Buğulu Gözler

YönetmenSafa Önal
Yıl1970
Süre83 dk
TürDram, Duygusal

Büyükada.. Güzel bir otelin 602 ve 603 numaralı odalarında kalan iki aşık ; Canan ve Faruk. Daha sonra buraya balayı için gelecekler ve bu kez aynı odada kalacaklar..

Faruk (Abdurrahman Palay'ın sesiyle) 30 yaşındayım. Hiç bu kadar mesut olmamıştım.. Sana bu kadarcık da olsa yaklaşmak ne güzel.

Kalabalık İstanbul caddeleri. Orhan Kemal'in bir kitap deposunda 400 lira aylıkla çalışan Filiz'i de belki oralardadır. Birkaç alışveriş sahnesinde filesini doldurmaya çalışan Canan. İnsan sarrafı büyükannesinden başka kimsesi yok. Bir Demet Menekşe'deki (1973) Nesrin gibi hayatını dikişle kazanıyor. Mühendis adayı Ergin'le, aylardır duygusal bir ilişki içinde.

Evlilikten önce yakınlaşmak isteyen delikanlıya şunları söylemişti. Ben böyle gördüm böyle öğrendim. Düğün isterim. Tel duvak isterim. O güne kadar aramızda hiçbir şey olamaz.

Genç kız, iş teslimi nedeniyle eve geç geldiği bir gün Ergin ve büyükanneyi konuşurlarken bulur. Delikanlının davranışları ve gözünün yükseklerde olması yaşlı kadını rahatsız etmiş. Torununa şunları söylüyor ; "İyi ki erken geldi bu Ergin. Sen yokken uzun uzun konuştuk. İyice tanıdım. Korkarım senden daha iyi tanıdım onu.. İnsanca yaşamak, daha çok kazanmak için çalışmak güzel bir şey. Lakin, gözünü hırs bürümüş bu adamın. Başka bir şey düşünmüyor, konuşmuyor." Genç kız, kendisinin aylardır anlayamadığını bir konuşmada anlayan büyükannesinin ne kadar haklı olduğunu, yazık ki onun ölümünden çok sonra anlayacak.

Modaevi sahibinin "Dikiş diken pek çok kız var. Ama.. manken bulmak çok zor" şeklindeki mankenlik önerisini "Yapamam, beceremem diye çekiniyorum. Gösterişten hoşlanmıyorum" diyerek kabul etmez.

Fakat, sıkıntılı günlerin eşiğindedir. Büyükannesinin kalp krizi sonucu ölmesi ve desteğine en çok gereksinim duyduğu bir dönemde, okulunu bitiren Ergin'in staj için 2 yıl Paris'e gitmesiyle iyice yalnız kalır. Gelen mektuplarda, Canan'ın özlemle beklediği sevgi sözcükleri yerine, oralardaki gösterişli (ama, belki de nice acılar saklı) yaşantı var ; "..Her yeri, her şeyi hayretle sevinçle seyrediyorum.

Buralarda olmanı, gecelere gündüz aydınlığı veren pırıl pırıl ışıkları, bitip tükenmeyen hiç durmayan kalabalığı, bulvar kahvelerini, parkları, müzeleri görmeni isterdim. Pigalle diye bir gece kulübüne gittik.. Yüzlerce kişilik bir renk, ses ve müzik masalı yaşadım."

Zaman akıp gider. Canan sonraları "Boş ümitlerle, beklemekle geçen budala senelerime acıyorum şimdi" diyecektir. Havaalanında Ergin'in geleceği uçağı beklerken, hemen yanı başındaki bir delikanlıyı (Faruk) sevdiği kız (Jale) (Tijen Par seslendirmiş) şu sözlerle terk ediyor ; "Benim için uzak, üvey bir akrabadan başka bir şey değilsin. Yakışıklısın. Ama, ben zengin, hırslı, para kazanmayı ihtirasla seven, mevki sahibi bir erkek istiyorum. Avrupa'ya uçuyorum ben. Moda ve televizyon çalışmaları yapacağım."

