Susuz Yaz
Ahmet Yamacı bağlama ile Keskinli Hacı Taşan’dan alınan bir türküyü çalıyor; Ankara'da Yedim Taze Meyvayı.
Osman; (Sami Ayanoğlu'nun sesiyle) ..Gayrı aşağı tarlalara salmayacağız suyu. Önce bizim tarlalar sulanacak, artanını vereceğim komşulara..Su bizim değil mi, ne şekil istersem o şekil kullanırım.
Hasan; (Abdurrahman Palay'ın sesiyle) Su, toprağın kanı Ağam. Kimse bu işe rızasıyla demez. Milletin dikine gitmek iyi değildir.
Adı önce Yanık Sevda olarak düşünülen film aynı adlı öykünün (1960) (Necati Cumalı) (Tekin Yayınevi) (9. Basım) ilk uyarlaması. Nedense kitaptaki Hasan filmde Osman, Osman da Hasan. deki ikinci çevrim ise hikâyedeki gibi.
Urla, Bademler'de, evvelce bir Rum'a ait olan topraklar Kurtuluş Savaşı sonrasında köylülerce bölüşülmüş. Bölgedeki suyun kaynağı Kocabaşların arazisinde. Yıl 1947. O zamana dek bir sorun çıkmazken su artık ekicilere yetmiyor.
Ağabey Osman'ın karısı 6 ay önce doğum sırasında ölmüş. Kardeşi Hasan da üç ay önce sevdiği Bahar'ı kaçırmış. Aynı damda yaşıyorlar. Osman geceleri önce onların sevişmelerini sonra da dışarıdaki suyun sesini dinliyor. Günler geçtikçe hayalinde karısının görüntüsü yerini Bahar'a bırakmış.
İş Hasan'a kalsa suyu köylülerle bölüşecek ama ne yapsın ki büyüğü olduğu için abisine ses çıkaramaz. Ne Muhtar ne mahkeme sorunu çözebilir. Köylü, köşeye sıkışmış kedi gibi içindeki şiddeti ortaya çıkarıyor. Mümtaz Ener'in seslendirdiği Sarı Veli, Kocabaşların köpeğini (öyküde Arap) öldürür; Arkları patlatılır; Kavga dövüş.
Damlarında iki tüfek var. Biri dededen kalma ve ruhsatlı çifte. Diğeri bulundurulması yasak olan Gra. Bir gece Osman bununla Veli'yi öldürür.
Mahkeme sürerken, çifteyi kullananın beraat edeceğini öğrenince de allem edip kalem edip kardeşini Gra'yı kullandığını söylemesi için ikna eder. Hasan 8 (öyküde 9) sene hapisle cezalandırılır. Filmde yok ama kitapta yargılama sırasında Bahar'ın bir oğlu olur.
Sonrasında Osman, Bahar'ı elde etmek için yapmadığını bırakmıyor. Kitapta olmayan korkuluğu, eşarp takıp, genç kadının yerine koyar. Aynı korkuluğa, Bahar da (Alev Koral seslendirmiş) şapka giydirip Hasan mış gibi sarılıyor.
Osman, Cezaevinde Hasan adlı bir hükümlünün öldürülmüş olmasını amacı için kullanır. Pençe gibi elleriyle sarılmışken şunları söylüyor Bahar, güzel Bahar, kendine ayrı bir döşek serme gayrı.
1. Yine filmde yok ama genç kadının bir oğlu daha olur. Demir Kırat seçimi kazanıp af ilan etmiş. Hasan, abisini, köylülerden esirgediği suda boğuyor. Öyküde aynı şeyi Bahar'ın ateşlediği çifte yapar.
Niğde Hapishanesi'nde (öyküde yok) Kemal'in Hasan'a söyledikleri;
Osman'a kızmakta haklısın ama onu vurmaya falan kalkarsan gene kendine yazık edersin. Hem hiçbir şey halletmez bu. Mesele suyu onun elinden almak olmalı. Üstelik yalnız onun elinden almak da yetmez. Bütün o gibilerin elinden bütün suları almalı. Seni mahpus damlarına Osman'ın adam vurup suçu senin üstüne yüklemesi düşürmedi. Esas sebep akan suya sahip çıkmanız. Yoksa Sarı Veli'yle bal gibi geçinip giderdiniz.
