Akşam Güneşi
‘Blue Bolero’ (1965) (Tony Osborne) melodisi ve özkıyım girişiminde bulunan Jülide’nin Nazmi Beye verilmek üzere yazdığı mektup ; “Enişte, aylarca kendi kendimle mücadele ettikten sonra kararımı verdim. Ben öleceğim, Jülide biraz sonra sandalla denize açılacak ve bir daha geri dönmeyecek. Bu mektubu size ağlayarak, utancımdan kıvranarak yazıyorum..Seni çocukluğumun o ilk hatıralarından beri seviyorum Enişte..Bu lekeyi benim ölümüm temizleyecek. Ama inanın ki son nefesimde bile sizi severek öleceğim..”
Aynı adlı romanın (1957) (Nurgök Matbaası) (ilk basım 1926) birinci çevrimi. Olaylar romanda 1900’ler, filmde 1950’lerde başlıyor.
Nazmi..Kore gazisi üsteğmen. Romandaki ise binbaşı ve yaşadıkları akıllara ziyan : Kimsesiz olduğu için amcası büyütmüş.Yaramazlıklarının haddi hesabı yok. Sonunda Harbiye’ye gidip asker olmaya karar verir. Şam (burada ‘fena halde azmış’), Kudüs (bir rahibe ile ‘macera yaşamış’), Akkâ (bir muhasebecinin karısıyla ilişki), Manastır (burada da Paris’te iki ay birlikte yaşadığı Jermen Reno ile karşılaşır) ve Fransa’da görev yapar. Paris’te Prens dö Bosfor olarak tanınıyor. Çapkınlığı dillere destan. Sırp çetelerle çarpışırken yaralanır.
Filmdeki Nazmi sanki biraz daha durmuş oturmuş. O da amcası tarafından korunur. Çamlıca, Yalnız Servi’deki köşkte kalıyor. Amca kızı Şükran ve küçük Jülide ile beraber.
Ülkemiz gibi, o da Kore’ye gitmeden önce daha mutluydu. Komşu köşkün kızı Nazan’la sevdalıydılar ve evlenmeye karar vermişlerdi. [Alemdağ yollarında atla dolaştıkları sahnede Metin Bükey Orkestrasından ‘Sevdim Yine Bir Nev Civan’ (Basmacı Abdi Efendi) melodisi var.] Göğsünde iki madalya ile döndüğünde amcası ve Jülide’nin annesini ölmüş bulur. Küçük kızı amcası, Avrupa’ya (romanda babası Neyyir, Romanya’ya) götürür.
‘Geçirdiği hayat ve aldığı yaralar’ nedeniyle kalbinden rahatsız (romanda endokardit) olduğu anlaşılınca ‘tekaüt’ olur ve Anadolu’da [romanda (M…) adasında] babadan kalma bir çiftliğe çekilmeye karar verir. “İnsanlar birbirlerini sevdikten sonra her yerde mutlu olurlar” diyor ama aşık olduğu kız başka fikirde : “O dediğin şeyler ancak romanlarda olur..Çok müteessirim..Sana bütün hayatın boyunca başarılar dilerim.” [Nazanların evi ‘Çirkin Kral’ (1966) filminde Nurlan ve annesinindi.]
Şükran. ‘Ürkek, zayıf bir teyze..İyilik onun özelliği’. Romanın başlarında, sanki geleceği görmüş gibi, (sf 38) “Benim mesut edeceğim erkek ancak bir hasta olabilir” demişti. Kahramanımızın evlilik önerisini kabul eder. “Zavallı kızcağızın beni için için sevdiğini ancak o anda anlayabildim.”
