At

Yıl1981
Süre107 dk
TürDram

Baba Hüseyin (Genco Erkal), oğlu Ferhat’ı okutmak için, köydeki evini ipotek ettirip İstanbul’a gelir. Peki İstanbul’da onu ne beklemektedir? Yol boyunca gördükleri aslında nasıl bir cehenneme geldiğine ilişkin birçok ipucu verse de o bunu fark edecek durumda değildir. Onun bütün derdi oğlu Ferhat’tır. “Biz okumadık bari çocuk okusun. Askerde bizim yüzbaşı öyle derdi.

Siz adam değilsiniz, çocuklarınızı adam edin, derdi. Ezilmesin, sürünmesin sizin gibi.” Hüseyin bir süre İstanbul’da kalacak, çocuğunu okutacak para biriktirecektir. Süleymaniye civarında çoğunlukla da seyyar satıcıların kaldığı bir hana yerleşir. Memleketlisi Remzi’nin yardımıyla üç tekerlekli bir araba alıp seyyar satıcılığa başlar.

Akşam hanın bir köşesine çekilip namazını kılar ve dua eder: “Her şeye kadir Tanrı’m. Beni şaşırtma.... Elimizden tut. Çocuğun hatırı için. Çocuğun yüzü gülecek, çocuk okuyacak...” Sabah olur han boşalır, seyyar satıcılar şehre dağılırlar. Ama o gün İstanbul’da tutunmanın o kadar da kolay olmadığını öğrenir. Zabıtalar peşine düşünce arabasıyla birlikte can havliyle koşmaya başlar. Hem de hiç durmamacasına.

Hana ancak çok geç vakitlerde dönebilir. Bu arada çocuğunu okutmak için arayışlar içerisindedir. Parkta tanıştığı birinden devletin parasız yatılı okulunun olduğunu öğrenir. Oraya gider, ama okula kabul edilmek için çocuğun babasının ölmesi gerektiğini duyunca yıkılır. Seyyarlıkta da işler yolunda gitmemektedir. Peşlerinde sürekli zabıtalar vardır. Pazarcılığa geçmek ister, ama orada da başka organizasyonlar vardır.

“Ağa kısmı yalnız köyde mi olur? Sen öyle sanırsın! İstanbul’da en alâsı var. Her yeri bölüşmüşler.” Ama o hâlâ saf duygular içindedir: “Ağaya gidip desem... Çocuk okuyacak desem. Beni de aralarına alsalar, çocuğun sevabına...” Oysa onun gibilerine “kök salmak yasaktır”. Sonunda zabıtalar tezgâhını denize boşaltıp, arabasına da el koyarlar. Artık tam bir ruhsal çöküntü içerisindedir.

Oğlu Ferhat, yenilgiyi gördüğü için “baba artık köye dönelim,” dese de, o köye dönmenin daha büyük bir yenilgi olduğunun farkındadır. Direnir, ama önünde de hiçbir açık kapı gözükmediği için bunalıma girer. Sabah pazarda yeri olan, “kök salmış” bir seyyar arkadaşının tezgâhını alıp pazara gelince arkadaşı tarafından sokak ortasında bıçaklanarak öldürülür.

Han arkadaşları tabutunu bir taksinin üstüne bağlayıp köyüne gönderirler. İstanbul bir tutunamayanını daha kıyıya vurmuştur. Böylece ne babanın çocuğunu okutma arzusu ne de çocuğun bir ata sahip olmak düşü gerçekleşmiştir.

Kadro

Oyuncular

37 kişi
Yapım

Künye

YönetmenAli Özgentürk
SenaryoIşıl Özgentürk
Görüntü YönetmeniKenan Ormanlar
YapımcıAli Özgentürk, Kenan Ormanlar
ŞarkıOkay Temiz
Sinemaseverler