(Yazan: Murat Çelenligil)
Oyuncular
Erol TaşKocabaş Osman
Ulvi DoğanHasan
Hülya KoçyiğitBahar
Yavuz YalınkılıçKöylü
Zeki TüneyKöylü
Alaattin Altıok
Niyazi ErAğır Ceza Üyesi
Ercan YazganMahkum
Adnan Uygur
Selahattin Genç
Hamit Türker
Sadettin ErbilUlvi Doğan Seslendirmesi
Sami AyanoğluErol Taş Seslendirmesi
Alev KoralHülya Koçyiğit Seslendirmesi
Mümtaz EnerHakkı Haktan Seslendirmesi
Hakkı HaktanVeli Sarı
Murat Baran
Osman AlyanakYavuz Yalınkılıç Seslendirmesi 






Köpeğin vurulma sahnesi hariç filmi çok beğendim. Türk sinema tarihinin en güzel filmlerinden biri. Filmde emeği geçenlerin ruhları şad olsun.
Bu güzel Filme o köpeğin gerçekten vurulmasına ağır gölge düşürdü. Olacak iş değil. Nasıl yapılır böyle bir zülüm. Hele köpeğin cesedini bacağından tutup yere atmak daha büyük skandal. Ben olsam sırf bu sahne yüzünden Filme ödül vermem. Kim bu sahneye izin verdiyse Allahın gazabına uğrasın.
Türk Sinema Tarihinde ilk kez uluslararası alanda bir ödül kazanan ve aldığı ödülü sonuna kadar hakeden, usta yönetmen Metin Erksan'ın sinemada mülkiyet üçlemesinin (Yılanların Öcü, Susuz Yaz, Kuyu) ikinci filmidir. Yılanların Öcü filminde toprak mülkiyeti Kavramı üzerinde yoğunlaşılmıştı burada ise su mülkiyeti üzerinde durulmuş. Film Necati Cumalı'nın aynı adlı hikayesinden beyazperdeye uyarlanmıştır ve Türk Sinema Tarihinde ilk realist köy yapımlarındandır hatta Türk Sinemasında köy yapımı denilince aklıma gelen ilk filmdir. Bu bakımdan Susuz Yaz, Köy Sosyolojisi adına Türk Sinemasında adeta bir kilometre taşıdır. Film öyle bir realist yaklaşım ile çekilmiş ki sanki 60'lı yıllarda değil de günümüzdeki bir hadiseyi izliyormuş gibiyiz. Filmde ideoloji ve ahlak çatışmasını çok rahat bir şekilde görebiliriz. Üst düzey oyunculuklarıyla, senaryosu ve anlatım teknikleriyle, aldığı ödül ile kendisinden çokça bahsetmeyi başarabilmiş ve sükse kazanmıştır. Oyunculara gelecek olursak filmde henüz 15 yaşındayken sinemada ilk kez oyunculuk deneyimini bu filmle gerçekleştiren Hülya Koçyiğit gerçekten ilk filminde ilk rolünde takdire şayan bir performans sergilemiş. Peki ya Erol Taş'a ne demeli? Kenidisinin ilk başrolü bu filmde aldığını öğrendikten sonra nasıl bu kadar başarılı ve şapka çıkarttıran bir performans sergilemiş diye hayret ediyor insan. Rahmetli Erol Taş ustayı, Metin Erksan'ı ve dahi bu filmde emeği geçen tüm emektarları saygıyla anıyorum. Çekildiği dönemin koşulları ve imkanları altında böyle profesyonelce bir sinematografi yapısı oluşturabilmek her baba yiğidin harcı değildir. Övülmeyi hak eden bir sinematografiye sahip. Zaten Metin Erksan filmlerinin genelinin sinematografisi çok kaliteli oluyor. Filmdeki köpek sahnesi filmin en etkileyici