Canan ve Faruk, bambaşka duygular içinde oldukları o an, ilerde birbirlerine büyük bir sevgi ile bağlanacaklarını nereden bilsinler.. Nihayet, New York-Paris-Roma-İstanbul-Karaçi seferini yapmakta olan 529 sefer numaralı Pan American uçağı Yeşilköy Havalimanı'na iner. İner inmesine, ancak, gördükleri Canan'ın dünyası karartıyor ; Ergin'in kolunda bir kadın ve kadının da kucağında bir çocuk var.

Her şeyi anlayan genç kızın, mezarı başında büyükannesine söyledikleri ; "Çok yalnızım büyükanne. Şimdi sana daha çok muhtacım. Ne diyeceğini biliyorum 'Ergin'i daha ilk günden gözüm tutmamıştı. Gülümse çocuk. Hayata, insanlara karşı daha cesur ol. Daha güçlü ol'. "

Bir arkadaşına "Öyle çalımlar atacağım ki, sonunda inanacak, affedecek beni" diyen Ergin, amacına ulaşamaz. Onu terk eden Canan, Modaevi sahibinin önerisini kabul eder.

Bir hafta sonu, '5 dakika arada tekrar karşılaştığı Faruk'un sözleri ; "Şu halimize bakın. Pazar günü, tek başımıza bir sinemada vakit geçirmeye mecbur olacak kadar yalnızız. Filmin ikinci yarısını görmemiz şart değil. Hava da güzel. Çıkalım mı? Bundan sonra olacakları ben anlatırım size. Kız sevdiğine kavuşacak. Kötü adam da belasını bulacak."

Filmin ikinci yarısını gerçek hayatlarında yaşarlar. Beraberlikleri büyük bir aşka dönüşür. "Sizi.. seni bilmem ama ben ne pazarları ne de başka bir gün artık yalnız değilim galiba."

Faruk.. Önceleri gemi havuzunda işçiyken sonraları varsıl arkadaşı Necmi'nin ortağı olur. 60'larda önemli bir kavram olan emek ve bunun simgesi olan eller Faruk'ta belirgin bir şekil alıyor. Birçok sahnede, konuşurken iri iri açtığı elleri var.

The Shadow of your Smile (1965) (Mandel / Webster) melodisi eşliğinde akşam yemeği.. Çok güzel bir vapur yolculuğu.. Büyükada [yaşasalardıSevmek Zamanı(1965) filmindeki Meral ve Halil'i, resim mi gerçeği mi tartışmasını sürdürürken görebilirdik belki].. Farklı renkte iki atın çektiği fayton.. Dil Burnu piknik alanında unutulan pardösü.. Kaçan vapur.. Kaldıkları otel.

Evlenirler. İkiz kız çocukları olur ; Dilek ve Uğur. Doktor, Canan'a Faruk'la aralarındaki kan uyuşmazlığı nedeniyle bir sonraki hamileliğin tehlikelerinden söz eder. (O, bu durumu 'çocuğum olmayacak' diye algılıyor.)

Sakin geçen 4 yıldan sonra, Faruk'un eski sevgilisi Jale, Avrupa'dan döner. Her şeyin güzel gittiği (fırtına öncesi sessizlik) günlerden bir gün Dilek, annesinin elini bırakıp karşı kaldırımdaki baloncuya koşarken hızla gelen bir kamyonun altında kalır. Perişan durumdaki Canan, çocuğunu hastaneye yetiştirmek isterken o acele ile Uğur'u orada unutuyor.

Doktorların çabaları Dilek'i kurtarmaya yetmez. Aile için karabasan gibi günler. Üstelik, Uğur da kaybolmuş. Jale "Yanınızda kalmaya geldim. Bu acı, bu kötü günlerinizde sizleri yalnız bırakmayacağım" diyerek eve yerleşir. Asıl amacı Faruk'u elde etmek. Acılı annenin durumunu daha da kötüleştirmek için elinden geleni yapar.

Canan'ın, en ümitsiz anında "Gidiyorum. Almanya'da bir konfeksiyon fabrikasında iş buldum. Trenim biraz sonra kalkacak. Peşime düşme. Beni arama.. Ben artık anne olamam Faruk. Senin mukaddes olan babalık hissine cevap veremem. Seni ömrüm boyunca seveceğim, ama, ayrılmaya, kadere teslim olmaya mecburum" diye bir mektup bıraktığı gün Uğur bulunur.

