Dert Bende
‘Madly’ (1969) (Francis Lai) ve ardından ‘Free and Easy’ albümündeki (1970) ‘Love Theme’ (From “You Can’t Win ‘Em All”) (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein).
Birbirlerinin oldukları gecenin sabahında ayrılmak zorundalar.
Tarık; “Artık asker karısı sayılırsın. Ağlamak yakışmaz sana… Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçer sevgilim. Tatbikat biter bitmez döneceğim. Dönünce de düğünümüzü yaparız.”
Süreyya; “Hep seni düşüneceğim, seni bekleyeceğim sevgilim. Kalbim yalnız senin için çarpacak. Sağ salim git, sağ salim dön bana… Allah seni benden ayırmasın.”
‘Asker karısı ağlamaz’ anlamındaki sözler Aziz Nesin’in ‘Bir Mikrop Eksilir’ öyküsünü (İnsanlar Uyanıyor-1972) (Adam Yayınları-Sekizinci Basım-1998) anımsattı (sf. 90); “Bizim zamanımızın askerliği başkaydı. Asker gülmezdi ve ağlamazdı. İkisi de asker için ayıptı... Hele ağlamak, büsbütün ayıptı ki, ondan ayıbı olmaz artık.”
Aynı isimli romanın (1972) (Kerime Nadir) (İnkılâp Kitabevi-Dördüncü Baskı-1985) Yeşilçam uyarlaması.
Yeniköy’deki beyaz yalı [iç çekimler ‘Kader Böyle İstedi’deki (1968) evde yapılmış]. Fatma’nın birkaç saat sonraki düğünü için hazırlık var. Deniz Subayı Tarık ile milyoner Sadık Bey’in (kitapta Vehbi Yücesan’ın) oğlu Bülent arasında gidip gelen kalbi, sonunda kararını vermiş. Tercihi ‘varsıl gençten yana’. Diğeri ‘bir hevesmiş, romantik bir heves’. “Yoksa bu kadar çabuk unutabilir miydim” diyor.
Süreyya da ablasının gelinliğine yardım telaşındaydı. İki kardeşi amcaları (romanda adı Fahrettin) büyütmüş. “Abimi kaybettikten sonra Onlara hem babalık hem amcalık ettim” diyordu. ‘Sırf yeğenleri hırpalanmasın diye evlenmemiş (sf. 4)’.
Süreyya, konservatuvar mezunu. Eğer müzisyen arkadaşı Durul’a ‘evet’ deseydi iki düğün bir arada olacaktı. Ancak delikanlı yalnızca ‘kıymetli bir arkadaş, kaybetmek istemediği bir dost’muş. Dahası “Sevgi yetmez evliliğe. Yuvanın temeli aşktır” diye düşünüyordu genç kız. Asıl neden ise farklı; ‘Kalbinde başka biri, Tarık var’.
‘La Course Du Liévre á Travers Les Champs’ filmindeki (1972) ‘Generique Du Fin’ (Francis Lai). O gün postacının getirdiği bir (kitapta ‘yeşil renkli yıldırım’) telgraf, oynadığı küçük oyunu açığa çıkaracaktır. Tarık ta Amerika’dan ablasına sesleniyor; “Cuma 16’da Pan American’la İstanbul’dayım. Sana kavuşmanın heyecanı içindeyim. Sevgiler.”
Fatma hayretler içinde. ‘Bülent ile evleneceğini’ bir mektupla haftalar önce bildirmişti delikanlıya. Bir rezalet çıkmasından korkuyor. Kardeşinden, havaalanına gidip durumu anlatmasını ister. Ama aslında en zor durumdaki kişi Süreyya.
Her şey Durul’un ‘Papatya’yı (1943/71) (Necdet Koyutürk) söylediği partide başlamış. Koyu renk denizci üniformalı bir yüzbaşı ile çarpışıp göz göze gelirler. ‘Bir muhriple zarif bir yelkenlinin teması (sf. 16)’ gibi bir şey bu. (Romandaki Tarık Engin ise beyaz üniformalı ve üsteğmen). Genç kız ilk kez böylesine kuvvetli bir duyguyla karşılaşmış. Bu yıldırım aşkı, ‘ömür boyu sürecek ıstırabı’ olacaktır. Oysa kitaplarda okurken nasıl da gülerdi bunlara. Ne yazık ki ‘yakışıklı denizci’, şimdilik, ablası ile beraber.