ve dehşet verici sahnelerinden biridir. O dönemin şartlarında köpeği efek vererek öldürme imkanı olmadığı için köpeği gerçekten öldürmeyi tercih etmişler ki bu tercih sahnenin etkileyiciliğini yükseltmiş. Elbette filmde sosyal eçerikli mesajlar da mevcuttu. Dünya malına duyulan arzu ve inanç gibi birçok mesajla birlikte filmde kadın ve kadınsızlık gibi konuların işlendiğini de görüyoruz. Film tamamlandıktan sonra filmin başına birtakım şansızlıklar gelmiş, film ülkemizde yasaklanmış ve sansür kurulunun berlin film festivaline katılmasına izin vermemesine rağmen festivale katılmış ve altın ayı ödülünü almaya hak kazanmıştır. Nedense Metin Erksan'ın filmlerinin çoğu böyledir. Kimi vizyona giremez, kimi sansürden geçemez, kimi yıllarca yasaklanır. Sanırsam bunun sebebi Metin Erksan'ın sinemada toplumsal, sosyal ve politik öğeleri realist yaklaşımla ilk kez konu olarak seçmesidir. Kısacası bu film Türk Sinema Tarihinin zirvesidir, en büyük klasiğidir, başyapıtıdır ve Türk Sinema Tarihinde kesinlikle izlenilmesi gereken kült bir filmdir. Son olarak film, Martin Scorsese tarafından restore edilerek korunma altına alınmıştır. Yani kendi yapımımıza sahip çıkamıyoruz ve restorasyon işlemini biz değil başkaları yapıyor bu ayıp bize yeter...
Yeşilçam'ın ilk büyük ödülünü kapan dönemine göre oldukça başarılı bir film özellikle oyunculuklar.. Erol Taş diyorum... Hülya Koçyiğit yaşına göre başarılı fakat o yaşa rağmen cesur sahnelerde olmakta sakınca görmemiş. şaşırdım doğrusu. köpek mevzuuna hele hiç girmeyim
Dünyada, kanun degisikligine neden olan baska ne bir film nede sanat eseri taniyorum. Ne yazikki Türkiyede ve dünyada kiymeti anlasilamamis olan Metin Erksan Türkiye de yönetmenlerin ustasi ve dünyanin en degerli yönetmenlerinden bir tanesidir. Önünde saygiyla egiliyorum, Büyük üstad.
Çok çok başarılı. Filmi büyük bir hayranlıkla izlesem de köpeğin gerçekten öldürülmüş olduğu söylentisi beni filmden soğutuyor.
Türk sineması yeşilçamın dört yaprakta yoncası kraliçe Hülya KOÇYİĞİT İlk filmi ile sinemanın en büyük ödülü olan Berlin film festivali "Altın Ayı" ödülü kazanıp, hem kendisini hemde Türk sinemasına "Misak-i Milli Sınırlar Çizgisi"ni taşıyarak 16 yaşında bu unvan'ı kazanabilmiş yegane kadın Sanatçı sinema tarihi literatüründe halen Erol TAŞ'ın güçlü oyunu, Usta yönetmen Metin ERKSAN başarılı yönetimi, bu güzel filmin mimarisinde payidar.
filmdeki bir köpeğin gerçekten öldürülüp sonra cesetini oyuncunun yere fırlatması gibi sahneler yüzünden 10 puan vermekten vazgeçtim, yani bir film için bir köpeği öldürmek pek olmamış.bu konu dışında herşey çok başarılı. dublaj kadrosunda mualla sürer, muharrem gürses ve feridun çölgeçen de var.