İstasyonda, birbirlerine sarılmışken Belkıs Özener'in sesinden dinlediğimiz Buğulu Gözler (Özdemir Erdoğan) ; "Bulutlu gecelerden // Sonra da güneş parlar..."

Ergin Canan'ı (Toron Karacaoğlu ikinci uzatıyor) zenginlikler içinde yaşatmak istiyorum. Böyle bir ev için, bu kadar zavallı bir çalışmayı, uğraşmayı, didinmeyi küçümsüyorum. Bolluk içinde daha rahat bir

hayat yaşamak istemez misiniz?

Büyükanne Ben o hayatı yaşadım, sonra kaybettim. Unuttum. Sen de dikkatli ol, gökten yıldız koparayım derken adımını uçuruma atma sakın.”

(Yazan : Murat Çelenligil)

Kadro

Oyuncular

22 kişi
Yapım

Künye

YönetmenSafa Önal
SenaryoSafa Önal
Görüntü YönetmeniCengiz Tacer
YapımcıÜmit Utku
MüzikTürkan Şoray
ŞarkıMetin Bükey
Sinemaseverler

Yorumlar

10 yorum
CursedChico13 Haziran 2024

Tatlı yesilcam filmlerinden. her şey iyi gidiyorken kötü bir şey olacağı belli tabi. onder somer in kötülük yapacağı. 2 çocuk yapmış zaten. başka çocuk yapamayacak diye ne bu drama :) evlatlık diye bir şey de var hem. evleneceklerin kan grup vs hiç bakılmadığı zamanlar tabi. Şu an durum nasıl bilmesem de Murat soydan da dün vefat etti. üzücü bir film oldu benim için. sonu tatlıya bağlansa da.

Mehmet16 Aralık 2020

yeşilçam sanatı

YesilcamFanatizm24 Mart 2019

Alışkın olmadıgım Türkan Şoray Filmi. Ama en azından Filmin mutlu sonla bittiği hoşuma gitti. Akıcı ve güzel bir Dram Filmi.

performer15 Haziran 2016

senaryo çok bilindik gibi dursada canan'ın 2 çocuğundan birine kamyon çarptığında yanındaki 2. çocuğu telaş içinde olay yerinde unutup kaza geçiren çocuğuyla hastaneye gidişi ve diğer çocuğun olay yerinde kayboluşu çok nadir belkide ilk defa işlenmiş bir olay. bu açıdan filmi beğendim. genel olarak klişe sahneler dışında safa önal'ın farklı rejisi ile genel puanlamanın çok düşük olmaması gerektiğini düşündüğüm bir film... 1970 yılında filmin sinemalarda gösterimi sırasında eminim film çok gişe yapmıştır vede seyirciyi hüngür hüngür ağlatmıştır...

benimsinema8 Eylül 2012

filmin ilk yarisi siradan olsa da, ikinci yarisi filme biraz renk katmis... e tabi kolay degil bir ana gözlerin önünde kizini kaybediyor..onun telasiyla diger kizini kaybediyor... kafayi yemesi zaten normaldir ki bu filmde biraz daha durgun hatta...allah kimsenin basina vermesin... normal performansin altinda kalmis oyuncularin...fakat filmin görüntüsü ve hikayesi güzel...

performer25 Eylül 2010

hiç tarzım olmayan filmlerden. film teknik olarak iyi çekilmiş. özellikle görüntü yönetmeni cengiz tacer'in görüntüleri mükemmel.

capone19 Haziran 2009

Diğer Türkan Şoray filmleri kadar pek beğenmedim

nedim yıldız14 Kasım 2007

bir çocuğunu trafik kazasında kaybedip,diğerinide kaybeden bir annenin dram öyküsü...izlenebilir güzel bir film...

süepermenfurkan31 Ağustos 2007

Bu filmi bir kere izledim çok küçüktüm şu an ise 13 yaşındayım kaç sene evvel di bu filmi bu sitede izleme şansımız olsa keşke ne güzel olurdu lütfen bir kanal bu filmi çıkarsın şarkılarını b elkıs özenerden dinleyeceğiz filmde buğulu gözler şarkısını arayan varsa bana ulaşsın bende var