Yorumlar

14 yorum
AlınYazısı13 Temmuz 2016

Herşeye rağmen ümitli bir adam vardır. Yarından adı gibi emindir sanki Okuyacak der bizim Ferhat. Sanki Makine gibi Gadasını aldığım. Büyük şehir onun için kurtuluş ve yarının teminatı. Biz Okuyamadık Bari O okusun Askerde Yüzbaşımız derdi Oğlum Siz adam değilsiniz bari evlatlarınız okutun adam olsun. Diyerek gururlanır. Ferhat buya oda babası kadar ümitlidir. Fakirlik yokluk ve yoksulluk üzerine cehalette eklenince karşısına yenemeyeceği bir düşmanı çıkıyor. Bir At ve Güzel bir yaşam Hayali…. Ama Hergün makine gibi İnsan yiyen Bu Koca şehrin girdabına ölümüne atlamak…Ufacık dünyasında koca bir hayali olan bu adamla masm çocuğu yemiyecek mi ? ‘’Genco Erkal’’ usta şahane oynamış. Filmin final kısmındaki o arabanın üzerindeki çiçek sahnesi ve kerametin çiçekte olduğunu sanan Genç Adam’ın vahim ve hazin sonu izleyiciyi baya üzecek cinsten. İyi bir hikaye anlatılan verilen mesaj final baya güzel işlenmiş. Hüseyin artık bütün gemileri yakmıştır. Çünki Hükümet Mektebinde okutmak istediği Oğlunu hükümet destekli okuması için resmiyette ölmesi şarttır. Finalde sanki artık tek çıkar yol Ölüme doğru bile bile yürümek gibidir. Yaşlı Kör Nergis’in Sahnesine hiç ama hiç gerek yoktu. Güler Ökten yani Deli kadın’ın oynadığı karakterin yaşadıkları o dönemin yönetim tarzına ve şekline ince göndermelerdir. Sosyolojik toplumsal ve psikolojik karışımlı kıyıda köşede unutulmuş bir film. Ali Özgentürk’ün 80 lerdeki İlk Filmi Mutlaka İzlenmeli. 10/8

Zebercet_Gezgin9 Haziran 2014

Göç filmlerinin başarılı örneklerinden biridir. Ali Özgentürk sinemasının tepe noktası olarak değerlendirilebilir. Girişindeki belge görüntüler Türkiye kır gerçekliğinin ve örfünün kamera cihazıyla kayıt altına alınmış halidir ve değerli bir kayıttır.

Göztepe17 Nisan 2013

Oyuncu olarak ilk kez izlediğim filmde başrolde oynayan Genco Erkal'dan iyi bir film. Köyden kente oğlunu okutmak için çabalayan seyyar satıcılık yapan bir barınakta yaşayan insanlar. Bir nevi seyyar satıcıların yaşadığı zorluklar yansıtılmış filmde. Dikkat çeken bir noktada ozkaraçam'ın bahsettiği gibi Güler Ökten'in elinde kırmızı torbayla dolaştığı ve aklını kaçırmış sahneleriydi !

ozkaracam3 Ocak 2011

Belirtmeyi atladığım iki güzel özellik daha var. Birincisi Kırmızı Torbalı Kadın (Güler Ökten), diğeri de final sahnesi. Bu kadın, birkaç kere baba-oğulun karşısına çıkar. Tam da yeni bir girişimden hayal kırıklığıyla dönerlerken. "Çocuğunuzu alırlar elinizden zorla. Rahminizden koparırlar" der. Sonra iki kişinin konuşması: "Ne olmuş bu kadına?" "Oğlunu vurmuşlar, aklını kaçırmış." Bilmeyiz oğlunu kimler, hangi nedenle vurdu. Fakat 1981'de, evladını terör olaylarında yitiren acılı anne-babaları düşünürüz doğal olarak. Final sahnesinde handakiler, aralarında para toplayarak Ferhat'ı köye götürecek arabaya bindirirler; arabanın üstünde Hüseyin'in tabutu. Araba gider, gider. Stadyumun yanından geçerken "goool" seslerini duyarız, Kırmızı Torbalı Kadın'ı görürüz. Bir şeyler söylüyordur, sesi duyulmaz, kamera gözlerine "zoom" yapar. Koca şehir baba-oğulun umutlarını yemiş, bitirmiş, evlat acısıyla aklını kaçırmış kadın ise buna sessiz bir ağıt yakıyordur sanki. 