türk filmleri arasinda ilk ödül alip bizi gururlandiran ilk filmimizdir
Yeşilçam' ın siyah beyaz çekilmiş filmleri bana hep gizemli gelmiştir. Sanki filmin çekildiği zamanlarda, hayatta siyah beyazmış gibi geliyor insana. Sinemanın yaşattığı sahicilik duygusunun yanında, masalsı bir tat bırakıyor insanın damağında. Restorasyondan geçmiş bu filminde tamamını daha yeni seyrettim (daha önceden bölük pörçük izlediklerimi saymıyorum). Çocukluğumun dört yılını geçirdiğim Seferihisar ın ; Bademler köyünde çekilmiş olmasından ötürü ayrıca bir merak duygusuyla izledim filmi. Erol Taş ın, yastığa sarılarak okşaması, ineğin memesinden süt emmesi, korkulukla konuşma sahneleri gerçekten güzel ve orjinal sahnelerdi. Ne diyeyim Erol Taş, muhteşem oynamış. Özellikle köylülerle yapılan kavga sahnesi, şimdiye kadar seyrettiğim en sahici kavga sahnesiydi dersem abartmış olmam herhalde (biraz hızlandırılmış çekim olsa da). Ancak duvardaki delikten gözetleme sahnesi bana Alfred Hitchcock' un , "Pyscho" filmini anımsattı. Oyunculuk olarak Karabaş' ın hakkını da vermek lazım. Gerçekten çok sahici ölmüş (!) (yoksa gerçekten vurulmuş olmasına ihtimal bile vermek istemiyorum) Romandan uyarlama güçlü bir senaryoyla, Erol Taş' ın devasa oyunculuğu birleşince ortaya güzel bir eser çıkmış. Bu film aynı zamanda 16 yaşında gencecik Hülya Koçyiğit' inde tanınmasına vesile olarak, sinemamızın dört yapraklı yoncasının son yaprağını da Yeşilçam' a kazandırmıştır.
Eser olsun kadro olsun müzik olsun şahane. Erol Taş çok başarılı. Ayrıca Hülya Koçyiğiti ilk kez sevişme sahnesinde gördüm(abartılı olmasa da). Genel itibariyle güzel begendim.
Türk sinemasının uluslararası alanda ödül alan ilk filmi'dir. Bilmeyenler var ise eğer bu ödül; Berlin Film Festivali - Altın Ayı Ödülü'dür. Yani "En İyi Film" ödülünü almıştır. Yıllar sonra film; Türkiye'de de hak ettiği ilgiyi gördü, ödülünü aldı. "100 Yılın En İyi Türk Filmi" seçildi. Şahsen benim oyum da Susuz Yaz'a olmuştu. Hülya Koçyiğit henüz 16 yaşındadır bu film de ve rol aldığı ilk film'dir. Erol Taş da ilk kez başroldedir bu film ile. İçerisinde çokça gerçekçi öğe barındırır: Köy gerçeği bunun başındadır. Hatta Hülya Koçyiğit bir anısını anlatır bu film ile ilgili kaleme aldığı biyografisi'nde: "... Nihayet çekimler başlıyor. Ben tiyatrodan aldığım eğitim ile büyük oyunlar oynuyorum,rolümün hakkını vermek istiyorum. Özellikle köylü aksanını konuşmaya, ses tonumu ayarlamaya çalışıyorum, köylü kadınların vurgularını vermeye çalışıyorum. Oysa yönetmen bunlarla hiç ilgilenmiyor. Tabii nedenini sonradan anlıyorum, dublaj yapılacak ve seslendirmeyi de ben yapmayacağım! Kısacası ne yapsam Metin Erksan'a beğendiremiyorum oyunumu. O daha çok görüntümle, verdiğim fotoğrafla ve mimiklerimle ilgileniyor. Daha sonra da bana kameradan tiyatro oyunculuğu ile sinema oyunculuğu arasında ki farkı gösteriyor. Almaya hazır, iyi bir öğrenciydim. Büyük bir hayranlıkla dediklerini yaptım ... " Hülya Koçyiğit / www.hulyakocyigit.com.tr
filmde eleştirilecek tek şey galiba köpeğin gerçekten öldürülmesi olmuş. evet film gerçekçi olması güzel ama bunu hayvanı öldürmeden yapsalardı keşke aldığı ödülü hak ettiği doğrudur aynı şey Düşman 1979 filmindede görüldü köpeklere sanırım gerçektende zehir verdiler yoksa hayvanın rol yaptığına inanmak saçmalık olur.
