Elveda Sevgilim
‘Misty’ (1954) (Errol Garner / Johnny Burke).
Gece kulübündeki tanışma.
Kemal; “Yanılmıyorsam Osman Bey, değil mi?”
Osman; “Doktor Osman Kadiroğlu.”
Kemal; “Yüksek Tekstil Mühendisi Kemal Selimoğlu. Manasız bir düşmanlığa kapılan iki ailenin aydın çocuklarının dostça konuşmalarında bir mahzur görmüyorum. Lütfen bu şerefi benden esirgemeyin.”
Türkan; “(Kemal’in havada kalan elini tutarak) Ben de sizin gibi düşünüyorum. Rica etsem masamıza buyurmaz mısınız?”
Jenerikte ‘Dead Ringer’ (1964) için yapılan ‘End Title’ (André Previn).
Kadiroğulları ve Selimoğulları. ‘Romeo ve Juliet’teki (William Shakespeare) (Çeviri Adli Moran) (1959-Ak Kitabevi) Montague ve Capuletler gibi kan davalı iki aile. Ömer Kadiroğlu ve Hüseyin Selimoğlu, yıllar önce Urfa’dan İstanbul’a gelmişler. Aralarındaki nefretin nedenini öğrenemiyoruz. Bir süredir unutulmuş olan düşmanlık Kadiroğullarından Turgut’un öldürülmesi ile tekrar başlar. Delikanlı, amcası Ömer’in yanında büyümüş. Tatil için Urfa’ya, babası Yaşar Ağa’yı görmeye gittiğinde Nuri tarafından vurulur. Savcı Tevfik Soyurgal gerçeğin ortaya çıkması için elinden geleni yapıyor ancak bunu kanıtlaması zor.
Zaten bir müddet sonra Hüseyin Selimoğlu, Nuri’yi İstanbul’a aldırır.
Hüseyin; “Aptal, beyinsiz, cahil herif. Ne ettiğinin farkında mısın be? Senelerce küllenmiş külü (‘ateşi’ diyecekti galiba) gene körükledin de ne geçti eline. Kimden emir aldın? Kim bu ailenin Ağası?”
Nuri; “Sensin Ağam. Ama ailenin şerefini korumak hepimizin vazifesi. Küfür etti Selimoğullarına. Hepimize sövdü.” Bunun doğru olup olmadığı da filmden anlaşılmıyor.
Bu arada Ömer Kadiroğlu da cenazeyi İstanbul’a getirtmiş. Acılar içindeki kardeşi Yaşar Ağa öcünün alınmasını istiyor; “Ölen benim oğlumsa senin de yeğenin. Elinde büyüdü bugüne dek... Oğlumun kanına kan isterim Ağam.”
Ömer Ağa’nın Osman adlı bir yeğeni daha var. Doktor çıkmış ve amcasına, kızı Türkan ile evlenmek istediğini söyleyecekken bu olay olmuş. “Zaten katil kurşunu Turgut’a değil bana attı” diyor.
Tam o günlerde Hüseyin Ağa’nın oğlu Kemal, Almanya’daki tahsilini bitirip döner. Cinayeti öğrenince çok üzülmüş. Nuri’den kuşkulanıp gerçeğin ortaya çıkması için babasını sıkıştırıp duruyor. Yaşlı adam da, ne yapsın “Bir iftira uğruna kendi ailemden bir ferdi harcayamam ben” diye direnmekteydi. Belli ki delikanlı bu işin peşini bırakmayacak.
Büyük bir cesaretle cenaze törenine katılır. ‘Kim olursa olsun katilin yakalanması için elinden geleni yapacakmış’. Tabutlu ve kin dolu ortam sevdalanmak için pek uygun değildi ama Türkan ile göz göze gelince ‘ateş bacayı sarar’. [Romeo: (Sf. 51) “Durduramaz sevgiyi taş hudutlar//Aşkın teşebbüs edip de başaramadığı ne var?”] Sonraki bir gün “Sizi ilk gördüğüm andan beri bir an olsun gözümün önünden ayrılmadınız” diyecektir. (Cümledeki hata, aşkın bir yan etkisi olsa gerek.) Şoförü ‘Mayk Hammer Hamdi’ye genç kızı adım adım izletmiş’. Saat başı rapor istemiş.