Çiftliğin bağlı olduğu kasabaya ‘Şehirdeki Yabancı’da (1962) gördüğümüz Etrüks gemisiyle giderler. [‘İlk ve Son’ (1968) filminden anımsadığımız] Ayazma Çiftliği. Nazmi’nin ‘eski hayatıyla yenisinin ayrıldığı nokta’. ‘Büyük ihtirasların sarsıntısını bilmeyen’ dostlar : Lütfullah Efendi, yanında iki küçük torunu İhsan ve Necmiye ; Çiftliğin Kâhyası Halil Ağa ; Ayşe ve kardeşi Yusuf ; İlerde Ayşe’nin nişanlısı olan Hasan.
[Filmde, birkaç saniye, heyecan verici bir kişiyle daha karşılaşıyoruz ; Necmiye’nin nişanlısı (romanda Refik Bey) rolündeki Nusret Ersöz, diğer bir deyişle 1970 sonrasındaki Serdar Gökhan. Belki kaderin cilvesi, yıllar sonra kendisini aynı romanın televizyon dizisinde (1999) Nazmi Bey olarak izleyeceğiz.]
10 yıl sonra. Kahramanımızın saçları ağarmış ve yüreği yorgun. Ama hasta kalbi, Akşam Güneşi’nde yakıcı bir sevda yaşayacak.
Bir mektup. Jülide geliyor. Amcası öldüğü için onlarda kalacak. Eniştesiyle, onca yıl sonra göz göze geldiği sahnede ‘The Shadow of your Smile’ (1965) (Mandel / Webster) melodisi var.
Genç kızın biraz şımarıkça halleri (yüksek sesle müzik dinlemek, dans etmek, hâttâ kütüphanesinde kitap okuması bile) Nazmi’yi rahatsız ediyor. ‘Reach Out I’ll be There’ (1966) (Holland / Dozier / Holland) melodisini dinlerken radyosunu kırar : “Buralarda gürültüden hoşlanmayız, anlaşıldı mı?” Kitap okumasına karışır : “Bunlar senin okuyacağın şeyler değil. Üstelik kitaplarımı da kimseye vermem.
Prensip meselesi.” Gitarını (romanda keman yayını) kırar : “Avrupa’da sadece çalgı çalmasını mı öğrendin küçük hanım.”
Şükran ; “İnsan kalbi kırmanın da bir haddi vardır Nazmi.”
‘Suite in D Minor : Menuet I&II’ (Robert de Visée)..Genç kız ve İhsan, bu melodi eşliğinde dolaşmaya çıktıklarında, izinsiz ata biniyor diye köpürmüştü ama Nazmi’nin kendisine bile söyleyemediği şeyi sezinlemeye başlıyoruz : ‘Bir zamanlar göğsünde uyuttuğu çocuğu, şimdinin güzel Jülide’sini seviyor’.
Genç kız bir kaza geçirdiğinde eli ayağı birbirine dolanıp ne yapacağını bilemez bir hale gelmişti. İstanbul’dan “En iyisi buymuş” dediği bir gitar getirtiyor. Bir yığın 33’lük plak ve kitap alır. Kütüphanenin anahtarını veriyor. Ayrıca en sevdiği atı (romandaki adı Aslıhan) armağan eder. Nazmiye’nin nişanı için gittikleri gece kulübünde ilginç bir ‘Unchain my Heart’ (1961) (Bobby Sharp) ile kıvrak bir şekilde dans gösterisi yapıyor.
Jülide, Avrupa’dan tanıdığı bir hariciyeci olan Burhan’ın evlilik önerisini kırıcı olmadan geri çevirir ama İhsan da onunla evlenmek istiyor. Kısmet onunlaymış.
“Evliliklerinin ilk haftası ziyaretlerine gitmiştik. İki genç kalbin birbirine nasıl ateşli bir şekilde sarıldıklarını gördük.” Jülide artık ona yabancılaşmaya başlamıştır.
‘Summertime’ (1935) (G. Gershwin / DuBose Heyward&Ira Gershwin) melodisinin çalındığı sahnede İhsan’a bir Amerikan şirketinden gelen iş önerisiyle Gana’ya (romanda Bakü’ye), hem de çok uzun süre, gideceklerini öğrenir. “Hayat o gün durdu benim için. Sanki yaşamıyordum artık. Çevremdeki her şey soldu. Yalnız onun hayali kaldı..Kalp sancılarım da tahammül edilmez hale gelmişti.” Akşam Güneşi artık söndü.