O zamana dek Fatma ile nişanlanmaları gün meselesi olan Bülent de beklemedeydi. Süreyya’ya içini döküyor; “Üç gün önce tanıştılar. Âşık oldular birbirlerine. O’nu görünce unuttu beni. Bu gece ‘ya ben ya donanma’ dedim, O donanmayı seçti. Bilirsin sabırlıyımdır. Er veya geç ben evleneceğim Fatma’yla.”
Tarık’ın üç (romanda ‘6’) aylık bir eğitim için Amerika’ya gidişi her şeyi değiştirecektir. Bülent ‘tatlı sözleri ve pahalı hediyeleri ile’ sevdiğinin kalbini ‘yeniden’ kazanıyor. “İnsan senin gibi bir kızdan ayrılmamak için cennete bile gönderseler gitmezdi” gibi ‘anlamlı’ cümleler, arabayla dolaştırmalar, gazino.
Fatma birden değişiverir. “Sevdiği adamı uğurlayan o değildi sanki.” Tarık’a ilk gönderdiği de bir ayrılık mektubu olur. Bülent’le evleneceğini yazıyor. “Lütfen bunu (kitapta ‘taahhütlü’) postalayıver” dediğinde kardeşinin aklına ‘çılgınca bir fikir gelir’; Mektubu göndermeyecek, ablasının yerine kendisi yazacak.
Sonrasında okyanus ötesine gidip gelen bir duygu seli var. Genç kızı hep yanan bir şömine önünde ve elinde tavuk tüyünden kalemle görüyoruz. “Tarık, beni hatıralarımla bir başıma bırakıp gittiğin andan bu yana günlerim ve gecelerim yalnız seninle dolu. Şimdiden sana kavuşup kollarında eriyeceğim anın heyecanı içindeyim. Ayrılığımız aşkımın alevi oldu.”
New York damgalı ilk mektubu alınca da ‘eli eline deymiş gibi olur’ (sf. 40).
‘The Night Visitor’ (1970) (Henry Mancini). Delikanlı eğitim için gitmişti ama görüntüye geldiği sahnelerde ya mektup okuyor ya da sayfalar dolusu yazıyor. “Mektuplarında yücelen ruhunla sanki seni yeniden tanıdım. İlk günler güzel yüzünü özlüyordum sadece. Şimdi yüce bir ruh, yüce bir dünya kapladı benliğimi.” (Bunlar, ilerde yaşayacağı müthiş duygusal değişimin ‘kabul edilebilir’ olmasını sağlamak için).
Bert Kaempfert ve Orkestrası’nın ‘Free and Easy’ uzunçalarındaki (1970) ‘Love Theme’ (From “You Can’t Win ‘Em All”) (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein). Sonuçta Pan-Am ile İstanbul’a dönmüş. Yeşilköy’de Fatma’nın evleneceğini öğrenince “Bir kurşun yesem şaşırmazdım bu kadar” diyor.
‘Dead Ringer’daki (1964) “Maggie’s Murder” (André Previn). Düğün başlamak üzereydi. ‘Rezalet çıkarmaya değil mutluluk dilemeye gelmiş’. Mektupları kimin yazdığını öğrendiği o gece aslında Süreyya’yı sevdiğini fark eder. Çok mutluydular. Ancak birlikte olacakları 24 saatleri varmış sadece. Bir tatbikata (romanda ‘20 günlük manevra’) katılacakmış. Her saniyeyi birbirlerinin kollarında geçirirler. Deniz kenarı, çay simit, Rolleicord fotoğraf makinesi ile çektirdikleri resim, Kamer Baba’dan aldıkları kuş.
Süreyya ‘sevgilisini, kavuştuğu gün yolcu etmek zorunda kalıyor’.
(Burada ufak bir hata var. Delikanlı “Beraber geçireceğimiz sadece 24 saatimiz var” dediğinde gece yarısıydı. Oysa ayrılırken güneş çoktan yükselmişti).