“Au Ciel De L’été” (1964) (H. Poulat / Jacques Mareuil). Türkan, hangi bölümde olduğu belli olmayan, bir üniversite öğrencisi. Okula Osman’ın [‘Yumruk Yumruğa’ (1965), ‘Aşk ve İntikam’ (1965) filmlerinden anımsadığımız ‘34 FD 824’ plakalı] arabası ve Rosy Armen’in söylediği şarkı ile gidiyor. Delikanlı için ‘sadece bir amcakızı değil hayatının (ne demekse) gecesi, hedefiymiş’. Senelerce sevgisini bir sır gibi içinde saklamış. Sadece bir ümit istiyor.
Ama göz göze geldiklerinden beri genç kızın kalbinde Kemal’den başkasına yer yoktu. [Juliet; (Sf. 54) “Aşkımı sana verdim sen istemeden daha//Bir kere daha versem keşke elde olsa da.”]
İki genç ‘düşman ailelerin çocukları’ ama ‘bu nefretten biricik aşkları doğar’. Birbirlerini sevebilmeleri ‘tabiatın hakikaten garip bir cilvesi (sf. 45)’. Çaresiz kalınca kaçmaya karar verirler.
‘The Dog Attacks’ (İlk 5 saniyesi) (1964) (Previn). Hüseyin, oğlunun Kadiroğullarının kızıyla evlenmek istediğini duyunca köpürür. Evlatlıktan reddedermiş. “Lanet olsun doğduğun güne” diyor. Konuşmalarını bir köşede sinmiş olan Nuri de dinliyordu.
Erkek tarafında böyle karşılanan durumu Türkan’ın babası nasıl karşılardı bilemiyoruz. Zaten böyle bir şeye gerek kalmaz. Sağ olsun(!) Nuri, yemeyip içmeyip, olanları Ömer Ağa’ya yetiştirir. Telefon da neler demiyor ki; “Kızının namusuna mukayyet ol. Sen gene dua et yabancıya koklatmadı kendini... Kızının peçesi bile bizim elimizde.”
O gece elinde bavul kaçmak üzereyken yakaladığı kızına ‘kahpe’ diyerek 10 tokat atıyor. Türkan ‘şiddetli üzüntüden olma asabi bir şok geçirir’. Doktorun dediğine göre ‘bünyesi kuvvetli olduğu için çabuk atlatırmış. Fakat ikinci bir şok feci neticeler doğurabilirmiş’. (Bu sahnenin ilginç yanı, Osman doktor olduğu halde başka bir doktor çağırmışlar.)
Ömer Ağa, ‘aileye sürülen bu lekenin çaresini bulmuş’; “Tek bir yol var. Baş göz etmek.” Osman’la evlendirmek. Delikanlı da senelerce bu anı beklemişti. Ancak Türkan’ın kendisini sevmediğini anlamış. “Kim olursa olsun beni arzu etmeyen bir kızı istemem” demesine rağmen amcasının ‘yalvarmalarına’ fazla dayanamaz. Düğün hazırlığı, gelinlik provası ile başlar.
Yine çok ilginç bir şekilde köşk Mustafa Dağhan, Mustafa Yavuz, Erdoğan Seren, Ali Seyhan ve Ünal Gürel tarafından sıkı bir şekilde korunurken Kemal hemen her gece Türkan’ı odasında ziyarete geliyordu.
O günlerde beklenmedik bir şey olur. İkinci Şube Cinayet Masası’ndan Başkomiser Fahri, Kemal ile konuşmak ister.
Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Amore Scusami’ (Vito Pallavicini / Gina Mescoli). Balıkçı ağlarıyla dolu lokanta. Polis, gerçek katili öğrenmiş. ‘Sağlam delil elde etmeleri için’ Kemal’in yardımı gerekiyormuş. Nuri’yi konuşturmasını istiyorlar.
Kahramanımız biraz iyilik biraz kavga dövüş itiraf ettirir. Bu sırada kendisi de omzundan yaralanır.
Kadiroğullarındaki nikâh da numara çıkar. Osman, arkadaşlarından birini nikâh memuru olarak getirmiş eve.
İki sevgili tekrar kaçıyorlar. Artık Ömer Ağa’yı tutmak ne mümkün. Ailenin namusunu temizlemek O’na düşermiş. Engel olmaya çalışan Osman’ı üç kurşunla öldürür.
Gençleri, Haydarpaşa’dan Adana’ya giderlerken bulur.
‘Alfred Hitchcock Presents Music to be Murdered by’ albümündeki (1958) ‘Music to be Murdered by’ (Jeff Alexander). Bu nefes kesen takip bir bataklıkta sonlanır. Birbirlerine olan sevgilerini anlayınca “Gidin ve mesut olun. Ben burada kalacağım” diyor. Görülecek bir işi varmış.