ozkaracam2 Ocak 2011

<p>Yılmaz Güney Sineması'nın açık bir takipçisi olan bir film. Fethi Naci, Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde romanı için &quot;bilinçsizliğin romanı&quot; tanımlamasını yapmıştı. Yılmaz Güney de, bir anlamda, bilinçsizliğin sinemacısı idi. Emekçilere yapay bir bilinç atfedip ( o dönemin) Türkiye gerçekleriyle pek uyuşmayan örgütlü mücadele tasvirleri, sadece (cezaevinde senaryosunu yazdığı) Bir Gün Mutlaka filminde vardır. Kendisi de ortaya çıkan yapıtı pek sevmemiş, benimsememiştir zaten. Umut'un Cabbar'ının, Sürü'nün Şivan'ının, Düşman'ın İsmail'inin içinde yaşadıkları sömürü ve adaletsizlik dolu dünya karşısındaki bilinçsizliklerini işlediği zaman, daha başarılı olmuştur. O dönemde işçi sınıfının bir bölümü de siyasal mücadelenin içindeydi kuşkusuz, fakat işin bu yönü işlenmeye kalkıldığında kişileri idealize, olayları da şematize etme tehlikesi büyüktü. Adını andığım filmlerde Cabbar ve Şivan, hayat çarkının dişlileri arasında ezilirken, İsmail yavaş yavaş belli bir bilince ulaşır. Kişilik yapısı ve dünyaya bakış yönünden Umut'un Cabbar'ından pek farklı olmayan At'ın Hüseyin'i de, dişlilerin arasında kalmaktan kurtulamaz. Baba-oğulun kaldıkları handaki insanlar, Anadolu'dan kopup gelmiş, tutunmaya çalışanlar (Yaman Okay, Macit Koper), işini tutturmuş olanlar (Selçuk Uluergüven, Bektaş Altınok), kim olduğu bilinmeyen, fakat çok farklı bir dünyanın ve anlayışın insanı olduğu anlaşılan Kuşçu (Ayberk Çölok) bence çok iyi işlenmiş karakterlerdir. Bu arada, bir sahnede, bir esnaf dükkanının duvarında Kenan Evren'in üniformalı, asker selamı veren fotoğrafını görürüz. Filmin ironisine katkıda bulunan bu sahne, büyük bir olasılıkla mizansen falan değildir, o dönemde kurtarıcının (!) bu fotoğrafı pek çok yere asılıyordu.  </p><p>  </p>

Yuxel190717 Nisan 2009

<p><strong>-Harika bir filmdi.. Ben de ilk seyrettiğimde bu bizim de bu tarz filmler yapabileceğimize inanmamıştım. Ama Ali Özgentürk, keşke devamını getirebilseydi..</strong> </p><p>Psk. N.Yüksel Çakır</p>

Glasscow10 Mart 2009

<strong>kendi kendine spoiler veren bir ali özgentürk filmi. sadece yetimlerin yatılı okuyabildiğini öğrenmemizden sonra filmin resmen tadı kaçıyor. kurbanlık koyun gibi mutlak sonu bekliyoruz. pazardaki final sahnesi ise şaşkınlık yaratacak derecede kötü. oysa herşey çok iyi başlamıştı.</strong><br />

behiç196729 Haziran 2008

Usta ve büyük tiyatrocu Genco Erkalın ilk sinema filmi.Genco Erkalın ve yaman Okay ın mükemmel oyunculuklarına Okay Temiz in harika müzikleri eklenince  ortaya çok güzel bir film çıkmış.Film  ayrıca istanbulun salaş yaşamından ve zorluklarından kesitler sunarak insanı başka dünyalara götürüyor.

yorgun8516 Mart 2008

Çok beğendim gerçekten güzel bir film ve kadro da iyi iş çıkarmış

zuhtuural9 Mart 2008

okay temizin müzikleriyle izlenmesi gereken bir film

regina29 Ekim 2007

aklıma "çocuk okuyacak " cümlesini kazıdı bu filmde genco erkal.. benzersiz bir yapım.. vay be isteyince eşsizleştiriliyormuş türk yapımlarda dedirten nadir bir film..emeği olan herkesi içtenlikle kutlarım..

Yuxel190715 Eylül 2007

1993 yılında ilk seyrettiğimde bu filmi neden daha önce görmedim diye hayıflandığım MUHTEŞEM FİLM..

bahadıreren20 Mart 2006

Genco Erkal öle bir oynamış ki.Her şeyiyle Türk sinemasının yüzakı filmlerinden bu filmi herkes seyretmeli.

Yuxel

Bu filmde beni ürperten yapımlardan biri,Genco ERkal harika bir performans sergilemiş sıradışı bir yerli film.

Yorum yaz

Benzer

Genco Erkal'in diğer filmleri

Filmografi →