile fertleri. "Tahir" Mümtaz Ener, "Hatice" Muadelet Tibet, "Selim" Cüneyt Arkın, "Murat" Tanju Gürsu, "Fatma" Pervin Per ve "Kemal" Özden Çelik. Büyük kente geldiklerinde hiçbir işte dikiş tutturamazlar. Dükkan açarlar yürümez. İçlerinden sadece murat taksiciliğe yönelir. Tabiki kaçamaklarıda vardır. Aile kızı fatma komşu. "Mualla" Muzaffer Nebioğlu ile takılır. Buda düştüğü kötü yolun başlangıcıdır. Aile fertlerinden sadece kemal mutlu olur aslında. Oda okuduğu için nişanlandığı kız. "Ayla" Filiz Akın ile birlikteliğidir. Film cidden oldukça keyfliydi. Cüneyt Arkın'ın ilk filmi olduğu için pek etkili olamamış. Filmde rol alan Mümtaz Ener, ve Tanju Gürsu rollerinde olağanüstüydü özellikle. Tanju Gürsu'nun hırçın hali. Kız kardeşi Pervin Par'a baskısı. o sahneler harikaydı. Ayrıca bana ilginç gelen bir nokta "Haybeci" Hüseyin Baradan'a Vahi Öz dublaj yapması. Yinede fena değildi. Bu yapımda tam üç tane jön kapasitesinde oyuncu rol almış. Bana kalırsa filme fazla bile gelmiş. Türk Sinemasının önemli filmlerinden birisi her zaman izlenebilir.

hasankef7 Şubat 2010

<p>izlenmesi ders çıkarılması gereken bir aile dramı cüneyt arkınında ilk filmi olduğunu buradan öğrendim </p>

Senden Başka21 Ocak 2010

Film çok güzel ,beni düşündüren ailede büyük şehire verilen kayıp evin kızı yani bugün seyredersek bu baskı kime uygulansa  küçük bir kasabadada olsa yine aynı sonuç olurdu gibi geliyor. İnsanlar insanlara çektirir nerede olurlarsa olsun.

Yuxel190712 Ekim 2009

Merhum Rejisör Halit Refiğ'in ilk önemli filmidir. Turgut Özakman'ın &quot;Ocak&quot; isimli tiyatro oyunundan sinemaya aktarılmıştır. Cüneyt Arkın'ın rol aldığı ilk filmdir.

falanfilan13 Eylül 2009

1. altın portakal ulusal uzun metraj film yarışmasında en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini almıştır.

Alın yazısı5 Ağustos 2009

<span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana">Halit Refiğ&#8217;in sinemasında yarım kalan bir taraf varki, genç rejisörü en davacı konular karşısında dahi güçsüz bırakıyor. Gerçekte Refiğ&#8217;in bu sanatın etkileyici silahlarından birçoklarından daha rahat yararlanması gerekir. Rejisörün bugüne kadar yaptıklarını şöyle bir hatırlayacak olursak, &#8216; Yasak Aşktan &#8216; , &#8216; Seviştiğimiz Günler &#8216; e oradan da &#8216; Şehirdeki Yabancı &#8216; ya doğru çizeceğimiz çizgi de belirli benzerlikler bulabiliriz. Bunlar onun değeri için yeterlidir. Ancak önceki filmlerinde Refiğ, &#8216; Şehirdeki Yabancı &#8216; da ve &#8216; GURBET KUŞLARI &#8216; nda olduğundan çok daha fazla sinemacıdır. O filmlerin kalitesi ne olursa olsun perdede seyrettiğimiz olaylarla sinemayla ilgili çok şey vardır. Bu henüz olgunlaşmamış, ifadesiz fakat asla duygusuz olmayan sinema anlayışıdır. Ancak Refiğ, &#8216; Şehirdeki Yabancı &#8216; da da &#8216; GURBET KUŞLARI &#8216; nda olguğu gibi sadece bir toplumsal eleştirici hevesi içinde kalmış,sinemanın gerçek kuvvetini unutmuştur. &#8216; GURBET KUŞLARI &#8216; nda gene günümüzün büyük problemlerinden, köyden şehre göçler,den, insanların mağlup oluşlarını anlatan senaryosu ile bir röportaj filmi meydana getirmiş. Kahramanları,hep aynı katların insanları. Kuvvetli gibi gözüken zayıf karakterli, içine kapanık varlıklardır. H.Refiğ, T.Özakman&#8217;ın &#8216; Ocak &#8216; adlı eserinden perdeye aktardığı senaryosu ile, Anadolu&#8217;dan İstanbul&#8217;a göç eden Maraş&#8217;lı bir ailenin şehirdeki çırpınışlarını vermek istiyor. Ancak, hikaye çok sade bir şekilde anlatıldığı için, etkileyici olamıyor&#8230;</span><span style="font-size: 8pt; font-family: Verdana"> </span><span style="font-size: 8pt; font-family: Verdana">Kaynak: Ses Mecmuası : 23 Mayıs 1964</span>

falanfilan18 Nisan 2009

<p>cüneyt arkının ilk filmidir.</p><p>&#160;</p>

Yorum yaz

Benzer

Tanju Gürsu'in diğer filmleri

Filmografi →