‘Hidden Jewelry’ (0.15-0.25 arası) (1964) (Previn). Sonunda çamurda ölüme yürüyor.
Babasını ve Osman’ı yitiren genç kız mutlu olabilmiş midir? Kemal, kaçırmak yerine Türkan’ı babasından isteseydi sonuç bundan kötü olmazdı herhalde.
‘Aşk’, Urfalı iki aileyi, ‘kan davası’ndan daha fazla yıpratıyor.
‘Romeo ve Juliet’, Verona’da geçiyor. Montague’nun oğlu Romeo önceleri Rosaline için yanıp tutuşuyordu. Ama bir baloda Capulet’in kızı Juliet’i görünce ‘bir zamanlar taptığı’ eski sevgilisini unutuverir. Değişim öyle çabuk ki Rahip Laurence ‘genç dönek’ diye takılıyor. İki ailenin hasım olması nedeniyle birleşmeleri çok zor. Babası genç kızı, Paris adlı bir kontla evlenmesi için zorluyordu. Bir dolu yanlış anlama sonucu iki âşık canından olur. “Düşmanlığın zavallı kurbanları (sf. 155).”
‘(By the) Sleepy Lagoon’ (1930/40) (Eric Coates / Jack Lawrence).
Tanıştıkları gece kulübündeki konuşma.
Kemal; “Şerefimle temin ederim. Katil kim olursa olsun cezasını çekmesi için elimden geleni yapacağım.”
Osman; “Demek kendi ailenizden birini ele vereceksiniz.”
Kemal; “Evet. Katil olduğuna inandığım an hiç tereddüt etmeden ele vereceğim.”
Osman; “Size bunu yaptırmazlar.”
Kemal; “Yapacağım. Bu manasız kan dökmenin günahını omuzlarımda hissetmek, vicdanımda duymak istemiyorum Osman Bey. Ya siz?”
Osman; “Ben de.”
Kemal; “Babalarımız, ailelerimiz cahilliğin esiri, kurbanı olabilirler. Ama bizler bunu önlemeye çalışacağız. Dostluğumuzla Onlara örnek olacağız. Eğer bu şerefi benden esirgemezseniz. (Türkan’a) Bana inanıyorsunuz değil mi?”
Türkan; “Size inanıyorum.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Filmi izle
Oyuncular
İzzet GünayKemal Selimoğlu
Ediz HunOsman Kadiroğlu
Kadir SavunÖmer Kadiroğlu
Nubar TerziyanHüseyin Selimoğlu
Ferah NurModaevi Sahibi
Hüseyin GülerNikah Memuru
Mustafa DağhanSavcı
Ali SeyhanMustafa
Niyazi Vanlı
Erdoğan Seren
Vahit Volkan
Mustafa Yavuz
Mehmet Büyükgüngör
Yavuz Karakaş
Kazım Kartal
İhsan Bayraktar
Zeki Tüney
Ünal GürelYaşar Ağanın Adamı
Haydar Karaer
Hüseyin SalıcıDoktor
Nusret ÖzkayaTalip
Nermin Özses
Kemal ErgüvençKadir Savun Seslendirmesi
Rıza TüzünNubar Terziyan Seslendirmesi
Sadettin ErbilEdiz Hun Seslendirmesi
Sadettin ErbilEdiz Hun Seslendirmesi
Hayri Esenİzzet Günay Seslendirmesi
Agah Hünİlhan Hemşeri seslendirmesi
Erdoğan EsenboğaSeslendirme
Jeyan Mahfi TözümTürkan Şoray Seslendirmesi
Hakkı Haktan
Türkan ŞorayTürkan 








"Yarın ağlayacağım" da İzzet Günay 2. adamdı burada da Ediz Hun 2. adam... Fena değildi vakti olan izleyebilir..
cok etkili bir filmdi.
ben arkadaslara katilamiyacam maalesef. bana göre film gayet iyiydi... kemal film basarisini bu filmde yine ortaya koymus... türkan soray, izzet günay ve ediz hunu ayni filmde bulusturmak zaten cok zekice... üzüldügüm tek nokta, ediz hunun fedakar asik olupta bosyere öldürülmesiydi...
kemal film'in piyasa için çektiği bir film.