Genç kız sevdiğini beklerken içinde ‘garip bir his, sebebini çözemediği bir korku vardı’. Pek çok filmde karşılaştığımız bu ‘his’ yine gerçek çıkar. Bir sabah gazetede Tarık’ın ölüm haberiyle yıkılıyor. Kitapta acı gerçeği, karşılamak için gittikleri Gölcük’te öğrenirler (sf. 76-77).
‘Umutlarını yitirip, dayanacak gücünün kalmayınca’ intihar girişiminde bulunuyor. Hastanede hamile olduğu anlaşılır. ‘Tarık’ın bir parçasını taşıyormuş’. Bu sırada ablası ile ilgili bir gerçeği öğreniyoruz.
Doktor Muzaffer Yenen; “Bir daha intihara teşebbüs edebilir… Onu yaşamaya teşvik edin. Masum bir yavruyu ortadan kaldırmaya hakkı olmadığını söyleyin. Göreviniz zor. İki hayatı kurtaracaksınız.”
Fatma; “Yalnız iki hayatı değil Doktor Bey, bir ailenin de evliliği kurtulmuş olacak.”
Genç kadın Bülent’le çok mutlu. Kocası da O’nu çok seviyor. “En aşağı 6 çocuğumuz olacak” diye başının etini yiyormuş. Yalnız ortada bir sorun var. Fatma’nın (romanda ‘geçen yıl geçirdiği salpenjit nedeniyle’) çocuğu olamazmış. ‘Kadın Asla Unutmaz’ (1968) ve ‘Lekeli Melek’teki (1969) duruma benzer bir çözüm bulurlar. ‘Yuvasının kurtulması için Süreyya’nın çocuğunu nüfusuna geçirecek’.
Bülent, İngiltere’de geçen balayları sırasında(!), Avustralya’daki bir baraj inşaatı için (romanda ‘bir Japon şirketiyle’) anlaşma yapmış. Yarın yola çıkıyor ve bir yıldan önce dönmezmiş. Fatma gebe olduğunu söyleyip burada kalacakmış.
Her şey böylece ayarlandıktan sonra ‘nihayet, dokuz ay on gün evvel yola çıkmış olan küçük yolcu gelip kapıyı çalar’. Kitapta doğum, arkadaşları Roza’nın kocasına ait ve Roma civarındaki özel bir klinikte. Yavruya Tarık ismini verirler. Bülent de Onları almaya gelmiş. O denli sevinçli ki isim konusunda sorun çıkarmıyor bile!
Süreyya, çocuğuna ‘teyzesi olarak veda eder’. Sonraki görüşmeleri yıllar (romanda ‘6’) sonra olacaktır.
Kerime Nadir’in deyişiyle “Tarik-i dünya” gibi yaşamaya başlar. Her şeyden elini eteğini çektiği bu süreçte yanında yine Durul vardı. Kahramanımızı yalnız bırakmaz hiç. “Düşündüm, seni oyalayacak bir işe ihtiyacın var” diyordu. Delikanlının Talimhane’deki kulübünde şarkı söyleyecekmiş. Seçtiği parça da iç dünyasına çok uygun; ‘Dert Bende’ (1972) (Vedat Yıldırımbora). Ama ‘dertleri’ artmaya devam ediyor.
‘The Godfather’daki (1972) ‘The Halls of Fear’ (Nino Rota). “Bir gece eve döndüğümde acı bir olay simsiyah bir perde gibi aniden yaşantımı karartı. En büyük dayanağım, canım amcacığım amansız hastalığına dayanamayarak ölmüştü.”
Süheyl Denizci Orkestrası eşliğinde ‘Bir Teselli Ver’ (1971) (Orhan Gencebay). ‘Teselliyi’ yine sahnede arıyor. Bir gün karşısında Fatma’yı bulur. Bir sürpriz yapmak istemişler.
‘Sunflower’ (1970) (Henry Mancini). Oğlu, özbeöz yavrusu ile karşılaştığında bu melodi var. Tarık “Anneciğim” diye bağırarak koştuğunda kollarını açıp beklemişti ama çocuk yanından geçip Fatma’ya sarılır. Oysa senelerdir “O’nu doğuran benim. Kan çeker, sever beni. Bir gün de ‘anne’ der” ümidi içindeydi.