Dario Moreno, filmin fon müziği olan ‘Blue Bolero’yu Fecri Ebcioğlu’nun sözleriyle söylüyor : ‘Mesut Ol Sen’. “Elveda aşkım//Dinmiyor yaşım//Nasip yokmuş sevgiden//Sen oldun ilk giden//Sormuyorum neden//Mesut ol sen.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
Türkan ŞorayJülide
İzzet GünayNazmi
Serpil GülŞükran
Yusuf SezginMüh. İhsan
Suna PekuysalAyşe
Nubar TerziyanKahya Halil
Parla ŞenolJülide'nin Çocukluğu
Selma GüneriNazan
Ergun KöknarGemi Kaptanı
Refik Kemal ArdumanLütfullah
Mine SunNecmiye
Mürüvvet SimHalil'in Karısı
Mümtaz EnerDoktor
Ersun KazançelYusuf
Feridun ÇölgeçenDoktor
Ergül BuharalıHasan
Gürel ÜnlüsoyBurhan
Nermin Özses
Talia Saltı
Sadettin Erbilİzzet Günay Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümSerpil Gül Seslendirmesi
Alev KoralMine Sun Seslendirmesi
Fuat İşhanGürel Ünlüsoy Seslendirmesi
Ayşegül DevrimSelma Güneri Seslendirmesi
Esen GünayYusuf Sezgin Seslendirmesi
Handan KadıoğluSerpil Gül Seslendirmesi
Nedret GüvençTürkan Şoray Seslendirmesi
Süha DoğanNubar Terziyan Seslendirmesi Künye
Yorumlar
Türkan Şoray'in diğer filmleri
2015Uzaklarda AramaDram, Komedi, Müzikal★ 7,7
2015Hatıraların MasumiyetiBelgesel
2014Sinemada İstanbul: Kadrajdaki ŞehirBelgesel★ 6,6
2012Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam 2. SezonDram, Tarihi★ 9,4
2012Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam 1. SezonDram, Tarihi★ 7,8
2011Gümüş Lale Burası Osmanlı 1711Dram, Tarihi, Savaş
2009Altın KızlarKomedi, Sitkom★ 7,8
2008Vurgun (I)Dram, Duygusal★ 8,4
Reşat Nuri GÜNTEKİN "Roman Edebiyatı"ndan da esin İzzet GÜNAY Türkan ŞORAY ikilisinin nitelikli oyunu ile vücut bulmuş; güzelde bir sinemaya da uyarlama film
Nedret Güvenç sesini Türkan Şoray'a yakıştırmayan tek benmiyim acaba. Çalıkuşunda da öyleydi ve orada da bu filmde olduğu gibi jön seslendirmesi Saadetin Erbil' e aitti ve yakıştırmamıştım. Ne İzzet Günay'a ne Kartal Tibet'e...
Çok değişik güzel bir film. Yine imkansız iki aşk arasında kalan insanların melodramı. izzet günay ve türkan şoraya böyle siyah beyaz puslu melodromlar çok yakışıyor. Filmde aklımda kalanlar Dario morenonun şarkısı; türkan şorayın güzelliği; güzel diyaloglar ve etrüsk adındaki gemi.
seyretmekten inanilmaz zevk aldigim filmlerden biri...izzet günay adeta oyunculugunu konusturmus bu filmde.. ee ask bu belli mi olur, nereye düsecegini kimse bilemez... kimisede enistesine asik olur türkan gibi...