Cast içinde başrol:"İzzet GÜNAY & Türkan ŞORAY" yardımcı rol de genç Ediz HUN, usta Kadir SAVUN oyunculukları olmasına karşın.. onlarda bu filmi kurtarmakta ne denli yetersiz kaldıkları hemen göze çarpıyor.. filmde anlamsız bir kan davası sinemaya acemice aktarılmaya çalışıldığı, alenin izleyicinin zihninde de hemence netleşiyor... İzzet GÜNAY gibi, bir star Türkan ŞORAY gibi bir sultan'ın hatır işine...lütfen Oynadıkları filmlerinden olsa gerek diye, düşündüğüm bir film...
BUFİLİMDE :İzzet GÜNAY ,Türkan ŞORAY'ın Başrolünde VE Oyuncu Ediz HUN'nun Dahlinden oluşan Usta Oyuncu Kadir SAVUN'nun Bile Yetersiz kaldığı ,Anlamsız bir Kan Davasının Acemiyce aktarılmaya çalışıldığı , İzzet GÜNAY Ve Türkan SULTAN'ımızın Zorla Oynatıldıkları bir filim olsa gerek diye Düşünüyorum Sizde izleyin karar verin. Tartışmaya açık........
sevmedim ben bu filmi. bir sahnede ediz hun, amcasından türkan'ı akşam gezdirmek için izin istiyor. bunun için de bir yalan uydurması lazım, diyor ki konferans var amcacığım. amca rolündeki Kadir Savun ise "ne konferansı oturun oturduğunuz yerde" diyor. bunun üzerine Ediz Hun "ama amcacığım imam hatiplileirn konferansı" deyince "ha tamam gidin o zaman" diyor. ben çok ilginç buldum bu diyaloğu. hem ilginç hem de acayip eğreti. 1965 yapımı bu filme böyle bir diyalog ne diye kondu. hayır sanki bunu diyen aile reisi muahafazakar mı, kızı türkan öyle mi ? film bounca muhafazakar diye adlandırabileceğimiz bir kırıntı dahi yok. abesle iştigal olmuş , saçma olmuş bence. ve film inanılmaz sıkıcı... seden usta bunu yazarken ne düşünüyordu acaba :)
filmi bugün izledim ve bir ediz hun hayrani olarak sinir oldum filmde olan ediz huna oldu hem askina karsilik göremedi hemde bosyere canindan oldu kadir savunda filmin sonuna kadar vazgecmedi intikam hevesinden ediz hunu bile öldürdü onu engellemek istedigi icin sonrada affetti izzet günay ve türkan sorayi en basindan anlayisli davransaydi hersey daha güzel olurdu
Aslında her ne kadar bu konuda filmleri çok görmüş olsak da bu filmin yeri benim için apayrı. Öncelikle İzzet Günay ve Türkan Şoray iyi bir ikili olmuşlar(gerçi bunu ikilinin hemen hemen her filminde görmekteyiz) Ediz Hun da ayrı bir hava katmış filme ama filmde Kadir Savun harikaydı, bir başkaydı ve bu role çok yakışmış(hele de filmin sonunda inanılmaz), Kadir Savun'un filmdeki rolunü görmek için muhakkak izlemelisiniz.
birbiririne düşman iki ailenin çocuklarının yasak aşk öyküsü..özellikle kadir savun unutulmaz bir rolde..izlenebilir...