Hugo Montenegro ve Orkestrası’ndan ‘Wait Until Dark’taki (1967) ‘Theme For Three’ (Henri Mancini) Birkaç gün beraber olurlar ama bu sırada ‘yavrusunu kazanmak için ısrar etmenin O’nu kaybetmekten başka işe yaramayacağını’ anlıyor. Oğlunun saçlarını, ‘teyzesi’ olarak, okşamak, koklamak, öpmek. Bunlarla yetinmek zorunda.
Sayılı gün. Bülent’in bir buçuk aylık izni çabucak biter. Yine ayrılık vakti gelmiş. Dış hatlara ait İskenderun gemisi rıhtımda bekliyor. ‘Acı kaderinin son darbesi’ gibi oğluna bir kez daha veda eder. Bu sırada biraz arkada filmin yönetmeni Orhan Elmas, elinde sigara, biriyle hararetli hararetli konuşuyordu (Hitchcock/Nejat Saydam Sendromu).
Sonrasında kendisini kimsesiz çocuklara adar. Sekiz yavruyu evlat edinmiş. ‘İhtiyacı olan sevgiyi, şefkati Onlarda bulmaya çalışıyor’. Su gibi akıp giden 15 yılda kuklacı, ‘Kabahat Seni Sevende’yi (1972) (Orhan Gencebay) söyleyen şarkıcı, iğne yapan hemşire ve öğretmen olarak görüyoruz kendisini. ‘Saçları aklarla, asil yüzü ince çizgilerle donanmış’. Güzel gözlerine de yorgun bir tevekkülün gölgesi yerleşmiş.
‘La Course Du Liévre á Travers Les Champs’daki (1972) ‘La Course Du Lievre’ (ilk 55 saniye) (Francis Lai). Bu yıllarda bir de yangın atlatır. Neyse ki can kaybı olmamış.
Filmin sonunda Feridun Çölgeçen tarafından ‘Yılın Annesi’ ilan edildiği toplantı var.
Madalyasını oğlu Tarık takıyor. ‘Nasıl da boy atmış, güzel bir delikanlı olmuş’.
‘En Son Hatıra’ (1971) (Fehmi Ege). Dansları Durul’un söylediği şarkıyla. “En son hatıram//İlk günün sevinci//Kirpiklerinden yanağıma//Düşen küçük bir inci.”
Kitapta üsteğmen Tarık Engin bir denizaltı subayı. Süreyya ile hafifçe çarpışması Fatma’nın yaş gününde. Ama ilk karşılaşmaları bundan 5 yıl önce Pendik’teki okul kampındaymış.
Fatma önceleri Bülent’le nişanlanacakken denizci ile beraber olur. Sonra eski sevgilisi ile evlenmeye karar verir.
Süreyya delikanlıyı oralarda mutsuz etmek istememiş. Ablasının veda mektubunu postaya vermediği gibi kendisi yazmaya başar. Durumun ortaya çıkması, yazara göre, “İskender’in kılıcı gibi sert, keskin ve zekice bir müdahale” ile olur.
Milyoner Vehbi Yücesan’ın oğlu Bülent. Sabırlı ve inatçı bir genç. 32. sayfada Yüksek İnşaat Mühendisiydi. 95. sayfada Yüksek Mimar. Yurt dışında bile (‘bile’ neden) ihale kazanan, oteller, barajlar, köprüler, yapan bir şirketin ortaklarındanmış. Öylesine ‘işkolik’ ki İngiltere’de balayı sırasında bir Japon firmasıyla Avustralya’daki baraj için anlaşma yapar.
Sonradan Yeni Zelanda ve Filipinler’de çalışacaktır.
Süreyya’nın Roma yakınlarındaki bir doğumevinde dünyaya getirdiği çocuk, kayıt defterine Fatma’dan doğan Tarık Yücesan olarak kaydedilir.
Romanın sonunda, yıllarca uzak kaldığı evladını kucaklarken “Oğlum, sen yokken bu dünyada benim nem vardı acaba” diyor.
Bert Kaempfert ve Orkestrası’nın ‘Free and Easy’ uzunçalarındaki (1970) ‘Hit the Open Road’ (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein).
Gazinoda şampanya içip dans ediyorlar. Bülent, Fatma’yı hediyelere boğuyor.