<p>Bu filmin önce fotoromanını okumuştum. Milliyet gazetesi 1972-73 yıllarında Romanfoto adında bir ek veriyordu, fakat basit bir fotoroman dergisi değil de, biraz daha nitelikli bir yayın olması planlanmış gibiydi. Bizim sinemamızdaki edebiyat uyarlaması yapıtlardan Sinekli Bakkal, Akşam Güneşi, Hicran Gecesi'nin karelerinden oluşturulmuş fotoromanların yanında birer İtalyan fotoromanı tefrika ediliyordu. Fakat bu yabancı fotoromanlar da Suç ve Ceza, Jane Eyre, Rüzgarlı Bayır, Yüzbaşının Kızı, Eugenie Grandet, vb. şeklindeydi! O dönemde ilkokul öğrencisiydim, Nazmi'nin karısının yeğenine karşı duyduğu umutsuz aşktan çok etkilendiğimi anımsıyorum. Filmin DVD'sini yakın zamanlarda alıp izleme olanağını buldum. O yılların atmosferinde çok başarılı bir edebiyat uyarlamasının gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Gencecik Türkan Şoray, insanın içini titreten bir Jülide olmuş. İzzet Günay'ın oyunculuğu tartışma dışı. Suna Pekuysal ve Serpil Gül'ün başarılı oyunları filme çok şey katmış. Selma Güneri ve Ergun Köknar nispeten kısa rollerde gözüküyorlar. </p><p> </p>
Nazmi ile Jülide arasındaki büyük yaş farkına rağmen doğan aşk, çok güzel ve inandırıcı bir şekilde gösterilmiş. Seyirci kendini kaptırıp bu imkansız aşkın acılarını hissedebilmekte. Çok başarılı bir eser! Özellikle de bitiş sahnesi olağanüstü!
yeşilçam hatırası adı altında piyasaya sunulmuş olan kemal film ürün kategorisinde kaliteli bi yapım olarak diğerlerinden üstün bir nitelik taşıyor: keşke çok daha iyi bir dvd kapak tasarımı ile farklı bir kulvarda yer alsaydı. yalın ve goğal bir film olma özelliğini taşıyan; osman seden yapımı olan, tüyleri diken diken eden bir aşk çıkmazı... t. şoray'ın film boyunca aynı tarzda hiç geğiştirmediği peruğu filmdeki tek eksiklik(!) osman seden işinde hakimiyeti sağlam olan ama içtenliği ve kaliteyi her zaman tutturamayan bir yönetmendi.
Gerçek bir usta olan Reşat Nuri'nin harika eserlerinden biri olan Akşam Güneşi kitabının bir tür uyarlanması.Elbette yapıldığı yıl itibariyle çok da güzel çekilememiş,eksiklikleri bol ve kopuk kopuk.Ancak ana hikaye güzel.Reşat Nuri'nin kitabı daha farklıydı ve sonu da farklı bitiyordu.Filmde isimler ve hikaye biraz değiştirilmiş.Senaryodaki;Nazmi'nin çocukluğunda özel ilgilendiği Jülide'ye aşık olması biraz farklı bir durum olabilir ama dikkat çeken Jülide'nin aslında Nazmi'nin gençliğinde çok sevdiği ve hiç unutamadığı Nazan'a benzemiş olması,aynı şımarıklıkları,avrupai yaşam tarzını ve hayat enerjisini taşıması.Gençlğindeki Nazan'ı Jülide de gören Nazmi için hüzünlü bir akşam güneşi doğar;kederli,parıltısız ve ısıtmayan...
<p><em> Çürüğe ayrılmasının ezikliği bile olsa üniformasını şömineye atıp " Lüzumsuz bir hatıra" diyerek yakması yenilip yutulacak cinsten bir hata olmayıp senaryosunun divan-ı harpte yargılanmasına yeterli bir sebeptir.Ayrıca yakmak Allah'a mahsus olduğu için askeri açıdan kurşuna dizmesi daha münasip kaçardı !</em></p><p><em> Ayriyetten Nazım'ın kucağında uyuttuğu minicik Jülide'ye büyüyünce duyduğu ana hatları bir türlü çizilip rayına oturtulamamış ne idüğü belirsiz hislerinin hezeyanlarıyla saati doldurulmuş,senaryosuna sadık kalınarak bi kamyon dolusu hurdaya çıkartılan ev eşyasına seyircisi de ilave edilmiştir.Hayırlı seyirler. 28.3.09 Zafer ALGAN </em></p>
Görüntü çok iyi. Müzikleri bir harika.