defalarca işlenmiş bir konuyu işleyen film
Osman; "Maşallah, tam 55 dakika beklettin."<br> "Au Ciel De L'été" (1964) (H. Poulat / Jacques Mareuil). Radyoda Rosy Armen'ın söylediği şarkı. Üniversiteye götüreceği Türkan'a söylüyor bunları. Sonraki iki sahnede 'beklemeye alıştığını' söyleyecektir. Romeo da "Sevgini bekleyerek geciktirmektense ölümü,//Kinleri hayatıma bir son versin ne çıkar (sf. 51)" demişti. <p> 'Romeo ve Juliet'in (William Shakespeare) (Çeviri Adli Moran) (1959-AK Kitabevi) Yeşilçam uyarlaması 08 Kasım 1965 Pazartesi (Beyoğlu) Lale, (Kadıköy) Özen ve Süreyya sinemalarında gösterime girmiş.<br> Urfalı ama İstanbul'da yaşayan Selimoğlu ve Kadiroğlu ailelerinin öyküsü. Aralarındaki kan davasının nedenini öğrenemiyoruz.<br> Ömer Kadiroğlu, kızı Türkan, adamları Talip-Mustafa Dağhan, Mustafa Yavuz, Mustafa-Ali Seyhan, Erdoğan Seren, Ünal Gürel, İhsan Bayraktar ve Dadı Hatçe-Leman Akçatepe.<br> Ömer Ağa'nın kardeşi Yaşar Ağa, oğlu Turgut.<br> Ömer Ağa'nın bir yeğeni daha var. Doktor Osman. Amcasının yanında yetişmiş. Hüseyin Selimoğlu, oğlu Yüksek Tekstil Mühendisi Kemal, adamları Nuri-Mehmet Ali Akpınar, Niyazi Vanlı, Hakkı Haktan, Vahit Volkan, Yusuf Çağatay.<br> O kadar çok kişi ve isim var ki birkaç sahne sonra her şey karman çorman oluyor. Hatta Ömer ve Hüseyin'i bile unutuyoruz.<br> Sonuçta aklımızda sadece Türkan, Kemal ve Osman kalıyor. <br>İki aile arasında karşılaştırma yaparsak Selimoğulları daha kötü gibi. Nuri, Urfa'ya babası Yaşar Ağa'yı ziyarete gelen Turgut'u öldürüyor. Bu nedenle Hüseyin Selimoğlu tarafından 'senelerce küllenmiş külü ('ateşi' dese daha doğru olurdu) körüklediği için' azarlanır. Kemal de Türkan'ı iki kez kaçırmaya kalkarak yaraya tuz biber ekiyor. Aralarında sorun olmayan aileleri bile birbirine düşüren 'kız kaçırma'nın kan davalıları ne hale getireceğini düşünmesi lazımdı. Türkan kendi yeğeni olsa ve Osman aynı şekilde davransa ne hissederdi.<br> '(By the) Sleepy Lagoon (1930/40) (Eric Coates / Jack Lawrence) adlı 'vals serenat'ın olduğu sahnede Türkan ve Osman'a "Babalarımız, ailelerimiz cahilliğin esiri, kurbanı olabilirler. Ama bizler bunu önlemeye çalışacağız" diyor. Bu sırada ortalığı sigara dumanı kaplamıştı. 'Tütün kurbanı' olma olasılıkları daha fazla sanki. Film boyunca kendisi 12, Osman 5 sigara içiyor. Kan davalı iki ailenin durumu araya aşk girince iyice kötüleşir. [Romeo; "Koyu nefretten doğar böyle bir karışıklık//Fakat sevgiden doğan yine bundan fazladır (sf. 22)."]<br> İstanbul Üniversitesi önünde Türkan'ı heyecanla beklerken filmin bir sürprizi var. İzzet Günay'a ait '34 FR 222' plakalı 1963 model Mercedes de oradaydı. [Romeo; "Âşık, sevgilisine koşarken talebenin derslerden//Kurtulduğu anın sevincini duyar (sf. 55)."]<br> Takip sahnesinde bindikleri ve indikleri araba aynı değil.<br> Osman doktor ama Türkan 'şiddetli üzüntüden olma asabi bir şok' geçirince köşke başka bir doktor getirirler. Genç kızı, konuşmak için gece kulübüne götürürken amcasından izin alışı çok hoş.<br> Osman; "Konferansa gidecektik de."<br> Ömer Ağa; "Bu saatte olur mu be? Oturun oturduğunuz yerde."<br> Osman; "Ama Amca, yani İmam Hatip Okulu'nda. Hem çok istifadeli."<br> Ömer; "Haa, bak bu oldu. Sakın geç kalmayın ha."<br> Ömrü boyunca Türkan'ı beklemiş. Sahte bir nikâhla da olsa evlenirler.<br> Ancak "Seni ne kadar sevmiş olursam olayım beni istemeyen bir kıza elimi sürmem" diyor. [Koro; "Vuslat zor olunca insan bunda bir neşe bulur (sf. 46)."] Filmde 'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) melodiler kullanılmış.