Murat Çelenligil18 Haziran 2007

‘Buruk Acı' (1969) kadar güzel film ve şarkı.. ‘Bir Demet Menekşe'nin (1973) Nesrin'i Butik Candan'ın atölyesinde çalışırken, Canan, büyükannesinin evinde (Singer dikiş makinesi ile) diktiklerini bir modaevine veriyor. İkisi de (Nesrin filmin başında, Canan sonunda) Almanya'ya gitmek ister. Ama, mutluluğu İstanbul'da bulup gitmeyecekler. Büyükanne.. Torununa bazen 'Canan' bazen de 'çocuk' diye sesleniyor. Yemek masasında Canan'a şunları söylemişti ; "İnsan önce kendini düşünür, kendisi için yaşar. Sonra da (60'lı ve 70'li yılların etkisi) saadetine ve parasına başkalarını ortak eder. Yanılma, aldanma, sakın hemen inanma. Biraz sabırlı, biraz dikkatli, biraz da şüpheci ol. Zararını görmezsin." Ölüm döşeğinde bile ‘güçlü’ ; "..Çok bile yaşadım. Seni düşünerek yaşadım.. Ufacık yaşta anasız sonra da babasız kaldın. Sen onların acısına dayanabildin. Benim yokluğumun lafı bile olmaz.. Kaç yıldır çalışıyorsun, hayatı tanıdın. Mücadele etmesini öğrendin.. Gülümse çocuk. Üzme beni. Gülümse.” Mezarı da kendisi gibi sade. Canan'ı onunla dertleşirken gördüğümüz üç mezarlık sahnesinde isimsiz bir toprak yığını şeklindeydi. Oysa, Dilek'in mermerden yapılmış gösterişli bir mezarı olacaktır. Ergin.. Hırslı, tuttuğunu koparan biri. Bir tek Canan'ı elde edemiyor. Paris'teki evliliğini, bardaki bir arkadaşına şöyle anlatır ; "Babasının koskoca bir serveti var. Tasarladığım o büyük o zengin hayatı karımın sayesinde yaşayacağım.. Birisinin parası öbürünün aşkı.. Sabırlı olacağım. Yarın acıklı bir mektup yazayım. Bir buket de çiçek (kırmızı beyaz karanfil) göndereyim. Gönlünü alayım kızcağızın." Ama beklentisi gerçekleşmez, Canan hem mektubu hem de çiçekleri geri gönderir. Postacı şaşkınlıkla söyleniyor "Eskiden Avrupa'dan geliyordu bu mektuplar. Seviniyordu. Şimdi çiçekleri bile istemiyor." Ergin'in mesleğini tam olarak öğrenemiyoruz. 2 sahnede mühendis bir sahnede mimar olacağı söyleniyor. Canan, büyükannesine, onun 2 yıl sonra mezun olacağını söylemişti. Sonraki sahnede ise Ergin "Fakülte.. bitiyor bu sene. Bir iki imtihan kaldı" diyor. Faruk.. (Önder Somer’e ait olan) 34 KL 799 plakalı Anadol arabası gibi 'mütevazı'. İçtenliği, Canan’a verdiği sümbüllerin değerli olmasını sağlıyor. Varsıl veya yoksul olması bir şey değiştirmiyor ; Sevdiğine hep ‘sümbül’ armağan eder. Filmde Canan’dan ‘Buğulu Gözler’ dışında (yine Belkıs Özener’in sesiyle) ‘Çiçekler Gönül Bahçesini Süsler’ (L’Oriental) (Hedjajd / Önal) şarkısını dinliyoruz. Kaybolan Uğur’u aradığı cadde sahnesinde ‘Sen (Ömrüm Benim)’ (Yıldırım Gürses) şarkısının melodisi kullanılmış. Necip Tekçe ile Vahit Volkan 'iyi adam' rolündeler. (Necip Tekçe, üstelik ‘Komiser’.) Onlar da(!) biz de(!) biraz zorlanıyoruz. İkizlerden Tülin Oran’ı (diğeri Pelin) ‘Anneler ve Kızları’ (1971) filminde izleyeceğiz. Nazan Arın’ın canlandırdığı manken adayını Fatoş Tez seslendirmiş. ‘İnleyen Nağmeler’ (1969) ve ‘Cingöz Recai'de (1969) olduğu gibi bu filmde de çokça 'zoom' kullanılmış (138 kez).

Yorum yaz

Benzer

Murat Soydan'in diğer filmleri

Filmografi →