oyuncuların konuşurken birbirlerine sırtını döndüğü, yada duvara bakarak konuştuğu gerçek dışı filmlerden biri. "senin annen bir melekti yavrum" türü bir film. tam bu tarz'ı sevenlerin beğeneceği bir film.
bu film beni en az "vesikali yarim" filmi kadar etkiledi... karakterler müthis yerine oturmus. türkan hanim jülide'yi o kadar güzel ve izzet günay, ne mükemmel bir oyunculuktur böyle. filmin ilk yarisinda jülide'ye o sert davranislari herseyi ile hayran kaldim. ben sahsen cok begendim. inanilmaz bir eser, ne güzel ve imkansiz bir asktir, resat nuri güntekin'e Allah'tan rahmet dilerim...
hikayesini cok sevdigim bir film ilk olarak dizisini izlemistim ardindan romanini okudum filmini ise daha sonra izlemistim romani beni cok etkilemisti filmi ise üzerimde pek bir etki yaratmadi ama tavsiye edebilecegim güzel bir film
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"><font size="3"><font face="Times New Roman">“Annem şimdi nerde Teyze?” Küçük Jülide annesinin ölümünden sonra Şükran’a bunu soruyor. Tolstoy’un ‘Harp ve Sulh’ (1865-9) romanındaki Natasha da ölen Andrei için “O şimdi nerede? Nereye gitti?” demişti…Kore. Güç karşısında ilk boyun büküş. “Başkalarının merhametine muhtaç olanlar kendilerine emredileni yaparlar. Tıpkı benim gibi.” Jülide, Eniştesine söylemek istediklerini Ayşe’ye böyle söylüyor. “Tıpkı bazı ülkeler gibi” diye eklemek geliyor içimizden…‘Umumi istek üzerine’ yerli roman aktarımlarının moda olduğu yıllar. Süreyya Duru ‘Sinekli Bakkal’ı ; Memduh Ün ‘Yaprak Dökümü’nü ; (Osman Seden Avrupa’da olduğu için) Zafer Davutoğlu ‘Akşam Güneşi’ni çekiyor. Kemal Filmin Kasımpaşa’daki platosu kullanılmış. Zeki Alpan, özellikle İzzet Günay’ın makyajı için çok uğraşmış…Selma Güneri ve Yusuf Sezgin daha birkaç aylık evliler ve aynı günlerde ‘Korkunç Arzu’ filminde de oynuyorlar. Belki orijinali iyi korunamadığı için Akşam Güneşi’nde jenerik yazıları yok. <span> </span>Film, Suna Pekuysal ve eşi Ergun Köknar’la çok güzel…Şükran. ‘Kelimelerden bile korkan uslu, sessiz bir tavşan’. Özveri konusunda filmin en önemli kişisi. Belki, yazarın “Romanımın hakiki kahramanı” dediği ‘sevgili zevcesi’ Hâdiye Güntekin’dir Şükran. Zorunlu emekliliğin moral bozukluğuyla subay giysilerini yakan Nazmi’ye “İnsan hatıralarıyla yaşar” diyor. Yıllardır beklediği evlilik önerisi, kahramanımız Nazan’dan ‘hayır’ yanıtını aldıktan sonra gelir…Jülide. Romandaki sarışın filmdeki kumral. Türkan Şoray platin renkli bir parukla oynamış. Çocukluğunda ve genç kızlığında çok güzel ve zeki. ‘Yalan nedir bilmiyor’. Gereksiz sertlikte davranan Eniştesine “..