<br> 'The Police is Waiting'. Urfa Cumhuriyet Savcılığı'nda; Kemal yağmurda beklerken; Erdoğan Seren ve Ali Seyhan kaçak âşıkları Haydarpaşa'da görünce; <br>Ömer üç kurşunla Osman'ı öldürürken. 'The Dog Attacks'. (İlk 5 saniye) Kemal babasına katili sorarken; (İlk 5 saniye) Hüseyin oğlunu evlatlıktan reddederken; (İlk 5 saniye) Nuri fal bakarken; (İlk 5 saniyeden sonrası) Nuri, Ömer'e telefon ederken; Bostancı durağında; Araba ile takip sırasında.<br> 'Hidden Jewelry'. (0.15-0.21 arası) Nikâhta; (0.15-0.25 arası) Ömer, bataklıkta ölüme yürürken.<br> "Maggie's Murder". Ömer kızının kaçacağı gece beklerken.<br> 'Main Title'. Kızına 10 tokat vururken; Araba ile takip ederken.<br> "You're Not Margaret". Osman, bahçede Kemal'i kovarken.<br> 'End Title'. Jenerikte; (0.40-1.20 arası) Kemal kaçacaklarını söylerken;<br> Ateşler içinde sayıklarken.<br> 'Misty' (1954) (Erroll Garner / Johnny Burke) beş sahnede var; Osman ve Türkan dans ederken; Kemal, İstanbul Üniversitesi önünde Türkan'ı beklerken; Evin önünde beklerken; Sevdiği kızı okuluna götürürken; Gelinlik provasında Türkan bayılırken.<br> Türkan'ı Jeyan Mahfi Ayral; Kemal'i Hayri Esen; Osman'ı Sadettin Erbil; Ömer'i Kemal Ergüvenç; Hüseyin'i Rıza Tüzün; Yaşar'ı Mümtaz Ener; Nuri'yi Süha Doğan; Hamdi'yi Erdoğan Esenboğa; Fahriyi Agâh Hün seslendirmiş.<br> Gelinlik provası yapan Ferah Nur ve Mösyö Alberto; Mahkeme sahnesinde Silvana Panpani; Nikâhta Mehmet Büyükgüngör; Sahte nikâh memuru Hüseyin Güler çok güzeldi.<br> Kemal'in şoförü rolündeki Ergül Buharalı filme neşe katmış. Türkan'ı adım adım izleyip bilgi veriyor. "Mayk Hammer Hamdi'den kuş uçar kız uçmaz Abi" diyor iki kez. Ama (bir de şapkası olsa) Lemmy Caution'a daha çok benziyor.<br> Ergül Buharalı'nın 'Cennet Yolu' (1959/60) adlı bir şiir kitabı varmış.<br> Nuri'nin yalanına destek veren Süleyman Ağa rolü Selahattin İçsel'e yakışmamış.<br> Dahası Kan davalı Ömer ve Hüseyin için Kadir Savun ve Nubar Terziyan da olmamış.<br> Ömer Ağa, âşıkları bulmak için görev dağılımı yaparken Ünal Gürel'in Haydarpaşa'da, Ali Seyhan'ın Ankara Yolu üzerinde beklemesini ister. Ancak Haydarpaşa'da bekleyen Ali Seyhan'dı.<br> Filmin devamlılığında da bir hata var. Hamdi "Pastanedeler. Yahu çok acıktım be Abi. Peki, peki emredersin Abi" deyip telefonu kapatır. Oysa Kemal "Fazla laf istemem. Bekleyeceksin. Evet, sabaha kadar. Bahşişi benden. O kadar, O kadar hadi" diyerek konuşmaya devam ediyor.<br> 26. sayfada Benvolio "Adam sen de, bir ateş bir ateşi söndürür//Bir acı diğerinin gelmesiyle hafifler" demiş. Bilmiyoruz Osman'ın ölümünden sonra babasının da ölmesi Türkan'a aynı şeyleri hissettirmiş midir? <p> Fausto Papetti'nin '5a Raccolta' uzunçalarındaki (1964) 'Amore Scusami' (Vito Pallavicini / Gina Mescoli). Kemal'in Nuri'yi konuşturması gerekiyormuş. İkinci Şube Cinayet Masası'ndan Başkomiser Fahri'nin sözleri 50 yılda hiçbir şeyin değişmediğini düşündürdü.<br> Kemal; "Evden dışarı çıkmıyor ki."<br> Fahri; "Biz evdeki konuşmaları da dinlemesini biliriz."
Selimoğulları ve Kadiroğulları kan davası yüzünden birbirlerine düşman iki ailedir. Türkan Kadiroğullarının kızıdır ve kuzeni Osman onu sevmektedir. Türkan ise düşman oldukları ailenin tek oğlu olan Kemal’le yakınlaşmaya başlamıştır. Bu durum ailelerin tepkisini çeker. Birbirlerini seven iki gencin her şeye rağmen birlikte olma çabasını anlatan dramatik bir film