Süreyya düşüncelere dalmış; “O günden sonra milyoner Sadık Bey’in oğlu Bülent, kardeşimi tekrar etkisi altına almıştı. Artık Fatma, Tarık’ı sanki hiç sevmemiş, tanımamış gibiydi.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
Oyuncular
Türkan ŞoraySüreyya
Mesut EnginTarık (Gençliği)
Feridun Çölgeçen
Muzaffer YenenDoktor
Esin Engin
Muammer GözalanSüreyya'nın amcası
Murat SoydanBaba Tarık
Muzaffer Yenen
Ali Demir
Kubilay HakanUşak
Toron KaracaoğluNihat Ziyalan Seslendirmesi
Hayri EsenMurat Soydan Seslendirmesi
Cüneyt TürelEsin Engin Seslendirmesi
Zafer ÖnenMuzaffer Yenen Seslendirmesi
Fuat İşhanMesut Engin Seslendirmesi
Jeyan Mahfi TözümTürkan Şoray Seslendirmesi
Erdoğan EsenboğaFeridun Çölgeçen/Muammer Gözalan Seslendirmesi
Meral ZerenFatma
Nihat Ziyalan
Ömer DönmezTarık (Çocukluğu) Künye
Yorumlar
Türkan Şoray'in diğer filmleri
2015Hatıraların MasumiyetiBelgesel
2015Uzaklarda AramaDram, Komedi, Müzikal★ 7,7
2014Sinemada İstanbul: Kadrajdaki ŞehirBelgesel★ 6,6
2012Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam 2. SezonDram, Tarihi★ 9,4
2012Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam 1. SezonDram, Tarihi★ 7,8
2011Gümüş Lale Burası Osmanlı 1711Dram, Tarihi, Savaş
2009Altın KızlarKomedi, Sitkom★ 7,8
2008İzzet Günay BelgeseliBelgesel, Biyografi★ 9,2
roman uyarlamalarını hiç sevmem ama bu roman çok güzel olmalı ki yada çok güzel uyarlamışlar ki diğer roman uyarlaması filmlere göre daha iyi olmuş. ama türkan şoray hariç diğer oyuncular için daha iyi bir cast olabilirdi.
Şu aralar aslında fazla film izlemeye zamanım yok ama bu film hakkında o kadar güzel yorum okuduktan sonra youtube da oturup izleyeyim dedim. Ne yalan söyleyeyim, biraz zaman kayıbı oldu benim için. Senaryosu aşırı derecede Kadın Asla Unutmaz filmine benziyor ve ben onu filmi önceden izlediğim için bu izlerken sıkıldım. Tarıkın sonunda geri gelmeyeceğini de biliyordum çünkü diğer filmde hep Ediz Hun belki geri gelir diye bekkemiştim sonuna kadar. Önce oğlunun yetişkin halini Murat Soydan oynayacakmış diye yazılmış burada, ona hiç şaşırmadım çünkü yine diğer filmdekinin aynısı olacakmış demek ki. Bu filmdeki beğendiğim iki şey var dı, birincisi evlatlık aldığı çocukların Türkan Şoraya çicek getirme sahnesi. İkincisi de son sahne. Oğlu ve sevdiği adamla dans ettiğini göstermeleri çok hoş olmuş. Beni en çok güldürten Ömercikle çekilen sahnelerin bir tanesi. Dağlar Kızı Reyhan da Ömerciğin Kartal Tibete söylediklerinin harfiyen aynısını söyletmişler Türkan Şoraya. Halbuki bu filmin o filmle alakası yok, yani hiç mi başka söz bulamamışlar dedim izlerken. :D Ama tabiki Kadın Asla Unutmazı izlememiş ve Dağlar Kızı Reyhandaki repliği hatırlmayan birisi bu filmi çok beğenebilir. Özenle çevrilmiş çünkü.
Ben Diğer Arkadaşların belirttiği gibi sıkıcı bulmadım Filmi. Bence çok güzel bir Film. Sultanın en sevdiğim Filmlerinin arasında olan bir Film. Ve Kamuran Akkor’un seslendirdiği Şarkılar çok güzel. Türkan Şoray evlatlık aldığı çocukları yangından kurtarma sahnesi bence çok etkileyici kendi Hayatını hiçe sayarak.
Yeşilçam romantizminin en yoğun şekilde hissedildiği aşk filmlerinden biridir.