Çocukken bana akran muamelesi ederdiniz. Şimdi ise bir bebekten farksız görüyorsunuz” diyor. Romanda annesi ve babasının yaşadıkları çok ilginç. Babası Neyyir Bey’i, Köstence’de, bilinmeyen bir kişi tabanca ile yaralar. O iyileşir ama annesi Naciye ‘garip bir sinir hastalığına tutulur’. Gerçek, yıllar sonra anlaşılıyor. Meğer, babasını, bir Rumen kadınıyla ilişkisi nedeniyle annesi vurmuş. Romanda ve filmde Jülide’nin ve Gemi Kaptanının ‘isim günü’ kutlamaları var…Nazmi. (Keşke o güzel robdöşambr üzerindeyken ayağında arazi postalları olmasaydı.) Jülide’nin aşkı gönlünü yakıyor. "..Zaman zaman 15 yaşındaki mektep çocukları gibi sebepsiz heyecanlarla dolup taşıyor". Ama, ‘tıpkı artık denize kavuşan akşam güneşi gibi’. Ah Orhan Kemal ; Ülkü ; ‘Bir Filiz Vardı’…Ayşe ve kardeşi Yusuf. Kimseleri yok. Çoklukla Ayşe’yi görüyoruz. Çocukken daha güçlü bir kişiliği vardı sanki. Büyüyünce biraz ‘şaşkınlaşır’. Sakarlık yaptıkça (5 kez) “İçim kabardı Beybaba/Halil ağa” diyor. Romandaki Yusuf, Darüşşafaka’ya gönderilir. İki çocuğun babaları yoksul bir balıkçı, anneleri güzel bir Rum kızı. Anne paralı bir Rum delikanlısı ile kaçar. Babaları da bu genci öldürüp hapislere düşer…Çok konuşan, yaşlı Lütfullah Ağa. Romanda onunla ilgili güzel bir bölüm var : “Lütfullah Efendinin gerçi elleri tutmuyordu fakat buna mukabil çenesine harikulade bir kuvvet gelmişti.”…Jülide’yi Nedret Güvenç ; Nazmi’yi Sadettin Erbil ; Şükran’ı Jeyan Mahfi Ayral ; Ayşe’yi Suna Pekuysal ; Gemi Kaptanını Ergun Köknar ; Necmiye’yi Alev Koral ; Burhan’ı Fuat İşhan seslendirmiş…Talya Salta, Silvana Panpani, Memduh Ünsal. Alçak gönüllü, sessiz kahramanlar…”Onu mesut görmek, kendi erişemediği hedefe bir başka silah arkadaşının eriştiğini düştüğü yerden seyreden bir yaralı askerin hazin tesellisine benziyor.” <span> </span><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span></font></font></p><font face="Times New Roman" size="3"> </font>
Türkan Şoray ve İzzet günay ikilisinin filmlerini nedense çok seviyorum. Bu filmde de ikiliyi bir arada görüyoruz ilk başta ben de keşke İzzet Günay yerine başka biri oynasaymış diye düşünsemde sonradan fark ettim ki olmazmış! Ayrıca Türkan Şoray harikaydı bu filmde.
Ben filmi beğendim ancak Nazmi Bey için İzzet Günay yerine Muzaffer Tema oynasaymış
Reşat Nuri Guntekin\'in olumsuz eseri...Film roman yanında sonuk kalmıs yorumlarına bende katılıyorum ama Izzet Gunay ile Turkan Soray hangi filmde oynarsa oynasın benden tam puan alırlar..Bayılıyorum ikisine de...
...Akşam Güneşi benim en sevdiğim Türk romanlarından biri;Reşat Nuri Güntekin \'in kaleminden son derece etkileyici bir eser..Film romanla kıyaslandığında sönük kalıyor ama;yine de güzel bir yapım..
gençlik yıllarımın romanı, ne güzel yazmış adama, toprağın bol olsun reşat hocam, filme gelince, bence okuduğum akşam güneşi daha çarpıcıydı. film de de türkan şoray çarpıcı