Birçok anlamda ilkleri barındıran bir filmdir.. Erol Taş'ın ilk kez başrol oynadığı ''Susuz Yaz'', aynı zamanda Hülya Koçyiğit'in de ilk filmidir.. Uluslararası anlamda da ödül kazanan ilk filmimiz olan ''Susuz Yaz''da Hülya Koçyiğit'in henüz 17 yaşında olduğunu özellikle belirtmek isterim..
arkadaslar söylenecek herseyi söylemisler, hepsine teker teker katiliyorum... yurt disinda ilk ödül alan türk filmidir bu film, zaten bu filmden sonra, yapimcilara yönetmelere bir isik olmus, yesilcamda film sayisi artmaya baslamis... demekki bizlerde biseyler yapabiliyoruz, filme gelince elestirebilecegim hic biseyim yok, erol tas öyle mükemmelki, yaptigi hareketleri hic bi filmde göremezsiniz hatta erotik filmlerinde bile... hülya nin ilk filmi olmasina ragmen kendisini ayakta alkisliyorum... keske ulvi dogan tek filmde kalmasaymis, eminim teklifler gelmistir ama neden uzak durmak istedi merak ediyorum...
1963 yılında o imkanlarla çekilebilecek en iyi film.Metin Erksanı kutluyorum harika bir yönetmenlik,filmin teknik açıdan hiçbir kusuru yok. Ayrıca aldığı Altın Ayıyı sonuna kadar hakediyor. Film sosyal içerikli bir başyapıt.Ege şiveleri filme ayrı bir hava katmış. Erol Taş gerçekten devleşmiş karaktere bürünmüş süper bir oyunculuk performansı filmin en iyisi kesinlikle. Hülya Koçyiğit ise daha 16 yaşında ilk filminde bu zor rolün altından fazlasıyla kalkmış ve ileride ne kadar dev bir aktris olacağının sinyallerini vermiştir. Filmin senaryosu ve son sahnesi çok etkileyicidir. Türk sinemasının uluslararası arenada ilk ödülünü alan bu başyapıta puanım 10
konusu çok iyi. çok güzel bir film. aldığı ödülüde hak ediyor.
Çok hoş bir köy filmimiz.Köyde geçmesi ve şivelerinin birazda olsabenzemesi benim için görsel ve işitsel bir ziyafetti...
‎1964 Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülünü alan Metin Erksan başyapıtı. Çok genç Hülya Koçyiğit'in ilk filmi. Erol Taş oyunculukta zirvede. İnsan bencilliğini, kötü ruhunu, yol açtığı öfkeyi ve ölüme sürüklenişi köy ortamında mülkiyet kavramı üzerinden evrensel bir dille anlatan Türk Sineması'nın yüzakı filmi. Sinematografik açıdan bakıldığında döneminin çok ilerisinde. Her sahnesi çok estetik çekilmiş. Ama filmin yapımcısı ve başrolünde oynayan Ulvi Doğan filmin yurtdışı gösterimlerinde filme pornografik sahneler ekleyerek para uğruna hem kendi emeğine hem de filme emeği geçenlere büyük saygısızlık yapmış. 44 yıl sonra film orijinal sahneleriyle İtalya'da yenilenmiş ve 2008 Cannes Film Festivalinde klasikler bölümünde gösterimi yapılmış. Filmi izlemek için aşağıdaki linki tıklayın.http://www.youtube.com/watch?v=tyq4S-6yoOQ&feature=shareFilmin başına gelenler için Nebil Özgentürk ayrıntılı bir yazı yazmış.http://arsiv.sabah.com.tr/2004/03/13/ozgenturk.html
olağanüstü bir başarı. profesyonel oyunculuklar.yeşilçamın samimi ve sıcaklığından etkilenmemden olmalı galibara filmi severek izleyemiyorum. nedenini tam olarakta bilmiyorum ama bir şeyler beni filmden uzaklaştırıyor. türk filmlerini çok sever defalarca cd lerini koyup izlerim ama suzuz yazın cd si bende olmasına rağmen izlemek içimden gelmiyor.