Nihat Ziyalan ı iyi bir rolde görmek hoştu. . Filmdeki her karakter güzeldi.. hele son sahnede ki Esin Engin in -son hatıran şarkısıyla hem oğlu hem sevdiği erkekle dans ettiği kareler çok uyumlu ve duyguluydu.ben Tarık belki çıkar gelir diye beklemiştim film boyunca olmadı.keşke o kadar erken ölmeseydi. ..
kısıtlı bir oyuncu kadrosu var ama film bu hali ile bile güzel. çok titiz bir çalışmayla çekildiği çok belli oluyor.
bu filmin sonunda aslinda türkan sorayin oglunu murat soydan oynamis sinemalarda ilk böyle gösterilmis sonra tepki yiyince halktan yerine hemen baska bir isim bulmuslar oda mesut engin olmus bunu bi arkadastan ögrenmistim burada ve cok tuhafima gelmisti bu konu ne kadar ilginc ama olmus böyle birsey filme gelince daha önce yorumumu yapmistim
Meral zerenin en iyi filmi diyebilirin.. türkanla oynamak kimin fikridiyse zihnine saglik. Filmi bende bikamdan seyredebilirim. Ayri bir büyüsü var olduguna inaniyorum.. ses te kamuran akkorun sesi ve o zamanin en iyi sarkilari olunca. Müzikte ayri keyif vermis. Kötü karakter yok bu filmde. Nihat ziyalan bile iyi rolde. Güzelligi göz önünde olan bir türkan soray filmi. Filmin son sahnesinde ömercil büyümüs mesut engin olmus. Güzel film
İzlerken biraz sıklıdıgım, sarkıların coklugu nedeniyle konser izliyorum sandıgım film. Cocugunu ablasının alması ve annenin teyze durumuna gelmesi güzel bir konu olabilir ama ben işleyişi hiç begenmedim.
filmin sonunda oglu mesut engin olarak gözüküyor,filme gelirsek bu tarz filmleri pek sevmem
<p>İstanbul sinemalarında vizyona giren film: "Dert Bende" izleyiciden çok tepki almıştır.Filmin son sahnesinde Murat Soydan'ın oğlu rolünde yine Murat Soydan oynamış ve "Anne anneciğim" repliğiyle büyük tepki toplamış, bunun üzerine film vizyondan kaldırılmış ve sahne tekrar çekilmiş, montajlanarak sinemaseverlerle buluşmuştur.</p><p>Film belirtilen tarihte gerçekleştirilemediği için bir çok gemi sahnesi çekilememiştir. </p>
Süper bir romantizm dolu aşk filmi müzikler harika
filmde bir türkan şoray trendsetter titr rüzgarı resmi geçiti..."müziklr olağanüstü; soundtrack. yapıtın başları insanın başını döndürecek yoğunlukta.kamera balans ve manevrası muhteşem. görüntü yönetmeni döneminde ödül almalıydı.kamuran akkorun fevkalade sesi ile ;müzik ziyafeti.replikler ve herşey ama herşey 1 numara.süreyyanın melankoli kimyası ve aşktaki rengi tam sinemada aradığım nitelikler.esere hayat veren herkese canı gönülden teşekkür ve tebrilklerimi sunarım.
bende dvd si var hep izlerim etkisinde kaldığım bir flim süper sin türkan şoray güzellik gerçekten süpersin
diğer benzeri filmlere göre daha özenilerek çekildiği için izleyebildiğim ve bu tarz masalımsı filmleri sevmediğimi tekrar belirtmek isterim. bu türü sevenlerin gözünde çok iyi bir film olduğu kesin.
murat soydanın burada ölmesi beni etkiledi keşke ölmeseydide aşklarını daha çok yaşasalardı izlenmesi gerekenlerden
filim çok guzeldi müziğide öyle
müthiş ötesi şarkılarıyla duygu yüklü çok güzel bir film..ağlamamak elde değil.izlemek ise bir zevk...
1973 Yılının en güzel yapıtlarından biri. Kamuran Akkorun sesi ile film müzikleri ayrı bir renk kazanmış, filmde kullanılan Henry Mancini Sunflower ve Stelvio Cipriani Madly / Eva müzikleri filmin havasını büyülüyor adeta izlemeye değer bir film.